Psikopataloji ve İnsan Ruhu
James Hollis’in “Why Good People Do Bad Things” adlı kitabına göre, “psikopatoloji” terimi, yaygın olarak anlaşıldığından çok daha geniş ve kapsayıcı bir anlam taşır. Geleneksel olarak akıl hastalıkları veya anormal davranışlarla ilişkilendirilse de, Hollis bu terimi kelimenin tam anlamıyla “bir ruhun acısının ifadesi” olarak çevirir. Bu, bir kişinin dış dünyaya uyum sağlama çabaları sonucunda kendi özünden, yani gerçek doğasından ve bütünlüğünden ne kadar uzaklaştığını ifade eder. Psikopatoloji, yalnızca bir hastanede görülen bir durum değil, günlük hayatımızın sıradan anlarında, hatta iyi niyetli görünen davranışlarımızda bile kendini gösteren derin, içsel çatışmaların ve yaralanmaların bir sonucudur.
Psikopatolojinin Kökenleri ve Oluşumu
Hollis’e göre insan psikolojisinin kırılgan ve tehlikeli yapısı, psikopatolojinin temelini oluşturur. Bebeklikten itibaren hayatta kalmak, korunmak ve ihtiyaçları karşılanmak için dış dünyaya uyum sağlamak zorunda kalırız. Bu uyum süreçleri, ailemizin ve kültürümüzün değerlerini, mesajlarını ve tepkilerini içselleştirmemizi gerektirir. Her bir uyum sağlama, bireyin doğasına yabancılaşma riskini taşır. Bu zorunlu adaptasyonlar, kişinin doğal özünü bir kenara bırakmasına neden olabilir ve bu durum, Gölge probleminin kökenini oluşturur.
Gölge, egonun rahatsız edici bulduğu, kendi benlik algısına uymayan veya egonun kontrol edemediği her şeyi içerir. Bu, sadece “kötü” olarak algılanan özellikler değil, aynı zamanda bastırılmış içgüdüler, yaratıcı dürtüler ve doğal tepkiler gibi olumlu nitelikleri de kapsayabilir. Örneğin, bir çocuk ailesi tarafından öfkesini ifade etmesinin yasak olduğunu öğrendiğinde, bu doğal öfke dürtüsü Gölge’ye itilir ve bastırılır. Bu bastırma, ruhsal acıya yol açar ve nevrozun temelini oluşturur. Ne kadar derin, zorunlu veya kişinin doğasından sapan adaptasyonlar yapılırsa, patoloji de o kadar derinleşir.
Hollis, psikopatolojinin sadece bilinçdışı faktörlerin değil, aynı zamanda komplekslerin de bir ifadesi olduğunu vurgular. Kompleksler, kişinin ayrı tarihlerinde, genellikle erken çocukluk deneyimlerinde, yoğun duygusal enerjiyle yüklenmiş “fikir kümeleri” veya “ayrık kişilikler” olarak tanımlanır. Ego, bu kompleksleri kontrol ettiğini zannetse de, onlar özerk bir şekilde faaliyet gösterir ve kişinin davranışlarını, seçimlerini ve ilişkilerini bilinçdışı bir şekilde yönlendirir. Örneğin, Edward’ın hikayesinde, baskın bir anne ve pasif bir babadan alınan “cinsellik ve güçlü duyguların tehlikeli olduğu” mesajı, onun içinde derin bir bölünme yaratmış ve cinsel enerjisinin patolojik fantezilerle yüzeye çıkmasına neden olmuştur. Bu, onun “ruhunun acısının bir ifadesi” olan bir psikopatolojidir.
Freud’un Id, Ego ve Süperego kavramları da psikopatolojinin anlaşılmasında merkezi bir rol oynar. Hollis, Freud’un “Das Es”ini (Id) “doğa naturing” yani doğanın kendi doğasına uygun davranması olarak yorumlar. “Das Ich” (Ego) ise bilinç, dikkat ve tutarlılık sağlayan odak noktasıdır. “Das Ueber-Ich” (Süperego) ise kültürel normatif yasakları ve ahlaki kodları temsil eder. Hollis’e göre, bu üç yapı arasındaki gerilim, bireyde nevroz (acı verici bir bölünme) yaratır. Örneğin, doğal cinsel içgüdülerin (Id) Süperego’nun katı yasaklarıyla çatışması ve Ego’nun bu çatışmayı yönetme çabası, psikopatolojik belirtilere yol açabilir. Edward’ın durumunda, annesi ve rahip tarafından içselleştirilen katı cinsel yasaklar (Süperego), doğal cinsel enerjisinin (Id) patolojik fantezilere dönüşmesine neden olmuştur.
