Aydın Karakalem’i medya mı öldürdü?

Türkiye’de Anarşizm: Yüz Yıllık Gecikme’ kitabından tanıdığımız gazeteci Barış Soydan’ın ilk polisiye romanı ‘Boruotu Cinayeti’nin kahramanı, büyük bir gazetede editör olarak çalışan Ufuk Lodos, 2011’de ‘Anti-Otoriter Hareketlerin Eleştirel Tarihi’ diye bir kitap yazmış, kitabını da Türkiye’nin ilk anarşistlerinden ‘Deli’ Aydın Karakalem’e adamıştır.

Roman, bu kitap yayınlandıktan sonra kitabını adadığı kişi hakkında aldığı okur e-mailleri nedeniyle kahramanımızın, yıllardır görmediği fakat Ayvalık’ta inzivaya çekildiğini duyduğu arkadaşını araştırırken, onun birkaç yıl önce boğularak ölmüş olduğunu öğrenmesiyle başlar.

Ufuk Lodos, arkadaşı Aydın Karakalem’in faili meçhul bir cinayete kurban gittiğini düşünür fakat ölümün savcılık tarafından soruşturulduğunu okuduğu o tek haber dışında herhangi bir takip haberi bulamaz. Bunun üzerine, bilgi toplaması için çalıştığı gazetenin taşra muhabiri Bilal’i arar.
Politik polisiye örneklerinden
KCK operasyonlarının gerçekleştirildiği günlerde geçmesi nedeniyle gündemle bağlantılı ve kamuoyunun gazete manşetleriyle nasıl manipüle edildiğini göstermesi açısından gayet önemli bir roman, ‘Boruotu Cinayeti’. Politik polisiye türünün ülkemizdeki ender örneklerinden olan bu kitap, arka planda yer alan konular itibariyle güncel olmasının yanı sıra, Türkiye’de gazeteciliğin nasıl etik kaygılardan uzak icra edildiğine dair çok keskin eleştiriler de içeriyor.
Barış Soydan’ı, birkaç gazeteci arkadaşla birlikte kurduğumuz ‘Medya Etiği Platformu’ndan tanırım. Barış’ın, ortak duyarlılığımız olan ve kendi aramızda sıkça konuşup tartıştığımız medya etiği konularını sürükleyici bir macera eşliğinde böyle ustaca işlemiş olmasını ben şahsen çok önemli ve değerli buluyorum. Soru eki mi’leri, dahi anlamındaki de’leri da’ları ayrı yazamadığı halde siyasete yön vermeye çalışan köşe yazarlarıyla, polisin sızdırdığı haberleri sorgulamadan gazeteye sokmaya çalışan polis muhabirleriyle, haber kaynağıyla mesafeyi koruyamayan, kaynağın adeta kucağına oturduğunu fark etmeyen manipülasyona uygun gazetecileriyle medyamız, etik anlamda tam bir gayya kuyusudur. Barış’ın bu belalı yeri, hem de tam içinden, bir cinayet kurgusuyla ve gerçeküstü öğelerle süsleyip, harmanlayarak anlatması; içeriğinde, dozajında bol miktarda özeleştiri barındıran bir eğlence kapsülü formülünde bir kitap yazmış olması çok heyecan verici ve sevindirici.
Tartışılacak pek çok konu var
Barış Soydan polisiye romana el atarak akıllıca bir iş yapmış çünkü polisiye, özellikle az kitap okunan ülkelerde popüler bir türdür; cazibesi, kolay okunur, macera ve gizem dolu, sürükleyici oluşundadır. Bu nedenle devleti, tarihten siyasete, hukuk sisteminden medyaya toplumsal konuları dert eden bir yazar için inanılmaz bir mecradır aslında polisiye. Yazar, dert edindiği meseleleri hikâyeye ustaca yedirebilirse, mesajını çok daha geniş bir kitleye ulaştırabilir. Barış Soydan’ın bu romanla çok önemli bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum. Sürükleyici, gayet keyifli bir okumanın ardından tartışacak pek çok konu bulacaksınız ‘Boruotu Cinayeti’nde.

RANA ŞENOL
01 Kasım 2014 http://www.agos.com.tr/

Boruotu Cinayeti
Barış Soydan
Labirent / Pipo Serisi
İstanbul, 2014
144 s

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Polisiye Romanlar
Bir Beethoven’in biyografisi…

Klasik müzik dediğimizde Bach ve Mozart’la birlikte ilk akla gelen üç isimden biridir Beethoven. Aydın Büke “Müziğin Dönüm Noktası” alt...

Kapat