1915 Yazıları ? Taner Akçam

(*) Taner Akçam, Türkiye?de Ermeni meselesi hakkında resmî tarihin ve milliyetçi söylemin karşısından konuşan ilk isimdir, dersek çok yanılmış olmayız. Akçam, daha önce Ermeni sorunu ve 1915 tehciri üzerine yazdığı kitaplar ve yazılarla Türkiye?de yeni bir bilincin yaratılmasında öncü bir rol oynamıştır. Türkçede bu konuda yayımlanan ilk kitabı Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni Sorunu (1992) ile İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu?nda (1999) her türden milliyetçilikten azâde bir biçimde, konuya insan hakları açısından bakan yeni bir perspektif sunarak yakın tarihin eleştirel gözleminde yeni imkânların varlığını göstermiştir. Bu yeni imkânların en önemlileri arasında sanırım Akçam?ın yazdıklarının dünyanın geri kalanında ?geçmişle hesaplaşma? adı altında yürüyen ve toplumları geçmişte işlenmiş suçlarla yüzleştiren sürece adım atmamızı sağlaması geliyor. Resmî söylemin ezberlerini karşıya alan ve kurulu düzenin tüylerini diken diken eden ?soykırım? gibi bir kavramı dillendirmekten çekinmeyen
Akçam söylemi, bu anlamda devrimci bir nitelik taşıyor.
Çeşitli tarihlerde çeşitli dergilerde yayımlanmış ve yeni yazılmış yazılarını bir araya getiren 1915 Yazıları, Akçam?ın ?inkâr endüstrisi? adını verdiği ve büyük ölçüde Dışişleri mensupları, Türk Tarih Kurumu gibi resmî mahfillerin üretimi olan tezlere ve değerlendirmelere karşı yazdığı yazılardan oluşuyor. Akçam?a göre bu tezler ve değerlendirmeler ?tarihsel gerçekleri çarpıtarak? ve ?belgeleri tahrif ederek? biçimlendirilmiş, inkâr politikasının güncel parçaları olan tekrarlardan ibaret, ahlakî açıdan da sorunlu imalâtlardır. Yeni bir şey söylemedikleri gibi ?ısmarlama? nitelikleri ve soğuk yüzleriyle endüstriyel nitelik taşırlar. Gerçeği örtmek için kullanılmış birer ?sis bombası? gibidirler ve esasen insanî durumla bir ilişkileri yoktur. Gerçekten de eleştirilen yazına baktığımızda gördüğümüz şey her türlü günahtan arındırılmış bir devlet savunmasıdır. Bunlar çoğunlukla devlet ve millet gibi içinde insanı, onun acılarını ve insanın özne olduğu bir tarihi göremeyeceğimiz kavramların birer meşrulaştırma işlevi gördüğü savunma metinleridir.

?Mesele? halloldu mu?
Kitapta yer alan ilk yazı daha önce yayımlanmamış olan ?Dr. Rupen Sevag Çilingiryan Cinayeti? başlıklı makale. Burada Akçam, Osmanlı ve Alman arşiv belgelerine dayanarak 1915 yılında tutuklanarak öldürülen bir Osmanlı Ermeni aydınının trajik hikâyesini anlatmakta ve sistematik bir imha politikası olarak gördüğü Ermeni operasyonlarına ilişkin bir örnek olayı sergiliyor. İkinci makalede Akçam, Ermeni tehciri bağlamında arşiv belgelerinin kullanımına ilişkin eleştirel bir değerlendirmeye girişip Fuat Dündar?ın, kendisinin Ermeni Meselesi Hallolunmuştur kitabına ilişkin eleştirilerine cevap veriyor. Bu iki makale de daha önce herhangi bir yerde yayımlanmamış metinler. Bu yazıların ardından Akçam ?Soykırım Suçunda Kasıt Unsuru Konusunda Bazı Notlar? başlığıyla, soykırım kavramı ve hukukuna ilişkin kuramsal ve Yugoslavya/Ruanda örnekli bir sunuşla devam ediyor.
Kitap dördüncü makaleden sekizinci makaleye kadar, Akçam?ın ?inkâr endüstrisi?ni yaratan yazının da içinde yer aldığını söylediği yazı ve kitaplara yapılmış eleştirilerden oluşuyor. Bu makalelerde devletin klasik Ermeni söylemini oluşturan belli başlı yazar ve kişilerin, Gündüz Aktan ve Şükrü Elekdağ gibi emekli büyükelçilerin, Justin McCarthy ve Günther Lewy gibi ?ısmarlama? yabancı tarihçilerin ve Hikmet Özdemir, Kemal Çiçek, Yusuf Halaçoğlu ve Ramazan Çalık gibi kurum tarihçilerinin ürettiği savunma hattının zayıflıkları, yanlışları ve tahrifatları ortaya konulmakta. Dokuzuncu yazıda yazar, Ermeni bir tarihçinin, Vahakn N. Dadrian?ın tezlerini topladığı kitabı tanıtarak, Ermeni tarihçiliğinin genellikle malûl olduğu özcü bakış açısını eleştirmekte. Ardından Akçam?ın Türk-Ermeni yakınlaşmasının zeminini oluşturabileceğini düşündüğü temel noktalar üzerine geliştirdiği düşüncelerle karşılaşıyoruz. Burada yazar ?toplumsal bellek yitimi?ne karşı ortak bir konuşma teklif etmekte, kolektif korkuların temelini irdelemekte ve tarihle yüzleşme seçeneklerini ele almakta. Akçam, Ermeni sorunu özelinde, çözümsüzlüğün temeline ?İttihat Terakki geleneği?ni koyuyor. Son makalede ise Akçam bu gelenekle hesaplaşma zorunluluğunu vurguluyor
ve Hrant Dink?in katledilmesinden sonra sözü edilmeye başlanan ?yükselen milliyetçiliğin ve ırkçılığın? aslında derin tarihî kökleri olduğundan bahisle bu geleneğe işaret ediyor.

