Yıkıcı, boyun eğmez ve asi?

Edebiyatın dünü ve bugünü üzerine yazan iki Latin Amerikalı yazar, Mario Vargas Llosa ve Carlos Fuentes, Edebiyata Övgü başlığı altında toplanan yazılarında tartışıla gelen pek çok konu üzerinde odaklanıp edebiyatın neden baş tacı edilmesi gerektiğini anlatıyor, bizleri edebiyat üzerine düşünmeye, gerçek edebiyatı yapay olandan ayırt etmeye davet ediyor.
Edebiyat, özgürlüğe açılan yollardan biri, gürültüyle sükunet arasında mahur bir bestedir. Seslerin resmedilmesidir, yaşamak için tek başına yeterli olmasa da ölmemek için kusursuz bahaneler yaratan ve bizi daima ileriye taşıyacak olan bir imdir. Flaubert ?Yazmak bir masumiyet yitimidir? dese de, benim bildiğim en kutlu eylemdir ve ?okumak? düşünebilmek, sorgulayabilmek, üretebilmek, dahası bambaşka bir dünya yaratabilmek için didinirken düş ve düşünce yoksunluğumuzu aydınlatan güneştir. Çünkü ?Okumayan, edebiyata el sürmemiş bir insanlık, kaba ve ilkel dili yüzünden ürkütücü iletişim sorunları yaşayan bir sağır ? dilsizler topluluğuna, sözcük oluşturma yetisinden tümüyle yoksun bir topluluğa döner.? (s.22) Yahut okumamak, yapacak daha önemli işleri olduğunu söyleyip duran, çok konuşup az şey söyleyen insanların yaşadığı bir cehennemi yaratır.

Celâl Üster’in çevirisiyle okuduğumuz ?Edebiyata Övgü?, edebiyatın boş vakit değerlendirme uğraşı olmadığını, yaşamın gerçeklerine karşın ne denli önem taşıdığını anlatan üç deneme içeriyor. İki Latin Amerikalı yazarın; Mario Vargas Llosa ve Carlos Fuentes’in kaleminden çıkan yazılar, edebiyatın, bir üst sınıf uğraşı olmadığını, aslında edebiyatın ne olmadığından çok ne olduğunu sorgulayan, anlatan yazılar olarak karşımıza çıkıyor.

Kitaptaki ilk metin “Neden Edebiyat?”, Llosa’nın, 2001 yazında ABD’nin saygın yayın organları arasında gösterilen The New Republic’te çıkan yazısı. Kurgulanmış dünyaya gerçek bildiğimiz yaşamda neden gereksinim duyulduğunu, edebiyatın kışkırtıcı ve başkaldıran yapısını gözler önüne sererek okuma edimiyle insanların, toplumların gerçekte nasıl da kazanç sağlayacağı üstünde duruyor. Teknolojik gelişmelerle birlikte iletişimsizlik çağına girmeyi başaran insanlık için önemli tespitlerde bulunurken, edebiyatın, basılı kitapların kültürün devamını sağlaması, dili zenginleştirmesi ve bambaşka bir dünyada yaşayabileceğimizi hatırlatması sebebiyle de vazgeçilmez olduğunu vurguluyor. Çünkü ?Edebiyat, yazgılarına boyun eğen, yaşadıkları yaşamdan hoşnut olan insanlara hiçbir şey söylemez. Edebiyat, asi ruhu besler, uzlaşmazlık yayar; hayatta çok fazla şeyi ya da çok az şeyi olanların sığınağıdır.(?) Bütün bunlar, kendimizi bu hak tanımaz hayatın, benliğimizi saran birçok özlemi dindirebilmek için birçok farklı insan olmak istememize karşın bizi hep aynı insan olmaya zorlayan hayatın yanlışlarından ve dayatmalarından arınmak amacıyla icat ettiğimiz yollardır.? (s.26)

