Ağrı’nın Derinliği, Ece Temelkuran ?Ararat sizin için bir yükseklik meselesidir. Bizim içinse bir derinlik meselesi!.? Silva Gabudikyan

Ece Temelkuran’ın Hrant Dink?e adadığı ‘Ağrı’nın Derinliği adlı kitabı, ?Anadolu?dan, Anadolu?yu terk etmek zorunda kalmış herkese gönderilmiş uzun bir mektuptur. İnsan nasıl hatırlar, nasıl unutur, nasıl barışır, nasıl affeder? Bu sorular hakkındadır anlatacaklarım.
Bu, dünya üzerindeki herkes için yazılmış bir unutma ve hatırlama yolculuğunun hikâyesidir??
‘Ağrımızı” yazan Ece Temelkuran kitabı; evsiz kalmanın, evinden uzak düşmenin acısını bilen, tahmin edebilen herkese yazılmıştır.
?Ne kapana kısılalım ?vatansever? olarak, ne dışına atılalım ?hain? olarak. Yeni bir aidiyet olsun, dışına çıkabildiğimiz için büsbütün reddetmek kalmayacağımız; içinde olduğumuzda büsbütün üzerinize sinmeyecek bir ev. Aidiyetimizin bize ezberlettiklerinin ötesinde bir “biz” olabilir mi? İçine hapsolmadığımız, dışına atılmadığımız bir “ev”, bir “biz” kurulabilir mi? Ece Temelkuran, Ermeni ve Türk milliyetçiliklerine yakından bakarken, toplumların “biz”lerini kurma aşamasında neleri, nasıl dışarıda bırakmış olabileceklerini anlatıyor. *”Bir süredir ?Ağrı?nın Derinliği kitabını imzalıyorum. İmza günlerine insanlar geliyor. Bazıları isimlerini yüksek sesle söylüyorlar: Mehmet, Barış, Özgür, İsmet… Ama bazıları sırası geldiğinde öne doğru bir adım daha atıyor, ağzını kulağıma yaklaştırıyor, ve fısıldıyor: ?Yeğsapet…?, ?Sevag…?, ?Kevork…?
Bunu yapmaya çok alışık olduklarından ?Nasıl yazılıyor?? diye sorduğumda hiç yadırgamadan harfleri söylemeye başlıyorlar. Fısıldayarak söyledikleri adlarını bir de hecelemek, kodlamak zorunda kalınca…
?Milliyetçilik ve milliyetçilik betonarmesiyle tek tipleştirdiğimiz Anadolu?ya neler ettik?? sorusunun cevabı bu işte. Bazılarımız, Anadolu halklarından bazıları bugün isimlerini fısıldamak zorunda kalıyor.”

?Ararat sizin için (Türkleri kastederek) bir yükseklik meselesidir. Bizim içinse (Ermenileri kastederek) bir derinlik meselesi!.? Ermenilerin en yaşlı kadın şairi Silva Gabudikyan

