Kategori: Ahmet Cemal

Oğuz Atay bir gün Ahmet Cemal’i arar ve…

“Eğer Oğuz Atay diye bir yazar olmasaydı ve çevirmen Ahmet Cemal günlerden bir gün onunla tanışmasaydı, Körleşme diye bir roman dilimize belki de çok daha geç bir tarihte ve bir başkası tarafından çevrilecekti.” İşte Körleşme’nin keşfinin hikâyesi… İlk baskısı 1981 yılında Payel Yayınları tarafından yapılan Elias Canetti’nin Körleşme’si, bir süre

okumak için tıklayınız

Trajedinin Başyapıtı: Marcel Proust – Bedriye Korkankorkmaz

Marcel Proust’un hayatını sanat yapıtına dönüştürme azim ve kararlılığı yazara kendimi yakın hissetmemi sağlıyor. Yoksa ilgilendiği ve kabul görmek için girmediği kılık kalmayan sosyete dünyası ile yakından uzaktan bir ilişkim olmadığı gibi merakım da yok o dünyanın yaşam biçimine dair. Yazına olan sevgimizle kucaklaştık onunla. Onun kendisini yaşadıklarından ikinci kez

okumak için tıklayınız

Tarih, bizlere yalnızca vatansever vatandaşlar, geleceğin askerleri, iradeden yoksun toplum bireyleri olalım diye kaşık kaşık yedirilmişti

… bizler, özellikle Avrupa’da yaşayanlar, tarihi nasıl öğrendik? Açıkça söylemem gerekir ki, bunu ben çoktan unutmuştum. Ama yakınlarda bir taşınma sırasında, Avusturya’da gitmiş olduğum liseden kalma tarih kitabım elime geçti; bu arada, eski okul kitaplarımızı bir yana fırlatıp atmakla haksızlık ettiğimizi de belirtmeliyim, çünkü zamanımızın tasarımlarının ve bakış açılarının ne

okumak için tıklayınız

Ben yalnızca barışçı değil, bir barış savaşçısıyım – Albert Einstein

Katı ekonomi öğretilerinin ya da geleneklerinin kölesi olacak yerde dünyanın zenginliklerini hakça dağıtabilseydik, herkese yetecek kadar para, iş ve yiyecek olacaktı şu yeryüzünde. Ama özellikle bir şeye, düşünce ve çabalarımızın yapıcı çalışmalardan saptırılıp yeni bir savaşın hazırlığı uğruna kötüye kullanılmasına asla izin vermemeliyiz. Ben de o büyük Amerikalı’nın, Benjamin Franklin’in

okumak için tıklayınız

“Dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz.” Stefan Zweig

(…) ve Hitler Viyana’ya girmezden bir gün önce, SS’ler tarafından tutuklandım. (…) Bir otelde kendine ait bir oda -aslında kulağa çok insanca geliyor, öyle değil mi? Ama inanın ki, bizim gibi ‘seçkinleri’ yirmişerli gruplar halinde buz gibi barakalara tıkacakları yerde epey iyi ısıtılmış, tek kişilik otel odalarına yerleştirmekle, bizler için

okumak için tıklayınız

Erasmus ve Deliliğe Övgü ‘ye dair – Ahmet Cemal

Günümüzde, Rönesansla birlikte ortaya çıkan hümanizm akımının yaratıcılarından ve en büyük temsilcilerinden biri olarak bilinen Rot-terdamlı Erasmus, 1465 yılında Hollanda’nın Rotterdam kentinde doğdu. Bugünkü ortaöğrenimi karşılayan bir öğrenim döneminin ardından Augustin tarikatına girerek rahip oldu. Ancak hiçbir zaman geleneksel anlamda bir rahip olarak etkinlik gösteremedi; kendim daha çok bilime adamak istediği gerekçesiyle, dini makamlardan “cüppe

okumak için tıklayınız

?İnsan, artık gölgesi yoksa, üstünden nasıl atlar?? Ahmet Cemal

Tuhaf bir soru. Bana ait değil. Zamanımızın en önemli filozoflarından Jean Baudrillard?ın ?Cool Anılar? kitabının başından bir alıntı. Baudrillard, gelmiş geçmiş en başına buyruk ya da bağımsız düşünebilen filozoflardan. Şimdi bu satırları okuyanlar arasından belki şöyle soranlar çıkabilir : ?İyi de, filozof ise eğer, zaten doğal olarak bağımsız düşünmesi gerekmiyor

