Stephen Jay Gould – Okan Yolcu

Stephen Jay Gould (1941-2002)’un hayatını araştırmaya başladığınızda karşınıza çıkacak olan şudur; Amerikalı paleontolog, jeolog, zoolog,taksonom ve bilim tarihçisi. Kendi dilinin ve kendi kuşağının en çok okunan popüler bilim yazarlarından birisidir. Yaşamının önemli bir bölümünü Harvard Üniversitesi’nde ders vererek ve New York’taki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nde çalışarak geçirmiştir. Gould’un hayatı için bu açıklama çok yetersizdir. Çünkü Gould’un yaşamı gerek bilimsel alanda gerekse yaşamın içinde hep mücadele içinde geçmiştir. Stephen Jay Gould Harvard Üniversitesinde profesör olmasının ötesinde marksist bir bilim insanıdır. Sık sık grev sözcülüğü yapmış, ırkçılığa karşı olmuş, savaş karşıtı biri olarak Vietnam savaşına karşı gösterilere katılmış, marksist tabanlı bazı dergilerde gönüllü danışman olmuştur. 1998 yılında “Sosyalist Bilim İnsanları Ve Solun Geleceği” konferansında Komünist Manifesto’nun 150. yılını anmak için konuşmacı oldu. Diyalektik materyalizmi benimsemiş-özellikle Engels’ten etkilenmiş- bu doğrultuda biyolojik determinzme, bilimsel ırkçılığa, indirgemeciliğe karşı hayatı boyunca mücadele etmiştir. Liberal zihnin bir yansıması olan tedrici evrim modeline karşı 1972 yılında Niles Eldredge ile birlikte daha radikal olan “Kesintili Denge” teorisini bilim dünyasına açıklamışlardır. Evrimsel biyoloji alanına yirmiden fazla kitap ve yüzlerce makale ile çok büyük katkılar sağlamıştır. Gould’un teorisi ve diyalektikçi yönü onun yaşamı hakkında neden az bilgi ile yetinildiğini iyi bir şekilde açıklar.

Gould’a göre evrim sonu insana varacak olan bir yol izlemez. İnsan, evrimin nihai sonucu değil ; evrimin sadece ürünüdür. Bu durum diğer yüksek organizasyonlu canlılar içinde geçerlidir. “Doğal seçilim sadece yerel uyarlanma ortaya çıkarabilir. Elbette bunlar bazen hayran olunacak kadar karmaşık olabilir ; ama her durumda söz konusu olan, ilerleme ya da karmaşıklaşma tarafından yönlendirilen genel sürecin aşamaları değil, daima yerel uyarlanmadır”(Yaşamın Tüm Çeşitliliği syf:184). Doğal seçilimde önemli olan VARYASYONDUR.

Gould ve Eldredge’nin kesintili denge teorisine göre; türler küçük yada farkedilmeyecek fenotip değişimi sergilediği uzun dönemler, bir “denge” durumundan diğerine aniden bir değişim-jeolojik süreç olarak- sonucunda geçerler. Bu durum tıpkı diyalektiğin nicelik değişikliklerin nitelik değişikliklerine dönüşmesi olayıdır. Bu teori bilim insanlarında ciddi bir rahatsizlik yarattı. Çünkü o zamana kadar canlıların tedricen(kademeli) bir gelişim sonucunda çeşitlilik kazandığı düşünülüyordu. Tedrici gelişim olayı liberal düşünce sisteminin birebir doğaya aktarımıdır. Liberal düşünceye göre kapitalizmin sorunları, yavaş yavaş ufak değişikliklerin sonucunda çok uzun bir zaman içinde çözülecektir. Aslında burada kapitalizm sonsuzlaştırılır. İşin gerçeği tedrici gelişim o zamanki (19. yy) liberal ekonomistlerin “Kapitalizmin sorunlarını-uzun- zamanla çözerek sonsuza dek kalacaktır.” propagandası sonucunda bu düşüncenin etkisinde kalmış olan bilim insanlarının gelişimin ve değişimin başka türlüsünü düşünemediklerinden dolayı doğaya aktarmalarıdır. Yani tedrici gelişim kapitalizmi geliştirmedi. Aksine burjuva ideolojisi tedrici gelişimi yarattı.

Burjuva ideologlarının kesintili denge teorisinden rahatsız olmalarının nedeni ise türlerin aniden bir değişimin sonucunda oluşmalarıdır. Çünkü bu durum tam olarak devrim aşamasını anlatır. Demek ki toplum yavaş yavaş değil, aniden değişimin bir sonucudur. Eğer canlılığın çeşitliliği aniden değişimin ürünüyse, insanlık tarihiyle paralelliği görülür. Köleci toplum, feodal topluma oradan kapitalist topluma aniden değişimin sonucunda gelmiştir. gelecek olan yeni toplum eskinin aniden değişimi sonucunda olacaktır. Şimdi burjuva ideologlarının bu teoriden neden rahatsız oldukları ve Stephen Jay Gould’u neden marjinalleştirmek istedikleri net bir şekilde anlaşılır.

