Zeka Testleri ve Irkçılık – Okan Yolcu

ZEKA TESTLERİ VE IRKÇILIK
“Yoksullarımızın sefaletine doğa kanunları değil de kurumlarımız neden oluyorsa, günahımız büyüktür.”
Charles Darwin

20. yüzyılın başında bakanlığın talebi üzerine Alfred Binet başarısız ve özel eğitime ihtiyaç duyan öğrenciler için basit düzeyde bir zeka testi geliştirir. Okuldaki bazı özellikler için geliştirilen test Binet’in uyarılarına rağmen okul sınırlarını aşar uluslara, ırklara(?), sınıflara hatta diğer kategorilere göre daha az olsa da cinsiyete uygulanarak hiyerarşik sıralamaya neden olur ve olmaya devam ediyor. Günümüzde psikoloji biliminden okullara ; gazete, dergilerden sosyal medyaya bir çok alana yayılan zeka testlerinin kökeni 19. Yüzyılda toplumsal eşitsizlikleri meşrulaştırma aracı olarak kullanılan yöntemlerden biri olan kafatası ölçümlerine dayanır.

Kafatası ölçümleri
Doğa bilimleri arasında belki de en politik bilim biyolojidir. Sınıflı toplumlar oluştuğundan bu yana egemen sınıflar var olan eşitsizilğin doğal, değişmez olduğunu kabullendirmek için-esasında Marx’ın üstyapı kavramına başvurur- suçu doğaya ve özellikle de insan doğasına atarak kendini temize çıkarır. Bu anlamda biyolojinin determinist yorumu varolan toplumsal düzeni “normal”leştirir. “Doğada güçlü olan hayatta kalır” , “İnsanoğlu bencildir”, “Herkesin herkesle savaşı” , “bencil gen” gibi söylemler ya doğadaki eşitsizliğe(!) ya da insan doğasına dayanan biyolojik(!) yorumlardır. Kafatası ölçümleri de bu sürecin bir parçasıdır. Kafatası büyüklüğü ve zekanın doğru orantılı olduğu düşünülerek toplumsal farklılıklar hiyerarşik bir şekilde sıralanır. Böylece eşitsizlik meşrulaştırılır.

19. yüzyılda kafatası ölçümleriyle bilim dünyasında önemli bir yer bulan samuel George morton insan kafatası koleksiyonuna 1820’lerde başlamıştı, 1851’de öldüğünde bini aşkın kafatası toplamıştı. Dostları(ve düşmanları) bu büyük ölüm evinden “Amerikan Golgothası” olarak bahsediyorlardı1

19. Yüzyıl Amerikası ırkçılığın çok yaygın olduğu bir dönemdir. Morton’un kafatası ölçümlerinin sonuçları da bu siyasal iklime uygundur. Avrupalı ve Beyaz Amerikalıların ırkı olarak düşünülen Kafkaslar en yüksek kapasiteye sahip olurken ardından Moğol- Amerikalı(Kızılderili)- Malay ve son olarak Etiyopyalılar gelir. Böylece ırkçılık meşrulaşır. Hatta Morton öldüğünde Amerika’nın güneyinde önemli bazı tıp dergileri “Biz Güneyliler, aşağı ırk olarak zenciye gerçek konumunun verilmesine en somut katkılarda bulunduğundan dolayı onu hamimiz olarak görmeliyiz.”2 diye yazacaklardı. İlerleyen yıllarda anlaşılacağı üzere Morton hiyerarşik sıralamasına uymayan kafataslarını ölçmemiş ve bazı ırkları daha düşük göstermek için küçük kafataslarını ekleyerek ortalamayı düşürmüş beyazlar lehine de küçük kafataslarını çıkararak ortalamayı yükseltmiştir.

Mortan çalışmalarında cinsiyet ya da sınıf farklılıkları üzerinden inceleme yapmamış daha çok ırksal farklılıklar üzerinde çalışmıştır. Morton’un hayranı olan Fransız hekim ve antropolog Paul Broca ise ırksal, sınıfsal, cinsiyet farklılıkları üzerinde çalışmalar yapmış ve hiyerarşik olarak sıralamıştır.”Genel olarak beyin olgun yetişkinlerde yaşlılarda olduğundan, erkeklerde kadınlarda olduğundan, önde gelen erkeklerde yetenekleri vasat olanlardan, üstün ırklarda aşağı ırklarda olduğundan daha büyüktür”3 bu sözleri Gratiolet ile yapılan tartışmalarda söylemiştir. Bu genel durumu detaylandırarak burjuva beyazı hiyerarşinin en üst sırasına konumlandırır. Kafatası ölçümleriyle yetinmeyen Broca beyinin ağırlığını tartar. Beklenilmeyen sonuçların ortaya çıkmasıyla-alt grupların büyük beyine sahip olması-neredeyse düşüncesini terk eder. Yine de vazgeçmez ve düşüncesini savunmaya devam eder. Broca’ya göre alt grupların bazılarının büyük beyni olabilir ama genel olarak beyin büyüklüğü hiyerarşik sıralamayı haklı çıkarır diye düşünür. Düşüncesini kolay kolay terk etmeyen Broca, Morton gibi bazı beyinleri seçer bazılarını da hiyerarşiye göre yorumlar.

