Ak Behice – İbrahim Kürşat

Düşlerin yarım kaldığını kimse iddia edemez, ama düşlerinin yarım kaldığı söylenenlerin hasretine de sevgisine de doyulmaz… Türkiye’nin, müzeye çevirilen Ulucanlar cezaevinin bir koğuşunda, koğuşun hemen girişindeki sol ranzanın ikinci katında, cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden, ilk kadın Sosyolog, üniversiteden kovulan ilk kadın öğretim üyesi, parti genel başkanlığı yapan ilk kadın, TBMM ve Avrupa Parlamentosundaki ilk Sosyalist Türk Kadın Milletvekili, sürgünde ölen ilk kadın Marksist Kuramcının umut veren güleç yüzlü bir fotoğrafı asılı duruyor…
Bu kadın, tek oğlu Dursun Hatko’yu meclis kararı olmaksızın Kore’ye asker gönderen Menderes hükümetine karşı çıktığı için, çocuğunu hapiste dünyaya getiren Behice Borandır… Belki, gülmenin en çok yakıştığı, insana güven veren duruştur ranzadaki o fotoğraf… Kuşkusuz kurulu düzen içinde yenilik yapmayı sevenlerin ve korkudan kaçanların anlayamacağı bir fotoğraftır aynı zamanda… Evet, diyebiliriz ki Türkiye tam olarak ne insanların temel ihtiyaçlarını akılcı bir yoldan karşılayabildi ne de geçerli bilginin kurulması meselesine yanıt bulabildi. Asıl olarak bu iki sorunun cevabını aramak tam manasıyla olmasa da bizi, hakikate yaklaştırabilir. Behice Boran, Uğur Mumcu’ya verdiği röportajda henüz çocuk yaşlarındayken politize oluşunu anlatır ve şöyle der: “Geriye dönüp baktığımda, genç- çocuk yaşta politize olduğumu hatırlıyorum.” der ve bir şiir okur: Yürüyordum ekilmişti tarlalar/Yürüyordum sararmıştı tarlalar/ Bir ses duydum, bir kadın/Ne o bacı?/Ne olacak ot yiyoruz/Neden bize karşı İstanbul acımasız ve insafsız/”Yazık sana uzanmayan ellere/Yazık seni kurtarmayan ellere…”

Boran, sosyoloji bölümünü seçmesi için, “Toplumsal gerçekliğin ne olduğunu, genelinde toplumların nasıl değişip geliştiğini öğrenmek beni çok ilgilendiriyordu.” der, Sosyoloji Bölümünü bilinçli olarak seçenlere hep sempati duyarak bakmışımdır. Sanırım sosyoloji mezunu olmamdan kaynaklanan bir durum bu. Boran, Ankara Üniversitesinde çalıştığı dönem de “Yurt ve Dünya” dergisini çıkarmaya başlar. Dergi de yazanlar; Behice Boran, Niyazi Berkes, Adnan Cemgil, Pertev Boratov’dur. Daha sonra Muzaffer Şerifle beraber bu dergiden ayrılarak, 1942 yılında “Adımlar” dergisini yayımlamaya başlarlar. Derginin yazı işleri sorumlusu Behice Borandır. Üniversite hocaları devlet memuru sayıldığı, devlet memurlarının ideolojik yazı yazmaları da yasak olduğu için yazılar bir nevi “sansür”lüdür. Bugünlere bakarsanız, işte burada geçmişe hakikaten özlem duyabilirsiniz. İsimlere bakar mısınız; Boran, Berkes, Cemgil, Muzaffer Şerif…. bu kıymetli insanların üreteceklerine, toplumsal gerçeği aramalarına engel olmak?! Hulasa, Boran diğer bir yandan edebiyat üzerine çok yazı kaleme almış, bir çok tahlil yapmıştır: Necip Fazıl’dan, Namık Kemal’e, Halide Edip’e, Reşat Nuri’ye, ayrı olarak Kadın romancılara…bugünün dar çıkmazından nefes alamadığınızı düşünecek olursanız dönüp Behice Boran’a, ürettiklerine, mücadelesine bakmalısınız… Hele ki Behice Boran?ın: Köy, Köylülük, Şehir, Şehirleşme ve Modernleşme üzerine yazdığı makaleler cana can katar… Köylülük üzerine yazdığı bir makalenin şu bölümü hep altını çizerek okumuşumdur, çünkü bugünlerde köylerin organik yapısındaki “değişim”in anahtarı bu bölümde gizlidir: “Köylünün bilgisi artsın mı? Evet. Köye yol yapılsın, otomobil, telgraf, telefon erişsin mi? Köyde radyo, gazete, mecmua, kitap, tiyatro lâzım mı? Köyde doktor, baytar, ziraatçı bulunsun mu? Şairlerimiz, ediplerimiz, ressamlarımız köy hayatını anlatsınlar mı? Evet, evet, evet… Peki ama bunlar şehirlere mahsus olan vasıfların yayılmasıdır; şehirleşmedir. Bütün evetlere rağmen bu neticeyi kabul etmek istemezler: Hayır, derler, köy davası köyü köy olarak bırakmaktır. Hayret edip bu garip tenakusu eşelediniz mi müphem, hatta mistik cevaplar alırsınız. “Manevî kıymetler” den bahsederler. Köy adamının ideal bir portresini çizerler. Bu hususiyetleri muhafaza etmek lâzımdır, derler”

