Kategori: Hegel

Akhilleus’un Öfkesi: İnsani Tutku mu, Mitolojik Yazgı mı?

Homeros’un İlyada destanında Akhilleus’un öfkesi, yalnızca bir kahramanın kişisel tragedyası değil, aynı zamanda insan doğasının, mitolojik kaderin ve tarihsel çatışmanın kesişim noktasında bir ayna olarak belirir. Bu öfke, insani bir duygu olarak mı, yoksa tanrıların dokuduğu bir lanet olarak mı daha baskındır? Hegel’in tarihsel çatışma kavramıyla ilişkilendirildiğinde, Akhilleus’un öfkesi, savaşın etik ve politik boyutlarını nasıl

okumak için tıklayınız

Bireyin Çığlığı: Werther ve Sisifos Üzerine Bir İnceleme

Werther’in İntiharı: Öznelliğin Çöküşü Goethe’nin Genç Werther’in Acıları adlı eserinde, Werther’in intiharı, modern bireyin kendi öznelliğini inşa etme çabasının trajik bir sonla karşılaşmasının sembolüdür. Hegel’in özne kavramı, bireyin kendini özgürce tanımlama ve tarihsel bir varlık olarak kendini gerçekleştirme arzusunu içerir. Ancak Werther, bu özneleşme sürecinde, kendi iç dünyasının yoğunluğu ile dış dünyanın katı gerçeklikleri arasında

okumak için tıklayınız

Kronos ve Hegel’in Tarih Felsefesi Üzerine Bir İnceleme

Kronos’un çocuklarını yutması, Yunan mitolojisinin en çarpıcı imgelerinden biri olarak, yalnızca bir tanrının otorite hırsını değil, aynı zamanda zamanın ve tarihin doğasına dair derin bir sembolizmi barındırır. Hegel’in diyalektik tarih anlayışı, insanlığın özgürlük bilincinin zaman içinde evrilmesini bir çatışma ve sentez süreci olarak ele alır. Bu iki anlatı—mitolojik ve felsefi—birbirine uzak gibi görünse de, otoritenin

okumak için tıklayınız

Yunus Emre, Hegel, Heidegger, Parmenides ve Platon’un varlığın ve yokluğun doğası konusunda felsefi tartışması

Yunus Emre, Hegel, Heidegger, Parmenides ve Platon’un Felsefi Tartışması Bir sonbahar akşamı, eski bir kütüphanenin loş ışıkları altında, ahşap bir masa etrafında beş bilge toplanır: Yunus Emre, Hegel, Heidegger, Parmenides ve Platon. Yunus, elinde bağlamasıyla bir türkü mırıldanırken, diğerleri derin bir tartışmaya dalar. Konu, varlığın ve yokluğun doğasıdır. Her biri, kendi felsefi geleneğinden yola çıkarak

okumak için tıklayınız

Hegel: Din, Felsefe ve Devlet

Ölümünden kısa bir süre sonra Hegel’in yaşam öyküsünü yazan K. Rosenkranz, “Bir filozofun hayatı düşüncesinin tarihidir; diyordu, sisteminin oluşmasının tarihi.”[2] Ne var ki Hegel’in yaşamı, kitaplarının ve öğrencilerinin arasında, felsefesinin hareketliliği ile ters orantılı bir dinginlik içinde geçti. Sonsuz tecessüsü her alana yayılsa da, düşünürün özel olarak ilgi duyduğu alanlar ilahiyat, felsefe ve tarih idi.