Psikolojik savaşı ikame etmek
Cumhuriyet kadroları bu geleneği sürdürmüş, tarihle yüzleşmenin önüne geçmiş, acı tarihi unutturmuş ve Türkiyeliyi kendisine ve Ermeni komşularına yabancılaştırmıştır. Ermeni sorunu bu bakımdan kilit önemdedir. Akçam?ın başta söz ettiği gibi bu yüzleşmenin en önemli adımlarından biri olan Ermenistan?la barışçı ilişkilerin geliştirilmesiyle iki halkın yeniden kucaklaşması, aynı zamanda Hrant Dink?in anısına dikilmiş en büyük anıt olacak, onu Türkiye?nin ebedî Ermenistan büyükelçisi yapacaktır. Akçam?ın kapalı sınırı açacak ve önyargıları yıkarak birbirine sırtını dönmüş iki halkı yeniden buluşturacak barış kapısının adının ?Hrant Dink Kapısı? adını alması dileğini de burada hatırlamak gerek. Hrant Dink?in en önemli dileği iki halkın yeniden barışması ve konuşmaya başlamasıydı. Akçam?ın işaret ettiği gelenek ise bu konuşmanın yerine hep düşmanca duyguları körükleyecek bir psikolojik savaşı ikame etmeye çalıştı. Belki de bu geleneğin uzantısı olan güçler, barışın en güçlü sesi olan ve her iki halkın içine de kök salma kabiliyeti olan Hrant?ı bu yüzden susturdu.
Türkiye?de Akçam?ın güçlü örneklerini sergilediği yüzleşme metinleri, sayısını gittikçe artırmakta ve kamuoyu yaratmakta. Üstelik bu yazın içinde belge okuma biçimleri üzerinden gelişen bir iç tartışmanın geliştiği de görülüyor. Türkiye?nin bu çok sesliliğe hayli ihtiyacı var. Akçam bu alanda sahneyi açan ilk kişi. Bu yeni derlemesiyle tartışmayı daha ileri boyutlara taşımakta, yeni sorulara kapı açmakta.
Ermeni sorunu karşısında emekli diplomatlarla resmî tarihçilerin oluşturduğu monofonik sahnenin giderek geride kaldığı, bu soruna bütün insanî boyutlarıyla ve çeşitli belge kaynaklarını değerlendirerek bakan yeni bir özgür tarihçiler kuşağının ortaya çıktığı açık. Bu özgür kuşak, 1915?e ve civarında gelişen olaylara yeni bir ?görgü tanıklığı? geliştiriyor, bu tanıklığın içine çeşitli tipte belge kullanımlarını, yeni belge okuma biçimlerini katıyor. Resmî tarih yazımı bakımından bu yeni metodoloji hiç alışıldık değil. Osmanlı arşivi dışında arşiv tanımayan, bu arşivden çıkmış belgeyi de devlet lehine okumak dışında bir ?görme biçimi? geliştiremeyen eski tipte tarihçilerin sesi yavaş yavaş taş plaklarda kalıyor.
Yazıyı daha fazla uzatmaya gerek yok. Meraklısına, kafasında sorular olanlara, yeni sorular soranlara, daha önce bu yazıları münferiden okumuş olup bütünlüklü bir yapı içinde yazıları yeniden değerlendirmek isteyenlere ve dahi sabit fikirli olanlara şiddetle tavsiye edilir.
(*) Suavi Aydın ‘ın 22/01/2010 Tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanan “İnkâr ve anlamak” adlı yazısı

