Yazar: cemalumit

Edebiyat tarihinin ilk distopyası: H.G. Wells / “Efendi Uyanıyor“

“Edebiyat tarihinin ilk distopyası” cümlesi zaten yeterince ilgisini cezbediyor insanın. Bir de bunun yanına H.G. Wells gibi bir üstadın ismini koyduğumuzda çok daha cüretkar, çok daha merak uyandırıcı bir hale geliyor “Efendi Uyanıyor“. Kitap, 19.yy.’da başlıyor ve bizlere uyumakta zorluk çeken bir adamı tanıtıyor. Bu adamın adı Graham. Uyku sorunu yüzünden yine son birkaç gündür

okumak için tıklayınız

Distopik eserlerin önemli temsilcilerinden biri olan romanın bilimkurgu yazarı Harry Harrison, “Yer Açın! Yer Açın!” ile değindiği konu itibarıyla oldukça önemli bir eser. Geleceğe yönelik uyarılarda bulunan kitap, ürkütücü bir tablo sunuyor.

1999’dan 2000’e geçmemize yalnızca haftalar var. Yalnızca New York’ta 35 milyon insan yaşıyor. Su yok. Petrol yok. Yiyecek yok. Barınak yok. Umut yok… 1996’da Metis Bilimkurgu serisinden yayımlanan Yer Açın! Yer Açın!, uzun yıllar tek baskıda kalmış ve kitaba ulaşmak zorlaşmıştı. 25 yıl sonra İthaki Bilimkurgu Klasikleri Dizisi kapsamında yeniden yayımlanan eser, bilimkurgu okurlarını memnun

okumak için tıklayınız

Mizahi bilimkurgu dalında eşine az rastlanır bir başarıya imza atmış Douglas Noel Adams, Otostopçunun Galaksi Rehberi isimli kitap serisi ile bilimkurgu okurlarının gönlünde taht kurmayı başarmıştır.

“Hayatım boyunca dünyada bir şeylerin, büyük, hatta uğursuz bir şeylerin döndüğüne, ama hiç kimsenin bana bir şey söylemediğine dair tuhaf ve açıklanamaz bir his vardı içimde.” –Arthur Dent. Mizahi bilimkurgu dalında eşine az rastlanır bir başarıya imza atmış İngiliz yazar Douglas Noel Adams (kısaca DNA), 5 ciltten oluşan Otostopçunun Galaksi Rehberi isimli kitap serisi ile

okumak için tıklayınız

Sandy Hotchkiss, ‘Narsisistik Bir Dünyada Hayatta Kalma Rehberi’nde narsisist kişilik bozukluğu yaşayan kişileri anlamak ve onlarla başa çıkmak için ipuçları sunuyor ve öneriler geliştiriyor.

Narsisistlerin karakteristik düşünme ile davranış biçimlerini anlamak, onların verebileceği hasarlardan korunmak ve narsisizmi kontrol altına almak için değişik yol ve yöntemler üzerine büyük bir literatür bulunmaktadır. Narsisist kişilik bozukluğuna sahip kişilerle iş ilişkileri veya yakın ilişkilerde bulunan insanlar, bu kişilerin davranışlarındaki olağanüstü tutarsızlık karşısında şaşkına döner ve kafaları karışır. Sandy Hotchkiss, ‘Narsisistik Bir Dünyada Hayatta

okumak için tıklayınız

R. F. Kuang’ın ‘Babil’i fantastik edebiyat ve tarih seven okurların göz atması gereken bir kitap olduğunu söyleyebiliriz.

‘Haşhaş Savaşı’ serisinden bildiğimiz R. F. Kuang’ın merakla beklenen yeni romanı ‘Babil’, geçtiğimiz günlerde İthaki Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kitabı çeviren isim Güneş Becerik Demirel. New York Times Çoksatanı, Nebula En İyi Roman Ödülü, Locus En İyi Fantastik Roman Ödülü, İngiliz Kitap Ödülü Yılın Kurgu Kitabı, Goodreads Yılın En İyi Fantastik Kitabı Finalisti olan

okumak için tıklayınız

Yeni Dalga bilim kurgunun başlangıcı olarak görülen ve türe büyük bir ivme kazandıran ‘Tehlikeli Görüler’ adlı öykü antoloji, gerek tarihsel önemi gerekse de içeriği itibarıyla şimdiden önemli bir klasik olarak değerlendiriliyor.

