Yolu ABD?ye ?düşen? filozoflar – Yücel Kayıran

Offe?nin kitabı, Adorno dersleri bağlamında verilmiş konferans metinlerinden oluşmakta, dolayısıyla Tocqueville ile Weber sosyolojisinin, Adorno üzerindeki izlerini de takip etmekte.
Sonsuz Talep ve İmansızların İmanı kitaplarıyla tanıdığımız Simon Critchley, Kıta Felsefesi (çev. Hakan Gür) adlı kitabında, Kıta Avrupası ile İngilizce konuşulan dünya kavramları arasındaki farklılığa/karşıtlığa işaret ederken şöyle bir anekdotu dile getiriyor: ?5 Ekim 1999?da Avrupa Birliği?nin geleceğine ilişkin görüşlerini açıklaması ısrar edilen Margaret Thatcher şöyle diyordu: ?Benim yaşamım boyunca bütün sorunlar Kıta Avrupası?ndan, bütün çözümler de İngilizce konuşulan dünyadan geldi.??

Critchley, Thatcher?ın ifadesinin, derin bir gerçeği dile getirdiğini söyleyecektir. Ona göre, ?İngilizce konuşulan dünyada yaşayanların birçoğuna göre, kendi dünyaları ile Kıta Avrupası?nın toplumları, onların dilleri, siyasal dizgeleri, gelenekleri ve coğrafyaları arasında gerçek bir ayrım bulunmaktadır.? Critchley, biraz ileride ?İngilizce konuşulan dünya? ifadesi yerine ?Anglo-Amerikan gelenek? kavramını kullanacak.

Kıta felsefesi sonrasının düşünürü olarak tanımlayabileceğimiz Simon Critchley?in, bu küçük kitabı, pedagojik bir doküman değil, Kant?la başlayan kıta felsefesinin, Frankfurt Okulu?yla sona erdiğine işaret eden felsefi bir deneme; Critchley?in, bakış tarzını anlamak bakımından da önemli bir eser.

Bu girizgâhı, Claus Offe?nin Amerika Üzerine Düşünceler kitabına değinmek için yaptım. Amerika ile Kıta Avrupası arasındaki farklılık sorunu, felsefi düzlemde bir karşıtlık gibi görünse de, tarihsel ve toplumbilimsel açıdan yaklaşıldığında, söz konusu olan bir karşıtlık değil bir tür ?akrabalık? olagelmiştir. Tarihsel bakımdan yaklaşıldığında, Asya ve özellikle Afrika, Avrupalılar için hep yabancı kara parçaları olarak görülmüş ve yabancı olana duyulan mesafeli bir ilginin konuları konumunda olagelmiştir. Amerika ise, tam tersine, Avrupalılar için uzak ya da yakın akraba konumunda yer almıştır. ?Amerika, Avrupalılar için, yabancı bir bitki değil, kendi kökünün bir dalıdır.? Ama bu Amerika, Amerika?nın ilk sakinlerinin ve onlara ait toplumsal yapılarının oluşturduğu Amerika değildir kuşkusuz, bu yapıların yıkımından sonra Yahudi ve Hıristiyan dinlerinin aktarılmasındaki rolleri nedeniyle Avrupalı olanların inşa ettiği Amerika?dır. Bu durumu, Offe?nin işaret ettiği gibi, John Locke, ?başlangıçta tüm dünya Amerika?ydı? biçiminde, Georg Kamphausen, ?Amerika gerçekten de dünya tarihini yeniden başlattı? biçiminde ifade etmektedir.

Toplumbilimsel düşüncenin, Amerika?yı konu edinme süreci, Offe?ye göre, tam da bu noktada başlamaktadır. Ancak Avrupalı toplumbilimcilerin Amerika?yı konu edinmesinin nedeni, Amerika?yı, sadece kendi köklerine ait bir dal olarak görmeleri değil, kökleri aynı olmalarına rağmen iki kıtanın toplumlarının özgürlük, eşitlik ve demokrasi deneyimleri arasındaki farkın ne olduğunu irdelemek olmuştur. Amerika, toplumbilimsel düşünce için, özgür ve eşit bireylerden oluşan bir toplumun ortaya çıkışını simgelemektedir. ?İnsanların eşit özgürlüğüne dayalı düzen, Avrupa?da, böyle bir düzene giden yolun daha başında, iç savaş, devrimci ayaklanmalarla sonlanırken, Amerika?da, nasıl olup da ekonomik refah ve denge ile sonuçlanmıştır.

