Başkasının Rüyaları – Cemil Kavukçu

Cemil Kavukçu?nun 2003 yılında yayımlanan ‘Başkasının Rüyaları’nda toplam dokuz öykü bulunuyor. Gerçekle rüya arasında gel-gitlerle örülmüş bu öyküler, çocukluktan başlayarak gençlik ve orta yaş sınırındaki kahramanın perspektifinden anlatılmaktadır.
Bu dokuz öykü, bağımsız okunabildiği gibi, birbirinin devamı niteliğinde, âdeta bir roman havasında da okunabiliyor. Bir öyküdeki karakterler bir başka öyküde tekrar karşımıza çıkabilmektedir. Rüya faktörü ağır bastığından bu durumu yadırgamıyorsunuz da.
‘Başkasının Rüyaları’ adlı kitap, Türkiye Yazarlar Birliği?nin ‘2003 Yılının En iyi Öykü Kitabı’ ödülüne değer bulundu. Ayrıca ‘Başkasının Rüyaları’ Almanca?ya çevrildi.
“Başkasının Rüyaları, bittiğinde ‘müthiş hikâyeler okudum, ama sanırım bir roman da okudum’ dedirtecek kadar ustaca yazılmış, kurgulanmış olduğu için.” Murat Uyurkulak
“Başkasının Rüyaları, hepimizin rüyalarının içine saklanmış, bizi gözetleyen ‘benleri’ anlatıyor, yani hayal ve gerçeğin harmanlandığı canlıları.” Müge İplikçi

