Bir Nietzsche yaratmak 1 – Nazê Nejla Yerlikaya

“bu benim yolum, ya sizinki nerede? –Bana ‘asıl yolu’ soranlara verdiğim cevap bu işte. Çünkü asıl yol- zaten yok ki” Zerdüşt Böyle Buyurdu

Nietzsche’nin çok-üsluplu bir edebi yazma tarzıyla kaleme aldığı yapıtlarının bütününden özel bir karakter inşa ettiğini düşünen Alexander Nehamas, “Edebiyat Olarak Hayat” isimli kitabında bu sorgulamayı derinleştirip Nietzsche’nin kendisini edebi bir karaktere dönüştürüp okurlarının insafına terk ederek, okurlarından da kendi görüşlerinden kendilerine bir yaşam biçimi oluşturmalarını talep ettiğini savunuyor.

Nehamas’a göre Nietzsche dünyaya genelde sanki bir sanat yapıtıymış gibi, özelde ise edebi bir metinmiş gibi bakıyor. Ve insana dair görüşleri de dâhil olmak üzere dünyaya dair görüşlerinin çoğuna edebi metinler ve karakterlerin yaratımı ve yorumuna, neredeyse sezgisel biçimde tatbik edilen fikir ve ilkeleri genelleştirerek ulaştığını söylüyor. Nasıl ki edebi metinlerin farklı ve derinden derine çelişkili şekillerde eşit ölçüde iyi yorumlanabilmesi mümkünse, Nietzsche’nin de tam da aynısının bizzat dünya ve içindeki bütün şeyler için doğru olduğunu düşündüğünü vurguluyor. Ve bu görüşün, Nietzsche’nin güç istemi, ebedi tekerrür, benliğin doğası ve öğretisi ve ahlaka karşı çıkışı kadar perspektvizmini de harekete geçirdiğini söylüyor.

Nehamas, Nietzsche’nin üsluplar çeşitliliğini benimsemesinin yapıtlarında hayati bir öneme sahip olduğunu ve bu önemin son noktada bir yazar olarak mevcudiyetini okuyucuları için unutulmaz kılma çabası olduğunu düşünüyor. Nietzsche’nin bir tasvir sunmak yerine, bir bireyin kendisini biçimlendirmede başarılı olabilmesinin yolunu kendi yapıtları aracılığıyla örneklendirdiğini ve bu bireyin de kendi metinlerinin yaratısı olan Nietzsche’nin kendisinden başka kimse olmadığını savunuyor. Nehamas’a göre Nietzsche kendisinden bir karakter yaratır ve “bu karakter, öykülenecek, taklit edilecek bir model oluşturamaz; çünkü temelde kendisini yapan (yaratan) özgül eylemlerden – yani özgül yapıtlardan- oluşmaktadır. Bu karakterin doğrudan doğruya taklit edilmesi bir karikatür ya da en iyi ihtimalle bir kopya yaratacaktır; bu da her halükarda bir birey olmayacaktır.”

O halde Nietzsche kendi görüşleri bağlamında okurundan nasıl bir karakter yaratmasını talep ediyor olabilir?

Her şeyden önce bir yazar olarak ‘Nietzsche’nin temel sorunu, görüşlerini, yargılarını ve değerlerini, bunların temelde kendi görüşleri, kendi yargıları ve kendi değerleri olduğunu bilmelerini okuyucularından istemesi kadar bunu kabul etmelerini istemesinden de kaynaklanır. Nietzsche, görüşleri basitçe yaratıcılarının yaratımları olarak kabul eden karşıt uçtan kaçınmak istemesine rağmen, aynı zamanda okuyucularının belirli bir görüşü kabul etmenin bir yükümlülükten ziyade bir tercihin sonucu olduğunu bilmelerini de istemektedir.’

Bu bağlamda Nehamas, Nietzsche’nin üslubuna dikkat etmemiz gerektiğini söylerken, Nietzsche’nin çeşitlilik gösteren, öz-bilinçli yazma biçiminin, eğitimli okuyucunun kendisine kimin görüşlerinin sunulmakta olduğunun, bu görüşlerin hangi kişiliği ifade ettiği ve oluşturduğunun daima farkında olmasını olanaklı kıldığını belirtiyor.

“Eğer tarzına ikna olduysak, onun kendi değerlerinin, kendine-özgüllüğünün ve amaçlarının bir ürünü olan, yani diğer bir deyişle kendisinin ürünü olan yazma biçimine de ikna olduğumuzu sürekli hatırlatan bir şeydir. Bu nedenle, eğer görüşleriyle hemfikirsek, değerlerini, kendine-özgüllüğünü ve amaçlarını da kabullenmeye istekli olmalı ve kabullenmeliyizdir. Bu tercih yalnızca önermelerinin kabul edilmesiyle kalmamakta, yanı sıra belirli bir hayat tarzının değiştirilmesini de içermektedir. Eğer bu tercihi yapmazsak, bu durumda yine aynı anlayışla ya bir başkasının görüşlerini kabul etmek ya da kendi görüşlerimizi ve kendi hayatımızı yaratmak zorunda kalırız. Bu görevlerin hepsi de tamamen aynı zorluk derecesine sahiptir ve Nietzsche bu zorluğu kaçınılmayacak biçimde belirgin kılmayı istemektedir.”

