Bir İlk Kitap: İnsan Felsefesi Çalışmaları – Bora Erdağı

I.
“[y]alnızca romancılar ve (duygusalcılığa ne denli karşı çıksalar bile) duygusal eğiticiler değil, filozofların kendileri bile, hatta en katı olanları, Stoacılar da, serinkanlı ama bilge bir ahlak disiplini yerine, ahlaksal bir yobazlık getirmişlerdir, her ne kadar bu sonuncuların yobazlığı daha kahramanca, öncelerinin ki ise daha yavan, daha kolayca eriyip giden nitelikte olsa da” I.Kant- Pratik Aklın Eleştirisi.

Kant’ın uyarısını ya da eleştirisini yalnızca ahlâk alanında kalmaktan çıkarıp, bütün etkinlik alanlarına yayarak dikkate almak gerekiyor. Çünkü günlük yaşamda ortaya çıkan o kadar çok ürün var ki bunların (tamamının) değerlendirmesini yapmak olanaklı görülmüyor. Böyle olunca olup-biten şeylerin tanıklığını yapmak iddiasındaki birçok şey ya gerçekten değerlendirilme olanağı bulamıyor ya da okuyucusunu -anlamlandırıcısını- buluncaya kadar, eğer yitip gitmemişse “bekliyor”. Bir de tam tersi olabiliyor: Gerçek bir değerlendirme ortamında “ürün” kendini buluyor ya da aktüel bir içerik ve biçim olmanın ötesinde bir “muhalif” ürünse okuyucu ürün hakkında “otoriteler”in tavrını gözlemliyor, şayet otoriteler ürünü görmezden geliyorsa okuyucu da, ürünle olan ilişkisini “giz”liyor. Bu tutumlar elbette eleştirinin gelişmesini engelliyor, olup bitenlere yeni bir anlamlandırıcı gözle bakmayı engelliyor. Bunu en çok da ürünler karşısında “kendi çapındaki otoriteler”in performansı belirliyor.

Bu bağlamda Uluğ Nutku’nun İnsan Felsefesi Çalışmaları’na bakıyorum. Sadece Cumhuriyet’in Kitap Eki’nde Betül Çotuksöken’in bir tanıtım yazısı çıktı ve bu ilk kitap hakkında başkaca da yazı çıkmadı. Bunu önemsiyorum. Çünkü İnsan Felsefesi Çalışmaları Nutku’nun akademisyen ve yılların araştırmacısı olarak ilk kitabı. Nutku onca yılın birikimini o ya da bu nedenle ilk kez hem genel okurla hem de derli toplu olarak paylaşıyor. Böyle olunca da bu çalışmanın elbette acelecilikle ve özensizce yazılmış/derlenmiş bir çalışma gibi karşılanmaması gerekir. Kaldı ki okuyucunun beklentisi böyle bir durumda çoğu zaman her cümlenin hesabının verileceği bir çalışmadır. Bu haliyle de İnsan Felsefesi Çalışmaları Nutku’nun akademik çalışmaları da göz önüne alınarak, ciddi olarak değerlendirilmeyi bekliyor.

“Trajik” olan, bu çalışmanın çabasına duyarsız kalan düşün ve eleştiri ortamının neyi nasıl geliştireceğine/çözümleyeceğine dair bir fikrinin olup olmadığının herkesçe bilinebilir olmamasıdır. Gemilerimizi yakmayı göze almazsak, kendimizi günümüzün problemleri içinde kaybedersek, her problemi geçmişte kalarak çözersek düşün(ce) dünyamız geliştirici/çözümleyici/açıklayıcı olmaktan uzak kalmaya devam edecektir.

II.
“Felsefe ya bir felsefe yapma habitus’u olarak ya da bir yapıt olarak görülmelidir; ondan çıkan bir yapıtta mutlak birlik bir dizge olarak çıkar ortaya” I.Kant- Fragmanlar.
İnsan Felsefesi Çalışmaları on dört denemeden/çalışmadan oluşuyor. Bu çalışmaların çoğu daha önce yayımlanmış. Çalışmalar farklı tarihlerde ve mecralarda yayımlanmış olmasına rağmen, bu kitapta tek bir çalışmanın alt başlıkları niteliğinde görünüyor. Ortaya çok çeşitli tartışma başlıkları ileri sürülüyor ama birliği yine de tek bir soru sağlıyor: “İnsan nedir?” Daha ilk denemede yakaladığımız bu soru, diğer denemelerde de başka akıl yürütmeler ve bağlamlar içinde tartışılmaya devam ediyor. Aslında bütün denemelerin tekilliklerini korunduğu da söylenebilir. Elbette bu da denemeler arasında çeşitli fikirlerin izini sürmeyi kolaylaştırıyor. Bir başka deyişle, okuyucu bir fikrin peşine düşeyim derken her seferinde asıl sorunun merkezine ulaşıyor. Dolayısıyla İnsan Felsefesi Çalışmaları “insan nedir?” sorusuna sahip olanlar açısından “yoğun” bir içeriğe sahip denemeler birliği olarak karşımıza çıkıyor.

