İnsansız Bir Toplumda ?Birey? Aranıyor: Ne Çare! – H.Senday Tuncer

Günün İlk Işıldayan
Işık Demetiyle Birlikte
Rüzgâr Esintisinin Ilık
Neminin Kulağa Gelip
Bir Dost Sesiyle Uyanması
Yaşama Sevinci Verir ?Birey?e,
Yüzyıllara Uzanacak.
H.Senday TUNCER

Kördüğümdür yaşam, belli belirsiz olaylar zinciri devam edip sürükler ?Bireyi.? ?Bensiz ve Bizsiz? anlam karmaşası içinde yaşamın devinim gücü azalmaya yüz tutar.?Gerçek ve Gerçek Dışı? karşıtlığı ?Bireyi? bir ağ gibi sarar, bu kurtulma istençi ?Birey?in son çırpınışıdır artık yeryüzünde, iki farklı cins bireyin birbiriyle oynaşıp birleşircesine ?Birey?in de kendi doğasına aykırı tutum içinde davranması onu kimliksizleştirip niteliksizleştirmekte.
Deniz köpüğünün dalgayla ayrışıp birleşmesi ve gökyüzünde şimşeğin havayla karışıp toprağa inmesi doğanın neden-sonuç ilişkisinin elle tutulur, gözle görülür ispatlanır gerçeği.O zaman biz doğanın bu ilkesel gerçeğini bilimsel olarak algıladığımız zaman uygulamada ancak bu kuralı bozup niçin ?Birey?leşmenin gerçek değerlerine göre davranmıyoruz?
İşte Can Dostlarım bu sorunların ikilemi yüzyıllar boyunca ?Birey ve Toplum? ilişkisini süreğenleştirmekte ve iletişimsizliğin temel nedenini oluşturmakta, bu iletişim kurmama da ise temel etken birbirimizin duygusal düşüncesini kavramayıp algılamama sonucunu ortaya çıkarmakta. Niçin ve neden hiç birimiz birbirimizin değerinin farkındalığının gücünü algılamayarak birbirimize sahip çıkmıyoruz? Bu soruyu kendimize ve toplumumuza yönelttik mi hiç?
Tabii ki bu sorunun yanıtı ?Bireysel Hak ve Özgürlükleri? önemsememekten, hiçlik duygusunun toplumsal anlamda yozlaşmasından ileri gelmekte ve kaynaklanmakta. Bu sorunun gerçekte yatan tek kaynağı ?Sevgisizlik,? sevgisizliği gün yüzüne çıkaran, alt benlik ve üst benlik bileşimini birbirine kenetleyen etkenler ön planda. Alt benlik doygunluğu ve üst benlik gelişimi engellendiği takdirde ?Sevgi Kültürü?nün doğurganlığı ve topluma yansıması yarıda kalır.Alt benlik; hırsların, çıkarların, sömürme ve faydalanma duygusal düşüncesi etrafında toplanıp yoğunlaşır ana rahmine düşen bebeğin beyin kıvrımlarında. Üst benlik; ön yargılar, toplumsal gelenekleştirilmiş şartlandırmalar ?Birey?in hak ve özgürlüğünü elde edemeyip savunmamasında ortaya çıkar, somutlaştırdığımız zaman örneğin: ?kızım veya oğlum başkaları ne der? Bak işte saçını bu şekilde ayırırsan gülerler sana? gibi çoğaltımları, yaptırım içeren kalıplaşmış davranış düşünce biçimini toplumsal yaşantıdan öğreniriz. Bırakalım artık şekillendirilmiş davranış kalıplarını benimsetip yaygınlaştıran bu biçimleri çünkü birey bireyin aynasıdır, bireyin toplumsal evrimini yine bireyin birbirine benzemesi, yansıması gerçekçiliğinde algılamak gerekir, birey toplumun yapı taşıdır. Hepimiz bu baskıların toplumda korku kültürünün yeşermesine, oluşmasına neden olduğunun bilincindeyiz davranışlarımızla bu durumu kanıksatarak. Birbirimizin içindeki içtenliği, olduğu gibi görünme, güven v.b. kısacası: yaşamı öldürmekte. Böylece sahte davranışların oluşmasına yol açmakta. Bu yüzden ?Sevgisi? yitik bir toplumuz biz. Bu toplumsal hezeyanlardan, sayrılardan kurtulmanın ilk adımı ilköğretimden itibaren başlayarak orta öğretim programına kadar geçen süreçte ?Psikoloji Dersleri?nin okutulması ve öğretilmesi gerekmekte, özellikle çocuklara ?özür dileme ve teşekkür etme? nin öneminin kavranmasının kaçınılmaz bir toplumsal gerçekçilik olduğu tabii ki unutulmaması lazım,ders kitaplarını ezberlemekten çok yorumlama ve zihinde yaşatma, canlandırma biçimi devreye girerek hafızaya kazıtılması en önemli seçenektir, bununla birlikte evlenecek olan farklı iki cins bireyler için ?Evlilik Okulları?nın açılıp örneklendirilmesi ve ?Psiko-Drama? kurslarının ülke çapında yaygınlaştırılması T.C.?de uygulanması kaçınılmaz ana hedefler içinde olması gerekir. Böylece ?Birey?ler arasındaki kurulacak bu iletişimsel duygusal sağaltım yaşamın vaz