Editörlüğünü Harlan Ellison’ın yaptığı ve bilim kurgu tarihine damgasını vuran ‘Tehlikeli Görüler’ adlı öykü antolojisi geçtiğimiz günlerde İthaki Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Yeni Dalga bilim kurgunun başlangıcı olarak görülen ve türe büyük bir ivme kazandıran bu antoloji, gerek tarihsel önemi gerekse de içeriği itibarıyla şimdiden önemli bir klasik olarak değerlendiriliyor. ‘Tehlikeli Görüler’ kalın bir

okumak için tıklayınız

Yves Bossart, ‘Her Şeye Rağmen Gülmek’te mizahın felsefesinin olup olamayacağını tartışırken neye, ne zaman güldüğümüzü, gülmenin benliğimizde hangi değişiklikleri tetiklediğini ve mizahın ahlaki sınırlarının bulunup bulunmadığına dair kafa yoruyor.

Gülmeyi, delilik ve hastalık ile mutluluk arasındaki sınır bölgesinde konumlandıranlar çoğunlukta. Özellikle Antik Yunan’dan bu yana, söz konusu yaklaşım bazı farklılıklara rağmen hâlâ revaçta. Bu durum, Hippokrates’in ‘Gülmeye ve Deliliğe Dair’ başlığıyla kitaplaştırılan fikirlerinde de karşımıza çıkmıştı. Demokritos’un tutulduğu gülme “hastalığı” yüzünden Abderalıların yazdığı mektupla resmiyet kazanan meseleye yoğunlaşan Hippokrates, gülmenin bir derinliğinin bulunduğunu ve

okumak için tıklayınız

Charlotte Beradt, Rüyaların Üçüncü Reich’ı’nda bilinçaltına inen faşizmin yansımalarını âdeta “politik bir rüya tabiri kitabı”yla karşımıza getiriyor.

Hitler, Birinci Dünya Savaşı’ndan büyük bir yenilgiyle çıkan Almanya’da enkaza dönmüş kentlerde dolaştığı 1920’lerde ve iktidarı ele geçirdiği 1933’ten sonra, hayallerini tek bir başlık altında toplamıştı: Bin yıl sürecek Üçüncü Reich İmparatorluğu. 1930’larda gücünün zirvesine ulaşan Nasyonal Sosyalist Parti, Führer’in önderliğinde yenilmez-yıkılmaz Üçüncü Reich propagandasıyla kitleleri zehirlerken Nazilere sempatiyle bakanları da onlardan kuşku duyanları da

okumak için tıklayınız

Richard Zenith’in Fernando Pessoa’nın yaşamını kapsamlı bir araştırmayla ortaya koyduğu ‘Pessoa’ adlı çalışması

Kullandığı ve hepsine ayrı ayrı hayat hikayesi yazdığı farklı isimlerle çeşitli türlerde eserler vererek geniş bir evren yaratmıştı Fernando Pessoa. Alberto Caeiro, Alvaro de Campos, Ricardo Reis, Bernardo Soares vd. olarak karşımıza çıkarken bazen de doğrudan beliriyordu. Yabancılaşma ve kimlik sorununu hemen her metninde ve şiirinde bir şekilde hissettiren yazarın soyadının Portekizcede “kimse”, “maske” ve

okumak için tıklayınız

Huberman, ‘Ne Duygu Ama, Ama Duygu Ne?’ başlıklı metninde, felsefi ve psikolojik bir tartışma ve soruşturmaya girişerek insanın var oluşuna ve yaşama uğraşına duygular bağlamında odaklanıyor.

Georges Didi-Huberman, geçmişte olup bitenleri hatırlamaya çağıran, maziyi gören ve gösteren, geçmişin ayrıntılarını anlamlandırmaya uğraşan, kilitli kapıları açıp eşikleri atlamaya çabalayan, simge ve imgelere önem veren bir yazar. Huberman, perdelenen hakikatin peşine düşerken unutmanın nedenlerini ve amnezinin kimlerin işine yaradığını sorgulayıp mekânlara, anılara, imgelere, fikirlere ve insanlara yoğunlaşırken geçmiş-bugün-gelecek çizgisinde ilerleyerek bireyin ruh hâliyle de

okumak için tıklayınız

Figen Şakacı, HınçAhınç’ta, nefretin, öfkenin ve her an alevlenebilecek şiddetin anlatımıyla çıkıyor karşımıza.

