Adnan Gerger’in Ses ve Sus romanına dair – Sadık Güvenç

“Geçmiş günahsa şiddet ve gazabın fay hattı nereden geçer? İnsanın depremi yüreğindedir. Düş canlıysa henüz kıyıya vurmamış dalga kimi bekler? Çöl kanunlarında mı aramalıydık bu sorunun yanıtını? Ya da  bir adı cehennem olan yerkabuğunun kovuklarında mı?”    (Ses ve Sus s.185)

Toprak ana dile gelmiş Adnan Gerger’in Ses ve Sus romanında, birbirinden mert, birbirinden düzgün, çalışkan insanların; binlerce yıldır karanlık düşünceli, eli kanlı hainlere nasıl yem olduklarının hikayesini anlatıyor.

2010 yılı Yunus Nadi Roman Ödülünün verildiği Faili Meçhul Öfke romanında 12 Eylül  döneminin işkencelerine, sorgularına tanık oluyoruz. Üniversite gençliğinin eylemleri ve bu eylemlerde tanışan Leyla ile Mazlum’un saf ve temiz aşkı ile birlikte gençliği, “sahibinin sesi gazetecileri” ve  gerçek gazetecileri tanıyoruz. Gerçeklerin peşinde olanlarla, gerçeklerin peşindekilerin peşinde olanlara da tanık oluyoruz. Ortadan kaybolmalara, göz altılara, dozu kaçırılmış işkencelere ve istenmeyen adamların yok edilişine tanık oluyoruz. Mazlum’un ortadan kaldırılması birileri için “beka” sorunudur. Leyla için ömrünün çalınmasıdır.

2012’de yayımlanan Bir Adı Cehennem’de Leyla, bir türlü unutamadığı nişanlısı Mazlum’un başına gelenleri  aydınlatma peşindedir. Leyla gazeteci olarak öyle bir olaylar sarmalı içine girer ki… Kanlı senaryoları yaşama geçirmek için birbiriyle yarışan örgütler, kimin devlet kimin örgüt olduğu bilinmeyen bir sarmal… Örgütlerin devlet içinde devlet olmak için insanı insana kırdırması, kanlı planları… 1990’lı yıllarda yaşadığımız Susurluk olayı, dinci örgütlerin domuz bağı ile öldürüp depoladığı cesetler geliyor insanın aklına. Leyla’nın Mazlum’un emaneti, yadigarı olarak üstüne titrediği bebeğini işkencede kaybedecek ve psikolojik olarak çökecektir. Onun yardımına ise Serpil koşacaktır. Dostluğun pırıltılı yüzü…

2018 Dil Derneği Onur Ödülü’nü alan Adnan Gerger’in  Eylül 2018’de yayımlanan Ses ve Sus’un kahramanları sözünü ettiğim bu iki romanda tanıdığımız kişiler. Bu romana adını veren “Ses ve Sus” Baba Ardavan’ın ikiz evlatlarıdır Toprak ananın anlatışına göre. Yer adları değişmiştir. Çünkü Toprak ana, sanırım bizim verdiğimiz adlarla anmak istemiyor üzerindeki yerleşim yerlerini. Kendisi adlandırıyor tam da yakıştırıyor adları: “Zanağa.” Öyle değil mi herkesi zan altında gören  bir başkente ne ad versin Toprak ana? Ateşin, barutun, bombanın patır patır patladığı ülkenin adı “Naristan” olmayacak da Gülistan mı olacaktı? Böylece fantastik bir ülkede yaşanmış oluyor bu olaylar. Bizim cennet ülkemizde olacak değil ya. Cennet gibi güzel ülkemizde ne işkence, ne gözaltında kaybolma olabilir. Olsa olsa Naristan’da olur böyle şeyler. Naristan’da olağan hale gelen kıyımlardan birinde ayrılmıştır ikiz kardeşler Ses ve Sus. Yıllar sonra buluşacaklardır. Hasret bitecektir. Biter mi? Orasını romanı okuyunca göreceksiniz.

Kurgusu ve biçemiyle yepyeni bir roman ortaya koymuş Adnan Gerger.

Sadık Güvenç

Adnan Gerger, Ses ve Sus, Karakarga Yayınları, İstanbul 2018, roman, 227 s.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here