Kategori: Hegel

Hegel’in Savaş Anlayışı ile Tolstoy’un Savaş Eleştirisi Arasındaki Gerilim

Modern düşüncede savaş, kimi zaman tarihsel ilerlemenin zorunlu bir aracı, kimi zaman ise insanlığın ahlaki iflasının en açık göstergesi olarak kavramsallaştırılmıştır. Bu karşıtlık, G. W. F. Hegel ile Lev Tolstoy arasında belirgin bir felsefi gerilim olarak ortaya çıkar. Hegel, savaşı tarihsel aklın diyalektik işleyişinde zorunlu bir moment olarak konumlandırırken, Tolstoy

OKUMAK İÇİN TIKLA

Savaş, Tarih ve Şiddetin Rasyonalitesi: Hegel–Tolstoy Karşıtlığının Agamben, Arendt ve Clausewitz Bağlamında Yeniden Okunması

Giriş: Modernliğin Şiddetle İmtihanı Hegel’in savaş anlayışı ile Tolstoy’un savaş eleştirisi arasındaki gerilim, modern siyasal düşüncenin merkezindeki temel soruya işaret eder: Şiddet, tarihsel ve siyasal düzenin kurucu bir unsuru olarak meşrulaştırılabilir mi? Hegel, savaşı tarihsel aklın zorunlu bir momenti olarak rasyonelleştirirken, Tolstoy bu rasyonalizasyonu ahlaki bir yanılsama olarak teşhir eder.

OKUMAK İÇİN TIKLA

Fanon’un Hegel’e Meydan Okuması – (VİDEO)

Bu video, Frantz Fanon’un sömürgecilik karşıtı kuramlarını Hegelci diyalektik üzerinden analiz ederek, geleneksel felsefenin sömürge dünyasındaki yetersizliğini ortaya koymaktadır. Yazar, Hegel’in efendi-köle ilişkisindeki karşılıklı tanınma idealinin, ırksal dışlamanın hakim olduğu sömürge topraklarında işlevsiz kaldığını savunur. Fanon’a göre, sömürgeleştirilen insanın özgürleşmesi emeğin sağladığı gelişimle değil, ancak sömürgeci şiddeti parçalayacak karşı bir direnişle mümkündür. Kaynak, şiddetin sömürge halkı üzerinde terapötik ve

OKUMAK İÇİN TIKLA

Tanınmanın Sınırları: Hegelci Efendi-Köle Diyalektiğine Yönelik Eleştirel Yaklaşımlar

1. Giriş: İyimser Bir Senaryo Olarak Diyalektik Hegel’in Tinin Fenomenolojisi (1807) eserinde kurguladığı senaryoda, Köle’nin çalışma (Arbeit) yoluyla doğayı dönüştürmesi ve efendiyi aşması, tarihsel bir iyimserlik barındırır. Hegel’e göre korku ve hizmet, bilinci disipline eder ve onu özgürlüğe hazırlar. Ancak eleştirel teori, bu sürecin her zaman bir “sentez” veya “özgürleşme”

OKUMAK İÇİN TIKLA

Frantz Fanon’un Hegelci Diyalektiği Yıkımı ve Şiddetin Fenomenolojisi

Bu çalışma, Frantz Fanon’un Siyah Deri, Beyaz Maskeler ve Yeryüzünün Lanetlileri eserlerinde, G.W.F. Hegel’in “Efendi-Köle Diyalektiği”ni sömürgecilik gerçekliği üzerinden nasıl sorunsallaştırdığını incelemektedir. Fanon, sömürge bağlamında Hegelci “karşılıklı tanınma”nın imkansız olduğunu savunur. Bu tıkanıklığı aşmak için Hegel’in “çalışma” (Arbeit) kavramı yerine, sömürgeci yapıyı parçalayacak olan “şiddet”i (Violence) özgürleşmenin kurucu unsuru olarak

OKUMAK İÇİN TIKLA

Hegel’in Efendi-Köle Diyalektiği

Bu çalışma, G.W.F. Hegel’in Tinin Fenomenolojisi (1807) eserinde yer alan “Efendi-Köle Diyalektiği”ni, öz-bilincin (Selbstbewusstsein) teşekkülü bağlamında incelemektedir. Çalışma, öz-bilincin ancak bir “öteki” tarafından tanınma (Anerkennung) yoluyla var olabileceğini, bu sürecin ölümcül bir mücadeleyle başladığını ve nihayetinde çalışmanın (Arbeit) dönüştürücü gücüyle kölenin efendiyi diyalektik olarak nasıl aştığını analiz etmektedir. 1. Giriş:

