Biz Toprağı Bilirik! / Bergama Köylüleri Anlatıyor – Üstün Bilgen Reinart

Biz Toprağı Bilirik!’, Bergama’da siyanürlü altın çıkarılmasına karşı yıllardır mücadele eden köylüleri anlatıyor. Üstün Bilgin Reinart kitabında, altın madeninin yanı başındaki Ovacık, Çamlıköy, Süleymanlı ve Narlıca başta olmak üzere toplam on yedi köyde bu mücadeleyi veren insanların seslerinden, Bergama’da yaşanmış olan sivil itaatsizlikle demokratik hak arayışının öyküsünü anlatıyor. Hopdediks Bayram Çavuş, Pınarköylü Hatice, Narlıcalı Hamza ve diğerleri… Reinart’ın köy kahvelerinde, evlerde gerçekleştirdiği bu görüşmeleri; bütün gerçekliği ile ‘Biz Toprağı Bilirik!’te bulmak mümkün.
“16 Ağustos 1989’da Eurogold, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Maden Dairesi’nden Bergama Ovacık’ta altın arama ruhsatı aldığında nasıl bir kayaya çarptığını bilmiyordu. Altını çıkarmak için kullanılan siyanürün yarattığı tahribata bizzat şahit olan köylüler topraklarını, hayvanlarını ve yaşamlarını korumak için kısa süre sonra eylemlere başladı. Bergama, Çanakkale, Ankara, İstanbul… Yıllardır süren bu mücadelede mahkemelerden pek çok kapatma kararı çıkmasına rağmen madenler el altından işletilmeye devam etti.
Biz Toprağı Bilirik!, altın madeninin yanı başındaki Ovacık, Çamköy, Süleymanlı ve Narlıca başta olmak üzere toplam 17 köyde bu mücadeleyi veren insanların seslerinden, Bergama’da yaşanmış olan, sivil itaatsizlikle demokratik hak arayışının derli toplu bir öyküsü.
Üstün Bilgen Reinart, bu kitabı hazırlamak için elliden fazla köylüyle konuştu. Direnişin örgütlenmesinde önde gelen isimlerden, köylülerin deyişiyle “Asteriks” Oktay Kaynar, mücadele sırasında geçirdiği kalp krizinin ardından hayatını kaybeden “Hopdediks” Bayram Çavuş, Pınarköylü Hatice, Çamlıcalı İsmail, Narlıcalı Hamza, Yenikentli Ayşe, Ovacıklı Şahsine ve diğerleri… Köy kahvelerinde, evlerde gerçekleşen bu görüşmeler sonucunda Bergama köylülerinin eylem içinde değişen hayatlarının da gerçekçi ve çarpıcı bir resmi çıktı ortaya.
Biz Toprağı Bilirik!, şimdiye kadar altın madenciliği ya da Bergama’daki direniş konusunda yazılmış olanları tekrarlamıyor. Bu direnişi sürdürenlerin yaşadıklarını ilk elden, kendi seslerinden anlatmalarına olanak sağlıyor.” Tanıtım Yazısı

İÇİNDEKİLER
1 Çamköy, Ovacık, Narlıca: Bir Varmış, Bir Yokmuş…
2 Burada Altın Varmış!
3 Altınla İşgal
4 Eurogold Gidecek, Bu İş Bitecek!
5 Yargı Zaferi
6 Balya
7 Yargıya İhanet
8 Deneme Üretimi
9 Narlıca Satıldı
10 Madenin Uğultusu
11 “Doğa Casusları” DGM’de
12 Biz Toprağı Bilirik!
13 Şimdilik Sonsöz
Kronolojik Özet
Kaynaklar