okumak için tıklayınız

Külrengi yalnızlıklar içinde bir aydın: Ahmet Cemal – Öznur Özkaya

Benim için sırf Canetti?yi ve Bachman?ı çevirdiği için bir eli, Benjamin?i ve Kafka?yı çevirdiği için de diğer eli defalarca öpülesi bir insan olan Ahmet Cemal, gerçek bir edebiyatçı ve öğretmen olarak öğrencilerine yaptığı bir konuşmada ?İnsan hayatında bazı değerler ön planda olmalıdır. İnsan, bunları fazlasıyla gözetmeli, fakat bunların içinde para

okumak için tıklayınız

Saatin Gizli Yüreği (1973-1985) – Elias Canetti

Elias Canetti, İnsanın Taşrası ve Saatin Gizli Yüreği adlarıyla 2 cilt olarak yayımladığımız notlar için şöyle diyor: “Notlar, insanın içinden geldiği gibi kaleme alınan, birbiriyle çelişen yazılardır. Kimi zaman dayanılmaz bir gerilimden, ama çoğu kez de aşırı bir hafife almaktan kaynaklanan esintileri içerir… İnsan çok yönü, binlerce yönü bulunan bir

okumak için tıklayınız

Vergilius’un Ölümü – Hermann Broch

20. yüzyılın en büyük yazarlarından Avusturyalı yazar-filozof Hermann Broch?un başyapıtı olan ve ?neredeyse çevrilemezliği? ile ünlenen Vergilius?un Ölümü Türkçede. Broch?un 1935 yılında yazmaya başladığı Vergilius?un Ölümü, batı edebiyatında ve roman düzleminde sanata yöneltilmiş en temel ve aynı zamanda en acımasız sorgulamalardan biridir. 1945 yılında yayınlanışından kısa bir süre sonra edebiyat

okumak için tıklayınız

Parçalanmış Gerçeklik – Manes Sperber

Yüzyılımız Avrupa edebiyatının en önde gelen deneme yazarlarından biri olan, Manés Sperber (1905-1984), modern ruhbilimin kurucularından sayılan Alfred Adler’in öğrencisi olarak ruhbilim öğrenimi gördü. Birinci Dünya Savaşı yıllarından başlayarak politik çalışmalara katılan Avusturyalı yazar, Alman Komünist Partisi’ne girdi. İkinci Dünya Savaşı sırasında özellikle Fransa’da faşizme karşı çok sayıda eyleme katıldı.

okumak için tıklayınız

İnsani Yüceliklerin Yalnızlıktan Üşüyen Dev Çınarı: Hümanist Erasmus – Bedriye Korkankorkmaz

Stefan Zweig?ın birbirinden değerli yapıtları arasında Rotterdam?lı Erasmus?un Zaferi ve Trajedisi’ni okuyorum. İnsanlığı incelemenin en uygun yolu, insanı incelemektir? diyen Pope?un dediği gibi Stefan Zweig da biyografilerini yazdığı kişilerin yaşamlarındaki iniş ve çıkışları, yaşamlarını adadıkları ilkeleri irdelemiştir. Kişilerinin çıplak gerçeğine; dostunun, babasının, annesinin günlüğünü okuduğunu hissedecek değin yakın kılmıştır okuyucuyu.

okumak için tıklayınız

Düşüncelerini eyleme geçirenin hayata kattığı anlamlı farktır: Michel Sieur Montaigne – Bedriye Korkankorkmaz

