Descartes ve Kant?da Ben Deneyimi – Saliha Baysal (*)

Ben bu makaleye Descartes?la başlayacağım. Descartes ?ben?i nasıl temellendirmiş ve bu ?ben?le neye ulaşmıştır, bunu göstermeye çalışacağım. Daha sonra da Kant?ın ?ben?den ne anladığını ve Descartes?a eleştirisini ifade edeceğim.

I.) Descartes ve Ben Anlayışı
Descartes düşünce üretmeye başladığında ortaçağın niteliğine göre inşa edilmiş doğa felsefesi ortadan kalkar. Nicelik tarafından belirlenmiş doğa felsefesi onun yerine geçer. Descartes?ı insan bilgisine şaşmaz, çürütülemez bir temel arama çabasına iten onaltıncı yüzyıl sonlarıyla onyedinci yüzyılın başlarında yenilenen şüphecilik ile matematik bilimi üzerinde uzun yıllar çalıştıktan sonra bu tür şüpheci problemlere karşı en iyi yaklaşımın metafizik olduğu sonucuna varır. 17. yy.?ın köklü altüstü oluşu burada saklıdır. İnsanın doğa anlayışı, politikanın kendisi ve tanrıya bakış biçimi değişir. Peki, Descartes bunu nasıl yapar, bilerek mi?
17. yy. ile birlikte nicelik esaslı doğa tasarımına adım atılıyor. Bunu ilk yapan Descartes. Kendisi bunu felsefi açıdan yapıyor. Ama bunu farklı alanlarda yapanlar da var. Descartes özellikle Meditasyon?da, fakat genel olarak bütün kitaplarında, yönteminin ne olduğunu anlatır. ?Her şeyden şüphe ederek başlıyorum,? der. Descartes bunu bir bina temeli atmadan önce zeminin temizlenmesine benzetir. Nasıl bir binanın temelini atmadan önce gevşek toprağın temizlenmesi gerekiyorsa aynen onun gibi sağlam bir bilgi sisteminin oluşturulması için yanlış inanışların ayıklanması gerekir: ?Öyleyse gördüğüm her şeyin yanlış olduğunu varsayıyorum; aldatıcı belleğimin sunduğu her şeyin hiçbir zaman varolmadığına inandırıyorum kendimi; hiçbir duyum olmadığını, cismin; betinin, uzamın, devim ve yerin kuruntular olduklarını düşünüyorum.?(2)
Descartes her şeye kuşku ile bakıyordu ama gözden geçirdiği şeylerden apayrı, kendisinden en küçük bir kuşku bile duyulamayacak bir şeyin olmadığını nereden bilebilir? Her şeyin yanlış olduğunu bu şekilde ?düşünmek istediği? sırada, bunu düşünen ?ben?in zorunlu olarak varolduğu gerçeğine ulaşır. Böylece bu konu üzerinde iyice düşündükten sonra Cogito ergo sum (Düşünüyorum öyleyse varım), der. Demek ?ben?den hiçbir şekilde şüphe edemem. Kendisinden şüphe edemeyeceğim ben düşüncesine ulaştığıma göre, tıpkı onun gibi kendisi bana aynı sağlamlıkla kabul edilen şeyler var. Descartes, her şeyden kuşku duysak bile kendimizin varlığından asla kuşku duyamayacağımızı zira kendi varlığımızdan kuşku duymak bile kendimizin varlığının bir kanıtı olduğunu öne sürerek kuşkunun benliğin varlığına ilişkin bilgimize tesir etmeyeceğini iddia etmiştir. Bu ?ben? felsefe tarihinde ilktir.
Bu ?ben? nedir? ?Ben düşünen bir şeyim; eş deyişle kuşku duyan, doğrulayan, yadsıyan, birkaç şeyi anlayan, birçok şeyi bilmeyen, seven, nefret eden, isteyen ve istemeyen, ayrıca imgeleyen ve duyumsayan bir şey.?(3) Böylece Descartes kendisi hakkında elde edebileceği ilk bilgiye, düşünen bir varlık olduğu sonucuna varır. ?Ben, reddeden, düşünen, şüphe eden, hisseden ruhsal bir tözüm.?(4) Varolmak için kendisinden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayan şeydir; töz. Dolayısıyla bu ?ben? yani beni ben yapan ruh maddeden tamamen bağımsız olup ondan daha kolay bilinebilecek bir şeydir. Beden tamamen yok olsa bile, bu ben varlığını koruyacaktır. Descartes?a göre ben (ruh), esas itibariyle yer kaplamak olan maddeden tamamen farklı ve ondan bağımsız bir şekilde varolabilen düşünen bir varlık ya da tözdür.

