Kategori: Karakter Analizi

Siddhartha’nın Buda’nın Öğretisini Reddedişi: Dinî Otoriteye Yönelik Felsefi Bir Eleştiri

Hermann Hesse’nin Siddhartha (1922) adlı romanında başkahramanın Buda (Gotama) ile karşılaşmasına rağmen onun öğretisini bilinçli biçimde reddetmesi, eserin en kritik felsefi düğüm noktalarından biridir. Bu sahne, yalnızca bireysel bir yol ayrımını değil; dinî otorite, kurumsallaşmış hakikat ve öğretisel bilgi anlayışına yöneltilmiş sistematik bir eleştiriyi temsil eder. Siddhartha’nın reddi, ne Buda’nın

OKUMAK İÇİN TIKLA

Hermann Hesse’nin Siddhartha’sında Hakikatin Öğretilemezliği: Deneyim, Dil ve Bilgelik Problemi

Hermann Hesse’nin Siddhartha (1922) adlı eseri, hakikat kavramını klasik epistemolojik aktarım modellerinin dışına yerleştirerek, onu öğretilebilir bir bilgi nesnesi olmaktan ziyade bireysel deneyim yoluyla edinilen varoluşsal bir idrak olarak konumlandırır. Romanın merkezindeki temel sav, hakikatin (Wahrheit) doktriner bilgiyle değil, yaşantı, sezgi ve içsel dönüşüm aracılığıyla kavranabileceğidir. 1. Öğreti ile Hakikat

OKUMAK İÇİN TIKLA

Hermann Hesse’nin Siddhartha Romanında Siddhartha’nın Tüccarlık Dönemi ve Kapitalist Yabancılaşmanın Alegorisi

1. Giriş Hermann Hesse’nin Siddhartha (1922) adlı romanı, çoğunlukla Doğu mistisizmi ve bireysel aydınlanma temaları ekseninde okunmuş olsa da, eserin merkezinde modern bireyin toplumsal ve ekonomik düzen karşısındaki ontolojik yitimi de önemli bir yer tutar. Siddhartha’nın Kamala ile birlikte şehir yaşamına girişi ve tüccar Kamaswami’nin yanında çalışmaya başlaması, yalnızca bireysel

OKUMAK İÇİN TIKLA

1984 romanında O’Brien’ın “iki artı iki beş eder” ısrarı, mantığın inkârı mı, yoksa mantığın iktidar tarafından yeniden tanımlanması mı?

George Orwell’in 1984 romanında O’Brien’ın Winston’a zorla kabul ettirmeye çalıştığı “iki artı iki beş eder” önermesi, modern edebiyatta totaliter iktidarın epistemolojik boyutunu en çarpıcı biçimde görünür kılan sahnelerden biridir. Bu sahne sıklıkla mantığın, aklın ve nesnel gerçekliğin inkârı olarak yorumlanır. Ancak daha dikkatli bir okuma, burada söz konusu olanın mantığın

OKUMAK İÇİN TIKLA

Shakespeare’in Venedik Taciri adlı eserindeki Shylock karakteri, Freud’un Totem ve Tabu’daki “dışlanan baba figürü” ile karşılaştırılabilir mi?

William Shakespeare’in Venedik Taciri adlı eserindeki Shylock karakteri, geleneksel okumalarda çoğunlukla bir “kötü adam” ya da antisemitik stereotip olarak ele alınmıştır. Ancak psikanalitik kuram, bu figürün toplumsal ve simgesel işlevini daha derin bir düzlemde tartışmaya imkân tanır. Sigmund Freud’un Totem ve Tabu (1913) adlı eserinde geliştirdiği “ilk baba” miti, toplumsal

OKUMAK İÇİN TIKLA

Shakespeare’in Venedik Taciri adlı eserindeki Shylock’un İntikam Talebi: Bastırılmış Aşağılama ve Narsistik Yaralanmanın Geri Dönüşü

William Shakespeare’in Venedik Taciri adlı eserindeki Shylock karakteri, edebiyat tarihinin en tartışmalı figürlerinden biridir. Geleneksel okumalarda Shylock sıklıkla intikamcı, katı ve acımasız bir tefeci olarak temsil edilmiştir. Ancak psikanalitik kuram çerçevesinde ele alındığında, Shylock’un Antonio’dan “bir libre et” talebi, basit bir kötücüllük göstergesi olmaktan ziyade, sistematik aşağılanmanın ve narsistik yaralanmanın

OKUMAK İÇİN TIKLA

Shakespeare’in Venedik Taciri eserindeki Shylock: Kötü Karakter mi, Yoksa Dışlanmanın Trajik Ürünü mü?

