Boğultu (Bütün Öyküleri 2) – Orhan Duru

Orhan Duru’da, bütün öyküler gerçek, bütün gerçekler tehlikeli, her şey saçma ve ironik.

1950 Kuşağı öykücüleri içinde ele avuca sığmayan bir usta, Orhan Duru: Kuraldışı, alaycı, sarsıcı, şaşırtıcı, iç gıcıklayıcı, kıvrak, tuhaf, hayalbaz, oyunbaz, kıpır kıpır. Evliya Çelebi’den, Mercimek Ahmet’ten, Hacivat ve Karagöz’den yararlanarak, üslubunu çağrışımsal bir eksende kurmuş, dil oyunlarıyla canlandırmış, dahası, giderek anlamsızlaşan bir dünyada, insanın kendisiyle ve çevresiyle çatışmasını bilgece bir alayla dile getirmeyi başarmış bir yazarımız.

Bilim-kurgu türünde öykülerle, fantastik bir boşluktan süzülerek güncel gerçekleri didikleyen aydın hüznü iç içe geçiyor kimi öykülerde – ama her zaman umutsuzca ve gene de bir neşe içinde…

Doğal yıkımların, savaşların, küreselleşmenin, kentleşmenin, teknoloji çılgınlığının, medya canavarlarının, bürokrasinin, politik oyunların, ekonomik bunalımların, siyasi çıkmazların dünyasında yazılmış öyküler. Alabildiğine güncel konuları böylesine yazınsal bir dille işlemesi onun imge gücünün ve özgünlüğünün kanıtı.
(Tanıtım Bülteninden)

Bir tabur öykücü – Sennur Sezer
(27/05/2011 tarihli Radikal Kitap Eki)
50 Kuşağı öykücülüğümüzün dönemeç kuşağıdır. Orhan Duru da bu kuşağın yazış özellikleriyle bence bir tabur öykücüye bedel bir öykücüsüdür: ?Benim öykülerim, içinde bulunduğumuz kasvete karşı bir direniştir.? Çünkü o en ciddi sandığımız sorunlara bile hince yaklaşarak alaysılığı/mizahı kullanır, gerçeküstüyü, yabancılaşmayı, geçmişte, günümüzde ya da gelecekte, teknolojinin ve bilimsel gerçeklerin, araştırma, buluş ve kuramların ışığında kurgulayışını (Türkçe?ye bilim-kurgu olarak tercüme ettiği science-fiction?ı)… Orhan Duru, Osmanlı yazarlarının (Evliya Çelebi, Mercimek Ahmet) Türkçe cambazlıklarını, gramerle oynamayı da deneyerek anlatımın temeli olan dili değiştirdi. Yani geçerli olan cümle yapısını ve grameri. Devrik cümleler, sözcüklerin uyak ve anlam çağrışımından doğan, ilk anda absürd/saçma sayılabilecek, mizah etkisi yapan tekerleme cümleler kurdu. Bu cümlelerin geleneksel seyirlik sanatlarımız Ortaoyunu ve Karagöz ?muhavere?leri, masal tekerlemeleri ve halk hikâyeleri döşemeleriyle akrabalığı okurun benimsemesini kolaylaştırdı… Orhan Duru, kendi kurduğu bu dille anlattı öykülerini. Dilinin oynaklığı ona öykülerinde de mantık sıçramaları olanağı verdi. (Bu noktada sevgili Orhan Duru?nun anlatımına uygun bir parantez açmak gerekir. Orhan Duru?nun eğitimini aldığı ve bir süre akademisyen olarak yaptığı meslek veterinerliktir. Kendisi ayrıca bir kedi severdir. Bu kedi severlik onda öykülerini kedi diliyle anlatma isteği doğurdu. Öykülerini bu değişik gramerle anlatışı kedilerin onun öykülerini anlaması içindir)
Bütün bunlar Orhan Duru?nun öyküsünün yadırgatıcı oluşunu hazırlar. Orhan Duru?nun öyküsünün yadırgatıcılığı gerçeği daha iyi anlatmak içindir. Şişe onun bu özelliğini en iyi anlatan öykülerden biri sayılabilir. ?Belirince İsmail Usta, elinde kocaman bir şişe, içi saydam sıvı dolu, kimse bir anlam veremedi önce. Böyledir işte! Doğal yıkımlar geldim geliyorum demez.? Yaşlı balıkçı İsmail Usta elinde bu şişeyle dolaşır orada burada ve meyhanede. Sorulan sorulara suyun deniz olduğunu söyler inanmazlar. Bir ara elindeki şişede bir gemi görürler, suda fırtına kopmuştur. Bütün meyhane halkı gemiyi kurtarmasını ister ondan. İsmail Usta umursamaz. Şişeyi satın almak isteyenlere aldırmaz. Şişenin mantarını açtırmak isteyenleri de dinlemez. ?Ben bu dalgaları eğitinceye kadar neler çektim? der. Sonunda yanındakiler İsmail Usta?ya saldırır şişeyi elinden alır mantarını açarlar. Birden meyhaneyi deniz basar, doksan kişi boğulur. Deniz yalnız İsmail Usta?ya dokunmaz. Usta yeniden şişenin tıpasını kapatırken ?Ben uyarmıştım? der ve şişe koltuğunda çekip gider.
Deniz kirliliğinden Bodrum avarelerine kirlettiğimiz her kavram şişenin içindedir.
Orhan Duru?nun anlattıklarında çağrışımlarla ayrıntıların önemi vardır. ?Benim öykülerim daha çok çağrışıma dayanır. Tabii bu çağrışımların büyük bölümü o eski yazarlarımızda da vardır. Oradan yakalarım ben. Biraz önce değindiğim bir özet, bir küçük cümle buluyorsun, onun üzerine dank diye vuruyorsun. Hikâyesi var ya, onun için. Söyleyeceğimi söylerken çağrışımla yaptığım için eğlenceli bir şey de oluyor. Daha sonra Fransız Patafizikçileri okuduğumda baktım, a bunlar da böyle şeylerle ilgilenmiş… Queneau. Boris Vian… Alfred Jarry…?