okumak için tıklayınız

Hegel: Tarih ve Akıl

16. yüzyıla “hümanizm yüzyılı”, 17. yüzyıla “rasyonalizm yüzyılı”, 18. yüzyıla “Aydınlanma yüzyılı” diyen bazı felsefe tarihçileri, 19. yüzyılı da “tarih yüzyılı” olarak anarlar. Bu yüzyıla “tarih yüzyılı” dedirten filozofların başında ise Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831) gelir. (Bu altbölümün, Karl Löwith ve Hegel’in, “Ekler” bölümündeki “Hegel Felsefesi” ve “Dünya Tarihi Felsefesi” başlıklı yazılarıyla birlikte okunması

okumak için tıklayınız

Praksis Felsefesinin Hegelci Öncülleri

Günümüzde praksis felsefesi, uzun süre tarihi, kendisinin bir kuram olarak ona çizmiş olduğu çizgiden, öngördüğü mantıktan sapmakla suçladıktan sonra, sorularını kendine yöneltmeye, tarihle arasında yer alan uyumsuzluğun nedenlerini kendi kuramsal yapısında aramaya başlıyor. Bu sorgulama praksis felsefesinin rasyonalist niteliği üzerinde yoğunlaşmakta. Bir kuram olarak kendini yeniden düşünüş çerçevesinde, rasyonalist düşünceyi savlarında sınırlamak, rasyonel olanın yanında

okumak için tıklayınız

Hegel’de “Sanatın Ölümü” Üzerine Bir Deneme

Hegel söylemi “tarihin sonu” başlığı altında pek çok şeyin sonundan, tükenişinden, ölümünden söz eder. Sanat da bunlardan biridir. Sanat, Hegel için insanlığın geçmişine ait bir şeydir. Sanat türlerini mimarlıktan başlayıp heykel, resim, müzik ve şiirden geçerek nesre ulaşan ve giderek maddesel olandan, duyumlanabilir olandan uzaklaşan bir biçimde sınıflandıran Hegel, çağının tipik sanat türünün roman olduğunu

okumak için tıklayınız

Hegel Ve Felsefe Notları – Dr. Hikmet Kıvılcımlı

“Diyalektik maddecilik, Hegel diyalektiğinin tepesi üstü yürürken, ayakları üstüne getirilmesiydi. Herkes iyi biliyordu. Ama o tepesi üstü duran Hegel diyalektiğinin kendisi neydi ve nasıl tepesi üstü yürüyordu? Bunu Marksizm açısından ayrıntılarıyla işlemiş ve yeterince yorumlamış bir eser var mıdır? Şimdiye dek elimize geçmedi. Hegel üzerine yazılan bütün denemeler, Hegel felsefesini yine hep sırf Hegel’in anlattığı

okumak için tıklayınız

Hegel: “Tutkusuz hiçbir büyük iş yapılmadı bu dünyada.”

Madde ve Tin … Maddenin tözü, yer çekimidir, zihnin (tinin) tözü ise özgürlüktür.Evrensel tarih, özgürlük bilinci içinde bir ilerlemedir.Bu ilerlemeyi Zororunluluğu içinde öğrenmemiz gerekir… İnsanlar neyle sürüklenip götürülmekte,yönetilmektedirler? Her şeyden önce “özsevgisiyle(Selbstsucht). Oysa aşka dayanan gerekçeler çok daha seyrektir ve alanları da dardır. Bütün bu tutkuların, gereksinimlerin, vs. içice girişikliğinden çıkan sonuç nedir? Bıkkınlık!.. …

okumak için tıklayınız

Lenin Hegel ve Batı Marksizmi (Eleştirel Bir İnceleme) – Kevin B. Anderson

Bu kitapta, Marksizm üzerine tartışmaların birçoğunda görüldüğünden farklı bir Lenin tablosu sunulmaktadır. 1914-1915 yıllarında kaleme aldığı Hegel Defterleri’ne yakından bakılarak, Lenin’in 1914 sonrası çalışmalarının, özellikle diyalektikle ilgili çalışmalarının, onu, ortodoks Marksistlerden çok Hegelci ya da ‘Batılı’ Marksistlere daha yakın kıldığı savunuluyor. Çalışma, Lenin’in Marksizmi ve genel olarak Marksist teori hakkında bir tartışma açma girişiminde bulunurken,