Nefretin ve öfkenin bir “iletişim” biçimi hâline gelmesiyle Türkiye’nin dengesi ve düzeni bozuldu. Kavga etmeye hazır, fikirleri boğmaya teşne kişi ve gruplar hemen her köşe başını tuttu. Nobranlık ve ceberrutluk olgunlaştı. Geçmişsizleştirilmeye geleceksizleştirme eklendi. Hâl böyle olunca mahallede işler değişti, ortalık karıştı. Şimdinin savunucuları söze, “daha önce de böyleydi” diye başlayadursun, Figen Şakacı “Yeni Mahalle”nin

okumak için tıklayınız

Bilimkurgu ve yapay zekâ temalı kitaplarıyla okuru her seferinde hem şaşırtan hem de düşündürten Luigi Ballerini, Bloke 5 romanındaki psikolojik çözümlemeleriyle, okuru bu sefer içsel bir sorgulamayla baş başa bırakıyor.

Çocuğunuz ders çalışmak istemiyor mu, yaramazlık mı yapıyor veya en basiti… Size “itaat” etmiyor mu? Çözümü oldukça basit! Telefona gir, uygulamayı aç ve ta tamm! Artık istediğin duyu, istediğin gibi kontrol altında! Kulağa ilk başta oldukça ütopik gelen bu senaryo; psikanalizin, empatinin, heyecanın ve elbette bilimkurgunun havada uçuştuğu, Luigi Ballerini’nin ON8 Kitap’tan çıkan yeni romanı Bloke

okumak için tıklayınız

Fethiye Çetin ‘Zulamdaki Şiir’de destansı direniş öykülerine yer vermiyor. Aksine sıradan insanların, birlikte nasıl kahramanlaştıklarını, direnişin insan kalabilmek için neden tek yol olduğunu anlatmayı başarıyor.

Bozuk bir saatin günde iki kez gerçek zamanı gösterdiği aforizmasında gizli olan bir diğer anlam, bozuk saatin gösterdiği zamanın bazen insanların ya da toplumların gerçek zamanı olarak donuklaşması, katılaşması, yıllar geçse de o zamanın bir türlü aşılamamasıdır. Türkiye için bu kırılma anı, hep 12 Eylül 1980 olmuştur. Zamanın efendileri bu anın yarattığı dehşetin konforuna öylesine

okumak için tıklayınız

R.F. Kuang’ın Babil romanı, spekülatif bir kurgu eseri olduğundan, tarihi gümüş işleme tarafından tamamen değiştirilen Oxford’un 1830 yıllardaki fantastik bir versiyonunda geçiyor.

R.F. Kuang’ın, son romanı Babil, yazarının da ifadesiyle, “Spekülatif bir kurgu eseri olduğundan, tarihi gümüş işleme tarafından tamamen değiştirilen Oxford’un 1830 yıllardaki fantastik bir versiyonunda geçiyor.” Güneş Becerik Demirel’in çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan Türkiyeli okuyucuyla buluşan Babil, kolonyalizme karşı sürükleyici bir edebi direnişin hikayesi. Romanın bütününe, bir dönemde dünyanın yaklaşık dörtte birine hükmeden Britanya İmparatorluğu’nun geçmişine

okumak için tıklayınız

“Merhaba Çukotka”, birbirinden kopuk ve düzey olarak farklı iki insan topluluğunu, ilk defa o kadar birbirine yaklaşarak modern anlamda değişim ve yeniliğin sağlanmasının çarpıcı bir hikayesi.