Psikopatolojinin Günlük Yaşamdaki Tezahürleri
Hollis, psikopatolojinin delilikle sınırlı olmadığını, aksine günlük hayatın her alanına sızdığını gösterir. Bu tezahürler şunları içerebilir:
- Savunma Mekanizmaları: Ego, kendisini rahatsız eden veya ideallerine uymayan gerçekliklerden korunmak için çeşitli mekanizmalar kullanır. Bunlar arasında inkar, kaçınma, bastırma, yansıtma ve bastırma (conscious suppression) yer alır. Örneğin, eleştirmekten kaçınmak, borçları ödemeyi ertelemek veya kişisel bir yeteneği kullanmaktan çekinmek gibi davranışlar, altta yatan bir kaygıyı veya reddedilmiş bir Gölge içeriğini gizleyebilir. Bu savunmalar, kişinin gerçeklikten uzaklaşmasına ve uyumsuzluklar yaşamasına neden olur.
- Gizli Gündemler ve Çifte Motifler: İyi niyetli gibi görünen davranışların bile altında çoğu zaman bilinçdışı, narsistik veya manipülatif gizli gündemler bulunur. Hollis, Edward’ın eşine telefonla itiraflarda bulunmasını buna örnek gösterir; bu durum başlangıçta sevgi ve güven belirtisi olarak görülse de, Emily için zamanla zorlayıcı ve patolojik bir hal almıştır.
- Tekrarlayan Davranış Kalıpları: Kişinin geçmişindeki yaralanmalar ve kompleksler, ilişkilerde veya davranışlarda tekrarlayan, kendini sabote eden döngüler yaratır. Joseph’in iş ve kişisel yaşamında erteleme alışkanlığı, annesiyle olan geçmiş ilişkisinin bir tekrarıdır.
- Kaygı Yönetimi Sistemleri: Herkesin, yaşamın belirsizlikleriyle başa çıkmak için geliştirdiği kaygı yönetimi sistemleri vardır. Bunlar arasında rutinler, bağımlılıklar ve büyülü düşünme bulunur. Rutinler, öngörülemezliği kontrol etme yanılsaması yaratırken, bağımlılıklar (iş, yemek, madde vb.) geçici bir rahatlama sağlar, ancak altta yatan acıyı derinleştirir. Büyülü düşünme ise çocuğun dünyayı kontrol etme arzusundan gelir ve yetişkinlikte bile mantıksız korkulara veya sorumluluktan kaçmaya yol açabilir.
- Paraphililer ve Arzu Çarpıtmaları: Cinsellik gibi doğal dürtüler, kültürel veya kişisel yasaklar nedeniyle bastırıldığında, paraphililer (arzunun çarpık ifadeleri) şeklinde patolojik yollarla kendini gösterebilir. Hollis, bunların genellikle ruhun daha derin anlam veya bağlantı arayışının başarısız tedavi planları olduğunu belirtir. Şiddetli cinsel suçlar, cinsel taciz veya pornografi bağımlılığı, bastırılmış doğal enerjilerin sağlıksız yansımalarıdır.
- Öfke: Öfke de cinsellik gibi güçlü ve genellikle bastırılan bir enerjidir. Bastırıldığında depresyona, bedensel rahatsızlıklara (yüksek tansiyon gibi) veya pasif-agresif davranışlara yol açabilir. Fritz Zorn’un hikayesi, bastırılmış öfkenin bedende kanser olarak ortaya çıkabileceği metaforunu sunar.
