17 Ağustos 1999, 03:02 / Çağdaş Koç. Sadece bir kitap değil, olası İstanbul depremi için bir uyarı…

“Çağdaş Koç, Türkiye’yi yasa boğan ve binlerce insanın hayatını kaybettiği 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi”nde sağ kurtulanlardan biri.
Çağdaş Koç, büyük felaketi yaşadığında 18’indeydi. Çınarcık’ta annesini, babasını, baba tarafından neredeyse tüm yakın akrabalarını yitirdi. Kızkardeşi ve bir kuzeni ile birlikte yıkıntıların arasından yeni bir hayata ?merhaba? dediğinde hiçbir şeyin farkında bile değildi. Her şeyi öğrendiğinde, nelerin arkada kaldığını, önünde nelerin olduğunu düşündü. Ve bir gün bu kitabı kaleme almaya karar verdi.
17 Ağustos 1999 03:02”, salt deprem üzerine bir kitap değil. Evet, öncelikle olası bir yeni büyük felakete gönderme yapıyor ve olası sonuçlara dikkat çekiyor. Türkiye’yi uyarıyor.

Kitaptaki “Teşekkür”ünde şu duygu ve düşüncelerini, kitabı da bir anlamda niçin kaleme aldığını şöyle paylaşıyor okurla Çağdaş:
“Elinizdeki kitap, benim için çok önemli.. Büyük yıkımı anlatmak ve olası büyük yıkımlara karşı önlem alınmasını istedim, buına dikkat çekmek istedim. Çünkü, yurdumu ve insanlarımızı seviyorum. Daha güzel şeylere, daha mutlu bir yaşama layık olduğumuzu ve bu konuda yeterli olanaklara da sahip olduğumuzu; yalnız iyi yönetilmediğimizi ve kaynakların, zamanın israf edildiğini düşünüyorum”
Editörlüğünü Muzaffer Ayhan Kara’nın üstlendiği ve Kadıköylü yayınevlerinden Siyah Beyaz Kitap’tan çıkan “17 Ağustos 1999, 03:02″nin önsözünü ise depreme duyarlılığı ile tanınan ve büyük felakette Gölcük’te çok yakınlarından altı canı yitiren Kadıköy Belediye Başkanı Av. Selami Öztürk kaleme almış:
“Pek çoğumuz, toplumla paylaşmamız gereken birçok olayı sadece yazamadığımız için faydaya dönüştüremeden, birlikte götürmekteyiz. Bu nedenle, yazanlara her zaman büyük saygı ve hayranlık duyarım.
Genç kardeşimiz Çağdaş’ın yakın zamanı kapsayan, yaşanmış farklı olayları bir potada ilişkilendirerek sunuşu, eserin elden bırakılmadan okunmasını sağlıyor.
1967 yılında Adapazarı’nda depremi yaşayan ve 1999 depreminde altı yakınını Gölcük’te kaybetmenin acı ve korkusunu yaşayan birisi olarak belirtmek istiyorum ki, Çağdaş’ın büyük bir sorumluluk içerisinde İstanbul’da 1999’daki gibi bir depremin açacağı yaraya dikkat çekmesinin yanı sıra, ilgililerin ilgisizliği hâlâ devam ediyor.
Her şeye rağmen hayatın devam ettiği, geçmişin bir ‘deneyimler denizi’ olarak geleceğin planlanmasına yardımcı olduğu dünyamızda iyi ki susmamışsın, iyi ki gönlün razı olmamış sevgili Çağdaş Koç”
Bu kitapta, büyük bir felakete karşın yeniden ayağa kalkan ve üstelik toplumsal bir duyarlılıkla bir misyon yerine getirmeye çalışan, idealist genç bir insanın kaleminden çıkan duyarlıklar var. Vatan ve insan sevgisi var. “17 Ağustos 1999, 03:02”, yüzleşmekten korkmayanlar, gerçekleri sevenler için.. Elden ele dolaşacak, tekrar tekrar okunacak bir ilk kitap.

Çağdaş Koç kimdir?
Çağdaş Koç, 17 Ağustos 1999’daki büyük deprem felaketinde yaşamlarını yiterin Yasemin ve Etem Koç çiftinin ilk çocuğu olarak 6 Aralık 1980’de Sakarya’da doğdu. Depremde, kızkardeşi Çağla ile birlikteydi ve kurtuldular. Deprem, Çağdaş Koç’un sadece anne ve babasını değil, 10 katlı aynı büyük apartmanda oturdukları baba tarafından hemen hemen bütün akrabalarını da aldı.
Çağdaş Koç, ilkokulu Çınarcık’da, ortaokulu ise Yalova ve Çınarcık’ta okudu. Eğitimci olan babasının görevi nedeniyle ailece gittikleri Berlin’de başladığı lise öğrenimini Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde tamamladı. Kadir Has Üniversitesi’ndeki Elektronik Mühendisiliği eğitimine ara verdi. Halen, Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi 3. sınıf öğrencisi. Matbaacılık ve organizasyon işleri yapıyor, aynı zamanda araştırmalarını ve yazı çalışmalarını sürdürüyor.”
Alıntının kaynağı: http://www.gazetekadikoy.com/home.asp?id=2&yazi_id=1636

“Yatağım sağa sola gidip geldi. Ne oluyor diye, yataktan fırladım. Bina çok şiddetli bir biçimde sallanmaya başladı. Babama haber vermek için odalarına gitmeye karar verdim. Daha odamdan dışarı çıkacak zaman bulamadan, kendi odamın kapısının önüne geldiğimde, sarsıntının şiddeti iyice arttı. Hareket etmek mümkün değildi. Oda kapısının kolunu tutup diz çöktüm. Duvarlar çatlamaya başladı. Birden binanın güm güm sesleri altında büyük bir hızla çöktüğünü anladım. Önce birinci kat sıkıştı. Sonra ikinci, üçüncü, dördüncü… Sıra bize geliyordu.”

17 Ağustos 1999 03:02
Çağdaş Koç
Siyah Beyaz Yayınları

Yorum yapın

Daha fazla Doğa
Rüzgarla Randevu 17.08.1999: 03.02-7.4 (Depremin Güncesi), Refik Durbaş

17 Ağustos depremini hangimiz unutabiliriz ki, diye düşünebilirsiniz ama, gündemi her an değişen, zayıf hafızalı bir toplum olduğumuz gerçeğini de...

Kapat