II. Kant?ın Ben?i ve Descartes?a Eleştirisi
Cogito argümanından yola çıkarak ?ben?in düşünen bir töz olduğunu ve maddeden yahut bedenden tamamen farklı bir varlık olduğunu iddia eden Descartes?a en sert eleştiri Kant?tan gelmiştir. Kant Descartes?ın Cogito argümanından ?ben?in düşünen ve yalın bir töz olduğu sonucunun çıkamayacağını savunur. Descartes?ın felsefi açıdan düşünen ?ben?i merkeze alması Kant?ın bilgi görüşünde de karşımıza çıkar. Kant Descartes?ın ?ben düşünüyorum? saptamasını bilme ediminin kilit taşı haline getirir, ancak burada ?ben düşünüyorum? ifadesi Descartes?ın felsefesine göre oldukça farklıdır. Çünkü Cogito sadece bir öznenin olduğunu ispatlamaktadır, yoksa onun mahiyetinin ne olduğu konusunda herhangi bir iddiada bulunmamaktadır. Kantçı anlamda ?ben düşünüyorum? ifadesi, ?ben? ve her türlü deney bilgisi arasında kopmaz bağ olduğunu gösterir. Deney bilgisi, dünyaya ilişkin duyusal görülerin anlama yetisi kavramlarıyla hiç kesintisiz bireşimi (sentezlenmesi) demektir. Kant burada mevcut olan bilinci şöyle ifade eder: ?ben düşünüyorum benim tüm tasarımlarıma eşlik etmelidir.? (5) Burada gerçekleştirilen sentez, bilincin yapısıyla bağlantılıdır ve ancak bir bilinçte olanaklıdır. Duyusal görülerden gelen çeşitliliğin, bu çeşitliliğin taşıyıcısı olan aynı öznede ?ben düşünüyorum? ile zorunlu bir bağıntısı vardır. (6) Kant duyusal görülerin sentezinin en temel ilkesi olarak gördüğü ?ben düşünüyorum? ilkesini transendental apperception (aşkınsal tamalgı) olarak adlandırır. ?Ben düşünüyorum? önermesi Kant için, bir ?kendilik bilincinin birliği? demektir. (7)
Aşkınsal estetik duyusallık bağlamında duyusal görünün bütün çeşitliliğinin uzam ve zaman saf görüleri koşulları altında durduğunu gösterir. Aşkınsal mantığın aşkınsal analitik (çözülmem) bölümünde ise anlama yetisi bağlamında görünün bütün çeşitliliğinin, tamalgının sentetik birliği koşulu altında durduğunu anlatır. (8)
?Descartes?taki düşünen töz (res cogitans) de değildir; çünkü Kant ?ben?den değil ?ben düşünüyorum?dan söz etmektedir ve Kant?taki ?ben düşünüyorum? ifadesi bilinemeyen ama yalnızca düşünülebilen bir nesneye karşılık gelir. Burada vurgulanması gereken bir diğer noktada aşkınsal tamalgının ?ben?inin, belirli bir bireye ait kişisel bir ?ben? olmadığıdır. Bireysel ben, deney konusu olabilen, dünyada yaşayan belirli bir kişiye aittir. Oysa aşkınsal ?ben düşünüyorum? bireye özgü benin temelini ve her türlü deneyimden önce yargı verme işlevindeki mevcut birliği ifade eder.? (9)
Descartes?a göre ?ben? bedenden bağımsız olarak varolabilir çünkü varolabilmek için kendisinden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Yani kalıcı olandır. Kant göre kalıcılık ise ?kendi başına şey olarak töz kavramından hiç çıkarılamaz, ancak deney için kanıtlanabilir.?(10) Descartes?ın ?ben düşünüyorum o halde varım? önermesi buradan sonra ?ben düşünen bir şey olarak bir tözüm ve zamanda kalıcı olarak varım? anlamını kazanır. Kant bu savı ?rasyonel psikoloji? olarak adlandırır. Anlama yetisi ruh hakkında ancak yaşamda (deney dünyasında) konuşabilir; çünkü ruh ?düşünen kendi?dir. Ruhun varlığından ancak yaşarken konuşulabilir. Öldükten sonra ruhun ne olduğu ise anlama yetisinin bilme gücünün dışındadır.
?Ruh ya da ?mutlak ben? hakkındaki temel hata, onu yaşayan ben olarak değil de Descartes?ın yaptığı gibi olanaklı deneyin ötesinde bir nesne olarak görmekten kaynaklanır. Dış deney aracılığıyla uzamda görünüşler olarak cisimlerin bulunduğunu bildiğimiz gibi, ruhun varoluşunu bir iç duyu nesnesi olarak bilebiliriz, ama onun temelinde olan kendi başına neliği bilemeyiz.? (11)
Bu da gösteriyor ki ruhun ölümden sonraki durumu hakkında hiçbir bilgi ortaya konamaz. Kant Descartes?a itirazını şöyle itiraf eder:
?Ben düşünen olarak, iç duyuların bir nesnesiyimdir ve ruh olarak adlandırılırım. Dış duyuların nesnesi olan şey cisim olarak adlandırılır. Buna göre, düşünen bir varlık olarak Ben anlatımı hiç kuşkusuz öyle bir ruh bilimin nesnesini imler ki, buna ussal ruh-öğretisi denebilir, çünkü burada ruh üzerine, tüm deneyimden bağımsız olarak, tüm düşüncede bulunduğu ölçüde bu ben kavramından çıkarsanabileceğinden daha öte hiçbir şey bilmek istemiyorumdur.? (12)
Rasyonel ruh öğretisinin biricik metni, ?Ben düşünüyorum? önermesidir. Kant bu yaklaşımda bir düşünme hatası yapıldığını ortaya koyar ve ruhun ölümsüzlüğünü savunan bu düşünce yolunu transendental paralojizm (aşkınsal yanılsama) olarak adlandırır ve şu şekilde betimler:
?Özne olarak olmaktan başka düşünülemeyen özne olarak olmaktan başka türlü varolamaz ve öyleyse tözdür.
Düşünen bir varlık, salt böyle bir şey olarak görüldüğünde, özne olmaktan başka türlü düşünülemez.
Öyleyse ancak bir şey olarak, e.d. töz olarak varolur.? (13)
Yani, ancak özne olarak düşünülebilen şey, ancak özne olarak vardır ve demek ki tözdür. Ama düşünen bir varlık, ama sırf düşünen bir varlık olarak bakıldığında, özneden başka düşünülemez. O halde o ancak böyle bir şey olarak, yani töz olarak vardır.
Kant?a göre ?ruh bir tözdür? ifadesi yanlış bir ifadedir; çünkü ?töz?, ?ilinek?, ?varolma? ya da ?varolmama? kendi başına varolan nesneler değil, yalnızca anlama yetisi kavramlarıdır. Bu nedenle de ruhun ve ölümsüzlüğün nesnel bilgisi olanaksızdır. Ruhun tözsel bir yapısı olmadığı için ruhun ölümsüz olup olmadığı hakkındaki soru da anlamsız olur.

