Kategori: Öyküler

Dağ Yolunda adlı oyun, Anton Çehov

Anton Çehov’un 1885 yılında yazdığı bir dram çalışması olan Dağ Yolunda adlı oyun, *”aşkın bireysel ve toplumsal doğası üzerine müthiş dersler içermesi açısından Çehov dehasının bir göstergesidir. Olay, Rusya?nın güneyinde, dağ yolunda bir handa, daha doğrusu bu hanın meyhaneden farksız büyük odasında geçer. Han ucuz bir fiyata Kudüs?e gitmek için, yürüyerek Odessa?ya ulaşmaya çalışan hacılar,

okumak için tıklayınız

Başkalarının Derdi öyküsü, Anton Çehov

Hukuk fakültesini yeni bitiren Kovalev”le genç karısı arabaya binip yola düzüldüklerinde daha sabahın altısı bile olmamıştı. Köye gidiyorlardı. Ömürlerinde hiç erken kalkmamışlardı ve şimdi durgun bir yaz sabahının güzelliği, ancak masallarda karşılaşılabilecek olağanüstü hoş bir şeymiş gibi geliyordu onlara. Yeşillerle bezenmiş, elmas çiğ tanecikleriyle kaplı toprağın göze hoş gelen, mutlu bir görünümü vardı. Güneş ışınları,

okumak için tıklayınız

Volodya öyküsü, Anton Çehov

Geçen yaz mevsimiydi. On yedi yaşında, çirkin sayılabilecek derecede şekilsiz yüzlü, hastalıklı, çekingen bir genç olan Volodya, bir pazar akşamı saat beş sıralarında Şumihin’lerin yazlığında, kameriyede oturuyordu. Canı son derece sıkkındı. Üç şeye üzülüyordu. Birincisi; yarınki pazartesi günü matematikten sınava girecekti. Bu yazılı sınavda başarı sağlayamazsa altıncı sınıfta iki yıl üst üste kalmış olacağı için

okumak için tıklayınız

Besleme öyküsü, Anton Çehov

Geceyarısı. On üç yaşındaki besleme Varka, beşiği sallarken bir yandan da uykulu bir ninni tutturmuş, mırıldanıyordu: Uyusun da büyüsün, ninnii, Tıpış tıpış yürüsün, ninnii… Meryem Ana tasvirinin önünde küçük, yeşil bir lâmba yanıyor. Odanın bir başından öteki başına gerili ipte, kurumaları için kundak bezleri, iri, kara pantolonlar asılı. Lâmbanın ışığı, tavanda geniş, yeşil bir yuvarlak

okumak için tıklayınız

Kedi Donmuştu Karda adlı öykü, Wolfgang Borchert

Geceleyin adamlar yürüyordu yolda. Bir türkü mırıldanıyorlardı. Arkalarında bir kızıl leke gecenin koynunda. Çirkin bir lekeydi. Leke bir köydü de. Köy mü, o yanıyordu. Adamlar kundaklamışlardı. Çünkü adamlar askerdi. Savaş vardı da. Ve kar adamların kabaralı postalları altında feryat ediyordu. Çirkin çirkin feryat ediyordu kar. Herkes evlerinin çevresinde dikeleşiyordu. Evler mi, evler yanıyordu. Kap kacaklarını,

okumak için tıklayınız

Kucak Kucak Kar adlı öykü, Wolfgang Borchert

Karlar sarkıyordu dallardan. Makineli tüfek nişancısı şarkı söylüyordu. Bir Rus ormanında hayli ileri bir noktada nöbet bekliyordu. Noel şarkıları söylüyordu, oysa şubatın başı olmuştu artık. Ama yerde metrelerce kar vardı da. Kara gövdeler arasında kar. Karayeşil dallarda kar. Dallara asılı kalmış, çalılıklara savrulmuş, pamuk pamuk ve kara gövdelere kaskatı yapışmış. Kucak kucak kar. Ve makineli