**”Ece Temelkuran ?Ağrı?nın Derinliği isimli kitabıyla, önemli bir derdimizi hatırlamamıza yardımcı oldu.
Hrant Dink?e adanan bu çalışma, neredeyse yüzyıllık derdimize, tüm ezberleri sarsacak kadar yalın ve soylu bir derman kapısı aralıyor. Tıbbi literatürde ?hayalet ağrı? ya da ?phantom ağrı? olarak geçen bir kavram vardır. Kesilen, olmayan bir organda hissedilen ağrı için kullanılıyor. Örneğin kolunuz yok, ama siz kolunuzun dayanılmaz bir şekilde ağrıdığını hissediyorsunuz. Ya da bacağınız kesilmiş ama sizin parmak aranız kaşınıyor. Her şeyin beyinde başlayıp orada şekillendiğinin en yakıcı kanıtlarından birisidir bu.
Ermeni meselesi, tam da bu şekilde tanımlanabilecek bir ?ağrı-sızı? hali olarak 93 yıldan beri, iki toplumun kendini bilen insanlarına derman aratıyor. Kim ne derse desin, bizler birbirimizin yitirilen eli kolu gibiyiz ve hiç durmadan yitirilen yerlerimiz ağrıyor. Ece Temelkuran?ın, dünyanın yedi iklim dört köşesindeki Ermenilerle görüşerek hazırladığı kitabını okurken her satırında yüzümüze çarpan gerçek bu.
Kitaptan öğreniyoruz ki Erivan?da Ermeniler ısınmak için kestikleri ağaçlardan boş kalan yerlere bir anıt dikip üzerine de ?Ermeni aileleri ısıttığın için sana teşekkür ederiz? yazıyorlar. Dünyada bu naifliği gösterecek tek millet Ermeniler ise eğer, onların bu minnet duygusunu en iyi anlaması gerekenler de bizler olmalıyız.
Hrant Dink?in ?soykırım? meselesinde gelinemeyen noktaya ilişkin yaptığı tesbitin en milliyetçi zihinlerin bile ıskaladığı bir gerçeklik olduğunu da yine bu kitapta görüyoruz.
?Türkler onurlarından dolayı kabul etmiyorlar, Ermeniler de aynı sebepten unutmuyorlar!? diyor Hrant… Bu meselenin çözüm anahtarını tarihçilerden ve politikacılardan alıp sanatçılara teslim etmek belki de en kestirme yol. Nâzım Hikmet?in her gördüğü yerde kur yaptığı Ermenistan?ın abide şairi Silva Gabudikyan?ın Ağrı Dağı için söylediği ?Ararat sizin için bir yükseklik meselesidir, bizim içinse bir derinlik!? tesbiti belki de bu anahtarın ilk cümlesi olabilir.
Dünya kocaman bir hikâyedir diyor Temelkuran. ?Hikâyeleri ayrılınca insanların, etleri de kesilir birbirinden. En keskin bıçaktan bile daha keskin yarar insanları hikâyeler. Bütün yeryüzünde insanlar birbirlerini aslında en çok hikâyeler için öldürürler. Bu yüzden yeniden kurulmalı hikâye!?
Bu meseleye neresinden bakarsanız bakın, mutlaka okunması gereken bir çalışma ?Ağrı?nın Derinliği. Meseleye ?endüstriyel? bir kaygı gütmeden ve bu konuda iki halkın da hoyrat davranışlarını saklamadan yaklaşabilen namuslu ve ruhu olan bir çalışma.
Gabudikyan?ın dediği gibi ?Ancak ruhu olan halklar bulanık zamanları atlatabilirler.? Ve hiç değilse iki halkın da bir ruhu var. Hayalet ağrılarımızı azaltmanın tek yolu ?Ağrı?nın Derinliği hakkında bir fikrimiz olmasıyla mümkündür. Dermanımız derdimizde saklıdır.