Sonuç
Descartes bir özne olarak ?ben?e ve onun doğrudan bilgisine vurgu yaparken ?ben?in sadece bir nesne olarak görülemeyeceğini zira ?ben?in bilgi edinmede bir özne olarak vazgeçilmez bir role sahip olduğunu gösteriyor. Ancak Descartes bununla yetinmiyor ve ?ben düşünüyorum? anlayışından benin mahiyetine ilişkin başka çıkarımlarda bulunuyor. Kant?ın dediği gibi, ruhun yalın bir töz olduğuna ilişkin bilgiyi Cogito argümanından çıkarmak mümkün görünmüyor. Çünkü Cogito sadece bir öznenin varolduğunu ispatlamaktadır, yoksa onun içeriğinin ne olduğu konusunda herhangi bir bilgi içermez.
?Kant?ın tutarsız bir kavram olarak reddettiği uzamsal olmayan tözün bir onyedinci yüzyıl kavramı olduğunu ve o yüzyılda ?töz? kavramına garip şeyler olduğunun düşünce tarihinde iyi bilindiğini akılda tutmak gerekir. Aristoteles?e ve St. Thomas?a göre tözün paradigması bireysel bir insan ya da kurbağaydı. İnsanların ya da kurbağaların kopmuş parçaları çim kümeleri ya da ayrı kovalar içindeki su gibi, kuşku uyandıran sınır durumlardı; bu parçalar bir anlamda ayrı olarak var olabilirdi (uzamsal ayrılık) ama töz adını hak eden şeylerin sahip olması gereken işlevsel birliğe ya da ?doğa?ya sahip değildiler. Aristoteles böyle durumları ?sırf potansiyeller? olarak yani ne kurbağanın rengi gibi ilineksel, ne de canlı, sıçrayan kurbağanın kendisi gibi edimsellikler olarak bir tarafa bırakma alışkanlığındaydı.? (14)
Descartes ise ?ayrı töz?ü standart anlamında ?kendi başına var olabilen? anlamında kullanıyor gibi davranır ama bununla ne uzamsal ayrılığı ne de işlevsel birliği kasteder. Onun kastettiği ?başka her şey ortadan kalksa (ya da düşünceden uzaklaştırılsa) bile ortada kalabilen? gibi bir şeydir.
Kant ile Descartes birbirinden son derece uzak görünmekle birlikte, Kant?ın aslında Descartes?ın açtığı yolda ilerlediği yine de söylenebilir ancak ona sadık kaldığı ifade edilemez.