Stefan Zweig?ın dilimize çevrilmiş tüm eserlerini okumaya özen gösteriyorum. İnsana verdiği üstün değer beni içten içe kuşatıyor. Günümüz edebiyatında insanın unutulduğunu düşünüyorum. Okuduğum eserlerin birçoğunda insanın derin açmazlarını, anlam arayışlarını, ekmek kavgalarını, ikili ilişkilerin gelgitlerini tüm çıplaklığıyla hissedemiyorum içimde. Kendi açmazlarımı bana acımasızca anımsatan, güçlü sarsıntıları içimde hissettiren ve bu

okumak için tıklayınız

Montaigne – Stefan Zweig

Stefan Zweig, Nazi Almanyası’nda kitaplarının yakılmasının ardından, hümanist düşünür Erasmus’la başladığı içsel yolculuğuna yine bir hümanistle, Montaigne’le noktayı koyar. Montaigne, yazarın 1942’de hayatına son vermeyi seçmesiyle yarım kalan son eserlerinden biridir. Avrupa’yı Avrupa yapan filozof ve yazarları konu alan biyografiler üzerinden kendini anlama ve anlatma yolculuğunun Zweig için son uğrağıdır

okumak için tıklayınız

Belleğini Yitirmeyen Şair? Kemal Özer – Mustafa Özmen

?Dostluklar kurulsun insanlar gülsün / Son bulsun savaşlar kimse ölmesin? Nesimi Çimen 2 Temmuz sönmeyen yangın Sivas? 2 Temmuz 1993? Madımak Oteli? 33 aydın, yobazlarca katledilir. Hem de güpe gündüz… bir şehrin orta yerinde? devletin valisinin, polisinin, askerinin gözleri önünde. Onlar yalnızca 33 insan değil 33 ayrı yaşamdı. Kiminin kitaplarını

okumak için tıklayınız

Yedinci Şafak – Anna Seghers “Özgürlük tutkusundan vazgeçmeyen insanların görkemli destanı”

1941 yılında yayınlanan Yedinci Şafak, Anna Seghers’in dünya çapında tanınmasını sağlayan romanıdır. Lucács, bu roman için ‘Seghers’in sanatının doruğu’ değerlendirmesini yapmıştır. Seghers’in sürgünde iken kendisine anlatılan bir olaydan esinlenerek yazdığı roman, Hitler Almanyası’nda bir toplama kampından kaçan 7 tutuklunun öyküsünü anlatır. Seghers, büyük takibi ve tutukuların kaçış serüvenini anlatırken, onların

okumak için tıklayınız

Me-ti – Bertolt Brecht

“Me-Ti”, bütünüyle kendine özgü, alışılmadık bir yöntemle kaleme alınmış bir felsefe çalışmasıdır. Brecht, çağımızdaki büyük toplumsal değişimlere ilişkin önemli noktalardan söz ederken, İsa’dan epey önce doğmuş bir Çinli filozoftan yararlanır. Bunu yaparken zamanı kaydırır; ama irdelediği sorunlar, doğrudan çağımızı ilgilendirmektedir. Brecht’in “Me-Ti”deki hedefi, insanoğlunun aydın düşünceye ulaşma ve insanca yaşama

okumak için tıklayınız

Toplu Şiirler – Ingeborg Bachmann

“Şiir yazmak zorunluluğunu duymama karşın, istersem şiir yazmayı ‘başarabileceğim’ kuşkusuna kapılınca, şiir yazmayı bıraktım. Ve yeniden şiir yazmak zorunda olduğumu duyumsayıncaya kadar, yazacaklarımın, son yazdıklarımdan bu yana edinilen deneyimleri kapsayacak ölçüde yeni şiirler olacağına inanıncaya kadar şiir kaleme almayacağım.” Ingeborg Bachmann, 1963 Şiirin “ancak şiir yazmadan yaşanamayacaksa” yazılması gerektiğine inanan

okumak için tıklayınız

“Sorumluluğunu Arayan Sözün Derinliği” / “yaşamayı bilmeden, ölümü bilemezsin?(*) – Nejdet Evren

?Sözcüklerin bilinci? olur mu? Sözcükler sorumluluklarının peşinden koşuyorlarsa bu neden olmasın ki? Sorumluluk bir yönüyle kişinin her şeyden önce kendine karşı bir yükümlülüğü değil midir ki; her zaman söylendiği gibi ?üstlenemeyeceğini yapma ve yapamayacağını üstlenme ? diye…İnsan, iki ayak üzerinde dik durmaya başladığı günden bu güne değin hep koşmuştur; ve

okumak için tıklayınız

Bu Tufandan Sonra / Ingeborg Bachmann’dan Seçme Yazılar

Metis Seçkileri’nin ikinci kitabı “Bu Tufandan Sonra”yı Ahmet Cemal hazırladı ve çevirdi. Seçkide şiirden denemeye farklı türden Bachmann ürünlerinin yanı sıra yazarla yapılmış bir dizi söyleşiye de yer veriliyor. “Hepimizin isteği, görebilen kişiler olabilmektir. Ve bizi ancak o sözünü ettiğim gizli acı, deneyimlerin karşısında, özellikle de gerçeğin karşısında duyarlı kılar.