***Ece Temelkuran, Ermenileri ya da Türkleri anlatırken, onları ararken kendi çocukluğunun ve gençliğinin de peşine düşüyor. Acının ?özel?liğini bir yana bırakıp onu anonimleştirip herkese ait kılıyor
Bazı yazarlar vardır, bütün kelimelerinizi elinizden alır ve dünyanın ortasında savunmasız bırakır sizi. Bazı yazarlar ise bütün kelimelerini size bahşeder. Artık güçlüsünüzdür. Dünyaya, bu toprağın dertlerine, geçmişin onarılmazlığına karşı daha bir acır ama dimdik çıkarsınız. Ece Temelkuran benim için, kelimelerini bahşeden yazarlardan… Ağrı?nın Derinliği bu topraklar üzerine yeniden düşünmemizi sağlayan, artık klişeleşmiş ama olsun ben yine de söyleyeyim ezber bozan bir kitap… İnsanın kalbiyle de düşünebileceğini, kalbiyle de hem kendi acısıyla hem de başkalarının acısıyla hesaplaşabileceğini, tedavi edebileceğini gösteriyor.
Çocuk gibi bir ülkede yaşadığımız malum… Çocuk gibi kızan, bağıran, dağıtan ama sonra da toplamayı reddeden… Arkadaşlarını, kardeşlerini incitmekten korkmayan ama onlarsız da yapamayan bir çocukülkeyiz. Sevgisini kıskançlığıyla gösteren, bu yüzden hep yalnız kalan, yalnız kaldıkça kendine zarar veren bu ülke elbette büyüyecek. Büyüdükçe kırıp dağıttıklarını toplamayı, onları sahiplenmeyi, onlarla yaşamayı ve yalnızlığın onulmaz acısını duydukça arkadaşlarına sarılmayı deneyecek. Ermenilerini, Kürtlerini, Rumunu ve bilumum eksik bırakılmış arkadaşlarını yeniden saracak… Ağrı?nın Derinliği işte yıllardır sızlayan bir yarayı tanımak için bu çocukülkeden göçenlerin kalbine seyrüsefere çıkıyor, bu toprağın incitilmiş, yurdundan sürgün edilmiş, göçebe bir hayatı yaşamak zorunda kalmış arkadaşlarıyla konuşuyor. Yani Ermenilerin, yani tespih taneleri gibi yeryüzünün her bir yerine dağılmış o insanların…
Ağrı?nın Derinliği bir röportaj kitabı aslında. Bir tabuya dönüşen ve ismi zikredildiğinde bile kimilerine ürküntü veren ?Ermeni meselesi?ne odaklanıyor. Nedir bu Ermeni meselesi? Bir mesele midir? Bizim meselemiz midir, yoksa onların mı? Gerçekten soykırım olmuş mu? Yoksa bunlar ?dış güçlerin? suni bir şekilde yarattığı küllüyen bir yalandan mı ibaret? Temelkuran bu tespitleri hepten unutarak bu konunun muhataplarıyla konuşuyor. Herkesi yokluyor, onları anlamaya çalışıyor ve gelin kısa bir süreliğine de olsa onların yerine geçelim, onlar da bizim yerimize geçsin diyor. O zaman onlar ya da bizler diye bir şey kalmayacak. Anlayacağız ki bu dert, bu topraklar kadar bizim, hepimizin… Anlıyoruz anlıyoruz da kitap bitince içimize bir ürkek güvercin gelip yerleşiyor Hrant.

Kırgınlığıyla yaşayanlar
Ece Temelkuran söyleşileri gerçekleştirmek için önce Ermenistan?a gidiyor. Orada bazen sıradan insanlarla bazen bu acıyı birebir yaşamışlarla bazen de devlet adamlarıyla konuşuyor. Onları dinliyor ama bir yandan da bu ülkeyi dinliyor. Sonra Fransa?ya diasporanın kalbine gidiyor. ?Soykırım meselesi?ni gündeme getirenlerle, Fransa?da meclisten yasayı geçirenlerle, bir zaman Asala?nın içinde yer almış ama şimdi şiddeti reddedenlerle, ülkesini bırakıp Fransa?ya yerleşen yurtsuzlarla konuşuyor. Sonunda da Amerika?ya gidiyor. Orada ise daha kodaman, daha paraya tapar hale gelmiş, Amerika rüyasının içinde kaybolmuş Ermenilerle konuşuyor. Sözü edilen üç yerde de hep farklı görüşlerle, farklı yaşamlarla bizi buluşturuyor. Yerinde tespitler yapıyor. Bütün bu söyleşilerden anlaşılıyor ki herkes biraz kırgın, kırgınlığını intikama dönüştürenler var, kırgınlığıyla yaşamasını öğrenenler de… Ermenistan?daki Ermeniler daha çok komşu olmanın verdiği yaşamsal bilgiyle de Türkiye?ye karşı daha dostane. Fransa?dakilerin ise çoğunluğu kırgınlığını acımasız bir öfkeye dönüştürenlerden oluşuyor. Amerika?da durum biraz daha değişiyor ve bu mesele paranın meselesiyle yer değiştiriyor. Öyle ki içlerinden biri bizim meselemiz topraktan öte para diyor. Ama her ne söylenirse söylensin ezber edilmiş, diplomatik konuşmalardan sonra sıra kişisel hikâyelere geldiğinde hepsinin gözleri doluyor. Geçmişi hatırlamak hepsine acı veriyor. Acı onları ayakta tutuyor. Bu topraklarda büyümüş, serpilmiş herkesin olduğu gibi…
Temelkuran bütün kitap boyunca bu toprakların belleğini arıyor ve öfkesini anlamaya çalışıyor. Yazılmamış tarihi sözün kudretine sığınarak arıyor. Çünkü bu topraklar hep söze inanmış, onun şefkatine ihtiyaç duymuş. Belki de bu yüzden Ermenistan?dakiler sadece bir söz yeter diyorlar. Bir söz… Acımızı anlayacak bir söze ihtiyacımız var diyorlar. Çünkü hepsi de kendini kurban olarak görüyor. Reddedildikçe acıyorlar. Acıdıkça bu bazılarını şiddete ve intikama kadar götürüyor.
Bir yandan da çoğu konuşmalarda ?soykırım meselesi?ni her halükârda Türklerle Ermeniler arasına bir duvar ördüğü ortaya çıkıyor. Temelkuran öncelikle bir gazeteci olarak değil de bir Türk olarak görülüyor. Ve bir an Alaskalı bir gazeteci olduğumu düşünün demek zorunda kalıyor.

