Aşk Mektupları – Albert Einstein, Mileva Maric

Bildiğimiz Einstein, hayatının son yirmi yılını Princeton’da, hiçbir zaman tamamlanamayacak olan birleşik alan teorisi üzerine çalışarak ve dünyanın ne yazık ki ihtiyaç duyduğu akılcılığın korunması için bir dizi cesur çabayı destekleyerek geçiren saygın bir kişiliktir. Bu mektuplarda bulacağınız Einstein ise üzerinde yüzyılımızın fiziğinin inşa edildiği kavramsal ve kuramsal yapının büyük bir kısmını 1905 ile 1925 yılları arasında yaratan çok ilginç bir gençtir. Einstein ile Maric’in İsviçre Federal Politeknik’te öğrenciyken tanışmalarıyla başlayıp 1903’te evlenmelerinden kısa süre sonrasına kadar devam eden bu elli dört aşk mektubu, bir yandan Einstein’ın 1905 mucize yılı öncesi zihinsel gelişimine ışık tutarken, öte yandan ilk karısıyla ilişkisine de benzeri görülmemiş bir bakış sunmaktadır. Bu mektuplarda Einstein, nişanlısıyla beraber mali ve kişisel mücadelelerle -aralarında varlığı sadece bu mektuplar yoluyla bilinen gayrimeşru bir kız çocuğunun doğumu da olan- kuşatılmış âşık bir genç adam olarak ortaya çıkar.

“Tavan arasındaki sandıklarımızda hepimizin, anne ve babalarımıza karşı aynı tahammülsüzlükleri, aynı toylukları, aynı tutku ve sevinçleri açığa çıkaran mektupları vardır. Ama bunlar Einstein’ın; farkı yaratan da bu işte.
– New York Times-

“Bu mükemmel kitap akademisyenlerin ve Einstein hayranlarının çok ilgisini çekecek.”
– Sunday Telegraph-

“Bu aydınlatıcı ve şaşırtıcı derleme, zorlu bir aşkın belgelenmesinin zeminini hazırlayan harika bir girişle başlıyor.”
– Booklist-
(Tanıtım Bülteninden)

Aşkın görelilik kuramı – Nergis Doğan
(12.04.2014, http://kitap.radikal.com.tr/)
Kamusal başarılara imza atmış kişilerin özel hayatına duyulan merak bu insanların da bizler gibi yaşayan insanlar olduğunu görme isteğinden kaynaklanıyor. Tarihsel figürlerin aşk öyküleri magazinvari tarihsel romanlarla çoktan piyasayı doldursa da bu merakı daha verimli bir şekilde tatmin etmenin başka yolları var: Biyografiler ya da mektuplar bizlere sadece ünlü kişilerin yaşamlarını öğrenme olanağı değil, ?yaşanmaya değen bir yaşamın? örneklerini de sunuyor. Yaşamında bir anlam yaratmış, kendi yetenekleriyle, tarihsel çevresiyle hesaplaşmış insanların yaşamları bizlere Socrates?in, ?Sorgulanmamış bir yaşam yaşanmaya değmez? sözünü hatırlatırken kendi yaşamlarımızla yüzleşmeye, kendi sorgulamalarımıza başlamaya yüreklendiriyor bizleri. Bu yaşamlar, ?ünlü? kişilerin bizlerden çok uzakta, inanılmaz yeteneklerde hatta tanrılarla şarap içen tanrılar katındaki insanlar olmadığını, eğer icat, buluş diye bir şey varsa bunun sadece yüksek yeteneğin hediyesi olmadığını buluşun çalışma, mücadele, hayal kırıklığı, başarısızlık gibi aşamaları olduğunu anlatıyor.

