Mecdelli Meryem’in Hâli: Teslimiyet Bir “Günah” Değildir, En Büyük “Apostoluktur!”
Yazar: Jungish
Muhterem Okuyucularım!
Meryem Ana gibi asil, lakin hikayesi mahalle dedikodularına en çok malzeme olmuş bir figürdür Mecdelli Meryem. O, hem en derin teslimiyetin hem de en büyük yeniden doğuşun sembolüdür.
Bugün yine kafamda öyle bir mevzu dönüyor ki, insanın “Aman Yarabbi, bu kadınların çektiği ne karmaşa!” diye isyanı geliyor. Bildiğiniz gibi, bizim camiada en çok konuşulan, en çok resmedilen, en çok da yanlış anlaşılan bir kadın hikayesi var: Mecdelli Meryem!
Hani o, bir zamanlar “günahkâr” diye yaftalanan, sonra “tövbekâr hatun” diye yüceltilen, en sonunda ise “Apostolların Apostolu” diye taç giydirilen. İşte onun hikayesi, bizim o ilk baştaki yazımızdaki “teslimiyet” meselesiyle ne kadar da örtüşüyor, bir baksanıza!
1. O Meşhur Güzellik ve O Zarif Kabın Hikâyesi
Meryem Hanım’ın hikâyesi, bazen “yoldan çıkmış, sonra kurtulmuş” bir kadının öyküsü olarak anlatıldı. Bizim mahallede de böyledir; biri bir hata yaptı mı, ömrünün sonuna kadar o yaftayla yaşar. Pope Gregory denen zat-ı muhterem, Meryem’i alıp, İncil’deki diğer iki hanımla karıştırmış, bir “tövbekâr fahişe” portresi çizmiş.
Düşünün ki, mahalledeki Fatma Teyze’nin kızı bir zamanlar biraz “uçar” bir hayat yaşamış. Sonra evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış. Ama komşular? “Hangi günahı işledi de evlendi,” diye fısıldamaktan geri durmazlar. Meryem de yıllarca bu “güzelliği ve eski hayatının gölgesi” ile yaşadı.
Oysa o ilk anda, Hazreti İsa’nın ayaklarını yağlarla meshettiği an, o alabaster (alçıdan yapılmış) kap, tam olarak ruhun maddeye olan teslimiyetinin simgesidir!
- O Pahalı Yağ: Paranın ve dünyanın zevklerinin sembolü. Meryem, bu en değerli malını, en mahrem eylemiyle, yani kendini yere bırakarak sunuyor. Bu, “Benim olan her şeyim (bedenim, zevklerim, dünyam) Senin olsun!” demektir.
- Toprak Olma Hâli: Yere kapanmak, boyun eğmek değil, toprak gibi olmaktır. Bizim ilk yazımızdaki o “maddeye ruhun teslimiyeti” tam olarak budur. Meryem, bedeniyle, ruhuyla o ilahi deneyime izin veriyor.
2. Gözyaşı ve Çıplaklık: Perdenin Kalkışı
Daha sonraki resimlerde Meryem’i görürüz; mağaralarda, çırılçıplak, sadece uzun saçlarıyla örtünmüş!
Neden Saçlar? Eskiden kadınların saçları, enerjinin ve hayati gücün merkeziydi. O saçların dağılması, kontrolün tamamen bırakılmasıdır. Meryem, artık “sosyal maskesini” atmış, sadece bir “canlı varlık” olarak kalmıştır.
Bir insan, en büyük acıyı ya da en büyük sevinci yaşadığında ne yapar? En gösterişli elbisesini çıkarır, en rahat, en basit hâline bürünür. Hastanede, yatakta bir hasta, o an ne zenginliği, ne makamını düşünür; sadece nefes almaya ve iyi olmaya odaklanır. İşte Meryem’in o “çırılçıplaklığı,” manevi hayatta “hastalığından arınmış saf hâline” dönmesidir. O, hücrelerinde ışık görmeye hazırdır artık.
3. En Büyük Cesaret: Dirilişi İlk O Duyurdu!
İşte Meryem’in hikâyesindeki o “kapalı kalan ruhun” açılma anı! Herkes kaçmışken, erkekler korkup dağılmışken, Meryem o bahçede duruyor. Mezarda, Diriliş’i ilk gören o! Ve en büyük görevi alıyor: “Git, diğerlerine haber ver!”
Bu, analitik psikolojinin bahsettiği “bilinçli dişil enerjinin” en büyük zaferidir. O, maddenin en karanlık anında (ölüm), ruha olan imanını kaybetmeyip, tam bir teslimiyetle orada kaldığı için, aydınlanmanın ilk haberini taşıma onuruna nail oldu. O, “Apostollerin Apostolu” oldu!
Diyelim ki, bir iş kurdunuz ve battınız (maddi ölümünüz bu). Herkes size “Sen aptalsın, deneme yanılma yapmayı beceremedin!” derken, siz içten gelen bir inançla, o batığın içinden bambaşka bir fikirle çıkıp geliyorsunuz. İşte o ilk haberi getiren sizsiniz! Meryem de, tüm şüpheye rağmen, o “yeniden dirilişin” ilk habercisi oldu.
Mecdelli Meryem bize şunu gösteriyor: Teslimiyet, bir zayıflık veya günah değil; en büyük gücü, en derin bilgeliği ve en büyük ruhsal cesareti açığa çıkaran kutsal bir eylemdir. O kaba maddeyi, en değerli öd’e dönüştüren anahtardır.
Bu kadim hikâyenin günümüzdeki yankılarını da sizinle paylaşmak istedim.
Beğendiniz mi ?