?Hikâye değişir ve Hrant ölür?
Temelkuran kitapta çok önemli tespitlerde bulunuyor. Sektörlerin çoğunca anlaşmazlıklardan ortaya çıktığını söylüyor. Bu meseleyi kendine sektör haline getirenlerle de konuşuyor. Bazıları bütün yaşamsal faaliyetini bu acının üzerine kurmuş. Bazıları ise gerçekten birer kurban olarak kalıyor. İşte bu bütün ezberleri bozuyor. Bir diğer önemli tespit ise bize öğretilmiş, sorgulanma gereği duyulmamış hikâyelerimiz üzerine olanıdır. Birileri bize bir şey söyler ve biz onu kendi hikâyemizmiş gibi yaşarız. Vicdanımızı rahatlatmak için kötüleri hep diğerlerinden seçeriz. Köyümüzde kötü yoktur. Biz iyi olanız çünkü. Ve diyor ki ?Bu yüzden hep ?yan köyde? olması gerekir kötülüklerin, kan hep yan köyde akar, suçlar oraya aittir, acı ve vahşet. Çünkü bizim köyde olduğunu söylerse biri… Hikâye değişir ve… Hrant ölür.? Temelkuran kitabı yazarken Hrant Dink daha öldürülmemişti. Amerika röportajlarından önce ölüyor Hrant ve Temelkuran o zaman bu kitabı bitirmeye karar veriyor. Ve o da aslında bu köyde de kötüler var. Bu köyde de kan aktı ama bu köyde bunu istemeyenler de vardı, diyor.
Bu kitap evsizlerin, yerinden yurdundan sonsuza kadar sürülenlerin hikâyesidir. Daha önceki bir yazımda da söylemiştim, sürgün üzerine yazmanın kolay olduğunu ama sürgünü yaşamanın ne kadar içinden çıkılmaz olduğunu. Burada hikâyeleri anlatılan insanlar işte bu sürgünlüğü, evsizliği, yurdundan olmanın öfkesini yaşıyorlar. Doksan yıldır da bu acıyı diri tutmanın yollarını deniyorlar. Çocuklarına yurtsuzluğu, uğradıkları haksızlığı anlatıyorlar. Hikâyelerine şahit arıyorlar. Belki de bu yükle yaşamanın zorluğunu biliyorlar da yüklerini hafifletmek için çocuklarına anlatıyorlar.
Aristo ?anlat ki seni göreyim? der. Bu söz sanki bu topraklar için söylenmiş. Acı ancak anlatılarak hafifler. Mutluluğun tedaviye pek ihtiyacı olmaz ama acının… Ancak karşındakinin acısını dinlersen, onun yerine biraz da kendini koyarsan, onun acısı benim de acımdır dersen tedavi olur ve bu çocukülke büyür. Şefkatini yeniden gösterir. Ağrı?nın Derinliği bunu anlatıyor. Biraz da onların yerine geçelim, biraz da acıyı biz duyumsayalım diye…
Kitap boyunca Temelkuran, Ermenileri ya da Türkleri anlatırken, onları ararken kendi çocukluğunun ve gençliğinin de peşine düşüyor. Acının ?özel?liğini bir yana bırakıp onu anonimleştirip herkese ait kılıyor. Acı herkeste farklı yaşansa da nihayetinde bir ortaklık arıyor. O da yalnız olmadığını bilmek istiyor.
Ağrı?nın Derinliği başka ağızlardan bizi bize anlatıyor. Hepsinin hikâyesi biziz. Biz hepsinin hikâyesiyiz. Kitap boyunca Temelkuran Ermeni ve Türk milliyetçilerine de yakından bakma imkanı buluyor. Onlara bakarken, toplumların ?biz?lerini kurma aşamasında neleri, nasıl dışarıda bırakmış olabileceklerine de odaklanıyor.?