“Çamköy, Ovacık, Narlıca: Bir Varmış, Bir Yokmuş… “, s. 13-14
Çamköy?de ilk kez 1998 yılının Ağustos ayında, Türkiye’ye yaz tatiline geldiğimizde, eşim Jean Burelle’in motosikletinin arkasında gittim. Ovacık Altın Madeni’nin yeşil öğütme kazanı, taşıma kayışları ve boruları inşa edilmişti bile. Dikenli telle çevrili maden sahasında, yanında köpekle, silahlı bekçiler kol geziyordu. O zamanlar Kanada’da yaşıyorduk; Bergama köylülerinin altın madenine direnişini hep uzaktan izlemiştik. Daha köyden kimseyi tanımıyordum.
Köy girişinde, evlerin duvarlarındaki “Siyanür’e Hayır!” yazıları ve rengârenk resimler karşılamıştı bizi. Omuz omuza halay çeken insanların, sıkılı yumruklarını kaldırmış direnen halkın resimleri… Ve köy kahvesinin önündeki meydandaki kitabe… Şaşkınlık ve saygıyla önünde durup okumuştum. Çamköy, İç Anadolu’nun, Doğu Anadolu’nun boz renkli, kıraç köylerini imrendirecek yeşilliği, canlı doğasıyla beni heyecanlandırmıştı.
Kahvedekilere altın madenine direnişlerini sorunca, onlar da beni çakır gözlü Sebahat Gökçeoğlu’nun evine göndermişlerdi. Onu dört-beş kadınla tütün dizerken bulmuştum ama Sebahat Hanım bana pek yüz vermemişti. “Sizi kimin gönderdiğini ben ne bileyim,” demişti, “Biz savaş halindeyiz. Bakmayın, şiddet kullanmayız ama bize karşı saldırı var. Tanımadığımız kişilerle konuşmaya çekiniriz. Siz bizi öğrenmek istiyorsanız sözcümüz Oktay Konyar’la konuşun.”
Gene de bana çay ikram etmişti. “Madenciler bir kayaya çarptılar,” demişti, “Bizi öldürseler de çocuklarımız sürdürecek direnişimizi. Bu güzel topraklarımızda siyanürlü maden istemiyoruz. Haklıyız, kazanacağız.”
Bir süre sonra eşim Jean ile Türkiye’ye taşındık. ODTÜ Modern Diller Bölümü’nde öğretim elemanı olarak göreve başladım. Çamköy’e ikinci gidişim, 2001 yazında, Oktay Konyar ile birlikte oldu.
Maden, işletmeyi engellemeye yönelik çeşitli yargı kararlarına rağmen “deneme üretimi”ne başlamıştı. Konyar’ın keskin ıslığı birkaç dakika içinde yüz kadar köylüyü kitabenin olduğu meydana toplamıştı. Kahvecinin meydana sandalyeler dizdiğini hatırlıyorum. Erkeklerin sağ tarafta, kadınların solda oturduğunu da. Meydandaki kitabenin, 1997 Mayısı’nda, Danıştay’ın altın madenini kapatma kararından sonraki coşkulu kutlamalar sırasında dikildiğini, duvardaki resimlerin bazılarının da o zaman yapıldığını o gün öğrendim. Ama artık köylüler acılıydı. Dinamit patlamalarından, süregiden gürültüden, tozdan, sularının bulandığından yakınmışlardı. Bunca direnişten sonra, köy erkeklerinin arasında madende çalışmak için başvuranların arttığını söylemişlerdi. Komşu komşuya küsmüştü. Devletin kendilerini terk ettiğine hâlâ pek inanamıyorlardı. “Anlat halimizi Ankara’ya” demişlerdi bana… Korkuyorlardı.
Ondan sonra Çamköy’e, Ovacık’a, biraz yukarıdaki Narlıca, Tepeköy ve Pınarköy’e defalarca gittim. Bir mart sabahı, bayırlar papatyalarla kaplıyken, o yukarı köylerin insanları bir eylem için eski bir kervan patikasını izleyerek Çamköy’e doğru aktığında aralarındaydım. Çamköy Meydanı’nda toplanmıştı yüzlerce köylü. Ilık hava kekik kokuyordu, badem ağaçları çiçeklerle donanmıştı. Köylüler tek sıra halinde, kalkanlı, miğferli Çevik Kuvvet ekiplerinin koruduğu madenin önünden geçip, o koca, eski çamların yanından ovaya doğru inmiş, Çanakkale-İzmir yoluna çıkıp, Ovacık köyünün önüne kadar yürümüştü. Silahlı jandarmalar da tek sıra halinde yolun öbür tarafından ilerlemişti. Ovacık Köyü’nün önünde Konyar bir ıslık çalınca herkes sırayı bozmadan yol kenarında oturmuş, orada dinlenirken köylü kadınlar papatyalardan çelenkler yapmışlardı. İzmir İdare Mahkemesi’nden Sağlık Bakanlığı’nın madene verdiği “deneme izni”ni iptal eden karar çıktı çıkacaktı. Köylüler, “Kapatacağız bunu,” diyorlardı, “Siyanürcü gidecek, bu iş bitecek!”
Artık o kavşak, hep gözümün önüne o bahar sabahını, uçuşan şalvarlarıyla önde yürüyen kadınları, disiplin bozulmasın, tatsız bir olay çıkmasın diye, uzun kortejin bir ucundan öbür ucuna ok gibi koşan Oktay Konyar’ı getirecek. Yıllar geçip, çok şey değiştikten sonra bile köylülerin “Halkız, Haklıyız, Kazanacağız!” sesleri kulaklarımda yankılanacak…

