Yılın Yazarı – Petros Tatsopoulos

Yunanistan edebiyatında 80 Kuşağı?nın en tanınmış temsilcilerinden Petros Tatsopoulos, Yılın Yazarı romanında Yunanistan edebiyatını tartışıyor. Aslında konu ettiği edebiyat değil, edebiyat kurumu; edebi alana yön veren kişiler, kurumlar, siyaset ve gelenek… Böyle bir romanın okuyucuya çekici gelmeyeceğinin farkındalığıyla mizahi bir anlatımı tercih etmiş. Yılın Yazarı, Yunanistan edebiyat kumpanyasının sergilediği bir komik piyes!
Her şey, her yıl düzenlenen ?Yılın Yazarı? seçimi toplantılarında başlıyor. ?İmansız? lakabıyla tanınan Yunan edebiyatının kurumsal otoritesi, Milli Kitap Merkezi Müdürü Thoma Bakircis, toplantıya yeni bir öneriyle gelmiştir. O yıla kadar hep hayatta olmayan yazarları ödüllendiren komitenin bu kez tercihini yaşayan bir yazardan yana kullanmasıni ister. Çağdaş Yunan edebiyatını uluslararsı alana taşımak niyetindedir;
?Uluslararası Kitap Fuarı?na her gidişimde hep aynı nakaratla karşılaşıyorum:  ?Siz Yunanlılara da neler oluyor böyle? Nerede sizin Kadare?niz, sizin Kundera?nız? Sizin Marquez?iniz, sizin Saramago?nuz nerede? Sembol-yazarınızı, römork-yazarınızı nereye gizliyorsunuz? Kazancakis?iniz öleli kırk yılı geçiyor. Kavafis?in ölümünden altmış, neredeyse yetmiş koca yıl geçmiş. Onlardan sonra hiçbir ?Büyük Yazar? çıkartamadınız mı? Kolombiya?nın, Portekiz?in, Çek Cumhuriyeti?nin, Arnavutluk?un cirit attığı bir alanda niye bu denli geri kaldınız?? Söyleyecek laf bulamayıp başımı eğiyorum. Dünyanın en ölü tapınmacı ulusu olduğumuzu açıklamaya çekiniyorum. Ölüleri onurlandırıyor, ölülerin reklamını yapıyor, ölüleri tanıtıyoruz!?
Kuşkusuz Bakircikis?in radikalizminin de bir sınırı vardır; böyle bir seçimde en önemli adaylık vasıflarından bir yaşını başını almışlık olacaktır. Sonra iç ve dış dünyadaki tanınırlık, çok satarlık, cinsiyet, kötü alışkanlıklar, cinsel tercihler, Kültür Bakanı?nın oluru ve derken iş seçilecek yazarın doğum yerine kadar uzatılır. Sona kalan iki yazardan hangisinin tercih edileceğinde en önemli faktör, yazarın doğduğu yerde düzenlenecek ödül törenine katılacak -özellikle yabancı- konukların iyi vakit geçirmeleridir. Yaşadığımız çağlarda gösterinin edebiyatın üzerine çıktığını Bakıcıkis?in düşündüğü, dünya edebiyat ?guru?larını gövde gösterisi ile etkilemek, onların dikkatini yazara ve Yunan edebiyatına çekmeyi sağlamak; ?Yazarımızı ilahlaştıracağız! En azından, ülkemizde daha önce hiç görülmemiş bir görkemle onurlandırılacak. Olimpiyat Oyunları?nda altın madalya kazanan sporcularımızı Atina Atletizm Stadı?nda karşıladığımız törenden de görkemli bir törenle karşılanacak.?
Sonuçta zor da olsa bir isim üzerinde uzlaşırlar; Andoni Manglinis. Ne var ki, yazarlık kariyerinin sonuna yaklaşmış Manglinis kolay bir yazar değil. Kaprisli, geçimsiz, talepleri yüksek. Üstelik doğum yeri olan Siros adasının Belediye Başkanı?yla aralarında çok eski yıllara dayanan bir husumet de var.
Seçici kurul Manglinis?i ikna etmek için aynı zamanda romanın anlatıcı rolünü de üstlenen- İlia Huvarda?yı görevlendirir. Sekiz yıldır yeni bir kitap yayımlamamasına rağmen edebiyat ailesinden sayılan ve bu aileyi iyi tanıyan Huvarda, türlü manevralarla sorunların üstesinden gelmeye çalışır. Yaşanan siyasi gelişmeler, Kültür Bakanı?nın karıştığı skandallar işleri güçleştirmektedir. Bütün sorunlar aşılıp konuklar tören yerine toplandığında çok daha büyük bir sürprizle, üstesinden gelinmesi zor bir skandalla karşılaşırlar…