okumak için tıklayınız

Karda, Temiz Karda adlı öykü, Wolfgang Borchert

Karda, Temiz Karda Kiy Oyunu Biz kiy Oyuncuları Ama gülleler de biziz Devrilen cuntalar da Ve gümbür gümbür öten oyun yeri Yüreklerimiz. İki adam bir çukur açmışlardı yere. Pek bol ve neredeyse rahat bir çukurdu. Bir mezar gibi. Katlanılıyordu. Önlerinde bir tüfek vardı. Herhangi biri bulmuştu tüfeği insanlara ateş edilebilsin diye. Çokluk hiç tanımazdı insanlar.

okumak için tıklayınız

Ama Fareler Uyurlar Gece adlı öykü, Wolfgang Borchert

Bir başına kalmış duvardaki pencere kavuğu akşam güneşinin ilk ışıklarında mavi kırmızı esniyordu. Dimdik baca kalıntıları arasında ışıl ışıldı toz bulutları. Yıkıntı çölü pinekliyordu. Gözlerini yummuştu. Ansızın daha da karardı çevresi. Anladı ki biri gelmişti, o anda karşısına dikilmişti biri, kara kara, usulcacık. Yakayı ele verdik! diye düşündü. Ama gözlerini kısıp da şöyle bir bakınca,

okumak için tıklayınız

Ekmek adlı öykü, Wolfgang Borchert

Ansızın uyandı kadın. Saat iki buçuktu. Kendisini uyandıran şeyin ne olduğunu düşündü. Öyle ya! Mutfakta biri bir sandalyeye toslamıştı. Kulak kabarttı. Sessizdi her taraf. Pek sessiz. Elini yanı başında gezdirince yatağın boş olduğunu anladı. Sessizliği böylesine büyüten buydu demek! Kocasının nefes alıp verişi işitilmiyordu. Ayağa kalktı ve karanlıkta el yordamıyla mutfağa doğru yürüdü. Mutfakta karşılaştılar.

okumak için tıklayınız

Üç Yaslı Kral adlı öykü, Wolfgang Borchert

Kentin karanlık kenar mahallelerinde paldır küldür yürüyordu adam. Göğe karşı yıkık evler duruyordu. Ay yoktu ve kaldırım bu vakitsiz adımlardan ürkmüş gibiydi. Derken eski bir tahta çit buldu adam. Çürümüş tahtalardan biri iniltiyle kopana değin çite tekmeler savurdu. Gevrek ve tatlı bir koku saçıldı etrafa. Kentin kenar mahallelerinde paldır küldür yürüyüp geri döndü adam. Gökte

okumak için tıklayınız

Timsah gözyaşları ve Sırtlan’ın gülüşü, Halil Cibran

Lübnanlı filozof Halil Cibran?ın (1883-1931) anlattığı bir öykü oldukça anlamlıdır: Suların yükseldiği sırada Nil kıyısında bir sırtlan ile bir timsah karşılaşırlar; durup selamlarlar birbirlerini. Sırtlan konuşur ve derki:?Günleriniz nasıl geçiyor efendim?? Timsah cevap verir: ?Kötü geçiyor. Gün oluyor acılarım ve hüznüm içinde ağlıyorum ve yaratıklar diyorlar ki: Bunlar yalnızca timsah gözyaşları. Bu beni her sözün

okumak için tıklayınız

Bozkırda – Maksim Gorki

“O bana akıllı insanların yazdığı koca koca kitaplarda bulunamayacak pek çok şey öğretti. Hayat, insanların bilgeliğinden daha derin ve anlamlıdır çünkü. Maksim Gorki yalnız kendi halkına değil, bütün halklara yurtlarını, hürriyeti, barışı ve birbirlerini sevmeyi öğretir. Çünkü o, insanın, insanlığın geleceğinden, güzel günler göreceğinden emindir. Çünkü o, emekçi insanı, koluyla, kafasıyla çalışan insanı, yeryüzünün, gerçek,

okumak için tıklayınız