Elbette Nietzsche’nin görüşleri basitçe anlaşılabilme ve tatbik edilebilme üzerine kurulu görüşler değildir. Nietzsche’yi okumak demek Nietzsche’yi yorumlamak demektir çünkü Nietzsche’nin okuyucularından talep ettiği şey budur. Yorumlamak ise Nietzsche’ye göre fazlasıyla kişisel ve yaratıcılık isteyen bir durumdur.

“Güç İstemi”nde Nietzsche bu durumu şöyle açıklar: ‘Nihayetinde, birey, edimlerinin değerlerini kendinden hareketle üretir; çünkü mirasçı olduğu sözcükleri bile oldukça bireysel bir şekilde yorumlamak durumundadır. Bir formül yaratmasa bile en azından bu formüle ilişkin yorumu kişiseldir; bir yorumcu olarak birey yine de yaratıcıdır’

Nietzsche’ye göre hakikat bir yerlerde bulunmayı veya keşfedilmeyi bekleyen bir şey değil, yaratılması gereken, tek başına hiçbir amacı olmayan bir alt etme istemini adlandıran bir şeydir. Bu bağlamda Nietzsche “hakikati bir keşif nesnesi olarak düşünmek yerine, bir yaratım ürünü olarak düşünmeyi tercih eder. Benliğe yönelik tutumu da benzerdir. ‘oldukları gibi olmak isteyen’ insanlar tamamen ‘yeni, benzersiz, kıyaslanamaz olan, kendi yasalarını yaratan, kendilerini yaratan insanlardır’ ”

Yaratmak demek, yıkmak ve öldürmek demektir. Nietzsche’nin Zerdüşt’ü yaratıcılarına söyle seslenir: Ey yaratıcılar çok daha acı ölümler olmalı hayatınızda: Böyle olmalısınız siz, tüm geçicilikleri savunan ve haklı çıkaranlar. Yeni doğmuş bir çocuk olmak için, çocuğu doğuran ana olmayı da istemelidir yaratıcı

Bu bağlamda sanırım Nietzsche’nin okurlarından istediği, eğer onun görüşleri etrafında bir benlik arayışına girecek olursak, onun fikirlerinden gebe kalıp doğacak yeni fikirlerin ise kendi fikirlerimiz olacak şekilde bir yaratım ürünü olması gerekmektedir. Nietzsche okurlarından ezberlenmeyi talep ederken, kendi felsefesinin kavramlarının iyi bilinmesini istemektedir; istediği şey hiçbir şekilde yoruma dayanmayan bir okuma ve anlama değildir.

Benliğin verili bir şey değil kazanılan, ulaşılan bir şey olduğunu yazan Nietzsche’nin özgür tinleri bir bütünlük arayışı içerisine girmelidir. Ancak, “Nietzsche’nin peşine düştüğü bütünlük, sürekli bir kendini aldatma olasılığı tehlikesiyle de karşı karşıyadır; çünkü kişi, yalnızca karşıt savlı, taban tabana zıt üslupların ve beğenilerin varoluşunu, gücünü veya önemini yadsıyarak ve kendisinin sadece bir bölümünü bütün olarak kabul ederek kendi karakterine “üslup kazandırıp” karakterini “tek bir beğeni” ile kısıtlayabilir. Nietzsche bu zorluğun farkında gibidir. Kendilerine inanan insanları iki türe ayırması da bunu kanıtlar. Bazıları sonuçta bakmayı reddettiği için kendine inanır, diye yazar: ‘kendilerinin en derinlerine bakabilselerdi, ne görürlerdi ki?’ Diğerleri ise, bunu tercihen kazanmak zorundadır ve bununla kendileri bir sorun olarak karşı karşıya gelirler. ‘yaptıkları iyi, güzel veya büyük olan her şey, öncelikle kendi içlerindeki kuşkucuya karşı bir argümandır’ kendimizi kandırıyor olma olasılığımız, hiçbir şekilde yok edilemez; bütünlüğe daima, mevcut olan birçokluğun kabul edilmesi, tanınması reddedilerek ulaşılmalıdır.”

“Kendimizi hiç aramadık ki” diyen Nietzsche’ye göre kişinin ne olduğu ‘oluş’ sürecinde ortaya çıkar. “Zerdüşt kendisine kim ise o olması(kendisi olması) öğüdünü verdiğinde, aslında olduğu ne ise o olmayı isteyebilir hale gelir ve buna ilişkin, kendisine ilişkin herhangi bir şeyin farklı olmasını istemez hale gelir. Anlıyoruz ki kişinin ne ise o olması, yeni özgül bir duruma ulaşıp, oluşa son verilmesi değildir- sonuçta bir duruma ulaşmak bile değildir.”

Nazê Nejla Yerlikaya 
edebiyathaber.net (17 Eylül 2014)

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
Bilinen, bilinmeyen Diyarbakır – Şeyhmus Diken

Kürtçe adı sîsalik (otuz yıl) olan “meymenetsiz” bir kuş varmış. Otuz sene yaşadığına inanılırmış. Leyleğinse onca göçerliğine rağmen ömrünün hepi...

Kapat