Saf Edebiyat Var mı?
Yılın Yazarı edebi kuruma yönelttiği sert eleştiriyi mizahi diliyle yumuşatmaya çalışsa da, edebi değerin salt edebiyatın dinamiklerine bağlı olmadığına vurgu yapan bir roman. Yazar, olayları ve kişileri abartmış ya da karikatürize etmiş. Ama eleştirisi yabana atılır gibi değil: Gerçekten de modern toplumlarda edebiyatın/yazının tarihi, yazar, ürün, edebi aygıtın diğer öğeleri, toplum ve siyasi iktidar arasındaki güç ilişkilerinin tarihidir. İster batı demokrasilerinde, ister toplumsal alanın bütününün denetlenebildiği daha baskıcı, çırılçıplak şiddete ve zora dayanan iktidar görünümlerinde olsun, edebiyat ve sanatın iç işleyişi ne demokratik, ne totaliterdir; bu işleyiş otoriteryen bir özellik taşır. Çünkü edebiyat ve sanat, içine girilmesi zorunlu bir alan değil, gönüllülük temelli, çoğu kez de kişisel bir tercihtir. Edebi alanın kuralları ise, yalnızca alanı ve kuralları kabule önceden hazır olanlar, ve kendisine uymaya ?elverişli? olanlar üzerinde geçerlidir. Edebiyat ve sanat alanındaki düzenlemeyi işaret eden otoriteryenizm, meşruiyet zeminine ihtiyaç duymasıyla siyasi otoriteryenizmden farklılaşır. Etkililiği, meşruiyetini mümkün olduğunca rasyonelleştirip, bu alanlara girenlerce paylaşılır kılmasına bağlıdır
Özellikle geç uluslaşma süreci yaşayan Yunanistan ya da Türkiye gibi ülkelerde ise, edebiyat alanının örgütlenişindeki otoriteryen yan daha belirgindir. Dünya ülkeleri ve dünya edebiyatı karşısında kendisini taşraya hapsolmuş gören bir zihniyetin edebiyattan beklediği hem ulusal çıkarları gözetmesi hem de ?klasik?lerle boy ölçüşecek ?dev? eserler vermesidir. Beklentilerin gerçekleşmesi için edebiyata yol gösterecek kurumların varlığı şarttır.
Terry Eagleton?un Eleştiri ve İdeoloji adlı incelemesinde belirttiği gibi, aslında bütün edebi üretim kültürel olarak adlandırılabilecek ideolojik aygıt içinde yer alır. Sorun sadece edebi metinlerin üretim ve tüketim süreci değil, fakat böyle bir üretimin aygıt içerisindeki işlevidir. Bu aygıt basımevleri, kitapçılar kütüphaneler gibi belli edebi üretim ve bölüşüm kurumlarını içerir. Ve aynı zamanda görevi daha ideolojik olan ve edebi standart ve varsayımların tanımlanması ve yaygınlaşması ile ilgili olan yardımcı ikincil kurumları da içerir. Bu kurumlara örnek olarak edebiyat akademilerini, edebiyat derneklerini, sansür kurumlarını, edebi dergi ve magazinleri gösterebiliriz…
İşte böyle bir yapıyla hesaplaşmış Yılın Yazarı. Edebiyat alemine ?çuvaldızı batırırken?, ?iğneyi kendisine batırmaktan? imtina etmemiş. Romanın anlatıcı karakteri ile kendi hayat hikâyesi arasındaki benzerlik üzerinden, 80 Kuşağı?nın sorunlarına, açmazlarına da değiniyor. Bizim edebiyatımızla ve kuşaklarımızla benzerlikler içeren bir değerlendirme;
?Bize neden ?öfkeliler? değil de ?hiddetliler? adını takmıştı? Sekiz yıl önce bu sorunun yanıtını buldum ve aynı gün yazarlık yaşamımı bitirdim. Öfkemiz yapaydı, yüzeyseldi! Derinlere inmiyordu! Öfkemiz sahteydi demiyorum -bazılarımız gerçekten de öyleydik- ancak öfkelenmek için gerçek bir nedenimiz yoktu. Pondikas zor bir dönemde yetişip olgunlaşmıştı. Savaş ya da sürgünden yeni dönen ve dolayısıyla kesinlikle öfkeli olmayı halc eden yazarlarla dostluklar kurmuştu. Bu insanların düşüncelerini kâğıda dökmesi yasaklanmış da olsa, öfkelerini sineye çekerek onu bir şekilde ışıldatmayı başarıyorlardı. Sözlerimin doğruluğunu kanıtlayan, sararıp yıpranmış siyah beyaz resimler gördüm, bilirim. Pondikas bizim öfkemizin daha çok sinirsel olduğunu hissedebiliyordu. Freud?un salonunda toplanan histerik Viyanalı kadınlar gibi! Guru, öfkemizin fazla süremeyeceğini, sadece dış destekle yaşatılabileceğini, ama yine de yetersiz eserler üreteceğini anlayabiliyordu.?
Önemli tespitlerde bulunmasına rağmen fazla derinleşmiyor Yılın Yazarı. Muhtemelen Yunanistan okuyucu profilini, yani kitabın satarlığını, kısacası eleştirdiği kurumun dinamiklerini göz etmesindendir. Hal böyle olunca eğlenceli ama uçucu bir hikâye kalıyor geriye.
A. ÖMER TÜRKEŞ,  27/02/2009 Tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki

Tanıtım Yazısı
“Petros Tatsopoulos 1959?un Aralık ayında Girit?in Rethimno kentinde doğdu. Çocukluğu ve gençliği Atina?da geçti. İktisat ve siyaset bilimi okudu. Sosyal danışman, senaryo yazarı, gazeteci, editör ve televizyonda kitap programı sunucusu olarak çalıştı.
İlk romanıyla eleştirmenlerin beğenisini kazandı, ?80 kuşağı? olarak adlandırılan genç yazarların en çok tanınan temsilcisi oldu. Önceki kuşakları besleyen düşlerle, ideolojilerden yoksun çağdaş gençlerin açmazları ve arayışlarını ele aldı. Yerleşik kurumlarla yaygın düşünce kalıplarının parodisini vererek, toplumun iç karartıcı görüntüsüne ayna tuttu. Yalın bir dille, gerçekçi bakış açısı ve buruk bir alaycılıkla, mevcut düzenin mantık dışılığını ve seçeneksiz bireylerin tablosunu çizdi.
Tatsopoulos bu romanında, Milli Kitap Merkezi?nin bir sanatçıyı yılın yazarı seçmesinin öyküsünü anlatıyor: Farklı gruplar, bu seçimi kendilerine yontmak üzere çeşitli entrikalara başvururlar. Sonunda çoğunluğu en az rahatsız eden bir yazar bu onura lâyık görülür.
Kısa bir süre sonra, seçilen sanatçının başka özellikleri de ortaya çıkar, ortalık karışır.”

YILIN YAZARI
Petros Tatsopoulos
Çeviren: Ari Çokona
İş Bankası Kültür Yayınları
2009
247 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Dilek Şurubu – Michael Ende. ‘Kötülüğe karşı iyiliğin galip geldiği bir roman.’

Michael Ende 'Dilek Şurubu'yla, iyiliğin kötülüğe galip geldiği, belki de dünyanın en vazgeçilmez öyküsünü tekrar anlatıyor. Öykünün sonu gün gibi...

Kapat