OKUMAK İÇİN TIKLA

Tarihsel Zorunluluğun Gölgesinde Kaybolan Özne: Hegel’in “Aklın Kurnazlığı”na Yönelik Eleştiri

1. Giriş: Teleolojik İyimserliğin Bedeli Hegelci tarih felsefesi, tarihi “özgürlük bilincindeki ilerleme” olarak tanımlar ve “Aklın Kurnazlığı”nı bu sürecin motoru olarak görür. Bu teoriye göre, tikel (birey) tümel (Geist/Ruh) uğruna harcanabilir bir araçtır. Ancak bu “panlojist” (her şeyin mantıksal olduğu) yaklaşım, tarihteki kötülük, acı ve yıkımı, “daha yüksek bir iyinin”

OKUMAK İÇİN TIKLA

Hegel’in “Aklın Kurnazlığı” (List der Vernunft) Kavramı

1. Giriş: Tarihin Rasyonel Zemini ve Teleoloji Hegel’in tarih felsefesi, tarihin rastlantısal olayların kaotik bir yığını olmadığı, aksine rasyonel bir plana ve nihai bir amaca (telos) sahip olduğu varsayımına dayanır. Hegel’e göre dünya tarihi, “Tinin (Geist) özgürlük bilincindeki ilerleyişidir” (Hegel, 1837). Ancak bu ilerleyiş, soyut bir mantıkla değil, insan eylemleri

OKUMAK İÇİN TIKLA

Küresel Politikanın Diyalektik Matrisi: İlerleme, Çatışma ve Tarihin Döngüleri

Diyalektik Sürecin Evrensel Çerçevesi Hegel’in diyalektik yöntemi, tez, antitez ve sentez döngüsüyle fikirlerin ve toplumsal yapıların dönüşümünü açıklar. Bu süreç, evrensel bir mantık olarak, tarihsel gelişimi anlamak için bir çerçeve sunar. Günümüz küresel politikasında, bu yöntem, ideolojilerin ve güç yapılarının çatışmasını çözümlemek için kullanılabilir. Örneğin, liberal demokrasi ile otoriter rejimler

OKUMAK İÇİN TIKLA

Vatanseverlik ve Fedakârlığın Felsefi ve Toplumsal Boyutları: Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre’sinde Rousseau ve Hegel’in İzleri

Namık Kemal’in Vatan yahut Silistre adlı eseri, 19. yüzyıl Osmanlı toplumunda vatanseverlik idealinin yükselişini ve bireyin bu ideale adanmışlığını çarpıcı bir şekilde ele alır. Eser, yalnızca bir tiyatro oyunu olarak değil, aynı zamanda dönemin sosyo-politik dinamiklerini yansıtan bir manifesto olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda, vatanseverlik kavramı, Jean-Jacques Rousseau’nun toplumsal sözleşme teorisiyle

OKUMAK İÇİN TIKLA

Sanatın Sonu mu, Yeniden Doğuşu mu? Hegel ve Duchamp Üzerine Bir İnceleme

Tin ve İnsanlığın İlerleyişi Hegel’in tin felsefesi, insan bilincinin tarihsel gelişimini bir diyalektik süreç olarak ele alır. Tin, mutlak bilginin kendini açığa vurduğu bir alan olarak, sanatı, dini ve felsefeyi insanın özgürleşme serüveninin aşamaları olarak görür. Hegel’e göre sanat, tinin duyusal biçimlerde kendini ifade ettiği bir evredir; ancak modern çağda,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Rhizome’un Düşünsel Devrimi: Deleuze’ün Hegel Eleştirisi ve İnternetin Rızomatik Yapısı

Deleuze’ün Rhizome Kavramının Kökeni ve Hegel’e Meydan Okuması Gilles Deleuze ve Félix Guattari’nin “rizom” kavramı, felsefi düşüncenin hiyerarşik ve doğrusal yapılarına bir başkaldırı olarak ortaya çıkar. Hegel’in diyalektik modeli, tarihsel ve düşünsel ilerlemeyi bir tezin antitezle çatışarak senteze ulaşması şeklinde yapılandırır; bu, bir ağaç gibi köklerden dallara doğru hiyerarşik bir