okumak için tıklayınız

Bay Keuner’in Öyküleri – Bertolt Brecht

Bertolt Brecht, ”Bay Keuner’in Öyüküleri”ni (”Geshichten vom Herrn Keuner”), ilk kez 1930 yılında, Berlin’de yayımlanlanmaya başladı ve bu yayın, yaşamı boyunca sürdü. Daha sonra bu öyküler, Brecht’in eserlerinin toplu basımlarında, düzyazılara ayrılan bölümlerde sürekli olarak yer aldı. ”Me-ti” gibi, bu öyküler de, gerçekte Brecht’in kendi dünya görüşünü, yaşamın türlü yansımalarına

okumak için tıklayınız

Estetik 3 – Georg Lukacs

Lukas’ın “Estetik” adlı yapıtının üçüncü cildi, genel anlamda estetiğin genel bir kategorisi olarak katharsis’e ayrılmıştır. Burada önce, kendi için varlık niteliğiyle sanat yapıtı (sanat yapıtının biriciklik niteliği, öyle-oluş konumu vb) irdelendikten sonra, estetik mimesis’in uç sorunları ele alınmaktadır. Bu sorunlar müzik ve hoşa giden’in sorunlar çevresi olmak üzere iki bölümde

okumak için tıklayınız

Estetik 2 – Georg Lukacs

Georg Lukacs, “Estetik” adlı dört ciltlik büyük yapıtının bu ikinci cildinde, mimesis’in çeşitli sorunlarını irdelemeyi sürdürmekte, sanat yapıtı ve sanatçı kavramlarına değişik açılardan somut biçimde yaklaşmaktadır. Günlük yaşamdan alanın kesitlerin nasıl sanatsal düzeyde işlendiği, bu işlemden sonra yine günlük yaşam akaşına bırakılan yapıtın yaşamı neden ve nasıl zenginleştiridği ve değiştirdiği,

okumak için tıklayınız

Malina – Ingeborg Bachmann

Ingeborg Bachmann?ın başyapıtı Malina, her şeyin iç dünyaların yoğunluğunda yaşandığı, mutlak aşkın ve birey olma savaşımının romanı. Bachmann?ın sarsıcı bir saptamayla ortaya koyduğu gibi: ?Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar…? Malina,

okumak için tıklayınız

William Indick ‘in “Senaryo Yazarları İçin Psikoloji” Kitabına Dair – Okan Özkartal

Sinema senaryoları ilginç bir şekilde sinema yayınları içerisinde ciddi bir yer kaplıyor, hem sinema tarihinin önemli filmlerinin hem de son dönem yeni Türk sineması filmlerinin senaryoları ?bazı örneklerde reji notlarıyla birlikte- basılıyor. Bununla birlikte senaryo yazma teknikleri adı altında onlarca pespaye yayın raflarda geziniyor, kendi filmlerinin senaryolarını oluşturmak isteyen sanatçı

okumak için tıklayınız

Körleşmek, öyle bir tutsaklık şeklidir ki; bakarken görmemek, gördüğüne gözünü kapatmaktır. – Nejdet Evren

Bilgi ne kadar sınırsız ise insan o kadar tutsaktır. Bu tutsaklık biçimi zincirsiz bir tutsaklıktır ve adına ?tutku? denilmektedir. Tutkular körlemesine bir bağlılık gerektirirler; bu duruma, Elias Canneti ?Körleşme? adını vermiştir. Öyle bir tutsaklık şeklidir ki; bakarken görmemek, gördüğüne gözünü kapatmaktır. Tutku, o yer/zamanda olmayı düşleyip olamadığında ona yenik düşmektir.

okumak için tıklayınız