“Kitabın bütününden çok, kitapta yer alan ?Çiçekler? öyküsü üzerinde durmak istiyorum.
Öykü, okuma yapmak için davetli olduğu okula gitmek isteyen yazarın, sabah uyandığında kendini iyi hissetmemesiyle başlar. Çünkü akşamdan çok içmiş ve geç uyumuştur. Okumaya daha zinde gidebilmek için erkenden yatağa gitmeyi tasarlarken, arkadaşından gelen telefon onu bu isteğinden alıkoyar. Arkadaşı, rakı, balık ve taze salatadan söz edince, geç saatlere kadar oturmamak ve çok içmemek koşuluyla gelebileceğini söyler. Ama olan olmuştur, ertesi gün öğrencilerin karşısına şiş gözlerle çıkmıştır. Baş ağrılarının da etkisiyle kendini iyi hissetmemektedir.
Tedirgin başladığı okumayı, öğretmenin de yardımıyla iyi bir şekilde tamamlar. Okumadan sonra, içerdekilerle vedalaşırken davetli öğretmen tarafından kendisine bir çiçek buketi verilir. İşte öykünün gerilimi de bu noktadan sonra başlar.
Bir gün önce, posta kutusuna kargo bildirim notu bırakılmıştır. Okuldan ayrılınca, kargonun olduğu adrese gitmek ister, ancak elindeki buket sorun olmaktadır. Dolmuşa binerken, daha sonra sokakta yürürken, sıcak havanın da etkisiyle buketi yanında taşımanın sıkıntısını yaşar. Adresi ararken tesadüfen bir çiçekçinin önünden geçer. İçeri girer ve çiçekçiye buketleri bırakmak istediğini söyler. İlginç diyaloglardan sonra yazar, yalan söylemek zorunda kalır ve buketi orada bırakıp ayrılır.
Kavukçu, öyküyü bu noktadan sonra, diğer iki karakterin -okuma yaptığı okulda, yazarın yaşam öyküsünü sesli okuyan kız öğrenciyle, çiçekçinin- perspektifinden aktarır bize.
Öğrenci karakteri, yazarın otobiyografisini okuyan, okurken ona sempatiyle bakan bir kızdır. Okuma sonrası eve gitmek için durakta beklemektedir. Yazarı çiçekçiden çıkarken görür, gidip konuşmak ister önce, elinde buketi göremeyince bu isteğinden cayar. Yazar oradan uzaklaşınca çiçekçiye girer ve masanın üzerinde çiçeği görür. Çiçekçiye masadaki buketin fiyatını sorar. Çiçekçi rakamı söylediğinde, kız öğrenci, yalnızca ?x? lirasının olduğunu, ancak o kadar verbileceğini söyler. Sonuçta öğrenci, buketi istediği fiyata alır ve çiçekçiye, adamın neden bu buketleri sattığını sorar. Çiçekçi de durumu, kendi öyküsüyle anlatır.
Öğrencinin şahsında, bir davranışın görülenle görülmeyen boyutlarını irdeler Kavukçu. Dışarda bakılınca olayların apayrı bir yoruma yol açabileceğini sorgular. Birilerine karşı beslenen güvenin basit, gerçek olmayan sebeplerle nasıl da yıkıldığının anlatısıdır bu aynı zamanda.
Bu bölümde öykünün temposu, akıcılığı, gerilimi düşer gibi olur, ancak bu kısa bölümden sonra, çiçekçinin perspektifinden anlatılan bölüm devreye girer.
Çiçekçi karakteriyle, çiçekçinin yaptığı işe ne kadar vakıf olduğunu, oysa olayın gerçek yüzünün öyle olmadığının ironik bir yansımasını verir Kavukçu. Okuyucuyu güldüren, bildiğimiz, tanıdığımız ?köylü kurnazı? dediğimiz tiplerin güzel bir örneğini aktarır bize. Öykü bu son bölümde yeniden canlanır, hız kazanır, gülümsetir…
Öykünün ana karakteri olan yazar, kalabalık ortamlardan hoşlanmayan biridir. Okumalar, söyleşiler, tanımadığı insanlar onu tedirgin etmektedir. Bu tür yorucu karşılaşmalar gönülsüzlük temelinde oluşmaktadır. Daha çok yalnızlığı, yalnızken yazmayı, arada bir arkadaşlarıyla rakı-balık muhabetti yapmayı seven biridir o. Ama dış etkenler (sebebi belirtilmese de) onu bu yorucu karşılaşmalara sürüklemektedir.
Kavukçu, yazarın psikolojisini, farklı olaylar karşısındaki tutumunu başarıyla aktarmış. Ayrıca, yazarın, diğer karakterlerle olan ilişkilerini sahici bir biçimde anlatarak, öyküye bir başka derinlik katmış. Davranışların gerisinde yatan psikolojiyi yine davranışlarla anlatma becerisini ironik bir dille öyküye yedirmiş.
Rahat bir anlatım, sıradan, günlük hayatın içinde her gün karşılaşabileceğimiz olaylar ve tipler, öykülerin örgüsünü oluşturur. Sıkmaz sizi bu anlatılanlar. Doğal ve içtendir. Derin hüzne, alttan alta hep bir humor göz kırpar.
Ayrıca, Kavukçu?nun hemen her öyküsünde sizi bir karga karşılar. Karga izleği onda çok çağrışımlıdır: Kimi yerde yalnızlık, kimi yerde ıssızlık, kimi yerde gerçek üstü kimliğe bürünmüş tılsımlı bir davranış. Ama hepsinde, sizde kendi çağrışımlarınızı uyandırmaya yol açan, bir yerinde yerdirmişlikle. O, duyarlıklarını kargalarla kulağınıza fısıldar.
Kargalar yer almasa da, yukarda söylediklerimin hepsini ?Çiçekler? öyküsünde bulmak mümkün.
Bu öyküyü irdelememe sebep olan en önemli nedenlerden biri de öykünün kurgusu. Geriye dönüşlerle, neden-sonuç ilişkileriyle, farklı perspektiflerle aynı olaylara yaklaşmanın ilginçliği bu öykünün kurgusunu çarpıcı, etkileyici hale getirmiş. Özellikle bitiş bölümü diğer öykülerdeki gibi yine şaşırtıcı. Evet ?şaşırtmak?… Kavukçu?nun öykücülüğünde şaşırtma olgusu ön plandadır. ?O, önce şaşıran, sonra da şaşırtan?dır. Tıpkı şiirde Cahit Külebi?nin son dizelerde yaptığını Kavukçu öyküde yapmaktadır. Okurunu ele geçiren, sarsan, şaşırtan, gülümseten bir son.
Bir oyun oynar gibi yazdığı öykülerin hemen hepsinde görülen bu özellik onun öykücülüğünün en belirgin yönüdür.
Bu öykünün de sonunda, çiçekçinin perspektifiyle olaylara apayrı bir bakış getirip sizi gülümseterek bir sonraki öyküyle baş başa bırakıyor…