geçilmez mutluluk kaynağı olacaktır. Benlik; ?Sevginin özünü? oluşturan ana koşul benlik kavramının davranışında ortaya çıkar, saflık, ruh temizliği ve bireyin hem kendine hem de toplumuna karşı yerine getirdiği sorumluluk duygusal düşüncesi ?Benlik? in iç güvenini oluşturur, böylece ?Sevgi?nin temelini içselleştirip meydana getiren ana öğe, bireysellikten yola çıkıp karşımızdaki kişiyi kendimiz gibi yerine koyup algılamak ?Beni? ?Biz? olarak çoğaltıp ve ?Beni ?Bize? ulaştıracak toplumsal güce, insan severliğe elde etmekten geçer. İşte gerçek demokrasi davranış biçimi ve anlayışı ?Benlik? kavramının olgunlaştığı bireylerin kişiliklerinde yaşayıp uygulayanların ortamında yeşerip gelişir ve böylece birey düşündüğünü uyguladıkça, onu yaşamının bir halkası haline getirdikçe uygarlaşır.
Yaşamın kıyısından akıp giden suyun berraklığında ?Sevgi ?yi duyumsamamak beynimizdeki nöronların ölmesine ve hiç olup gitmenin yok oluşuna neden olur, karşımızdaki bireyi ötekileştirdikçe, kendimiz gibi düşünmedikçe toplumsal yalnızlığımız ve hiçlik duygusal düşüncemiz çoğalıp gider, bununla birlikte toplumsal şartlanmalar içinde beynin akışını kısırlaştırmış ve böylece doğanın devinimsel gücünü yok etmiş oluruz, bu doğrultuda kişinin benliği kendi bireysel gerçekçiliğinden uzaklaşarak kendine yabancılaşacaktır. Kişi kendi içine dönüp bireysel hiçliğini ve toplumsal yalnızlığını ancak ve ancak ?Karşılıksız, Pazarlıksız? olarak ?Sevgi?nin duygusal düşüncesi içinde uyguladığı taktirde evrenselleşir. Bu evrenselleşmede yanımızdaki bireyin sorununu ve sevincini kendimiz yaşamıyormuşuz, paylaşmıyormuşuz gibi algılamayıp duyumsamazsak, bir yaşam felsefesi biçimine dönüştürmezsek (Empati İlişkisi Kurmaksızın)?İnsan sever olmama?nın erdemine ve onuruna ulaşmayıp kendi içsel doğamıza aykırı hareket ederiz.Gerçek devrim bireyin içsel dünyasına yapılan bir yolculuktur, amansız mücadeledir, bu şekilde gerçek devrim bireyin içsel dünyasına inip yakalayarak onu davranışlarıyla eyleme uygulamaktan geçer. ?Bireyselleşmeden? bir toplum ?İnsan sever? olmaz, dil, din, ırk, renk, mezhep ayırımı gözetmeksizin bireyin kişilik haklarına saygı göstererek, özellikle ona yazma, düşünme, eyleme geçirme yetkisini vermek gerekir. Bireyin sosyal hakkı korunmaksızın toplumun çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasından söz edilmez. ?Klasik Batı Müziği? tutkunluğu olan bireyler Klasik Batı Müziğinin gereklerini ve ereklerini yerine getirmenin farkındalar mı acaba? ?Birey?in kendi yaratılışından itibaren elde edip ?İnsan severleştirdiği? kazanımları (güvenilirlik, erdem, onur, dürüstlük, mış gibi yaşamlara karşı verdiği savaşım v.b.) göz ardı etmek ve onun özlük haklarını çiğnemek ne kadar gerçekçi olur Klasik Batı Müziği dinleyerek? Klasik Batı Müziğinin kaynağı ?Demokrasi?nin özündeki var oluştur çünkü, ?Bireysellikten insan severliğe? geçen ?Demokrasi? anlayışında, tutkusunda biçimlenir Klasik Batı Müziğinin varlık nedeni.
?İnsan severliğin? zıt karşıtı ?İnsan sendecilik?, ?Hadi oradan Sen de adam mısın? Sen kimsin?? fikrinin toplumsal yaşamda uygulanmasıyla kapıdan yüzünü gösterir. Bu durum bireylerin birbirlerini horlamasına ve küçük düşürmesine yol açar. Aksine bireyler eşit hak ve özgürlüklere sahiptir ve bireyin bireye bu şekilde düşünüp davranması onun hiçbir değere ulaşmadığının göstergesidir, artık ?O? yaşamdan kopmuş cansız, ölü bir yaratık haline dönüşmüştür, işte böylece ?B irey? yaşamsal değerin farkındalığının bilincinde davranarak kendini aşma olanağına kavuşur.
Kendi İçsel Devrimlerini Alt Benlik ve Üst Benlik Yapısı İçinde Oluşturmuş Bireylerin Yaşadığı Toplum Sömürülmeyi Hak Eder.

H. Senday TUNCER

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Denizin Işığı – Zafer Köse

Sümerler yazıyı icat etti. Homeros 2700 yıl kadar önce destanlar yazdı. Onun yazdıklarının, tarihin ilk yazılı edebiyat ürünleri olduğu söyleniyor....

Kapat