Bu Cennet Bu Cehennem, Zeynep Oral

Bu Cennet Bu Cehennem gazeteci yazar Zeynep Oral’ın yurt gezileri sırasında derlediği birtakım izlenimlerden oluşan kitap. Başka bir deyişle, bu kitap bir Türkiye şarkısı! Yalın içten, yapmacıksız bir yurt ve insan sevgisinin kağıda dökülmüş hali. Doğu Karadeniz şehirlerinden Diyarbakır’a, Urfa’ya, Adıyaman’a, Hakkari’ye kadar uzanan çizgide, memleket kurtarıcılına kalkışmıyor. O yalnızca, sorunlar ve dertler yumağı içinde çaresiz kalmış, bunca zorluk içinde bile düşünce derinliğini, mizah gücünü, yaşama tutkusunu ve değerlerini yitirmemiş insanlarımızın varlığını saptıyor. Ayrıca Zeynep Oral’ın yazdıkları gazeteciliğin ötesinde bir anlam taşıyor; daha önceki eserlerinde de görüldüğü gibi, izlenimlerini edebi bir tat içinde sunuyor okura.

Bu Cennet Bu Cehennem’ i bir solukta, severek ve yazarın şarkısına katılarak, insanımıza karşı duyduğu sevgiyi paylaşarak okuyacaksınız.

Kitaptan bir bölüm;
İki paket sigara…
Diyarbakır’ın uç mahallerinden birindeyim. Sigara almak için bir bakkala girdim. Tam öğle vakti.
Bakkalda benden başka iki üç müşteri daha var.
Ben içeri girince, içlerinden biri, kasadaki yaşlı adama “İstersen, önce turiste bak”, dedi.
Yaşlı adam bana doğru yöneliyordu ki, “Ben turist değilim.” dedim. “Beklerim” diye de ekledim.
Turist değilim sözü üzerine bakkaldakiler birbirlerine anlamadığım bir dilde bir şeyler söylediler. Nedense bir açıklama yapma gereği duydum ve durup dururken, “Gazeteciyim, yöreyi dolaşıyorum” dedim.
Kimse bir şey demedi.
Bakkal, adamlara istediklerini verdi: Dört ekmek, yüz gram zeytin, iki yüz gram beyaz peynir… Bunları vermek için dükkanın bir orasına, bir burasına gidip gelirken arada hep bana bakıyordu… Yine kasanın arkasına geçti. Kasa dediğim, içinde demir bir para kutusu bulunan bir çekmece… Çekmecenin önündeki tabureye oturdu. Çekmeceyi açtı. Yine bana baktı. Bir bana, bir çekmecenin içine bakıyordu.
Parayı aldı. Paranın üstünü verdi. Yine bana bakıyordu. Adamlar ekmek, peynir, zeytini alıp çıktılar.
Sıra bana gelmişti.
“Camel var mı?” dedim.
“Yoktur.” Dedi.
“Öyleyse iki paket Samsun olsun,” dedim.
Yaşlı adam, taburesinden inmeden arkasına uzandı. Raftan iki paket alıp bana uzattı.
“Borcum ne?” diye sordum.
“Borcun yoktur” dedi.
Bir an duraladım. “Sigaraların parasını ödeyeceğim. Ne kadar?” dedim.
“Borcun yoktur dedim ya” diye tekrarladı.
“Nasıl olur… İki paket sigara aldım…”

Yaşlı adam durdu durdu, çekmecenin içindeki demir kutuyu kaldırdı. Kutunun altındaki kağıtları karıştırdı ve içlerinden iki gazete küpürü seçip önüme koydu.
Önümde Milliyet gazetesinden kesilmiş iki küpür vardı. Oldukça eskiydiler. Epeyce sararmışlardı. Tepesinde “Esintiler-Zeynep Oral” yazıyordu. Yanında fotoğrafım…

Ve yaşlı adamın şöyle dediğini duydum;
“Oğlum ve ben on dokuz ay boşu boşuna Diyarbakır Cezaevinde yattık. On dokuz ayın sonunda, suçunuz yoktur diye bıraktılar… Ama içerideki bütün o zamanda senin şu iki yazı hep yanımızdaydı… Hap okuduk, hep gözümüz gibi sakladık… Kurtulduktan sonra da, gördün işte yine yanımdadır…”

Durdu durdu ekledi.
“İki paket sigara… İki paket sigara, borcumuzu ödemeye yetmez ama…”
Sustu.
Sevgili okurlar, o gün bugün yazmayı sürdürmemek için, artık yazmamak için neden, bin gerekçe sıraladım kendisine… Ama her seferinde, Diyarbakır’lı yaşlı bakkalın anısı karşıma çıkıp direndi. Yazmamama izin vermedi.
“Haydi, bir yazı daha, bir yazı daha” deyip durdu.
Ben de söz dinledim.
sayfa 9-10-11

Yorum yapın

Daha fazla Seyahat Kitapları
İstanbul ve Değişim, Mehmet Tanju Akerman

Mehmet Tanju Akerman, ?İstanbul ve Değişim? kitabında, söze trafikle başlayıp cumbalar arası yapılan flörtün günümüz flörtüne ulaşan sürecinden söz ediyor;...

Kapat