****”Temelkuran: Bu Kitabın Yolunu Hrant Dink Açtı.
Ece Temelkuran’ın “Ağrı’nın Derinliği” kitabının kokteylinde hep Hrant Dink vardı. Avukat Çetin kitabın geleceği kurma arayışının yolculuğu olduğunu söyledi; Agos yazarı Karakaşlı “Bu kitap buradaysa yine Hrant’la beraberiz demektir” dedi.

“Geleceği kurmak için neler yapmalıyız”ın arayışı
Tütün Deposu’nda, kitaptaki Yurttaş Tümer fotoğraflarının arasında, dün (4 Haziran) düzenlenen kokteylde konuşan Dink ailesinin avukatı Fethiye Çetin “Ece bu yolculuğa tek başına çıkmıyor. Siz de katılıyorsunuz. Bu yolculuğu büyük kılan samimiyet. İnsan olmaya davet ediyor” dedi.

Kitaptaki röportajlardan alıntılar yapan Çetin bu yolculuğun ve kitabın ‘geleceği kurmak için neler yapmalıyız’ arayışının yolculuğu olduğunu söylerken Temelkuran’ın “İnsan yalnızca ötekini değil, kendini de anlıyor yola çıkınca” sözlerini aktardı.

“İçin rahat olsun Hrant”
“Eksik yasımızı birlikte tutalım, ortaklaştıralım” diyen Çetin Dink’in Kasım 2005’te yazdığı bir yazıyı anımsattı, onun “Türkiye Ermenistan ilişkileri için ortak yazgı önümüzde. Atalarımız sayfalarını doldurdu. Sorun bizim beyaz sayfaları nasıl dolduracağımız” sözlerine anımsattıktan sonra, beyaz sayfaları uygar insana yaraşır şekilde doldurmayı buna engel olacakların tekeline bırakmadıklarını söyledi ve ekledi: “İçin rahat olsun Hrant. Su çatlağını buluyor.”

Çetin, Dink’in sözünü ettiği yazısının da içinde olduğu bir kitabın yakında Hrant Dink Vakfı tarafından yayınlanacağı haberini de verdi.

Karakaşlı: Bu kitap buradaysa Hrant’la beraberiz
gos yazarı Karin Karakaşlı da “Bu kitap buradaysa Hrant’la beraberiz demektir” dedi; “Ece’nin Ermenistan’ı, diasporayı, ABD’yi anlatması çok önemliydi” diye konuşurken sloganların, tezlerin dışına çıkmanın, “Tıpkı Hrant gibi, öfkesini, hayal kırıklığını, acısını paylaşmaktan çekinmeme”nin öneminden söz etti.

Dink’in Ararat yazdığında yanına parantez içinde Ağrı yazdığını anlatan Karakaşlı, Dink’in Ararat/Ağrı dağının “bir halkın kaybettiği toprakla bütünlüğüne olan özlemini simgelediğini”, dolayısıyla “geçmiş değil, aynı zamanda gelecek olduğunu” söylediğini de aktardı.