Evrimsel süreci açıklamaya çalışan başka bir mekanizma da Richard Dawkins’in indirgemeci gen düzeyindeki değişim fikri. Dawkins’e göre bedenler sadece genleri korumak için giyilmiş kılıflardır. Dawkins şöyle der: “Seçilimin temel birimi gendir. Öyleyse akraba seçiliminden ve sözümona diğerkamlıktan söz etmemeliyiz. Uygun birim beden değildir. Gen, her nerede olursa olsun, yalnızca kendi suretinde olan genleri seçmeye çalışır. Yalnızca kendi suretindekileri saklamaya ve onlardan daha çok sayıda yapmaya uğraşır. Geçici konutlarının hangi beden olduğu umurlarında değildir.” (Pandanın Başparmağı syf 95)

Gould bir kaç noktada bu düşüneceyi eleştirir. Genler Dawkins’inde bildiği gibi planlama ve tasarlama yapmazlar (syf 95). Doğal seçilim genleri doğrudan göremez ve arasından seçme yapamaz. Şöyle devam eder:” Sol diz kapağınız yada tırnağınız gibi bunca açık seçik beden yapı parçacıkları için “ayrı” genlerin varlığı söz konusu değil . Bedenler, her birinin ayrı genden inşa edildiği bölümlere ayrılamaz. Çoğu beden parçasının yapımına yüzlerce gen katkıda bulunur ve bunların işleyişi -doğum öncesi ve sonrası, içten ve dıştan olmak üzere- çabuk ve sık değişen çevresel etki dizileri aracılığıyla yönlendirilir. Beden parçaları dönüşümden geçmiş genler değildir. Seçilim, beden parçaları üzerinde bile doğrudan doğruya etkili olmaz. Organizmaları ya bütünüyle kabul eder ya da reddeder” (Pandanın Başparmağı syf 96).

Biyolojik deterministler her şeyi genlere indirgeyerek sosyo-ekonomik yapının sorunlarını temize çıkarmaya çalışır. Onlara göre bencillik, ırk ayrımı, vb. gibi durumlar insan doğasının ürünüdür. Bu düşüncenin ürünü olarak bir çok bilimsel(!) araştırma, anket yapılıp kapitalizm temize çıkarılıyor. Zeka testleri sonucuna bakılarak bazı ırkların örneğin beyaz ırkın siyah ırktan üstün olduğu veya Amerikalıların, Asyalılardan daha zeki olduğu, bazı ırkların diğer ırklardan daha “iyi” değerlere sahip olduğu vb. anlamsız testler yapılıyor.
Bu sonuçlara göre bazı ırklar doğası gereği yönetenlerdir. Diğerleri ise yönetilenler olmayı hak etmişlerdir. Böylelikle kapitalist-emperyalizmin dünya halklarını köleleştirme olayı “suçsuz” olur. Çünkü bu insanlar kötü genlere sahiptir!
Onlara göre bencillik de insanın doğasının ürünüdür. Bu yüzden özgür ve eşit bir dünya hayaldir. Oysa genlerin bencillik,zeka vb.gibi özellikleri yoktur .İnsanın ortaya çıkışı üç milyon yıl önceye gider. Bencillik ise son altı bin yılda özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla başlar, kapitalizmle birlikte doruk noktasına ulaşır. Son altı bin yıla kadar bencilliğin, sınıfların olmadığı ilkel komünal toplumun varlığını görürüz ve özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla yıkılmıştır. Stephen Jay Gould ise bu durumların toplumsal yapının sorunlarını olduğunu her zaman dile getirmiş ve bunlara karşı hayatı boyunca mücadele etmiştir.

Stephen Jay Gould’un kesintili denge teorisi denilebilir ki evrimsel süreci açıklayan en iyi teoridir. Sonu insana varacak olan “amaçlı” evrim sürecini yıkarak evrimin “amaçsız” olduğunu ve canlıların çeşitliliğinin aniden değişimlerin sonucunda olduğunu net bir şekilde açıklar. Stephen Jay Gould bu kısa ömrüne yirmiden fazla kitap ve yüzlerce makalenin yanısıra biyolojik determinizme, indirgemeciliğe karşı büyük bir mücadele sığdırdı. Tarih, onu evrimin devrimci gülümseyişi olarak hatırlayacaktır.

NOT: Pandanın Başparmağı, Yaşamın Tüm Çeşitliliği, Darwin Ve Sonrası adlı kitapları Türkçe’ye çevirilmiştir.

Okan Yolcu

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Evrim Kuramı, Makaleler
Anadolu’nun Yazgısını Anlatan Öyküler – Mahmut Makal

Doğan Soydan?ın 1988?de yayımlanan ve yedi öyküden oluşan ilk yapıtı ?Delikli Kuruş?u okuduğumda çok beğenmiştim. Güzel bir anlatımla Irak sınırındaki...

Kapat