Bana esmeyi anlat, esip geçmeyi anlat? – Dağhan Dönmez

Akşamın kızıllığı, basit bir sıyrık gibi göğü kanatıyor. Usulca yapıyor bu işi, sinsice. Kulağıma anlamını bilmediğim, başka bir dilin kelimeleriyle yüklü ezgiler çalınıyor. Hafif, uçarcasına bir müzik? Parmaklarım tuşlara dokunuyor, bir kadına dokunur gibi. Zihnimden akan görünmez harfleri, toparlamaya; hale yola koymaya çabalıyorum. ?Edebiyat parçalıyorum? belki de? Bilerek yapıyorum bunu. Zira lafı getirmek istediğim yer, noktası noktasına orası?

Edebiyat parçalamak! Gündelik dile giren bu deyiş, dikkatinizden kaçmamıştır. Ne zaman birinin sözlerini hafife alacak olsak, ne zaman tenkite yeltensek ?edebiyat parçalamayı bırak!? diye çıkışırız. Edebiyat, fuzuliyattır bizce! Boş konuşmanın laciverde boyanmışı? (En büyük şairlerimizden biri olarak gösterilen Fuzuli?nin kelime manasının ?gereksiz? olması da tesadüf müdür?) Edebiyat lafzının, argonun göbeğine bu şekilde oturmasında; edebiyatçıların, aydınların payının ne olduğu ayrı bir bahis konusu olmakla beraber; gerçeğin acı tadı sabittir!

Sahi ?edebiyat ? bu kadar hafif iş midir? Nasıl olduğunu bir kenara bırakmalı belki de; ne olduğu üzerine düşünmelidir. Sartre, Türkçe?ye ?Edebiyat Nedir? adıyla çevrilen kitabında; bu soruya yanıt aramıştır. (J.P.Sartre, Edebiyat Nedir, Can Yayınları, Çev: Bertan Onaran) Yazmak eylemine dair etraflıca tartıştığı kitabında, Dostoyevski?nin hükmünü doğrular. ?Her insan, herkes karşısında, her şeyden sorumludur.? Edebiyat belki de, bu sorumluluk hissinden doğmuştur. Başka bir deyişle toplumsal vicdandan!

Vicdan derken kastedilen nedir? Cadde boyu önümüzü kesen Greenpeaceçilere, Unicefçilere; kredi kartı limitimiz yettiğince sözleşme imzalamak mıdır vicdan, dilenciliğe terk edilen Suriyelilere hudut kapılarını açmak mıdır? Sokağımızdan geçen insanın gözüne kinle bakarken, uzak kıtalardaki bir çocuk için ağlamak mıdır yoksa? Hiçbir fedakarlıkta bulunmayıp, yalnızca hayıflanmak mıdır? Edebiyatın vicdanı başka türlü olsa gerek? Buraya şimdilik virgül!

Vicdan neyse de, mutlaka estetikle ilgilidir edebiyat. Çağlar boyu lirizmden beslenmiş, güzeli aramıştır. Halil İnalcık, ?Şair ve Patron? kitabında; Osmanlı döneminde şairlerin Padişah?ın lütfuna mahzar olabilmek namına, birbirleriyle yarışarak; daha güzel eserler vermeye çalıştıklarını yazar. Ve hatta şöyle der: ?Yaltaklanma ve insitabın sanatla bağdaştırılmış, kurumlaşmış biçimi de kaside sunmak, sultanı ve paşaları en abartılı parlak ifadelerle göklere çıkarmakta görülür.? (Halil İnalcık, Şair ve Patron, Doğu Batı Yayınları, sayfa:17)

Patrimonyal Devletlerde padişah veya kral için kalem oynatan yazarlar; vahşi kapitalizmin hüküm sürdüğü devletlerde, patronlar için yazmışlardır. Belki de bu yüzden edebiyat, boş işle uğraşan sıfatına layık görülmüştür. Dönelim virgülü koyduğumuz yere! Bu istikametin aksi yol tutmuş, toplumsal vicdanla ilintili; estetikten de ödün vermeyen yazarlar, tarih boyu okurun gözünde daha da büyümüşlerdir. Muhalif karakterleriyle, toplumun yıkılmaz kalelerine dönüşmüşlerdir. Elbette muhalifliğin, yalnızca siyasi görüşle sınırlı olmadığı şerhini düşelim!

