Kategori: Öyküler

“Kırık Konga?nın Yararları” adlı öykü – Nejdet Evren

Beş-bin nüfuslu bir kasabada geceler sessiz ve uykular derin olur. Uykuya dalalı birkaç saat geçmişti ki ter basmış şekilde uyandı. Lavaboya gitti ve ellerini yıkadı. Aynaya bakması ile irkilmesi bir oldu. Boynuna siyah bir cisim yapışmış duruyordu. Bir telaşla yatak odasına döndü, hışımla lambayı yaktı. -hanım? Hanım? uyan, beni kene soktu? diye çağırarak eşini uyandırdı.

okumak için tıklayınız

Hişt Hişt – Sait Faik Abasıyanık

Yürüyordum. Yürüdükçe de açılıyordum. Evden kızgın çıkmıştım. Belki de tıraş bıçağına sinirlenmiştim. Olur, olur! Mutlak traş bıçağına sinirlenmiş olacağım. Otların yeşil olması, denizin mavi olması, gökyüzünün bulutsuz olması, pekala bir meseledir. Kim demiş mesele değildir, diye? Budalalık! Ya yağmur yağsaydı? Ya otların yeşili mor, ya denizin mavisi kırmızı olsaydı? Olsaydı o zaman mesele olurdu, işte.

okumak için tıklayınız

Unutulmuş Kent – Onat Kutlar

Onat Kutlar’ın iki şiir kitabı bir arada: Pera’lı Bir Aşk İçin Divan (1981), Unutulmuş Kent (1986). Unutulmuş Kent Vermeme olanak yok bana verdiklerini Ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli Geçmiş bunca güzellikten bir anı olarak Ben seni alayım istersen sen de beni Onat Kutlar Bir Şiir Üstüne Çeşitleme Külrengi bulutlarıyla güz günlerinin Sevdiğim İstanbul?u gibisin

okumak için tıklayınız

Uzaklar: Bir Yol Öyküsü / Erinç Büyükaşık

?Sokağa yöneldiğinde, akşamın ıssızlaştırdığı kentin insanları evlerine hapseden yalnızlık duygusuna içten içe kızmıştı. Yürüyordu daracık sokaklarıyla bu eski kentin varoşlarında. Aslında kendi içinde büyüttüğü varoş yaşadığı kentin ayrıntılarını da belirlemeye başlamıştı. Binlerce felaketi arkasında bırakmış şehirliler, dinginliği evlerine sığınmakta ararken o hala şehrin dar sokaklarında bir adres belirlemeye uğraşıyordu. Bir adres, bir kimlik?Anlaşılmaz bir aidiyet

okumak için tıklayınız

Ses Maketi – Nursel Duruel

Sesinde gizlenen çığlıklar çekmecemden taşmaya başladı. Anlattıkları kendi sesinin başına da geldi. Sesi soldu, rengini kaybetti. Çekmecemden taşan çığlıklar ses değil artık. Yıllar önce onun sesiyle beynime akıtılmış düşünceler… daha bana aktarılırken canlılığından, sıcaklığından uzaklaştırılmış hayatlar… ve çekmecemdeki zavallı nesne kırıntıları… Oysa seslere yüklediği hayattı kaygısı. Yurtdışından yeni dönmüş, canlı, tartışmalı bir seminerden ve onun

okumak için tıklayınız

Değirmen / Zaman Tünelinden Bir Aşk Öyküsü – Sabahattin Ali

Hiç sen bir su değirmeninin içini dolaştın mı adaşım?.. Görülecek şeydir o… Yamulmuş duvarlar, tavana yakın ufacık pencereler ve kalın kalasların üstünde simsiyah bir çatı… Sonra bir sürü çarklar, kocaman taşlar, miller, sıçraya sıçraya dönen tozlu kayışlar… Ve bir köşede birbiri üstüne yığılmış buğday, mısır, çavdar, her çeşitten ekin çuvalları. Karşıda beyaz torbalara doldurulmuş unlar…

okumak için tıklayınız

Kıskançlık – Sait Faik Abasıyanık

Köyün civarını, çiçek açmış şeftalilerin dibinde derileri pul pul çobanlarla dinlenerek, ekseriya, bahar güneşine sarılıp yürüyerek dolaştım.Dağlara türkü söyleyen ufacık çobana:“Karnım aç, yavru” dedim. Dağarcığından kumlu köy ekmeği ve suyu seli kaçmış Mihaliç peyniri çıkarıp verdi. Pınar buldum, su içtim.Köye akşama doğru ancak varabildim. Meydandan geçerken ağalar el ettiler.“Muallim Efendi,” dediler “Bir çayımızı içmen mi?”“İçeriz