Yapılan çalışmalar göstermiştir ki beyin büyüklüğünün zeka ile bir bağlantısı yoktur. Rus yazar Turgenyev’in beyni 2000 gram iken Fransız yazar Anatole France’ın beyni 1017 gramdır. İnsan beyni ise genel olarak 1300-1400 gram arasındadır.

Zeka testleri
Zeka testlerinin kurucusu olan Fransız psikolog Alfred Binet zeka ölçümü üzerine çalışmaya başladığında tereddütsüz bir şekilde Paul Broca’nın kafatası ölçümlerine yönelir. Okulları gezerek çocukların kafatasını ölçen Binet en zeki ve en tembel çocuklar arasında anlamlı bir fark olmadığını fark edince kafatası ölçümleriyle uğraşmanın zaman kaybı olduğunu düşünmeye başlar ve bu durumun psikolojik testler ile çözülebileceğini düşünmeye başlar. Geçmişte zihinsel testler için çalışmaların yetersiz olduğunu fark eder. Bu yöntemin zihnin çeşitli özelliklerini ölçmesi gerektiğini düşünür.

1904 yılında kamu eğitim bakanlığı tarafından başarısız öğrenciler ve özel eğitime ihtiyaç duyan öğrencileri tespit için bir yöntem geliştirmesi için özel olarak görevlendirilir. Para saymak, yön, kavrama, eleştiri gibi bazı süreçleri içeren kısa görevlerden oluşan pragmatik bir test geliştirir. Her görev için belli bir yaş düzeyi belirleyen binet görevlerin aşama aşama bitirilmesiyle çocuğun zihinsel yaşını belirler. Zihinsel yaş ile gerçek yaş arasındaki fark enteleüktüel yaşı gösterir. 1912’de Alman psikolog Stern zihinsel yaş ile gerçek yaşın bölünmesi gerektiğini savunur. Böylece zeka katsayı olarak IQ ortaya çıkmış olur.

1911 yılında IQ ortaya çıkmadan önce Alfred Binet yaşamını yitirir. Uyguladığı testte çıkan sayısal sonuçlar için de zekanın sayısal bir değere indirgenemeyecek kadar karmaşık olduğu uyarısını yapar. Çünkü test sonuçlarının amacından sapabileceğini sezmiştir. Çıkan sayısal sonucun doğuştan gelen zeka yaşı olduğu anlayışına karşı çıkar. Bu testin öğrencilerin geçmişini yada geleceğini değil şuan ki durumunu ölçtüğünü söyler. Ve öğrencilerin bu sonuca göre sıralanmasına karşı çıkar. Zaten ölçeğin “normal” öğrencilere göre değil öğrenme engeli ve hafif “geri zekalı” olan öğrencileri tespit etmek için olduğunu söyler. Bu öğrencilerin de özel eğitimle iyileşebileceğini söyler.

Alfred Binet’in uyarıları dikkate alınmaz veya göz ardı edilir. Belki de bunun ilk adımını Amerikalı Psikolog H.H. Goddard atar. Goddard zekanın doğuştan geldiğini ve bunun binet testi ile ölçülebileceğini söyler. Zeka düzeyi normalin altında olanları üç gruba ayırır. Zeka yaşı 3’ün altında olanları idiot 3-7 arasındakileri embesil 8-12 arasındakileri moron olarak değendirir. Özellikle normale yakın olması koşuluyla moron kısmıyla ilgilenir. Ona göre idiot ve embesili herkes görünce tanır ve ne yapması gerektiğini bilir. Ama moron normale yakın olması koşuluyla belirlenemez. Moron olarak tanımladıklarının-uygulanamaz olduğunu düşünmesine rağmen- üremelerinin engellenmesi gerektiğini önerir. Çünkü düşük zekalıların ahlaki zayıflıklarının da olduğunu düşünür. Böylece öjenik düşünceler yükselmeye başlar. Ayrıca zeka testi sonuçlarına göre toplumu tek bir ölçekte hiyerarşik sıralar.” Demokrasi insanların onlara mutlu olmak için ne yapılması gerektiğini söyleyecek en akıllıları, en zekileri ve en insanileri seçerek yönetmesi anlamına gelir4. Moron olarak tanımladıklarının eğitim ve öğretimle neler yaptıklarını gördükçe sorunun kalıtsal değil eğitim öğretim sorunu olduğunu düşünür. 1928’de Goddard fikirlerini değiştirmeye başlar ve Binet’in fikirlerini benimsemeye başlar.