okumak için tıklayınız

Hegel’de Köle-Efendi Diyalektiği Üzerine Notlar – Tülin Bumin

1.Robinson ve Cuma. “Özbilinç ancak başka bir özbilinç için (kendinde ve kendi için) varolduğu ölçüde kendinde ve kendi için vardır.” (1) Hegel’in Fenomenoloji’sinde yeralan bu ünlü cümle, idealizmin doruğunu temsil eden filozofun, bilinci, hem idealizmin hem de materyalizmin onu hapsettikleri epistemolojik solipsizmden kurtaran savını dile getiriyor. Bu savı kavramak yani kavramın modem çağlarda Descartcs’ın Cogito’suyla

okumak için tıklayınız

Goethe ile Hegel’in buluşması

Perşembe, 18 Ekim 1827 Goethe’nin, felsefesinin bazı yönlerinden hoşlanmasa da kişiliğini çok beğendiği Hegel burada. Goethe onun onuruna akşamüstü bir çay partisi verdi, Zelter de oradaydı, ama o akşam yine yolculuğa çıkmayı planlıyordu. Hamann hakkında çok konuşuldu, özellikle de Hegel o olağanüstü insan hakkında ancak çok ciddi ve güvenilir bir araştırma sonucu elde edilebilecek esaslı

okumak için tıklayınız

“Akıl akıldışı olur” Hegel

Kapitalist sınıfın akılcı (rasyonel) bir dünya görüşünü savunduğu dönem, bulanık bir anı oldu. Kapitalizmin ihtiyarlığa özgü çürüme çağında, eski süreçler tersine döner. Hegel’in sözlerindeki gibi, “akıl akıldışı olur.” Sanayileşmiş ülkelerde “resmi” dinin ayakta öldüğü doğrudur. Kiliseler bomboştur ve giderek daha çok kriz içine girmektedirler. Bunun yerine, mistisizmin ve her türden hurafenin palazlanması eşliğinde, garip dinsel

okumak için tıklayınız

Hegel’in Türkiye’deki serüveni – Yücel Kayıran

Hegel?le ilgili temel klasik metinler, bu kitapla bir araya toplanmış oluyor. Ama burada asıl önemli olan, bu metinlerin Türkçeye çevrilmesi değil, bu çeviri metinler bağlamında, Hegel?in, Türkiye?deki felsefe kamuoyunda gündeme geliyor oluşudur. ?Ben Georg Wilhelm Hegel, 27 Ağustos 1770?te Stuttgart?ta doğdum. Anne ve babam, Georg Ludwig Hegel, gelir bağlama sevkıyat dairesi muşaviri ve Christine Louise,

okumak için tıklayınız

Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi – Karl Marx

“Eleştiri silahı, silahların eleştirisinin yerini kuşkusuz alamaz; maddi güç ancak maddi güçle yenilebilir; ama teori de, yığınları sarar sarmaz maddi bir güç durumuna gelir. Teori ad hominem kanıtlar kanıtlamaz yığınları sarabilir ve radikal duruma gelir gelmez ad hominem kanıtlar. Radikal olmak, şeyleri kökünden kavramaktır. Ama insan için kök, insanın kendisidir.” (Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi, s.

okumak için tıklayınız

Hegel?in Uluslararası İlişkiler Kuramı: Dünya Tini, Devlet Ve Savaş, Faruk Yalvaç

Faruk Yalvaç, ?Hegel?in Uluslararası İlişkiler Kuramı?nda, düşünürün uluslararası ilişkiler, savaş ve devlet kuramlarını bir araya getiriyor. Hegel için devlet, tanrısal ve ahlaki bir kurumdur. Dolayısıyla devletler arasında bir anlaşmazlık olduğunda, bu anlaşmazlığın gerekirse savaşla çözülebileceğini söyler. Hegel, insanın kendisini ahlaki amaçlar için feda etmesi gerektiğini söyleyerek, savaşa katılan bireyin de bencil çıkarların ötesinde daha ahlakî

okumak için tıklayınız