okumak için tıklayınız

Çirkince adlı öykü – Sabahattin Ali

Çirkince öyle güzel bir yerdir ki 1909 yılında Çirkince köyünde doğan Yunanlı yazar Dido Sotiriyu ‘Benden selam söyle Anadolu’ya’ adlı eserinde, “Şu yeryüzünde cennet diye bir yer varsa, bizim Kırkınca – Şirince cennetin bir parçası olması gerekir” demektedir. “Gece yarısını bir saat geçe Alsancak’tan kalkıp Ankara’ya gidecek olan tren için birkaç gün önce bilet almıştım.

okumak için tıklayınız

?Kiralık Ev? adlı öykü ? Jaklin Çelik

Genç kadın, cumbalı ahşap evin önünde durdu. Dört katlı binayı aşağıdan yukarıya süzdü. Elini tuttuğu çocuk, iki kanatlı tahta kapının önünde ufacık kalıyordu. Kadın, “Herhalde burası.” diye düşündü. Kapının yanındaki ipi iki defa çekip bıraktı; çıngırak üç dört defa vurdu. Çocuk, gözlerini ipe dikti, bütün çabalarına rağmen sesi çıkaran çıngırağı göremedi. Alelacele üstüne başına son

okumak için tıklayınız

‘Hafif Soluk’ adlı öykü – İvan Bunin

Mezarlıktaki henüz taze killi toprak tümseğinin üzerinde meşeden sağlam, ağır ve düzgün bir haç duruyordu. Nisan ayıydı ve günler griydi; geniş taşra mezarlığının anıtları uzaktan, daha çıplak ağaçların arasından görünüyordu, soğuk rüzgâr haçın kaidesinin dibindeki porselen tacın içinde ıslık çalıp duruyordu. Oldukça büyük dış bükey porselen bir madalyon haçın tam üzerine monte edilmişti, madalyonda ise

okumak için tıklayınız

Arabacı – Kemal Tahir

Çerkeş’ten çıkınca hayvanları durdurttu. Yere atladı. Arabanın üstünde döşeme yoktu. Arkada dingili, sulak çivisine kadar geri çekti. Bu suretle araba, ok boyunca uzamıştı. Çatalın altına asılı yağdanlıktan tavuk kanadını alıp tekerlekleri yağladı. Sağ hayvan, Delikır, huysuzlanıyordu. Arpa çuvalıyle, saman çuvalını arka çatalın üstüne taşıdı. Dikkatle bağladı. Ön tarafa, hayvanların yem torbalarını, örtülerini kendi yorganını yerleştirdikten

okumak için tıklayınız

Yatak – Yaşar Kemal

Şimdiki gibi aklımda.Ben, o yıl orta okulun üçüncü sınıfında, bizim Durmuş Ali de ikincideydi. İkimizin de parası yoktu. Köyde, onun bu dul anası, benim bir dul anam vardı. Onlar da kendilerine zar zor geçindirebiliyorlardı.Durmuş Ali’nin umudu, parasız yatılıdaydı. İmtihana girmiş, yüzde yüz kazanacağından emindi. Bana gelince ben, bir umutsuzluk içinde yuvarlanıyordum. Nereye gitsem, ne yapsam?

okumak için tıklayınız

Adı Yok – Cemil Kavukçu ‘Bir gün belki hayattan, geçmişteki günlerden bir teselli ararsan, bak o zaman resmime, gör akan o yaşları…’

Güneşli bir nisan günü mezarlıkta toplanmışlardı. Kalabalık sayılmazlardı. İkindi namazından çıkıp cenazeye katılan cemaatin dışında eski arkadaşlarından birkaçı vardı. Uğur Ankara’dan gelmişti. Hocanın bezgin bir sesle okuduğu duaya kuşların cıvıltısı karışıyordu. Rıfat, içinden ‘Resimdeki Gözyaşları’nı mırıldanıyordu. İlhan’ın en sevdiği şarkı. Ölümü hiçbirinin ciddiye almadığı günlerde, “Moruk,” demişti İlhan, “ben ölünce cenazemde bu parçayı çalın. Anfi