OKUMAK İÇİN TIKLA

Tanıma Mücadelesinin Toplumsal Dinamiği: Hegel’in Efendi-Köle Diyalektiği

Hegel’in efendi-köle diyalektiği, insan ilişkilerinin ve toplumsal yapının temelinde yatan tanınma arzusunu derinlemesine ele alan bir düşünce sistemidir. Bu kavram, bireylerin kendilerini diğerleri aracılığıyla tanımlama çabasını ve bu süreçte ortaya çıkan güç dinamiklerini inceler. Hegel’in Tinin Fenomenolojisi adlı eserinde ortaya koyduğu bu diyalektik, yalnızca bireysel bilinçlerin değil, aynı zamanda toplumsal

OKUMAK İÇİN TIKLA

Anna Karenina’nın Trajedisi: Bireysel Arzu ile Toplumsal Düzen Arasında Bir Çatışma

Lev Tolstoy’un Anna Karenina adlı eserinde, Anna’nın trajedisi, bireysel arzuların toplumsal normlarla çarpışmasının derin bir yansımasıdır. Hegel’in “etik yaşam” (Sittlichkeit) kavramı, bireyin özgürlüğü ile toplumsal düzenin talepleri arasındaki gerilimi anlamak için güçlü bir çerçeve sunar. Anna’nın intiharı, bu çatışmanın yalnızca bir sonucu değil, aynı zamanda bireyin kendi iç dünyasıyla toplumsal

OKUMAK İÇİN TIKLA

Zerdüştçülüğün İyilik ve Kötülük Çatışması: Batı Felsefesini Öncüleyen Bir Düşünce mi?

Zerdüştçülüğün iyi-kötü ikiliği, insan düşüncesinin en kadim meselelerinden birine, varoluşun temel karşıtlıklarına dair bir sorgulama sunar. Bu ikilik, yalnızca dinsel bir anlatı değil, aynı zamanda insan bilincinin, ahlakın, varlığın ve evrenin doğasına dair derin bir kavrayış çabasıdır. Batı felsefesinin dualist sistemleriyle, özellikle Descartes ve Hegel’in düşünceleriyle karşılaştırıldığında, Zerdüştçülüğün bu kavramı,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Hegel’in tarih felsefesi, Batı merkezci bir perspektif sunar mı? Doğu medeniyetlerinin tarihteki rolünü nasıl değerlendirir?

Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in tarih felsefesi, kuşkusuz, özünde Batı merkezci bir perspektife sahiptir. Bu, Hegel’in kendi çağının ve kültürünün entelektüel atmosferi içinde şekillenmiş bir düşünce sisteminin doğal bir sonucudur. Onun tarih anlayışı, Tin’in (Geist) özgürlüğe doğru diyalektik ilerleyişi olarak kurgulanmıştır ve bu ilerleyişin zirvesi olarak Batı dünyasını, özellikle de Germenik

OKUMAK İÇİN TIKLA

Hegel, “kahramanlar”ın (Napolyon gibi) tarihin motoru olduğunu savunur. Peki, bireyler mi yoksa toplumsal güçler mi tarihi şekillendirir?

Bireyler mi, Toplumsal Güçler mi Tarihi Şekillendirir? Tarihin akışını bireylerin mi yoksa toplumsal güçlerin mi belirlediği sorusu, felsefe tarihinde uzun süredir tartışılan temel bir sorunsaldır. Hegel’in “kahramanlar”ın, özellikle Napolyon gibi figürlerin, tarihin motoru olduğunu savunması, bireysel iradenin ve dahiliğin tarihselliği üzerindeki etkisini vurgular. Ancak bu görüş, tarihin çok katmanlı ve

OKUMAK İÇİN TIKLA

Hegel, tarihin “akılsal” olduğunu savunur. Bu iddiayı nasıl yorumlayabiliriz? Tarihteki kötülükler ve trajediler de “akılsal” mıdır?

Hegel’in tarihin “akılsal” olduğu yönündeki iddiası, modern Batı felsefesindeki en çetrefilli ve yanlış anlaşılan kavramlardan biridir. Bu iddia, basitçe tarihin olaylarının mantıklı veya açıklanabilir olduğu anlamına gelmez; daha ziyade, tarihin derin bir içsel mantığa, bir erekselliğe (teleoloji) ve son kertede Mutlak Tin’in (Geist) kendi kendini gerçekleştirmesine yönelik ilerleyen bir sürece

OKUMAK İÇİN TIKLA