Nutku denemelerinde üç fikri (izleği/soruyu) doyurucu oranda geliştirmeyi başarıyor. Bunlardan biri, sonunu göremediğimiz şeylere biçim vermeye kalkmanın temelinde meraktan daha çok (din, siyaset ve kültür bağlamlarının tamamı ile kesişebilecek ve iç içe yol alabilecek bir nosyon olarak) ideolojilerin var olduğu iddiasıdır; yani, ideolojiler ile “katılaşma” arasında doğrudan bir ilişkinin söz konusu olduğu fikridir. İdeoloji ile katılaşma arasındaki ilişkiden sıyrılabilmenin yolu Nutku açısından “sabit”likten kurtulmak ve diyalektik olanı metodolojik bir araştırmanın merkezine yerleştirmektir. Nutku’nun bir diğer geliştirdiği fikir “sonu gelmez şeyler”in nasıl ve neden peşine düşüleceği, yaşamın anlamını nasıl ve neden bilmek/bulmak gerektiği, yaşamı anlamlandırmak için onu nasıl sindirmek/içselleştirmek gerektiği sorularıdır. Bu fikri sorulara felsefi meseller aracılığıyla Nutku, kendi arayışları ölçüsünde cevaplar oluşturuyor. En azından bir bilge gibi “hakikatin yolunda kalma”nın ona ulaşmak kadar değerli olduğunu gösteriyor. Nutku için üçüncü fikri izlek eleştirinin bizzat kendisi; yani şimdi geleceğin ışığında ve geçmişin gölgesinde ancak yaşanabiliyorsa, o zaman eleştiri vaz geçilmez bir fikri tutumdur. Kısacası Nutku bu üç fikri (izleği/soruyu); ideolojiyi, diyalektiği ve eleştiriyi “insan nedir?” sorusunun merkezine yerleştiriyor. Bunun iki pratik sonucu olacağı aşikâr; birincisi, “insan nedir?” sorusuna dair derin bir kavrayışın ilk adımı için yollar açılmıştır; ikincisi, bundan sonra “insan nedir?” sorusunun yönelimi netleştirilmiştir.
Nutku bu yollar açmayı ve netleştirmeyi her şeyden önce “insan nedir?” ile “ilerleme” fikri arasındaki ilişkiyi sorgulayarak başlar. İlerleme fikri kendi başına “oluşturduğu ve oluşturmaya devam ettiği “yıkımdan” ötürü sorumludur (67), fakat bu sorumluluk bir kavramın kendisinden ziyade onunla iş görenlerin pratiklerine aittir. Örneğin Nutku’ya göre, Kant “bu eğri odundan dümdüz bir şey yontulamaz” maximi ile (79); empiristler, insanda olandan olması gerekene geçişin apaçıklığını görememekle (81); dinler, ödül ve ceza aracılığıyla insanın ahlak alanında koşulsuz iyiye yönelişini bozmakla (87); sosyolojiler, insan problemlerini genel yasalarla ve “üstten açıklayıcı” tavırlarla çözümlemeye çalışmakla (16-17; 39); bilimciler ya da nedenselciler, doğadaki nedenselliğin ahlâk alanındaki ereksellikle aynılaştırılmasını sağlamakla (91) ilerleme fikrinin “yıkım” faaliyetlerini paylaşmış oldular. Görüldüğü üzere Nutku açısından kimse eleştiriden münezzeh değildir.

Daha açıkçası Nutku’nun ilerleme fikri etrafında eleştirisi, nedensellik, indirgemecilik, belirlenimcilik gibi kavramlara yönelik olsa da, gerçekte bu kavramların bilme üzerindeki baskıcı hegemonyaları eleştirilmektedir. Dincilerin, ideologların ve bilimcilerin tüm bilme etkinliği üzerindeki otoritesi ve kendi meşruluğuna uygun olarak tarihsel ve mekânsal tanımlamalar yapması, felsefi bilmenin “bütünsel bilgi”sinin yerini dolduramadığı gibi, ilerleme fikri özelinde olduğu üzere, “yıkımlarla” sonuçlanmaktadır.

