Akıl Hastalıkları ve Sapkınlık: Dünden Bugüne “Normal”i Belirlemek
Tarih, “normal” ve “anormal” arasındaki çizginin ne kadar değişken ve kırılgan olduğunu gösteren örneklerle doludur. Orta Çağ’da Engizisyon, toplumun dışında görülen herkesi; cadıları, sapkınları ve aykırı düşünenleri cezalandırmak için dinin otoritesini kullanıyordu. İşkence, dışlama ve yakma, “uygunsuz” olanı ortadan kaldırmanın yollarıydı.
Ancak Kilise’nin gücü zayıflamaya başladığında ilginç bir dönüşüm yaşandı. Cadı avcılarının ve din adamlarının bir kısmı, cübbelerini çıkarıp beyaz önlüklerini giydi ve “bilim”in yeni bayrağı altında aynı işe devam ettiler: Toplumun kabul ettiği standartlara uymayanları belirlemek ve onları “düzeltmek”.
Dinden Bilime Transfer Edilen Güç
Psikiyatri, bu yeni düzenin en güçlü araçlarından biri haline geldi. Eskiden şeytanın eline düştüğü düşünülenler, şimdi akıl hastası ilan ediliyordu. Onları toplumun standartlarına göre “normalleştirmeye” çalışmak için din yerine sözde bilimsel yöntemler kullanılıyordu. Bu yeni dönemde, “sapkınlık” dini bir günah olmaktan çıkıp tıbbi bir bozukluk haline geldi.
Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri, 20. yüzyılın sonlarına kadar eşcinselliğin bir akıl hastalığı olarak kabul edilmesiydi. Amerikan Psikiyatri Birliği’nin “psikiyatrinin İncili” olarak bilinen DSM (Mental Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) listesinde eşcinsellik, 1970’lere kadar bir bozukluk olarak yer alıyordu.
Normalin Değişen Sınırları
Bu örnek, bize şunu gösteriyor: “Normal”in tanımı, zaman ve mekân içinde büyük ölçüde değişen, iktidar sahipleri tarafından belirlenen bir yapıdır. Eşcinselliğin 70’lerde bir hastalık olarak görülmesi ve bugün tamamen normal kabul edilmesi, bilimsel bir keşiften çok, toplumsal ve politik bir değişimdir.
Peki, bugün “normal” kabul ettiğimiz davranışlar, gelecekte nasıl yargılanacak? Bugün akıl hastalığı teşhisi konan durumların ne kadarı aslında sadece toplumsal beklentilere uymayan bireylerin varoluş biçimleridir?
Akıl hastaneleri ve psikiyatri, elbette ki pek çok kişiye yardımcı oldu ve olmaya devam ediyor. Ancak bu tarih, bize eleştirel bir gözle bakmanın önemini hatırlatıyor. Bugün sahip olduğumuz bilgileri sorgulamalı, “normal”in tanımını kimin yaptığını ve bu tanımların hangi güç dinamiklerinden etkilendiğini anlamalıyız. Aksi takdirde, tarihin aynı hatalarını tekrar edebiliriz.