- Benlik Bozuklukları (Kişilik Bozuklukları): Psikopatolojinin daha şiddetli ve kalıcı biçimleri olan kişilik bozuklukları, kişinin yaşamında ciddi travmaların sonucudur. Bu kişiler, “yaradırlar” ve yaralarının sınırlayıcı hayal dünyasında yaşarlar. Antisosyal, paranoid, narsistik ve borderline kişilik bozuklukları bu duruma örnek teşkil eder. Bu kişilerde empati eksikliği, manipülasyon, aşırı kontrol isteği veya terk edilme korkusu gibi belirtiler gözlemlenir ve bu durumlar, içsel boşluğun veya geçmiş travmaların bir yansımasıdır.
Psikopatolojiyi Aşma ve İyileşme
Hollis, psikopatolojiden kurtulmanın, yani “ruhun acısını” hafifletmenin, birincil yolunun bilinçlenme olduğunu vurgular. Bu, kolay bir süreç değildir ve “iyi insanların neden kötü şeyler yaptığı” sorusuna cevap ararken kendi Gölge’mizle yüzleşmeyi gerektirir.
İyileşme sürecinde atılması gereken adımlar şunlardır:
- Sorumluluk Alma: Kendi davranışlarımızın, seçimlerimizin ve bunların sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmek, Shadow’un bilinçdışı etkilerinden sıyrılmak için ilk adımdır. Geçmişi inkar etmek veya başkalarını suçlamak yerine, kendi içsel “karanlıklarımızı” tanımak önemlidir.
- İnkardan Kurtulma: İyileşmenin en büyük engeli inkar etmektir, çünkü bu, gerçekliği reddetmek anlamına gelir. Acı verici gerçekliklerle yüzleşmek ve onları kabul etmek, büyümenin ve gelişimin tek yoludur.
- Gölge ile Diyalog Kurma: Gölge’nin içeriğini bastırmak yerine, onunla bilinçli bir diyalog kurmak esastır. Bu, rahatsız edici ve hoş olmayan bir süreç olsa da, bütünlüğe ulaşmanın anahtarıdır. Bu, kişinin kendini daha derinlemesine tanımasını, doğal ve bastırılmış yönlerini keşfetmesini sağlar.
- Kompleksleri Anlama ve Aşma: Geçmişten gelen komplekslerin kişinin davranışlarını nasıl etkilediğini anlamak, bu döngüleri kırmak için önemlidir. Edward’ın cinsel fantezilerinin, Joseph’in ertelemesinin veya bir kadının evlilikte hep “yaralı partner” seçmesinin altında yatan kompleksleri fark etmek, değişimin başlangıcıdır.
- Bütünlüğü Hedefleme: Hollis’e göre nihai hedef “iyilik” değil, bütünlüktir. Bütünlük, psişenin zıt ve çelişkili yönlerini, yani Gölge’yi de kapsayan bir “karşıtların kucaklanması”dır. Bu, kişinin daha geniş bir benlik tanımına ulaşmasını, daha az tehlikeli ve daha otantik bir varlık olmasını sağlar.
- Semptomların Mesajını Anlama: Psikopatolojinin ifadeleri olan semptomlar (depresyon, kaygı, bedensel rahatsızlıklar, tekrarlayan davranışlar) aslında ruhun bir mesajıdır. Onları sadece bastırmak yerine, içlerinde yatan derin acıyı veya bastırılmış enerjiyi anlamaya çalışmak, iyileşme yolculuğunun bir parçasıdır.
- İçsel Otoriteyi Geri Kazanma: Çocuklukta kaybedilen veya bastırılan kişisel otoriteyi yeniden kazanmak, Gölge çalışmasının önemli bir yönüdür. Bu, kişinin kendi değerlerini, arzularını ve yolunu keşfetmesini ve bunları dış dünyanın beklentilerinden bağımsız olarak yaşama cesaretini bulmasını gerektirir.
Hollis, bu yolculuğun bir ömür boyu süren, zorlu ve rahatsız edici bir diyalog olduğunu kabul eder. Ancak, bu “Gölge çalışması”, bireysel psikolojik iyileşmenin, ilişkilerin düzelmesinin ve hatta toplumun daha sağlıklı bir hale gelmesinin tek yoludur. Kendi içsel karanlıklarımızla yüzleşmek, başkalarını suçlamayı bırakıp, kolektif acıya katkıda bulunan kendi payımızı görmemizi sağlar.