Özellikle Amerika’da zeka testlerine yaygınlık kazandıran kişi olan Stanford Üniversitesinde profesör Lewis M. Terman test ölçeğine üstün yetişkinleri de ekleyerek geniş bir yelpaze oluşturur. Bundan böyle testin adı Stanford-Binet olur. Terman zekanın kalıtsal olduğunu düşünmekle kalmaz neredeyse bütün toplumun zeka testinden geçmesini ve bu sonuçlara göre bireylerin mesleklere yerleştirilmesi gerektiğini savunur. Zeka testlerine göre zayıf akıllılar için önerisi ise “Bu durum nihayetinde, zayıf akıllıların üremesinin kısıtlanmasıyla ve muazzam oranda suç, yoksulluk ve sanayi verimsizliğinin bertaraf edilmesiyle sonuçlanacaktır”5. Yine öjenizm olacaktır. Terman da sınıfsal, ırksal farklılıkları zeka testleri üzerinden hiyerarşik olarak sıralar.

20. Yüzyılın en önemli eğitim psikologlarından biri olarak bilinen Sir Cyril Burt’de zekanın genetik olduğunu yaşamı boyunca savunur.Zekanın genetik olduğunu göstermek için-sonradan sahte olduğu ortaya çıkan- tek yumurta ikizleri üzerinde çalışmalar yapar. Bu çalışmalar onun kariyerinin zirvesine çıkmasını sağlar. Birbirinden bağımsız yetişen yaklaşık 20 tek yumurta ikizinde IQ testlerinde korelasyonun yüksek çıkması daha sonra bu sayıyı 50 ikizin biraz üzerine kadar taşıyarak nereyse aynı sonucu bulması zekanın genetik olduğu sonucuna ulaşmasını sağlar. Zeka genetik temele dayandığına göre sınıfsal farklılıklar biyolojimizin ürünüdür. Burt “Kişisel isteklerimize ve ideallerimize uysun uymasın , genetik eşitsizlikle ilgili olgular, kaçınamayacağımız şeylerdir”…”Çocukların başarabilecekleri şeylerin kesin sınırı, kaçınılmaz olarak onların doğuştan gelen becerilerinin sınırlarıyla çekilir.”6 söyler. Princeton psikoloji profesörü Leon Kamin ikizlerdeki değerlerin neredeyse ondalık kısımlarının bile aynı olduğunu bulması ve tıp muhabiri Oliver gillie’nin Burt’un çalışmalarda yardımcıları diye bahsettiği kişilerin hiç var olmaması yada makale yazılırken hiç temasta bulunmadıklarının ortaya çıkması durumu açıklamak için yeterlidir.
Zeka kuramcılarının zekanın genetik –kalıtsal- olduğu düşüncesini dayandırdıkları bilimsel temel genetik biliminin Mendel-Morgancı çizgisine dayanır. Bu çizgiye göre bütün davranışların temeli kromozomlarda bulunan genlere bağlıdır. Genler çevreden mutasyon dışında neredeyse hiç etkilenmez. Böylece gen-çevre diyalektiği yok sayılarak genlere idealist-metafizik anlam yüklenir. Herkes genlerinde yazılanı yaşar! Bu çizgi toplumdaki bütün eşitsizlikleri normalleştirir. Ayrıca istenmeyen özellikler için de öjenizmi özendirir. 1930’lu yıllarda esası ekonomik-altyapı- olsa bile bu anlayışa göre demokratik olduğu iddia edilen Avrupa’da ve Amerika’da onbinlerce insan kısırlaştırılır. Hitler Almanyasında ise ne olduğunu anlatmaya bile gerek yoktur. Günümüzde sosyobiyoloji ve evrimsel psikoloji mendel-morgancı çizginin bir anlamda modern versiyonları olarak karşımıza çıkar.

Zeka testlerinin önde gelen kuramcılarının bile zekanın kalıtsallık sorunu hakkında geri adım atmasına rağmen günümüzde hala- genlerin çevreye göre etki oranı azalsa bile- zekanın genetik olduğu ve zeka testlerinin yaygınlığının nedenlerini kapitalist üstyapıda aramalıyız. Bu anlayışa göre toplumdaki eşitsizliğin sebepleri sistem değil insan doğası olur.

Zeka gibi karmaşık bir yapının bir sayıya indirgenmesi ve bunun tek ölçek üzerinde toplumu hiyerarşik sıralaması üniversitelerden okullara, sosyal-görsel medyaya kadar neden çok yaygın kullanıldığını açıklar.
Zeka, gen çevre diyalektiğinde çevrenin baskınlığının üründür.

Bu konuda detaylı bilgi almak isteyenlere benim de hem alıntılar yaptığım hem de yararlandığım S J Gould’un muhteşem yapıtı “İnsanın Yanlış Ölçümü” kitabını öneririm.

Okan YOLCU
Biyoloji Öğretmeni

Dipnotlar
1. İnsanın Yanlış Ölçümü, S J Gould syf:75
2. İnsanın Yanlış Ölçümü, S J Gould syf:94
3. İnsanın Yanlış Ölçümü, S J Gould syf:107
4. İnsanın Yanlış Ölçümü, S J Gould syf:185
5. İnsanın Yanlış Ölçümü, S J Gould syf:202
6. İnsanın Yanlış Ölçümü, S J Gould syf:309

Yorum yapın

insanokur.org’u

bilgiyle tutsaklıktan özgürlüğe…
“yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…”