Makalenin Yazarı: Saliha Baysal (1) (*)

Notlar:
(1) (*)Saliha Baysal, Kocaeli Üniversitesi Felsefe Bölümü, s.kocaeli.01@hotmail.com
(2) Rene Descartes İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar II, çev. Aziz Yardımlı, (İstanbul: İdea, 1998), 94.
(3)Descartes, a.g.e. III, 102.
(4)Descartes, a.g.e.
(5)Immanuel Kant, Arı Usun Eleştirisi, çev. Aziz Yardımlı, (İstanbul: İdea, 1993), B132vd.
(6)Kant, a.g.e., B133
(7)Kant, a.g.e., B133.
(8)Bkz.: Taşkıner Ketenci- Kamuran Gödelek, ?Kant?ın ve Husserl?in Descartes?a bakışı? , Baykuş: Felsefe Yazıları Dergisi, Eylül 2010, sayı 6, 284.
(9)Taşkıner Ketenci- Kamuran Gödelek, a.g.e., 284.
(10)Immanuel Kant, Prolegomena, ( Ankara: T.F.K.Y., 2002), 88.
(11)Kant, a.g.e., 87.
(12)Kant, Arı Usun Eleştirisi, A342.
(13)Kant, a.g.e., B411 (italikler Kant?a aittir).
(14)Richard Rorty, ?Bedenden ayrı var olma yetisi?, Cogito dergisi, Sayı10, Kış?97, 194.

Kaynaklar
? Kant, Immanuel, Arı Usun Eleştirisi, çev. Aziz Yardımlı, (İstanbul: İdea,1993).
? Kant, Immanuel, Prolegomena, (Ankara: T.F.K.Y., 2002).
? Taşkıner Ketenci- Kamuran Gödelek, ?Kant?ın ve Husserl?in Descartes?a bakışı?, Baykuş: Felsefe Yazıları Dergisi, Eylül 2010, sayı10.
? Rorty, Richard, ?Bedenden ayrı var olma yetisi?, Cogito dergisi, sayı10, Kış?97.
? Descartes, Rene, İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar, çev. Aziz Yardımlı, (İstanbul: İdea, 1998).
? Scruton, Roger, Kant, çev. Cemal Atilla, (İstanbul: Altın Kitaplar, 2003).
? Yalçın, Sahabettin, ?Descartes ve Özne Olarak Benlik?, Felsefe Dünyası, sayı 38, Güz 2003.

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe, Makaleler
Hikaye… Anlatı – Faiz Cebiroğlu

Yazılarımda sürekli narrativ, anlatı, yaşam hikayelerinden söz ediyorum. Bu konu üzerinde duruyorum. Okulda öğrencilere yaşam hikayelerinin anlam ve önemini vurguluyorum....

Kapat