Nutku felsefi bilmeyi başka disiplinlerle koparmaktan yana değil ama onların içinde eritmekten de özenle imtina ediyor. Eğer öyle olmasa sorgulamalarının şunlar olması mümkün olabilir miydi? “Sanki var (45)”, “inandığını bilmek, bilmediğine inanmak (51)”, “olması gerek (73)”, “umut nedir? (92)”, “hakikat nedir? (133)”, “sorumluluk nedir? (141)”

Nutku sadece diğer disiplinlerle ilişkilenmiyor aynı zamanda bilinen deyişlerden, mesellerden ve söylencelerden de yararlanıyor. Bütün bunlar okuyucuyla diyalog içinde kalmak için ama bir o kadar da görünenin bir adım ardına gidebilmek/geçebilmek için. “Halk ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ sözünü kimin için söylemiştir? Kendisi için söylememiştir. Halk bu sözü, en güçlü duygusu olan adaleti çıkarlarına feda eden ve kendisinden kopan kimseler için söylemiştir. O kimseler ki yılanın bin yıl yaşamasını dilerler (42).” “Halk deyişlerindeki sembolizmin anlaşılması ve kavram örgüsü, toplumsal gerçeklik bağıntısının çok yönlü -linguistik, sosyolojik, psikolojik, antropolojik vb.- incelenmesiyle olanaklıdır (43).”

Burada dilin sadeliğinden, güncelliğinden felsefi bilginin bütünselliğine, kavramsallığına dair bir gidişin/geçişin somutluğu vardır. “Öncelikle ‘bize göre değerli’ olanın şimdi içinde yer aldığımızdan (yere basmamız, yöreselliğimiz bu önceliği ister), somut gereklilikle karşılaşmadıkça, salt kavramdan kalkarak genele yönelmeyiz. Bilinç genele açıldıkça, genleştikçe, yöresi, mekânı da genişler, dünyayı sarabilir; her insanın selamını alabilir (49).”

III.
İnsan Felsefesi Çalışmaları’nda sadece “insan nedir?” sorusunun izi sürülmüyor, aynı zamanda bu soruya pratik bir edim olarak Nutku’nun nasıl yaklaştığı da görülüyor. Nutku eşine batı akademilerinde rastlanır bir tarzda “bir öğrencisinin” sözünü adını anarak çalışmasına katıyor ve başka bir yerde de “Bir felsefe yazısı sıradan insanlardan adlarıyla söz etmekten utanç duymamalı (90)” diyerek bu tutumundaki ciddiyeti ve tutarlığı sergiliyor.

Sonuç olarak ister filozof olsun ister sıradan biri; “İnsan, felsefelerle tüketilemez. Başka deyişle, insan felsefeleri hep olacaktır. Temel sorunlar aynıdır ve genel bir insan görüşüne olanak sağlarlar. Ama buna ulaşmak, genel bir insan kavramıyla başlamayı değil, genelliği canlandıran, farklı yörelerde farklı dillerde yaşayan insanların sorunlarından geçmeyi gerektiriyor. Kitabın özeti bu(8).”

Nutku kendi kitabına Çalışmalar dediği, “insan nedir?” sorusunu tüketmeye ve nihai cevaba yönelmediği ve kitabını bir çırpıda özetlediği için kitabı okurla baş başa bırakmak en iyisi. Ancak kitaba dair birkaç sorumu sormadan da edemeyeceğim. “Tarih bilinci ilerleme bilinci olmadan gerçekleşemez (76).” ve “Ütopyaya kaçmayan iyimserlik ilerlemenin iradi ön koşuludur (78).” ile “ilerleme” fikrine dair eleştiriler nasıl bir arada durabilirler? Ütopya ve “tarih bilinci” makaleleri ilerleme fikrine amansız eleştiri getirirken, aynı zamanda ilerlemeye nasıl bir olumla getirir? O halde ilerleme a priori ve bütün bir yıkım değil midir?

Bir diğer sorum ise daha özel bir içeriğe sahip, aslında bütün hoca öğrenci ilişkisinde dile gelen ama kaideye uymayan bir talebe dair. Nutku şöyle diyor: “Eğitim kavramının içsiz ve güdük kaldığı, toplumsal gerçekliği benimsemenin, onu eleştirel geliştirme amacıyla kaynaşmadığı toplumlarda, öğretim kılavuzunun başlığı magister dixit: ‘hoca dedi ki’ olur. Avrupalının eğitim tarihindeki başarısını anlamamız için işe bunun olumsuzlamasıyla başlamak gerekiyor (157).” Öyleyse okuyucu ister istemez insan felsefesi üzerine çalışmış Takiyettin Mengüşoğlu’nun ki Nutku’nun hocamızın hocası, insanın neliği dair ortaya koyduğu çalışmaları, öğrencisin nasıl olumsuzladığını duymak istiyor. Oysa İnsan Felsefesi Çalışmaları bunu içermiyor ve ilk kez, kendi yapmadığını okura yaptırmak isterken yakalanıyor.

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe, Makaleler
Çizgilerle Nazım Hikmet

Müjdat Gezen’in yazdığı, Savaş Dinçel’in resimlediği “Çizgilerle Nazım Hikmet” 1978’de yayımlanmış ve beş sene sonra sıkıyönetim kitabın yazarı ile çizerini...

Kapat