Zencinin Kaderi ve Sermayenin Kirli Defteri: Ecnebi Bir Âlimin Acayip Tahlili

Yazan: Jungish

Bizim aklımız neye erer? Kapitalizm denilen illet, paranın, kârın, hırsın nizamıdır. Bu nizamın içinde, patron denilen güruh, amele sınıfını daha kolay sömürmek için araya fitne fesat sokar. “Aman,” der, “bunlar birleşmesin!” Tutup birine, “Sen beyazsın, âlâsın,” der, ötekine “Sen karasın, aşağılıksın,” der. Böylece işçileri birbirine kırdırır, kendi de köşkünde viskisini yudumlar. Bizim bildiğimiz “ırkçılık” masalı, ekseriyetle budur.

Lakin geçen gün elime, bu “cominsitu” denilen mecmuada, Tyler M. White isminde bir ecnebi âliminin kaleme aldığı bir tahlil geçti. Okudukça, “Aman efendim,” dedim, “meğer mesele, bizim sandığımızdan çok daha derin, çok daha karanlıkmış!”

Eski Masal: Irkçılık Sadece Bir “Oyalamaca” mı?

Bu pek akıllı zat diyor ki: “Irkçılığın, patronun bir oyunu, bir oyalamacası olduğunu sanmak, bu canavarın sadece dişlerini görmek, midesini görmemektir.”

Eğer bu sadece bir “oyun” olsaydı, bu kadar kalıcı, bu kadar inatçı, bu kadar da mantıksız bir nefret nasıl olurdu? Hayır efendim, diyor yazar, mesele fitne sokmak değil. Mesele, bu koca kapitalizm makinesinin ilk dişlisinin, o “Siyah” denilen insanın bedeni üzerine kurulmuş olmasıdır!

Yeni Fesat: Kapitalizmin İlk Kurbanı, İlk Malı

Bu yeni nazariyeyi anlamak için, evvela “şeyleşme” denilen o acayip lafı bilmek lazım. Bu ne demek?

Düşünün ki, bizim mahalledeki kunduracı Vakkas Usta… O, bir ayakkabı yapar. O ayakkabı, onun emeğidir, sanatıdır. Lakin o ayakkabı pazara düştüğü an, artık Vakkas Usta’nın sanatı değil, üstünde fiyat etiketi olan bir “mal”, bir “şey”dir. İşte kapitalizm, her şeyi, en sonunda da bizzat insanın emeğini böyle “şey”leştirir.

Peki, diyor yazar, bu nizam, “insanı şeye çevirme” marifetini ilk nerede denedi? İlk nerede bir insanı, ruhuyla, aklıyla, vicdanıyla alıp, onu bir “mal” seviyesine indirdi?

Cevabı pek acı: Köle gemilerindeki o zavallı Siyah bedende!

Daha ortada fabrika, buhar makinesi yokken, bu nizamın temelleri atılırken, o beyaz efendi, o Afrika’daki zavallıyı bir “insan” olarak görmedi. Onu, tarlasını sürecek bir “alet”, bir “iki ayaklı öküz”, bir “alınıp satılacak meta” olarak gördü. Kapitalizmin o meşhur “soyutlama” marifeti, ilk ve en vahşi tecrübesini burada yaptı. Bir insanı, “Siyah” diye etiketleyip, onu insanlık kategorisinden söküp aldı.

Siyah-Karşıtlığının “Fetişi”: Mantıksız Nefret

Lakin diyor yazar, bu iş sadece bir “kâr” meselesi de değil. Bu, bir “fetiş” halini almış. “Fetiş” nedir? Bir şeye, aslında onda olmayan, mantıksız, sihirli bir güç atfetmektir.

İşte “Siyahlık” da böyle bir fetiş olmuş. O beyaz efendi, kendi kurduğu bu sömürü nizamını haklı çıkarmak için, o “Siyah” olana karşı mantıksız, hastalıklı, kökü derin bir nefret ve korku icat etmiş. O “karalık”, bu nizamın hem en korktuğu hem de üzerine basmadan, onu ezmeden kendini var edemediği bir temel taşına dönüşmüş.

Bu işin ruh kısmını da, Frantz Fanon ismindeki o Cezayir’de bulunmuş hekimden alıyor. Diyor ki: “O beyaz efendinin bakışı, o zencinin ruhunu deler geçer. Onu bir ‘insan’ olmaktan çıkarır, bir ‘vaka’, bir ‘problem’, bir ‘şey’ yapar.”

Velhasıl Kelam: Hepimiz Aynı Defterdeyiz

Bu tahlilden çıkan hisse şudur azizim: Kapitalizm, ırkçılığı sonradan icat etmemiştir; kapitalizm, zaten en başından beri ırkçı bir mantık üzerine kurulmuştur.

O “Siyah” bedeni bir “şey”e, bir “mala” çeviren o zalim mantıkla; bugün fabrikadaki amelenin sekiz saatlik emeğini bir “şey”e, bir “ücrete” çeviren mantık, aynı kirli defterin, aynı zalim hesabın parçalarıdır.

Yani efendim, bu tahlile göre, o “zenci” denilen mahlukun derisi üzerine yazılan o kader, aslında hepimizin, o sermaye denilen canavarın elinde neye dönüştüğümüzün en çıplak, en acımasız ilanıymış!

Kaynak : https://cominsitu.wordpress.com/2020/10/16/how-is-capitalism-racial-fanon-critical-theory-and-the-fetish-of-antiblackness-white-2020/


#Kapitalizm #Irkçılık #SiyahKarşıtlığı #FrantzFanon #Adorno #EleştirelTeori #Marksizm #Felsefe #Sosyoloji #HüseyinRahmiGürpınar #Şeyleşme