Yansımalar ve yazma biçimi
Orhan Duru bir söyleşisinde ayrıntıları nasıl seçtiğini sıradan bir şeymiş gibi özetler: ?Kalabalıklarda dolaşıyorum. Aradan çıkarıp yazıyorum. Yoksa fazla ayrıntı olur. Benim dilimde ayrıntıların önemi vardır.? Orhan Duru, aynı söyleşide yadırgatma yöntemini de bir görüş yanılgısıyla açıklar: ?Gözümün ucundan bir şeyler görüyorum. Sonra o büyütülüyor. Bu evde bile problemim var bu konuda. Ya da başka bir şeydir; bilemiyorum. Benimle dalga geçiyorlar. Mesela ceketlerim falan asılı, onlar bana başka bir şey gibi gözüküyor, öyle oluyor. Ne yapayım… Benim asıl yazma biçimim yansımalara dayanır. Yani gözucuyla yansımalar gelir, onlar hikâye olur.?
Orhan Duru, bir öyküsünde ünlü adaşı Orhan Pamuk?la karşılaşmasından da söz ediyor. Biz bu karşılaşmaya adım adım hazırlanıyoruz: ?Yolda yürürken yüzlere bakıyorum çoğu kez. Tıpkı Orhan Pamuk?un romanlarındaki gibi. Anlaşılmaz, büyülü ve esrarlı yüzler. Bana Bayrı?nın İstanbul Folkloru adlı betiğini anımsatıyor. Yüzlerde gizli simgeler saklı. Eskiden yüzlerden anlam çıkarmanın bilimi vardı. Unutuldu artık.
Yüzlere bakıyorum. Tanıdıklarla karşılaşıyorum. Kim bu??
Bu soruları yazar alanda uçağını beklerken yazmaktadır. O arada ?tüm bunları yaparken ?Ben? miyim? Orhan Duru muyum? Yoksa Orhan Duru?nun öyküsü içindeki bir ?Ben? miyim ?? soruları takılır aklına. ?Bana bu sonuncusu daha doğru geliyor ve daha saçma. ?Saçmalıklar olmasa yaşam da gerçeğe dönüşmez hiç? denebilir?
Yazar burada felsefi bir kitaba bir gönderme yapıyor ?Burada başka bir roldeyim. ?Başkasındaki ben? sorunu bu.?
Bu arada Orhan Pamuk danışmaya çağrılır. Orhan Pamuk romanını yazarken karşılaştığı sorunları danışır görevliye. Ve iki yazarın yan yana uçak yolcusu olduğu öyküye geçeriz. Serüven yoktur ama öykü önemlidir, çünkü ?iki yazarın konuşması kadar ilginç bir şey olamaz. Hem hepimizin alınyazısı üzerinde duruluyorsa.?
Orhan Duru?nun öyküsünün temelindeki yadırgatma kanıksadığımız gerçekleri öyküleştirerek gözümüze sokmak için en uygun yoldur. ?İstanbul olimpiyatlarını düşünüyorum gözlerim kapalı. Bir yerde start veriliyor. Göstericiler ile polis arasında yarışma ve çatışma başlıyor. Molotofkokteylleri atılırken Samaranch gelip sporcularımızı yanaklarından öpüyor. Koşularda yarışmacılar pistteki çukurlara düşüyor. Üç adım atlamada mehter takımı araya giriyor alkışlar arasında. Ardından İbo sahneye çıkarak tüm dünyaya barış ve lahmacun mesajı veriyor ve tüm bunları CNN canlı olarak yayınlıyor. Habitat?da deneyimimizi artırdığımız için atletlerimizin enerji açığını kapatmaya uğraşıyoruz. Bu arada sular kesiliyor ve yarışı ter içinde bitirmiş atletler duş yapamadıklarından Cağaloğlu Hamamı?nı açıyoruz onlara, kese, sabun ve birer peştamal.?

Kasvete dayanmanın yolu
Orhan Duru gittikten sonra, ?içinde bulunduğumuz kasvet? azalmadı. Ama Orhan Duru?nun bütün öyküleri çıkageldi. Birinci cilt ?Sarmal? ikinci baskıya da ulaştı. İkinci cilt ?Boğultu? adını taşıyor. Orhan yaşarken son kitabı ?Küp? için yazdığım yazıda ?Duru?nun üslubu, anlattığı öyküleri en ekonomik boyda anlatmaya uygun. Yeni edebiyat kuşaklarının roman boyutunda yazacakları bir konuyu kısa bir öykünün bir paragrafına sığdırıyor? demiştim. Öykülerini yeniden okuyunca haklı olduğumu gördüm. Kasvete direnme yollarımdan biri olacak artık ?Sarmal? ile ?Boğultu?.

Kitabın Künyesi
Boğultu – Bütün Öyküleri 2
Orhan Duru
Yapı Kredi Yayınları
Kapak Fotoğrafı: Ara Güler
İstanbul, 2011, 1. Basım
580 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Sarmal (Toplu Öyküler 1) – Orhan Duru

Gezi ve köşe yazıları, deneme, çeviri ve tiyatro uyarlamalarından da tanıdığımız öykücü Orhan Duru'nun ilk öyküsü "Kadın ve İçki" 1953'te...

Kapat