Sıradan insan ve yetenekliler kategorilerini düşünürken sıradan insan diye bir şey olmadığını, sıradanlaştırılmış, uzlaşmış, dönemin değerlerine teslim olmuş insanlar olduğunu hesaba katarsak, kendi hayatlarımızdaki mücadelelerimize ve sorgulamamıza yeniden başlamak için yürekleniriz. Amacımız, dünyanın bizi alkışlaması, mücadelemizi kazanarak dünyanın en güzeli, en akıllısı, en yeteneklisi olmak değil, kendi eşitlerimizle sorgulanmış ve yaşamaya değer bir yaşam sürmektir. Böyle bir yaşamın birçok değere ve tarihsel koşullara karşı sürekli bir mücadele olduğunu geçerken not edelim. Dehaların, büyük yeteneklerin uzakta, bunlara sadece şanslı insanların sahip olduklarını değil ama sadece bazı insanların başarmasına izin veren bir dünya düzeninde yaşadığımızı görürsek sorgulanmış yaşamın önemi bir kez daha ortaya çıkar.

Aşk ve fizik
?Deha? denince akla ilk gelen isim olan Einstein?ın ilk karısı Mileva Mari? ile olan yazışmaları bizlere böyle bir macera sunuyor. Bir dehanın gelişmesinden ya da yazdığı makalelerin gizli sırlarını çözmekten öte mücadele etmek zorunda kaldığı toplumsal değerler, çektiği zorluklar, uğradığı başarısızlıklarla genç bir adamın mücadelesine ve aşkına tanık oluyoruz. 1897-1903 yılları arasındaki mektuplaşmaların tarihsel arka planı 19. yüzyıl sonu Wilhelm Almanyası?nın burjuva yaşamıdır. Albert Einstein&Mileva Mari?: Aşk Mektupları?ının Almanca editörleri Jürgen Renn ve Robert Schulmann?ın yazdıkları ?Giriş? bölümünde Einstein?ın Annus mirabilis, mucize yıl olarak bilinen 1905 yılındaki çalışmalarını (ışığın dalga teorisine karşı yazdığı parçacık makalesi, Browncu hareketin açıklanması ve Görelilik Kuramı) özetlerken bu mektuplarda sadece bu makalelerin izlerini aramanın indirgemeci bir yaklaşım olacağına dikkat çekiyorlar. Bir dehanın izinden çok bir mücadelenin, bir sürecin kendisini görmek ve yüzyıl sonu toplumsal değerlerle yapılan mücadelenin izini sürmek, çalışma alanı fizik olanlar için bile oldukça öğretici.

İsviçre Federal Politeknik Matematik ve Fen Bilimleri öğretmenliği bölümünün tek kadın öğrencisi olan Mileva Mali??in, Einstein?ın gölgesinde kalan yaşamı ise toplumsal cinsiyet rollerinin haksız rol dağılımında kadınların hâlâ kırmayı başaramadıkları erkek toplumunun değerlerine karşı mücadelenin nasıl yürütülmesi gerektiğine dair fikirler veriyor. Mileva, Albert?e şöyle yazar: ?İnsanoğlunun sonsuzluk kavramını anlayamama nedeninin kafatası yapısından kaynaklandığını sanmıyorum. Henüz genç ve algı duyusu gelişme halindeyken yeryüzüne tıkılmak ve daha kötüsü taşranın dört duvarı arasına sıkışmak yerine evrenin maceralarına atılmasına izin verilseydi, insanoğlu sonsuzluğu mutlaka kavrardı.? Taşra duvarlarına itiraz eden genç kadın, insanın sadece insan ?oğlu? olmaktan kurtulması için evrenin maceralarına atılabilmenin sadece erkeklere tanınan bir ayrıcalık olmaktan çıkarılması gerektiğini söylemeyecektir henüz. Albert ile yaşadığı ilişkide, evlenmeden hamile kalması ve bir kız çocuk doğurmasıyla Mileva?nın bilim yaşamı sekteye uğrayacaktır. İlk çocuğunu evlatlık verdikten sonra Albert ile evlenecek ve oğlunu doğuracaktır. Öğretmenlik sınavlarını kazanamayacak, tek kadın öğrenci olarak başarıyla girdiği bölümün eğitmeni olamayacaktır. Albert Einstein, Görelilik Kuramı?nı geliştirirken aşkın toplumsal rollere göre göreliliği, yaşamları farklı şekillerde etkilemesi Mileva?nın yaşamında kendini gösterecektir.