Venedik Taciri, Shakespeare’in en tartışmalı eserlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Bunun temel nedeni, eserin merkezinde yer alan Yahudi tefeci Shylock karakterinin ahlaki ve ideolojik konumudur. Shylock, bir yandan acımasız, intikamcı ve katı bir sözleşme yorumcusu olarak sunulurken, diğer yandan sistematik ayrımcılığa maruz kalan bir azınlık mensubu olarak empati uyandıran bir figürdür.

OKUMAK İÇİN TIKLA

Trajik Kahraman ile Anti-Kahraman Arasında: Victor Frankenstein, Faust, Hamlet, Raskolnikov

Edebiyat tarihinde trajik kahraman figürü, Aristoteles’ten itibaren etik hata (hamartia), ölçüsüzlük (hybris), talih dönüşü (peripeteia) ve geç gelen farkındalık (anagnorisis) kavramlarıyla tanımlanmıştır (Poetika). Modern edebiyatla birlikte bu figür, giderek anti-kahraman özellikleri kazanmaya başlamış; ahlaki belirsizlik, içsel bölünme ve toplumsal yabancılaşma trajedinin merkezine yerleşmiştir (Williams, 1966). Bu bağlamda Victor Frankenstein, Faust,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Victor Frankenstein; tamamen masum bir kurban mı, salt bir kötücül figür mü?

Victor Frankenstein Bir “Trajik Kahraman” Olarak Değerlendirilebilir mi? Giriş Mary Shelley’nin Frankenstein romanı, yalnızca erken dönem bilimkurgu geleneğinin kurucu metinlerinden biri değil, aynı zamanda modern bireyin etik, epistemolojik ve varoluşsal krizlerini trajik bir çerçevede ele alan güçlü bir anlatıdır. Romanın merkezindeki Victor Frankenstein, çoğu eleştirmen tarafından bir “bilim insanı”, “kibirli

OKUMAK İÇİN TIKLA

Ekonomik Pragmatizmden Patolojik Hırsa: Puşkin’in Maça Kızı Öyküsünde Hermann’ın Ahlaki Çöküşü

Aleksandr Puşkin’in Maça Kızı (Pikovaya dama, 1834) öyküsü, Rus edebiyatında modern bireyin arzu ekonomisini en erken teşhis eden metinlerden biridir. Hermann karakteri, Puşkin’in döneminde yükselen yeni toplumsal-tipolojik figürün—hesapçı, rasyonel, bireyci ve yükselme arzusuyla dolu proto-burjuvanın—örneklerinden biridir. Bu özellikleriyle Hermann, Auerbach’ın modern gerçekçilikte tanımladığı “içsel çatışmayı belirleyen birey” formuna yaklaşır (Auerbach,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Soylu Sınıfın Çöküşü ile Yeni Burjuva Açgözlülüğü: Puşkin’in Maça Kızı Öyküsünde Toplumsal Dönüşümün Alegorisi

Aleksandr Puşkin’in Maça Kızı (Pikovaya dama, 1834) adlı öyküsü, Rusya’da 18. yüzyıl aristokratik kültürünün çözülüşünü ve 19. yüzyılın başında yükselen yeni “hesapçı birey” tipinin—proto-burjuva öznenin—doğuşunu çarpıcı biçimde görünür kılar. Bu nedenle hikâye, yalnızca bir kumar ve delilik anlatısı değildir; aynı zamanda toplumsal sınıflar arasındaki dönüşümün alegorik bir temsilidir. Puşkin, Kontes’in

OKUMAK İÇİN TIKLA

Puşkin’in “Maça Kızı” Öyküsünde Aydınlanma’nın “Çatlağında” Yaşayan Karakterler

Aleksandr Puşkin’in 1834 tarihli eseri “Maça Kızı” (Пиковая дама – Pikovaya Dama), sadece bir hayalet hikayesi ya da ahlaki bir alegori olmakla kalmaz; aynı zamanda 19. yüzyıl Rus toplumunun ve onu şekillendiren Aydınlanma ideallerinin karmaşık bir eleştirisini sunar. Öyküdeki başkahraman Hermann ve Kontes Anna Fedotovna da dahil olmak üzere diğer