İkinci yazı ise 2012’de yaşamını yitiren Carlos Fuentes?in kaleminden. Fuentes, “Romana Övgü” adını verdiği metni 2005 Eylül?ünde düzenlenen Berlin Uluslararası Edebiyat Şenliği’nin açılış konuşması olarak sunmuş. 2005’te yayımlanışının 400. yılı kutlanan Don Quijote (Don Kişot) romanından yola çıkarak edebiyatın, özellikle romanın günümüzde taşıdığı anlamını, misyonunu açıklıyor. Don Quijote’nin edebiyata katkıları üzerine yoğunlaşıp, Erasmus ve ?Deliliğe Övgü?nün dünyasına götürüyor bizi Fuentes ve şöyle diyor: ” ?Deliliğe Övgü?, tüm gerçeklerin kuşkulu olduğu, her şeyin belirsizlik denizinde yüzdüğü Erasmus’vari bir evrende dolaşan Don Quijote’nin övgüsüdür; böylece modern roman doğum hakkı kazanır.” (s.39) Romanlar, yazarlar, kahramanlar arasından süzülüp modern romanın sesine kulak kabartıyoruz Fuentes?in kelimeleriyle.

Son yazı yine Llosa’dan. 2010’da Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Mario Vargas Llosa’nın Stockholm’de yaptığı konuşmanın tam metni bu üçüncü metin. “Okumaya ve Kurmacaya Övgü” başlıklı bu metinde, Llosa’nın okuma yazma geçmişi ve edimiyle tanışıyoruz. Bu yazıda da, “Neden Edebiyat?”ta olduğu gibi metni biçimlendiren teknoloji, siyaset ve tarihten örneklerin araladığı perde, edebiyat yoksunluğunun yaşam yoksulluğu olduğunu bir kez daha anımsatıyor. ?Yazmak gibi, okumak da hayatın yetersizliklerine karşı bir protestodur. (?) Kurmaca olmasaydı, özgürlüğün hayatı yaşanılır kılmadaki öneminin, özgürlüğün bir zorba, bir ideoloji ya da bir dinin ayakları altında çiğnenmesinin hayatı nasıl bir cehenneme çevirdiğinin daha az farkında olurduk. (?) Edebiyat, birbirlerinden çok farklı insanlar arasında bir kardeşlik duygusu uyandırır ve cehalet, ideolojiler, dinler, diller ve ahmaklığın kadınlarla erkeklerin arasına diktiği duvarları gölgede bırakır.? (s.53-54-55) diyerek edebiyatın nasıl bir köprü işlevi gördüğünün altını çiziyor.

Edebiyatın dünü ve bugünü üzerine yazan bu iki Latin Amerikalı yazar, tartışıla gelen pek çok konu üzerinde odaklanıp edebiyatın neden baş tacı edilmesi gerektiğini anlatıyor. Okuma edimi, yayın dünyası, satış politikaları, popüler kültür, romanlar, teknolojik gelişmeler bağlamında örneklemelerde bulunarak bizleri edebiyat üzerine düşünmeye, gerçek edebiyatı yapay olandan ayırt etmeye davet ediyor. Çünkü Llosa?nın dediği gibi ?İyi edebiyat, gerçek edebiyat, her zaman yıkıcı, boyun eğmez ve asidir: Var olana bir meydan okumadır.? (s.27)

Öznur Özkaya
http://ilerihaber.org/, 06-09-2014

KÜNYE: Edebiyata Övgü, Mario Vargas Llosa & Carlos Fuentes, Çev: Celal Üster, Notos Kitap, Mayıs 2014, 70 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Çağrı merkezi çalışanlarını anlatan kitap: “İnatçı Köstebek”

Gamze Yücesan-Özdemir, ?İnatçı Köstebek?te Türkiye?de hem metropol, hem de taşradaki çağrı merkezlerinde yürütülen saha araştırmasına dayanarak bu merkezlerde çalışan ve...

Kapat