Günümüzde daha da acınası kişi ve vaziyetlerle muhatabız. Halil İnalcık?ın örneğini verdiği yaltaklanma; demokrasi adı altında ve üstelik estetikten de bihaber yazarlarca yapılmakta? Onlarca gazeteci, yazar; sanatçı titrini taşıyan onlarca insan, muktedirin çevresini sarıp sarmalamakta ve ona övgüler yağdırmaktadır. Edebiyat/sanat, hiç bu kadar parçalanmamış; hiç bu kadar ihanete uğramamıştır!
Saygıdeğer okur, bugünkü yazımı kısa bir süre önce kurulmuş bir yayınevinden; ilk kitabını çıkaran bir yazara ayıracağım. Bunca gevezeliğin, lafı bunca dolandırşımın bir sebebi de bu. Popülizmin ve sermaye/bürokrasi gücünün işgalci kuvvetlerine her geçen gün boyun eğen yazın dünyasında, tanınmamış, reklam gücü olmayan fakat yazdıklarının değerine inandığım genç yazarlara elimden geldiğince yer vermeye çalışıyorum. Çünkü hala edebiyatın/sanatın toplumsal vicdanla bağını koparmadan sürdürülen bir estetik arayışı olduğuna inanıyorum. (Genç yazarlara duyurulur!) Lafı ?Allahını Seven Defansa Gelsin? kitabının yazarı İsmail Sürücüoğlu?na vermeden, reklam kaygısıyla çıkarılan kitap eklerine inat; devrimci tavrını sürdüren ve yeni kalemlere sayfalar ayırılmasına ses etmeyen Aydınlık Kitap?a teşekkür ediyorum. Şöyle başlıyor kitaba Sürücüoğlu:

?Şunu bilmek gerekir ki, iyi bir sosyalist olmanın ilk aşaması sarsılmaz bir antiemperyalist bilince sahip olmaktır. Ama çağımızdaki çocukların çoğu bilmiyor, işin önemi anlatılmamış. Okullarda resmi tarih olarak kafaya bastırılarak bunların yalan yanlış verilmesinin de çocuklardaki bu bıkmışlıkta etkisi olduğu düşüncesindeyim. İlköğretim, lise ya da üniversitede inkilap (inatla devrim demezler) tarihi derslerinde öğretilen şeyin o çok önem verdikleri ?milli bilinç? kavramına zerre katkısı olduğunu düşünmüyorum. Milli Eğitim Bakanı olsam, çocuklara ezberlettikleri kitaplar dolusu zırvayı kaldırır ve tek bir cümle öğretirdim. O cümle de şudur: İçeride padişaha(mıtlak monarka)i dışarıda ise emperyalizme (düvel-i muazzamaya) karşı aynı anda dövüşerek bu kavgadan galip çıkan tek ülke Türkiye?dir. Ve bu topraklar Çin?den, Amerika?ya kadar hükmeden beyaz, batılı emparyalistlerin tarihte ilk kez durduğu yerdir.

İsmail Sürücüoğlu, Gezi eylemlerinde ön saflarda yer almış; kitabında o günlerde yaşadıklarını anlatırken; hepimizin aklına takılan bir soruya da yanıt aramıştır: ??Ama işte bu ?Televole gençliği- denen bizim kuşak nasıl oldu da Haziran direnişini gibi pek çok eski tüfeğin imrendiği bir olayı gerçekleştirebilmişti?? (sayfa:6)

Sürücüoğlu kitabında, hem tarihi vakaları hem de güncel olayları; sosyolojik bir bakış açısıyla mercek altına almıştır. Yazar, sayfa aralarınada ?kahve molası? adını verdiği ara metinlerle; okuyucuyu kitaba bağlamakta ve metni daha kolay okunur, daha akıcı bir hale koymaktadır. Sürücoğluna, bu uzun yolda başarı değil; bundan önce olduğu gibi bundan sonra da tek başına ayakta durabilme kudreti diliyorum!

Dağhan Dönmez
daghan_donmez@mynet.com

(Allahını Seven Defansa Gelsin, İsmail Sürücoğlu, Düşeyazanlar Yayınevi, sayfa: 182)

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Özer Alptekin?in şiir verimi, şiirsellikte aşkına açılan ve poetik arınmalar üzerine notlar – Mert Sarı

Günübirlik dil, bizi verili olana, kurulu düzene, koşullandırıcı bir dil pratiğidir. Günübirlik dil Frenklerin ? konvenjenz ? dedikleri uzlaşımların, pazarlıklarındilidir....

Kapat