okumak için tıklayınız

Mösyö Seguin?in Keçisi ? Alphonse Daudet

Sen hiç değişmeyeceksin, zavallı Gringoire?cığım! Nasıl olur? Sana Paris?in tanınmış bir gazetesinde köşe yazarlığı teklif ediyorlar da sen bunu reddetmeye kalkışıyorsun! Kendine bir baksana, zavallı çocuk! Şu delik deşik mintanına, şu hapı yutmuş pantolonuna, şu açım diye haykıran sıska suratına bir baksana! Güzel kafiyeler uydurmak ihtirası, bak seni ne hale soktu? Apollon cenaplarının hizmetinde on

okumak için tıklayınız

İşaret Memuru, Charles Dickens

– Merhaba aşağıdaki! Adam kendisine seslenildiğini duyduğunda, elindeki kısa sopaya sarılı bir işaret flamasıyla kulübesinin önünde duruyordu. Bulunduğu yerin doğal yapısı göz önüne alınacak olursa; insan, sesin geldiği yön konusunda adamın kuşku duymasının mümkün olamayacağını düşünürdü; ama başının hemen üstüne, benim durduğum dik yarın tepesine bakmak yerine, tam aksi yöne dönüp tren hattına baktı. Davranış

okumak için tıklayınız

Son Saray Şairi adlı öykü, Nikolay Stepanovich Gumilyov

Tembeldi, zamanımızın bu kralı en az ataları kadar tembel ve tasasızdı; saraydaki törenlere kasideler yazan yaşlı şairi emekliye ayırmaya ve ona ömür boyu iyi bir aylık bağlamak için imza atmaya da hiç niyetli değildi. Şairin kendisi de ısrarla ayrılmak istemiyordu. Kraliyet ailesinde bir doğum veya ölüm olduğunda, yabancı bir elçi geldiğinde veya komşu devletle bir

okumak için tıklayınız

Hiç Kimse Gülmeyecek, Milan Kundera

“Bir bardak slivovis daha koy bana,” dedi Kla-ra, ben de karşı çıkmadım. Şişeyi açmak için de hiçbir olağanüstü yanı olmayan, ama işe yarayan bir bahane bulmuştuk: O gün bir sanat tarihi dergisinde yayınlanmış olan uzun bir inceleme için oldukça yüklü bir para almıştım. İncelemem sonunda yaymlanmışsa da ilk başta birtakım güçlüklerle karşılaşmıştım. Yazdığım şey bir

okumak için tıklayınız

Viyolonsel adlı öykü, Sabahattin Ali

Güneş, yüzüne yeşil yelpaze tutan mahçup bir kadın gibi iri yapraklı ağaçların arkasına saklanırken, muhtelif milletlere mensup bir seyyah kafilesi -sarı otlardan yapılmış evleri arı kovanına benzeyen- bir zenci köyüne girdiler. Kabile reisi, yirmi seneden beri Afrika’nın bu sapa köşesine uğramayan beyazları güzel karşılayabilmek için bütün boncuklarını, fildişinden yapılmış ziynetlerini taktı, eline, üzerine işlemeli büyük

okumak için tıklayınız

Bir Yol, Ahmet Hamdi Tanpınar

Birdenbire ayağa kalktı ve eliyle trenin penceresinden işaret ederek: -İşte, dedi, şu gördüğünüz küçük yol, şu iki ağaç arasında tepenin eteğini kıvrılan patika… Fevkalâde hiçbir tarafı yok değil mi? Hemen her yerde bol bol rastgelebileceğimiz alelade bir şey… Bununla beraber nereye gittiğini, nereden geldiğini bilmediğim, bir dönemeçte kaybolan tozlu parçasından başka hiç bir tarafını tanımadığım

okumak için tıklayınız

Nişanlı Kız adlı öykü, Anton Çehov

Gecenin 10’u olmuştu. Parlak bir mehtap vardı dışarıda. Büyükanne Marfa Nikolayevna’nm, rahmetli kocasının ruhuna okuttuğu dua yeni bitmişti. Biraz hava almak için bahçeye çıkan Nadya, salonda yemek hazırlıklarının yapıldığını, allı pullu ipek giysisiyle büyükannenin ortalıkta koşuştuğunu görüyordu. Kilisenin en kıdemli papazı Peder Andrey ise, Nadya’nın annesi Nina İvanovna’yla birşeyler konuşuyordu. İyice aydınlatılmış salonda, camların ardında

okumak için tıklayınız