?Benim kadar bağımsız birisi?
Genç Albert ise Wilhelm Almanyası burjuva kültürünün dayattığı aile, cinsellik ve aşk kavramlarıyla mücadele edecektir. Mektuplarında annesiyle yaptıkları kavgaları anlatır Mileva?ya. Albert?in annesi, Mileva?nın oğlundan üç yaş büyük olmasını beğenmez önce, ?Sen biraz daha büyüdüğünde o yaşlı bir cadı olacak? der oğluna. Mileva?nın bilimsel çalışmalar yapmasını, matematik ve fizik konularında Albert?le birlikte çalışıyor olmasını ise hiç onaylamayacaktır. ?Sana bir kadın lazım? der oğluna; ?Mileva ise senin gibi bir kitap.? Kadının aile içindeki ?rolüne? bizzat bir hemcinsi tarafından zorlanması ise burjuva kültürünün en önemli özelliği olarak çıkar karşımıza. Genç Albert, burjuva değerlerine inanmayarak Mileva ile başka bir aşk yaşadığını hissetmektedir. Mileva?nın kendine eşit biri olduğunu gururla haykırır; ?Benim kadar bağımsız birisi.? Annesi ve akrabalarıyla geçirmek zorunda olduğu zamanların sıkıcılığını anlatır Mileva?ya, konuşulan konuların anlamsızlığını, burjuva ailesinin değerlerini paylaşan kadınların boş kafalılığını anlatır. O kadınları gördükçe Mileva?ya daha çok bağlanıyordur, düşüncelerini paylaşabileceği, birlikte farklı fikirlerin peşine düşebileceği, evrenin maceralarına atılabileceği yol arkadaşı olacaktır. Fakat öyle olmaz. Sonsuzluğu kavramak isteyen Mileva, burjuva değerlerinin kadınlara dayattığı yaşam koşulları içinde sıkışacaktır. Albert ile evlilikleri on yıl sürecek, yaşadıkları maddi zorluklara dayanan ve oğullarını büyüten Mileva aldığı eğitimin ve yeteneklerinin peşinden gidemeyecektir. Kadınların özgürleşmesi için Einstein gibi kendisine eşit ve bağımsız bir eş seçen bir erkeğin bile yeterli olmadığını bizlere anlatacaktır.

Aşkın görelilik kuramı her yüzyılda keşfedilmek ve aşılmak üzere bizleri bekliyor. Bu kuramı keşfetmek için erkek bir deha olmaya gerek yok. Einstein?ın aşkında, âşık olunan kadının sesine ve çevremizde olup bitenlere kulak kabartmamız yeterli. Kendi zamanımızda olanları anlamak için bu mektuplar başka bir yüzyıldan bizlere ışık tutuyor.

Kitabın Künyesi
Aşk Mektupları

Albert Einstein, Mileva Maric
Yayın Yönetmeni : Mustafa Küpüşoğlu
Kapak Tasarımı : Uğur Uluç
Editör : Kerem Cankoçak
Çeviri : Nursel Yıldız
Alfa Yayınları
2014, 140 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Mektup
Hermann Hesse’nin Nobel konuşması: “Savaşlara, işgallere ve ilhaklara karşı nefret ve uzlaşmaz bir husumet duyuyorsam,…”

Hermann Hesse, ödül aldığı 1946 yılında rahatsızlığı nedeniyle törene katılamamış, okunması için bir mesaj göndermişti. İşte, İsviçreli Bakan Henry Vallotton'ın...

Kapat