Tanıtım Yazısı
Ermeni meselesiyle ilgili yaptığı çalışmalarla dikkat çeken Taner Akçam, 1915 Yazıları?nda bir araya getirilen makalelerinde çözümsüzlük girdabında sürüklenen sorunu değişik yönleriyle ele alıyor. 1915 hakkındaki en basit doğruları karartmak için gösterilen çabaları gözler önüne seren; ilgili kişi ve kurumların tarihsel gerçekleri nasıl çarpıttıklarını, belgeler üzerinde tahrifata varan oynamalar yaptıklarını ortaya koyan Akçam, var olduğunu ileri sürdüğü ?inkâr endüstrisi? ile hesaplaşıyor. Türkiye?de soykırım konusunda mevcut eksik bilgilenmelerin ve yanlışlıkların giderilmesine önemli bir katkı sağlayan bu kitaptaki makaleler, Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesi yolunda atılması gereken adımlara da işaret ederek iki halkın kardeşlik ve dostluk temelinde bir arada yaşamaları yolunda ufuk açıyor.
Türk tarihçiliği ve belge kullanma geleneği konusunda yapılacak tartışmalara da katkı sunan 1915 Yazıları, konuyla ilgili kapsayıcı ve karşılaştırmalı araştırma biçimiyle, Türkiye?de genel olarak hem siyasetçilerde hem akademisyenlerde egemen olan yalnızca ve esas olarak ?Osmanlı arşiv belgelerine güvenmek? tutumunun ne kadar doğru olduğunu da sorguluyor.
Tüm bunların yanı sıra ?soykırım? kavramını uluslararası hukuk bağlamında gözden geçiren ve Uluslararası Ceza Mahkemeleri kararları ışığında değerlendiren Akçam, sadece Türk diplomasisinin içine düştüğü açmazları değil ?soykırım?ın ne olup ne olmadığını da inceliyor.
Geçmişi inkâr etmek yerine, anlamayı tercih edenler için önemli bir çalışma.

Kitabın Künyesi
1915 Yazıları
Taner Akçam
İletişim Yayınları
Kapak Hakkında: Vartan Deronian (Amerikan Ermeni Mülteci Kampı, Halep, Suriye, 1920’ler)
Baskı: 1.Baskı Ocak 2010, İstanbul
384 sayfa

Taner Akçam ‘ın Hayatı
1953?te doğdu. 1975?te ODTÜ İ.İ.B.F.?den mezun oldu. 1976 Mart?ında sorumlu yazı işleri müdürü olduğu Devrimci Gençlik dergisindeki yazıları nedeniyle tutuklandı. 1977 Mart?ında Ankara Merkez Cezaevi?nden firar etti. 1978?de Almanya?da siyasi mülteci oldu. 1988?de Hamburg Sosyal Araştırmalar Enstitüsü?nde şiddet, kültür ve insan hakları konularında çalışmaya başladı. İlk eserleri, İnsan Hakları ve Marksizm (Ayrıntı Yayınları, 1991), Siyasi Kültürümüzde Zulüm ve İşkence (İletişim Yayınları, 1992) bu araştırmaların sonucudur. 1991?de yayımlanan Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni Sorunu (İletişim Yayınları, 1992), Ermeni sorunu etrafındaki çalışmalarının başlangıcına denk düşer. 1996?da, ?1919-1922 İstanbul Divan-ı Harbi Örfi Yargılamaları Işığında Türk Kurtuluş Hareketi ve Ermeni Soykırımı? adlı çalışmasıyla Hannover Üniversitesi?nden sosyoloji ve tarih doktorası aldı. Bu çalışma, önce Almanca, sonra İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu, İttihat ve Terakki?en Kurtuluş Savaşına (İmge Yayınları, 1999) adıyla Türkçe olarak yayımlandı. 2006?da yayımlanan son kitabı A Shameful Act: The Armenian Genocide and the Question of Turkish Responsibility (Metropolitan Books) 2007?de, Minnesota eyaletinin araştırma dalında en iyi kitap ödülünü kazandı. Akçam, 2002?den beri ABD?de, Minnesota Üniversitesi Tarih Bölümü?nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.

1915 Yazıları ? Taner Akçam” üzerine bir yorum

  1. Taner Akçam, ezber bozan yazılarıyla bir kurumun yapamayacağını yaptı. Namuslu durmak isteyen her ilerici ona bu bakımdan borçlu. Ulusalcı damarımızı utandırarak daha vicdanlı insan olmamızı-olmak isteyene- sağladı. Yazılarını zaten Taraf gazetesinden düzenli takip ediyordum.

Yorum yapın

Daha fazla Araştırmalar, Ermeni Edebiyatı, İnceleme
Hem Türk hem Ermeni ilk roman, Akabi Hikâyesi ? Hovsep Vartanyan / Vartan Paşa

Avusturyalı Türkolog Andreas Tietze'nin Paris?teki bir kütüphanede bulduğu, Hovsep Vartanyan (Vartan Paşa) tarafından 1851 yılında Ermeni harfleriyle ama Türkçe olarak...

Kapat