Mustafa Cebe / www.ayrinti.net
Mayıs 2004, Duisburg

“Cemil Kavukçu? nun iki yıllık bir aradan sonra çıkardığı yeni öykü kitabı Başkasının Rüyaları, öyküler arasındaki tuhaf ilişkiyle dikkat çekiyor. Kavukçu, bu kitabında nasıl ve neden yazdığının peşine düştüğünü hissettiriyor, yazarlığının perde arkasını aralıyor. Şimdiye kadar olmadığı biçimde kurmaca ile gerçek, düş ile gerçek dünya arasındaki hem keskin hem belirsiz sınırda gezinirken, yazarla anlatıcı, anlatıcıyla öykü kahramanı, öykü kahramanıyla yazar birbirine karışıyor, birbirinin içinde eriyor kimin kim olduğunu unuttuğumuz bir dünyaya sokuluyoruz. Tüm öykülerin içinde gezinen aynı anlatıcı ve kahramanlar sayesinde öyküler aynı hayatın farklı zamanlarda çekilmiş fotoğrafları gibi bir süreklilik kazanıyor. Rüya ile gerçek arasındaki ince çizgide ustaca dolaşan Cemil Kavukçu, belli ki zarını rüyadan yana atıyor ve kendini olduğu kadar okurunu da uzun bir rüyanın değişik gecelere, değişik zamanlara bölünmüş labirentlerinde gezdiriyor. Belki de bütün hayatımızın, çocukluğun o istenmeden içine sürüklendiğimiz ikindi uykularından başlayarak bir rüyadan başka bir şey olmadığını söylemek istiyor.”
Tanıtım Yazısı

Cemil Kavukçu / Başkasının Rüyaları
Yayınevi: Can
G. Yayın Yönetmeni : İlknur Özdemir
Grafiker : Semih Özcan
Düzeltmen : Nurten Sönmezcan
Mizanpaj – Dizgi : Serap Bertay
133 sayfa / 2. Baskı
Yayın Tarihi: Haziran 2003

Cemil Kavukçu’nun Hayatı
1951 yılında İnegöl?de doğdu. İlk ve orta öğrenimini bu ilçede tamamladı. 1971 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeofizik Mühendisliği bölümünü 1976 yılında bitirdi.
80?li yılların başlarından bu yana birçok sanat ve edebiyat dergilerinde öyküleri yayımlandı. Ankara?da, 1988-1992 yılları arasında çıkan Yazıt dergisinin oluşumunda ve kadrosunda yer aldı. Ağırlıklı olarak taşra yaşamını anlatırken, yalnız ve kuşatılmış insanların, toplum dışına itilmişlerin günlük ve sıradan yaşamlarını öyküleştirdi.
1987 yılında ?Patika? ile Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü?nü, 1995 yılında da ?Uzak Noktalara Doğru? ile Sait Faik Hikâye Armağanı?nı kazandı. Adam Öykü dergisinin 1996 yılında yaptığı soruşturmada ?en beğenilen genç öykücü? seçildi. ?Başkasının Rüyaları? adlı kitabı, Türkiye Yazarlar Birliği?nin ?2003 Yılının En iyi Öykü Kitabı? ödülüne değer bulundu. Öyküleri, Hollanda, İsviçre, Meksika ve Fransa?da yayımlanan seçkilerde yer aldı. ?Başkasının Rüyaları? ve ?Gamba? Almanca?ya çevrildi. On öykü kitabının dışında üç de romanı bulunuyor.

Yapıtları:
Öykü: Pazar Güneşi (1983), Patika (1987), Temmuz Suçlu (1990), (Patika ve Temmuz Suçlu, 1998?de Temmuz Suçlu başlığı altında yayımlandı.) Uzak Noktalara Doğru (1995), Yalnız Uyuyanlar İçin (1996), Bilinen Bir Sokakta Kaybolmak (1997), Dört Duvar Beş Pencere (1999), Gemiler de Ağlarmış (2001), Başkasının Rüyaları (2003), Mimoza?da Elli Gram (2007).

Roman: Dönüş (1998), Suda Bulanık Oyunlar (2004), Gamba (2005)

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Beyaz Geceler – Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Fyodor Dostoyevski, Beyaz Geceler: Bir Hayalperestin Anıları adlı uzun öyküsünü yazarken, yazar kişiliğini belirleyen olayların bir kısmını henüz yaşamamıştı. Ne...

Kapat