1950’lili yıllar… elden ele şiirleri dolaşan, adına haklı olarak af kampanyaları yürütülen, yazıları otuz kırk dilde basılan, ancak Türkiye’de adı kitlelere unutturulmaya çalışılan Nazım Hikmet için Boran, “Örnek Sanatçı Nazım Hikmet” başlıklı tahlillerle, denemelerle bizatihi destek vermiş, sanatın sınıfsal yönünü ortaya koymasını değerlendirmiş ve Nazım için “Ana mesele; sanat felsefesi, sanat sosyolojisi, sanat psikolojisi meseleleridir. Bu meselelerin müşahhasta, bir sanatkârın eserlerinde, halledilmiş şeklini Nâzım’ın şiirlerinde bulmak mümkündür. Bunun için Nâzım büyük bir şairdir.” der. Ve Nazım’ın halk nezdinde klişeleşmemesini şöyle özetler: “Nâzım’daki tabiata yakınlık ve sevgi ve tabiatı ifadedeki tazelik hangi gül ve bülbül, deniz ve mehtap şairinde var? Bugünkü şiirimizde, “Karıma Mektuplar” dan daha sıcak, daha içten sevgi ifadesine nerede rastlıyoruz? Ancak kırıntılarını öğrenebildiğimiz “Büyük Destan” ve “Memleketimin İnsan Manzaraları”ndaki çeşitli insan tiplerini, insan ruhunu anlayışı, tabiat tasvirlerini başka hangi şairimiz verebildi?”
Burada hazır Nazım’a değinmişken, yazıyı Behice Boran’ının kendi şiiriyle noktalamak yerinde olacaktır. Çünkü Behice Boran’ı bir deneme yazısında anlatmaya çalışmak hem yersiz hem haksız bir şey olur.

Mihri’ye 14 Aralık 1940
Bir gün;
Fırtına dindiğinde
ve gökyüzü tekrar safir camgöbeği mavisindeyken
biz bir tepenin üstünde oturarak,
Seyredeceğiz güneşin öfkeli kırmızısını,
Enimiş kurşun denize bakarken,

Bir gün,
yaşamın uzun çabası sona erdiğinde,
Ve boş ellerimiz kucaklarımızda dinlenirken,,
Biz bir tepenin üstünde oturacağız,
Ve günlerin tantanalı geçit törenini izleyeceğiz,
Bir gülümseme ile bir kaç gözyaşı ile ve içimizi çekerek,

Bir gün;
sen, ben bir tepenin üstünde oturarak,
Gariplikler yapmaktan hoşlanan ve kendimizle alay eden bir kahkaha ile,
Başlarımızı sallayacağız bilgece,
Çünkü hiç bir gün o gün göründüğü kadar parlak olmamıştı,
Ve hiç biri o denli kapkara, bir umut ışığı barındırmayacak kadar

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
Sevgili Kişisel Gelişim Meraklısı Okur – Zafer Köse

Doğrusu, kişisel gelişim kitapları okumak, bence bir okur etkinliği olarak görülmemeli. Çünkü bu kitaplara ilgi duymanın nedeni, en kolay şekilde...

Kapat