OKUMAK İÇİN TIKLA

Rastignac’ın Goriot’nun Trajedisi Karşısındaki Konumu: Toplumsal Yozlaşmayı Kavrama ile Kişisel Yozlaşmanın Hızlanması Arasında

Honoré de Balzac’ın Le Père Goriot adlı romanında Rastignac’ın konumu, yalnızca kişisel bir yükselme hikâyesi değil, aynı zamanda modern toplumun ahlaki ekonomisine dair keskin bir gözlem olarak da değerlendirilmelidir. Romanda Goriot’nun trajedisini gözlemleyen genç hukuk öğrencisi, hem Paris toplumunun yozlaşmış mekanizmalarını kavrar hem de bu mekanizmaların içine girmek için kendi

OKUMAK İÇİN TIKLA

Vautrin ve Bazarov: 19. Yüzyıl Romanında Nihilizmin İki Yüzü

1. Tarihsel ve Toplumsal Bağlamda Nihilizm Bazarov’un nihilizmi, Turgenyev’in ifadesiyle “Rus aydın kuşağının yeni ruhu”nun bir yansımasıdır; bu ruh, otoritelere, geleneklere, aristokratik kültüre ve idealizme kökten bir karşı çıkıştır (Turgenyev, 1862). Turgenyev’in romanın önsözünde belirttiği gibi, Bazarov “her türlü ilkeden kuşku duyan, bilimden başka otorite tanımayan” bir karakter olarak tasarlanmıştır

OKUMAK İÇİN TIKLA

Vautrin’in Felsefesi: Balzac’ın Goriot Baba Romanında Ahlak, Güç ve Toplumsal Determinizm

Honoré de Balzac’ın Goriot Baba (Le Père Goriot, 1835) romanında Vautrin, yalnızca suç dünyasına ait karizmatik bir figür değil; aynı zamanda modern toplumun işleyişini çıplak bir biçimde kavrayan bir toplumsal filozof olarak kurgulanmıştır. Balzac, Vautrin aracılığıyla 19. yüzyıl Paris’inin sınıfsal yapısını, güç ilişkilerini ve ahlaki çöküşünü görünür kılar. Vautrin’in felsefesi,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Goriot Baba’nın Kızlarıyla İlişkisi: Fedakârlığın Patolojisi Üzerine Bir İnceleme

Honoré de Balzac’ın (1799-1850) İnsanlık Komedyası külliyatının merkez eserlerinden olan “Goriot Baba” (Le Père Goriot, 1835), baba Eugène Goriot ile kızları Anastasie de Restaud ve Delphine de Nucingen arasındaki ilişkiyi mercek altına alarak, fedakârlık kavramının sosyo-ekonomik ve psikolojik bir patolojiye dönüşümünü inceler. Bu inceleme, 19. yüzyıl Fransız burjuvazisinin yükselen materyalizmine

OKUMAK İÇİN TIKLA

Balzac’ın Goriot Baba Romanında Mezarlık Sahnesi: Ölümün Tanıklığında Doğan Modern “Ben”

Rastignac’ın Mezarlık Sahnesi: Modern Bireyin Yükseliş Manifestosu Olarak “À nous deux maintenant!” Honoré de Balzac’ın Le Père Goriot (1835) romanının final sahnesi, yalnızca eserin dramatik düğümünü çözmekle kalmaz; aynı zamanda 19. yüzyıl Fransız edebiyatında modern bireyin yükselme idealinin en çarpıcı anlarından birini temsil eder. Romanın sonunda Rastignac, Père-Lachaise mezarlığında Goriot’nun

OKUMAK İÇİN TIKLA

Balzac’ın Goriot Baba’sı Kral Lear’ın Modern Versiyonu mu?

Honoré de Balzac’ın 1835 tarihli Le Père Goriot (Goriot Baba) romanı, yayımlandığı günden bu yana sıklıkla Shakespeare’in King Lear (Kral Lear) trajedisiyle karşılaştırılmıştır. Hem eleştirmenler hem de roman teorisyenleri, iki metin arasında özellikle “trajik baba figürü”, “çocukların nankörlüğü” ve “otoritenin çöküşü” gibi ortak temalara dikkat çekmiştir. Nitekim Sainte-Beuve, Goriot’yu “modern

OKUMAK İÇİN TIKLA