Adorno?nun izinde
Belirtmek gerekir; Offe?nin, Amerika Üzerine Düşünceler?i, ABD üzerine gözlem ve deneyimlerin sonucunda oluşan bir düşünceler kitabı değil, Tocqueville, Weber ve Adorno?nun Amerika üzerine düşüncelerini karşılıklı olarak irdeleyen, ama buradan hareketle, ?Batı modernleşmesinin Avrupa?daki toplumsal koşullarla çelişen Amerikan modeline has özel ve rahatsız edici durum ve kalkınma sürecinde Kıta Avrupası?nı bekleyen tehlikeler ve olanaklar? hakkında bir çalışma. Offe?nin kitabı, Adorno dersleri bağlamında verilmiş konferans metinlerinden oluşmakta, dolayısıyla aynı zamanda Tocqueville ile Weber sosyolojisinin, Adorno?nun düşüncesi üzerindeki izlerini de takip etmekte. Claus Offe, Frankfurt Okulu?nun ikinci kuşağına mensup etkili bir toplumbilimci düşünür olarak kabul edilmektedir.

Geziler, sırasıyla 1831-1832 (Tocqueville), 1904 (Weber) ve 1938-1949 (Adorno) yılları arasında yapılmış. Offe, Tocqueville ile Weber arasında iki kuşağın, Weber ile Adorno arasında ise bir kuşak farkının olduğuna dikkat çekiyor; toplamda ise yüz yıl gibi bir süreyi kapsıyor.. Tocqueville, Amerika?da dokuz ay kalmış; Weber, on üç hafta; Adorno ise, on bir yıl. Tocqueville, araştırma ve inceleme yapmak üzere gidiyor Amerika?ya; Weber, bir kongre daveti vesilesiyle; Adorno ise, Nasyonalist Sosyalist Almanya?dan kaçma ve kendisine toplumbilim alanında bir iş bulma nedeniyle. Tocqueville, dönüşünde Amerikan Dersleri?ni yazar; Weber ise, daha sonra sürekli geliştirilecek olan ?Protestan Mezhepler ve Kapitalizmin Ruhu?, ?Protestan Ahlak?, ?Meslek Olarak Ekonomi?, ?Meslek Olarak Siyaset? konulu çalışmalarını kaleme alır. Offe?ye göre, Amerika?dan çok etkilenmiştir ve Amerika, onun araştırma programının merkezinde yer alır.

Adorno ise, Amerika?dan hemen hemen hiç hoşlanmamıştır. Offe?nin ayrımına göre, Adorno, Amerika?da daha uzun süre kalmış olmasına rağmen, Tocqueville?in dokuz ayda, Weber?in onüç haftada gördüklerine oranla çok daha az yer görmüş ve gerçekliğe, özellikle Amerikan siyasetinin gerçekliğine ilişkin çok daha az izlenim edinmiş ve yorum yapmıştır. Offe?ye göre, bu durumun iki nedeni vardır. İlkin, Adorno, Amerika?ya gönüllü olarak değil, Nazi Almanyası?ndan zorunlu bir göçle gitmiştir. Dolayısıyla Amerika?ya bir araştırmacı-incelemeci gözüyle değil, bir mülteci gözüyle bakmıştır. Zamansal bakımdan uzun süre kalmasına rağmen, çok az yer görmüş, New York ve Los Angeles?ta kalmıştır. 1943?te Amerikan vatandaşlığı alır fakat bir Amerikan kimliğini kabul etmez. Ama felsefi nedenini onun anti-pozitivist deneyim düşüncesinde aramak gerekir. Bu kısmı kitaba bırakalım.

Avrupalı düşünürlerin, Amerika için ileri sürdüğü analizlerin bir çoğunu, Amerika?nın gelişimi, kuşkusuz geride bırakmış. Bunlardan biri, Hegel?e ait. Hegel, Amerika?nın, komşuları arasında güvensiz bir ortam olmadığı için, sürekli bir düzenli orduya gereksinim duymadığını ileri sürmüştü. Ama Tocqueville?in, Avrupa ile Amerika?yı basın özgürlüğü açısından kıyasladığı, bugün bizim için de önemini hâlâ koruyan bir ayrımı var: Ona göre, 19. yüzyıl Avrupası?nda, basın özgürlüğü, politik yaşam için bir dinamit anlamına gelmektedir. Basın özgürlüğü, muhaliflerin halkı ayaklanmaya teşvik etmesi, devrime yönelik istekler oluşturması, politik kini ateşlemesi ve mevcut iktidarı yıkmaya yönelik olanakları kullanması anlamına gelmektedir. Buna karşın, 19 yüzyıl Amerikası?nda ise, basın özgürlüğü, yıkıcı eğilimlere sahip değildir ve büyük fikir akımları üretme işine girmez. Analizin ayrıntısını kitabın okuruna bırakmak gerek.

Allen Ginsberg?in, ?Uluma? şiirini okumak üzere bitirelim.

Yücel Kayıran
03.03.2014, http://kitap.radikal.com.tr/

Kitabın Künyesi
Amerika Üzerine Düşünceler

(Tocqueville, Weber ve Adorno Birleşik Devletler’de)
Orjinal isim: Selbstbetrachtung aus der Ferne. Tocqueville, Weber und Adorno in den Vereinigten Staaten
Claus Offe
Dost Kitabevi Yayınları
Çeviren: Osman Toklu
2014, 111 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Tarihi cinayete uzanan bir araştırma: “Che’yi kim Öldürdü?” – Elif Şahin Hamidi

Kapat