Yazıya konu olan kitabın bir yerinde, Eskimoların yaşadığı bir yörenin durumu şöyle niteleniyordu:  “Çukotka’da yepyeni bir hayat başladı. Burada eskiden hiç kimse ne öğretmen görmüştü ne de doktor. Halk kendi kaderine terk edilmiş yaşıyordu. Bu ıssız yerlerin sahilleri ‘porto-franko’(açık liman) sayılıyordu; yani burası sahipsiz toprak kabul ediliyor, her isteyen geliyor, gümrüksüz olarak her istediğini satabiliyordu,

okumak için tıklayınız

Mert Karbay’la “Yeni Dünya Sosyal Medya” kitabı üzerine söyleşi: “Yaşamın temposu akıl almaz ölçüde arttı, bununla baş edemeyen içsel tempomuzun verdiği reaksiyon ise dikkat aralığımız ve tahammül düzeyimizdeki düşüş oldu.”

– Sizi bu kitabın temelindeki tezi yazmaya sevk eden “sıkıntı” neydi, derdiniz neydi yani? Sosyal medyayla ilgili bir sıkıntı, bir dert olduğu kesin… Başlangıçta henüz kavramsallaştıramasam da iki husus ilgimi çekiyordu. Birincisi, dünyada ve tabii Türkiye’de, doğrultusundan pek de hoşlanmadığım, baş döndürücü bir dönüşümün içerisinde olduğumuzu düşünüyordum. Tüm yapıp etmelerin çıkar ve/veya hazları ençoklaştırma ilkesinden dolayımlanıp

okumak için tıklayınız

Ömrümüzü Yönlendiren Rastlantıların Kavşağında: İoanna Kuçuradi

Türkiye’nin önemli filozoflarından Prof. Dr. İoanna Kuçuradi için hazırlanan armağan kitap, ikinci baskısıyla okurların karşısında… Bu yeni baskı, usta illüstratörlerin elinden çıkma yepyeni illüstrasyonlarla şenlendi. Uzun yıllardan bu yana edebiyat gazeteciliği yapan ve İoanna Kuçuradi’nin öğrencisi olan Elif N. Hamidi tarafından yayına hazırlanan, Ömrümüzü Yönlendiren Rastlantıların Kavşağında: İoanna Kuçuradi başlıklı armağan kitap, yolu bir şekilde

okumak için tıklayınız

Stanislaw Lem’in Yıldızlar Dönüş’ünü her bilimkurgu sever okumalı.

“Ben onları Dünya’ya değil, onlar beni yıldızlara gömmüşlerdi.” -Hal Bregg. Daha önce 1984 yılında Baskan Yayınları‘nın “Kurgu-Bilim” dizisinde “Yıldızların Dönüşü” adıyla çıkan kitap, 1998 yılında İletişim Yayınları’ndan doğru bir çeviri ile “Yıldızlardan Dönüş” ismiyle yayımlanmıştı. Aradan geçen 22 yılda başka baskı yüzü görmeyen kitap, 2020 yılında Alfa Kitap tarafından yeniden çevrilerek bilimkurgu okurlarının beğenisine sunulmuştu.

okumak için tıklayınız

Evet. Buna inanıyorum. Bu kalbim çarpmaya devam ettiği sürece, iradesi olan bir yaratığın umutsuzluğa kapılmaması gerektiğine inanacağım. – Jules Verne

“Evet. Buna inanıyorum. Bu kalbim çarpmaya devam ettiği sürece, iradesi olan bir yaratığın umutsuzluğa kapılmaması gerektiğine inanacağım.” – Jules Verne Jules Verne… Onun adını duymayan bir okura denk gelmek çöl sıcaklarına kar yağmasıyla eşdeğerdir muhtemelen. Eşsiz hayal gücüyle birçoğumuzu çocukluğumuzda, ergenliğimizde, gençliğimizde ve hatta yetişkin bireyler olarak adım attığımız hayatımızda etkilemeyi başarmıştır şüphesiz. Onu okuyan

okumak için tıklayınız

Düşünülürse, insanın çektiği acının sınırları yoktur. – Katherine Mansfield

1888’de Yeni Zelanda’da doğan Katherine Mansfield, dünya edebiyatının önde gelen öykücüleri arasında gösterilmektedir. Yazar olma hayalleriyle okyanusları aşıp İngiltere’ye yerleşen ve kısa bir süre içinde hayallerine kavuşan Mansfield, ne yazık ki erken denebilecek bir yaşta, henüz 35 yaşındayken yakalandığı verem hastalığından hayata veda etmiştir. Ardında çok sayıda öykü bırakan yazarın ayrıca 1904-1922 yılları arasında tuttuğu

okumak için tıklayınız