Biz Toprağı Bilirik! / Bergama Köylüleri Anlatıyor
Üstün Bilgen Reinart, Metis Yayınları
Kapak Fotoğrafı: Timur Danış
Kapak Tasarımı: Emine Bora, Semih Sökmen
İlk Basım: Ekim 2003, 208 sayfa

Üstün Bilgen-Reinart ‘ın Hayatı
Üstün Bilgen-Reinart, Türkiye ve Kanada merkezli bir kariyer sürdüren yazar, gazeteci ve televizyon yayıncısıdır.
İlki 1956 yılında Kanada’da zorunlu tehcire tabi tutulan Sayisi Dene yerli halkının acılarını ve diğeri Bergama köylülerinin bölgelerinde siyanürlü altın arama faaliyetlerine direnişini konu alan iki kitabı ile dikkatleri çekmiştir.
Ankara doğumludur. TED Ankara Koleji’nden mezuniyetinin ardından Kanada’ya giderek Winnipeg Üniversitesi’nde Edebiyat ve Sosyoloji dalında öğrenimini sürdürmüştür. Kanada devlet televizyon kanalı Canadian Broadcasting Corporation’da araştırmacı, sunucu ve prodüktör olarak çalışmaya başlamıştır.
1995’de bir Kanada devlet bursundan yola çıkarak Ila Bussidor ile birlikte Sayisi Dene yerli halkının 1956’da ata topraklarından zorunlu tehcire tabi tutularak kent ortamında yerleştirilmelerini konu alan “Night spirits” (Gece ruhları) kitabını yazmıştır (kitabın tam adı; Night Spirits: The Story of the Relocation of the Sayisi Dene). Kendisi de bir Sayisi Dene yerlisi olan Ila Bussidor ve Üstün Bilgen Reinart’ın yerlilerin gözünden gerçekleştirdikleri bu kitap çalışmasında Sayisi Dene yerli halkının tehcir sonrasında bağımsızlıklarını ve kimliklerini kaybetmeleri ve Kanada hükümetinin plansız programsız bir tarzda gerçekleştirdiği Sayisi Dene toplam nüfusunun üçte birinin tehcir şartlarında zayıf düşerek ölmeleri anlatılmaktadır.
2003’de “Biz Toprağı Bilirik!” kitabı yayınlanmıştır. Kitap Bergama’nın 17 köyünün sakinlerinin bölgelerinde siyanür kullanarak altın arama faaliyetlerine uzun süreli direnişini konu etmektedir.
Son kitabı “A woman’s trek through Turkey” (Bir kadının Türkiye gezisi) Ocak 2007 içinde İngilizce olarak yayınlanmıştır. Üstün Bilgen Reinart, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü’nde İngilizce öğretim üyesi olarak çalışmakta, OpenDemocracy gibi çeşitli uluslararası forumlar adına yazı ve röportaj çalışmalarını sürdürmektedir.

Kitapları
* Night Spirits: The Story of the Relocation of the Sayisi Dene (Ila Bussidor – Üstün Bilgen-Reinart) Manitoba Studies in Native History Series, ISBN: 0-88755-643-4.
* Biz Toprağı Bilirik! (İstanbul, Metis Yayınları, 2003), ISBN 1-55002-658-5.
* Porcelain Moon and Pomegranates: A Woman’s Trek Through Turkey, Dundurn Press, Ocak 2007

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Yorum yapın

Daha fazla Söyleşi
Yoldaşım 40 Yıl / Edebiyatta 40. Yılında Hulki Aktunç – Söyleşi: Rıza Kıraç

Edebiyatımızda özellikle son yıllarda nehir söyleşi türü yaygınlaştı. Nehir söyleşiler sayesinde eserleriyle tanışık olduğumuz yazarların, şairlerin, sanatçıların, çalışma masalarından düşünme...

Kapat