“Gördün mü, bak, kız çıkardı kitabı”
Hrant Dink’in daha önce Ece Temelkuran’ın Ermenistan yazılarını okuduğu bir ana göndermede bulunan ve dinleyenlerin gözlerinin önüne Dink’in sağ olduğu, Agos’taki sakin bir sabahı getiren Karakaşlı şunları söyledi: “Elinde bu kitap oturuyor. ‘Gördün mü, bak, çıkardı kız kitabı. Bunu ona ben yazdırdım’ diyerek. Hrant sen pek çok şeyin başlangıcısın.”

*Ece Temelkuran’ın, 18 Haziran 2008 tarihinde Milliyet Gazetesi ‘Kıyıdan’ adlı köşesinden çıkan yazısı
**Sırrı Süreyya Önder, 10.06.2008 kronikmuhalif.com
***Abidin Parıltı?nın 30.05.2008 tarihinde Radikal Gazetesi Kitap Eki?nde çıkan yazısı
****BİA Haber Merkezi, 05 Haziran 2008

Ece Temelkuran’ın Hayatı
1973, İzmir doğumlu. Bornova Anadolu Lisesi’ni 1991’de, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1995’te bitirdi. İlk yazıları Patika dergisinde yayınlandı. 1993’te Cumhuriyet’te gazeteciliğe başladı. Kadın hareketi, siyasi tutuklu ve hükümlüler, Güneydoğu sorunu üzerine çalıştı; röportajlar yaptı. Bütün Kadınların Kafası Karışıktır adlı kitabı 1996’da yayınlandı. Aynı yıl Alman hükümeti tarafından yılın gazetecisi seçildi ve Almanya’da kadın hareketi üzerine bir araştırma yaptı. 1997 yılında Oğlum Kızım Devletim – Evlerden Sokaklara Tutuklu Anneleri adlı araştırma kitabı yayınlandı. Ardından avukatlık ruhsatmanesini aldı ve bu mesleği -henüz- hiç icra etmedi. Cumhuriyet Dergi için yaptığı “Bekaret Testi Suçtur” adlı yazısıyla Tabipler Odası Yılın Araştırma Yazısı ödülünü aldı. Yurtiçinde ve dışında çeşitli dergilerde yazılar yazdı, CNN Türk’te muhabirlik yaptı. Daha sonra şiir-metin (poem&prose) türündeki İç Kitabı (Everest, 2002) yayınlandı. Eylül 2002’de şiir-metin türündeki üçüncü kitabı Kıyı Kitabı’nı yazdı. Milliyet’teki köşe yazıları sebebiyle BAL Vakfı tarafından “Beyaz Yorum” ödülüne layık görüldü. Dünya Sosyal Forum sürecini izlemek için 2003’te Brezilya’ya, 2004’te Hindistan’a gitti. Arjantin’de ekonomik krizden sonra oluşan halk hareketini inceledi. Bu harekete ilişkin yazıları “Buenos Aires’te Son Tango” adı altında yazı dizisi olarak Milliyet’te yayınlandı. Savaş karşıtı yazıları sebebiyle Çağdaş Gazeteciler Derneği’nden “Barış Kalemi” ödülünü aldı. Milliyet gazetsinde “Kıyıdan” adlı “köşesinde” yazmaya devam ediyor.

AĞRI?NIN DERİNLİĞİ
Ece Temelkuran, Everest Yayınları, 2008, 321 sayfa

Ağrı’nın Derinliği, Ece Temelkuran ?Ararat sizin için bir yükseklik meselesidir. Bizim içinse bir derinlik meselesi!.? Silva Gabudikyan” üzerine bir yorum

Yorum yapın

Daha fazla Politika
Tepetaklak / Tersine Dünya Okulu, Eduardo Galeano

"Cardona Köyü'ndeki komşularının bakış açısına göre, yaz kış aynı elbiseyle dolaşan Toto Zaugg müthiş bir insandı: Toto asla soğuk almaz,...

Kapat