Kategori: Anlatı

Deniz Gezmiş’in bir atla çarpışması

Can Dündar’ın Cumhuriyet’te “Deno ile annesi” başlığıyla yayımlanan (23 Kasım 2014) yazısı şöyle: Mukaddes Hanım, “Deno” dermiş, delifişek oğluna… Dalgınlığıyla da çok dalga geçermiş. Sivas’ta iki katlı bir evin alt katından üst katına taşındıklarında, bir gün küçük Deniz, eski alışkanlıkla alt kattaki evin açık duran sokak kapısından içeri dalmış; doğruca salona girip yemek masasına kurulmuş

okumak için tıklayınız

Darağacında Üç Fidan – Nihat Behram “Biz şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımızın bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştık!”

1968’ler. Tarihin en barbar asrının en umutlu, en ışıklı, en cesur günleriydi. Coşkun bir devrimci dalganın bütün dünyayı sarstığı, onlarca ülkede milyonlarca insanın ayağa kalkarak, “Gerçekçi ol, imkansızı iste, ” diye haykırdığı günlerdi. Böyle bir dünyada, Denizler de özgürlük bayrağını Türkiye’de yükseklere taşıdılar. ABD’ye, NATO’ya, yurtlarını yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekmek isteyenlere en iyi

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal’in kaleminden Sait Faik ile söyleşi

Yaşar Kemal 30, Sait Faik 47 yaşındayken, röportajlar yapan Kemal, Faik’e Mark Twain Cemiyeti’ne fahri üye seçilmesini sormak istiyor. Sait Faik’i bulmak için İstiklal Caddesi’nde bir ileri bir geri yürüyor, orada bulamayınca Kadıköy sahile gidiyor, orada da bulamayınca Burgaz adaya gidiyor, sonra şehre geri geliyor ve ilk baktığı kaldırımda buluyor arkadaşını. Sonrası, Sait Faik ölmeden

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal: “Bana hep sordular, sen romanı niçin yazıyorsun?”

2012 yılında vermiş olduğu bir söyleşi, Yaşar Kemal’in yazıyla olan ilişkisinin nasıl başladığını daha iyi anlamamızı sağlıyor. “Ben edebiyata çocukken başladım. Çocukluğumda bizim köye çok âşıklar, destancılar gelirdi. Onlara çok meraklıydım. Köye her destancı geldiğinde ben onun yanındaydım, sonra onlar gibi şiir söylemeye başladım. Köyün kayalık dağına çıkar dağ üstüne, çiçekler üstüne türküler söylerdim kendi

okumak için tıklayınız

Charlie Chaplin: Diktatörler kendi hırsları için halkı köleleştirir.

Charlie Chaplin’in 1940 yılında, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen başında, o büyülü sessizliğini bozarak çektiği ilk sesli filmidir Büyük Diktatör (The Great Dictator). Sessizliğini bozmuştur, çünkü artık 20. yüzyıla (ve tabi müthiş öngörüsüyle sonraki yüzyıllara) damgasını vurmuş olan diktatörlere, militarizme, kapitalizme, emperyalizme ve en önemlisi sadece dönemin değil geleceğin de umutsuz, köleleştirilmiş, sindirilmiş ve korkutulmuş sessiz

okumak için tıklayınız

Edip Cansever’in Ahmet Hamdi Tanpınar ile tanışması

Edip Cansever’in çocukluk yıllarının geçtiği Saraçhanebaşı’nda, Nigar hanım adında ve evinde birçok kedi besleyen bir komşuları vardır. Nigar hanım eşi ve iki erkek kardeşiyle yaşar. Kardeşlerden biri sonradan Cansever’in Kumkapı Ortaokulu’nda velisi olan Kenan Tanpınar, öteki de Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. Küçük Edip’in unutamadığı bir şey komşu evin odalarından birinin kitaplarla dolu olmasıdır. Cansever’in Ahmet Hamdi’yle tanışıklığı bu komşuluktandır. Tanpınar 194o’lı

okumak için tıklayınız

“Karl Marx, Don Kişot konusundaki hayranlığını belirtti.”

ANSELMO LORENZO Kısa süre sonra bir evin önünde durduk. Kapıda saygın, muhterem görünümü olan yaşlı bir adam belirdi. Ona doğru ilerledim ve mahcup bir saygıyla, Enternasyonalin İspanya Federasyonu delegelerinden biri olarak kendimi tanıttım. Beni kucakladı, alnımdan öptü ve İspanyolca sevgi sözleriyle eve davet etti. İşte bu adam Karl Marx’tı. Aile çoktan yataklarına çekilmişti, bana nazik

okumak için tıklayınız