Bu Şarlatanlığa Son Artık – H. Senday Tuncer

Alaca şafak karanlığından çıkıp güne karışan şehir
Gün güne hazır doğmakta olan güneşle
Şehir kaynıyor yeni bir güne atılan tohumla birlikte
Uyanık olanlar sevgi dolu görünme peşinde
Gün aydınlatmakta kişilikleri
Kıvılcım saçmakta beyinler
Uykulu olanlar ise bilinçleri donuk kişilikleri çaresizlik içinde
Uykuda gezinenler devamlı rüyalarının içinde
Söz veripte sözlerini tutmayanlar kişiliklerini yitirmiş
Mahmur derbederlikle iç içe
Ayıltmak için bu kişilikleri meydan okuyarak
Diriltmek gerek süreçte
H. Senday TUNCER

Günleri doğurduk, geceleri soldurduk, yetmedi bize. Mücadelemizi ?birey? in evcilleşmesi üzerine kurduk yaşam çizgisi süresince, sahip olduğumuz dostlarımızı ?kardeş? zannettik ömrümüz yettiğince. Yeniden dirilmeye çalıştık her anlaştığımız bireyle.
Düşünelim şimdi, bir birey nasıl ?iyi bir insan? niteliğine bürünür? Hepimiz biliriz ki başkasına faydalı olmak ve herkesin iyiliğini istemek ve bu amaçla elinden gelen çabayı insanlığın mutluluğuna çalışmakla ?iyi insan? olunur. Tabii ki doğrudur bu söylenenler peki, o zaman niçin ama niçin bu cümlelerdeki içerik davranışlarla birlikte uygulanmıyor? Uygulanmamasının nedeni ne? Şimdi sizlerle bu konu hakkında bir gezinti yapalım.

?İyi bir insan olmak? gerçekten çaba gerektiren bir iş, yerinde ve doğru kararlar alma, çoğu zaman olabildiğince gerçekleri duyumsama, gerektiğinde ? sağduyuya uyum sağlama sanatı? olarak hepimizin usuna kazınmıştır. Göz ardı etmememiz ve atlamamamız gereken bir nitelik davranışlarımızla saydığım bu özellikleri nasıl davranışlarımızla uygulayacağımızdır. İlk önce duygusal düşünce birlikteliğini sağlayan ?duygudaşlık? iletişimini kurmamız gerekiyor, karşımızdaki bireyin arzu ve sorunlarını kendi sorunumuz olarak algılamamız elle tutulur gözle görünür bir çaredir. Ama en önemlisi küçüklüğümüzden itibaren edindiğimiz davranışsal bilince ?güven duymaktır,? ?güvenilir? olmaktır. İşte, bu bakış açımla; sorunun temelini bir bireyin söyledikleriyle davranışlarının bağdaşmasında aranması gerektiği görüşündeyim.

Ama diyeceksiniz ki bu bilince ulaşmış ?birey? var mı? Ara da bulasın! Birbirinizle konuştuğunuzda şikâyet ediyorsunuz: ?herkes çıkar peşinde koşuyor, birbirinin boğazına sarılarak yalan söylüyor, böbürleniyor, mağrurlanıyor, özü sözü bir olmuyor, alay ediyor, aşağılıyor, yargılıyor ve suçluyor.? Bu koşullarda yerden göğe kadar haklısınız. Aramızdaki ?nefretin? doğmasına. Böylece biz birbirimize karşı yabancılaşmaktayız. Ebeveynlerimiz çocukluğumuzdan itibaren bizlere öğütlemişlerdir: ?yabancılara karşı dikkatli olun, zarar gelebilir? diyerek. Ben de şimdi soruyorum herkese: ?o bir birey, ben de bir bireyim, nasıl öteki yabancı olur??

Bütün bu iletişimlerin tutarsızlığı ? gerçek sevgi? eksikliğinden doğmaktadır. Sevgisizliğin bedelini acı bir gerçekle yukarıda betimlediğim davranış bozukluklarına bağlı sebepler oluşturmaktadır. Kendini ifade etmekten korkan, yarınına güvensiz bakan bireyler topluluğu kümelenecektir artık. Bireylerimizin genelinden bahsettiğimizde; ne olurdu ha anamız ve babamız bizi doğru ve yerinde davrandığımızda ödüllendirip (başımızı okşayarak), yanlış ve tutarsız bir tavır takındığımızda ise şiddet uygulamasaydı ( kulağımızı çekmeyerek). Burada anlayışlı olmanın niteliksel önemi ortaya çıkmakta.

Bundan böyle bıktım yeter bu ?şarlatanlıktan?, mış gibi görünen ?birey siluetlerinden.? Görüntü var, ses yok! Anlamış değilim henüz, bireyler nasıl oluyor da ikircikli oyunlara başvurabiliyor? Kavrayamadım gitti, her nasılsa kendine güvenen ve mutlu olma yolunda çaba gösteren bireyler bu yüzden toplumuna yabancılaşıp yalnız kalmaya mahkûm ediliyor.

Duygusal düşünceme göre; ?şarlatanlıktan? kurtulmanın tek yolu bireyin var oluşundan itibaren benliğinde özümsenmiş doğal yeteneğini ortaya çıkartarak herhangi bir ?Sanat Diline? yönlendirmek olacaktır. Böylece seçilen sanat dilinde bireylerin birbirlerini anlamaları, yakınlaşmaları kolaylaşacaktır, örneğin: bir resim sergisine gittiğimizde renklerdeki uyumun usumuzda canlandırdığı etki bizi ruhumuzda yüzecek derinliklere götürecektir, tiyatro ve sinema, bale seyrettiğimizde ebedi yalnızlığımızın estiği ılık ılık bir gemi, bir yelkenli olacaktır. Bizi bizimle bütünleştirecektir ? Sanat Dili.?

İşte, ?Duygudaşlıkla? başlayan yaşam beklemektedir sabahın aydınlığını ve bitmektedir akşamın sisi ?Sanat Dilinin? söylemiyle.

Hüzün nağmeleri şakıyarak dinliyorum dünyayı, denizde köpüren dalgaların yarattığı etki gibi, kimi arar bu sevgi yoksunluğunda, kimisi de mutluluk, yeter ki sahte putlara dönüşmesin söz, ikircikli oyunlarda güneşin içinde yalınayak buluşmasın: hüzünlü saliseler.

H. Senday TUNCER

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Pembe çiçekli bir meyve ağacı… – Meltem Gürle

?Deniz Feneri? bence Virginia Woolf?un en dokunaklı romanıdır. Bu romanda Woolf, İngiliz dilinde yazılan en güzel metinlerden birini ortaya çıkarmakla...

Kapat