Kategori: Öyküler

Bir Köy Hekimi – Franz Kafka

Ne yapacağımı enikonu şaşırmış durumdaydım. Acele yola çıkmam gerekiyordu; ağır bir hasta on mil uzaktaki bir köyde beni bekliyor, sert bir tipi ise onunla aramdaki geniş mekanı duruyordu. Bir arabam vardı, hafif, tekerlekleri büyük, tam köy yollarına göre; kürk paltoma bürünmüş, elimde çanta yola çıkmaya hazır, avluda dikilmeye başlamıştım; gelgelelim at yoktu arabaya koşacak, at!

okumak için tıklayınız

Memurun Ölümü adlı öykü – Anton Çehov

Anton Çehov, 1883 yılında yazdığı “Memurun Ölümü” adlı kısa öyküsüyle ölümcül mizah yanını ortaya çıkarır. Okuyucu çok sıradan bir olayın gelişimine ve ana karakter Çerviakov’un ürkekliğine ve ahmaklığına güler hatta mümkün olsa alay eder. Örgü basittir. Çerviakov tiyatroda hapşırır ve bu hapşırma sonrasında önünde oturan generallerden biri bundan rahatsız olur. Tiyatroda arada özür dileyen ve

okumak için tıklayınız

Öğleden Sonra – Orhan Veli Kanık

Sıcak bir kış günü. Vakit öğleden sonra idi. Bütün yazı, belki de birkaç yazı karada geçirmekten boyalarıyla macunları atmış, aralıkları açılmış bir alamanada dört kişi rakı içiyorduk. Biri ben, biri Hamza, biri Mustafa kaptan, biri de… adını hatırlayamıyorum; tuhaf bir adı vardı. En tatlı konuşanı da o idi içimizde. Daha doğrusu, konuşamıyordu da sadece gülüyordu.

okumak için tıklayınız

Tabutçu – Aleksandr Sergeyeviç Puşkin. (Çeviren: Ataol Behramoğlu)

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin’in 1830 yılının ürünü olan “Tabutçu” öyküsünde yer alan karakterler; tabut yapımcısı ve kızları, sevecen bir alaycılık ve duyguyla çizilerek, gerçekçi Rus yazınına örnek oluşturmuşlar; Dostoyevski, Nekrasov, Tolstoy, Çehov v.b. daha sonraki dönemlerin birçok büyük yazarı için tükenmez esin kaynakları olmuşlardır. Öykü ince bir alay, zeka, yalın ve sen bir insan sevgisiyle örülüdür.

okumak için tıklayınız

“Burun” adlı öykü – Nikolay Vasilyeviç Gogol

I 25 Martta Petersburg’da pek tuhaf bir olay oldu. Vosneçenski Caddesi’nde oturan berber İvan Yakovleviç (soyadı zamanla unutulmuştu; dükkânının tabelasında bile yazılı değildi; yüzü sabunlanmış bir adamı gösteren bir resmin yanında yalnızca şu yazı okunabiliyordu: “Hacamat (1) da yapılır.”) o sabah, oldukça erken uyandı. Uyanır uyanmaz da sıcak bir ekmek kokusu duydu.  Yatağında hafifçe doğruldu;

okumak için tıklayınız

Kaçan Balık – Celal İlhan

Otobüsün kapısında öğrenci görünüşlü bir kız belirdi. Gözleri oturabileceği bir koltuk arar gibiydi. Önde ve ortalarda boş koltuk görünmüyordu. Yanımdaki boş koltuğa oturabileceğini düşünmek bile kalp vuruşlarımı hızlandırmıştı. Arkalara doğru geçip giderse duyacağım acının üstesinden nasıl gelebileceğimi düşünüyordum.

okumak için tıklayınız

Çirkin – Mehmet Taşar

Her yandan bahar fışkırıyordu.Ağaçlar önce çiçeğe, sonra yaprağa durmuş, kara, ıslak kahve rengi toprak yeşile kesmişti.Uzun kulaklarını sallayarak kalktı Çirkin. Ayaklarını öne arkaya iyice açarak uzun uzun gerindi. Kendine gelmişti artık. Gerinirken kapadığı bal rengi gözlerini açıp sağa sola bakındı.Önce denize doğru bir koşu tutturdu. Sahile vuran dalgaların çekildiği yerlerde izler bırakarak koşusunu sürdürdü.

okumak için tıklayınız

“Duvar” adlı öykü – Jean Paul Sartre

Bizi büyük beyaz bir odaya soktular, gözlerim kırpışmaya başladı, ışık gözlerimi rahatsız ediyordu. Sonra bir masa ve masanın arkasında dört herif gördüm, sivildiler, kâğıtlara bakıyorlardı. Öteki tutukluları dibe yığmışlardı; onların yanına kadar gidebilmemiz için bütün odayı baştan başa geçmemiz gerekiyordu. Aralarında pek çoğunu tanıyordum; ötekiler yabancı olmalıydılar. Önümde duran ikisi yuvarlak kafalı, sarışındılar. Birbirlerine benziyorlardı.

okumak için tıklayınız

Eskiyen – Mehmet Taşar

Yorulmuştum. O yorgunlukta yüzüm de sarkmıştı, kesin. Güneşi çalınmış kentin puslu ve nemli havasında soluksuz kalmak üzereydim. Kaldırım taşlarının ortasından gökyüzüne uzanan, dallarında yüzlerce güvercini saklayan çınar ağcının bedenine yaslandım. Açtığı şemsiyesinin altında tahta sandıktan tezgahına darı paketlerini dizmiş bekleyen satıcıya, güvercinleri yitmiş kaldırımlara, naylon leğenlere doldurulmuş kirli suya, sulandıkça güvercin boklarıyla yapış yapış olmuş

okumak için tıklayınız

Aşk mı, Neydi o? – Celal İlhan

İlk ne zaman gördüm, neden başka bir değil de ona tutuldum? Kendimi çok mu önemsiyor, köyün ileri gelen bir ailesinin çocuğu olmayı abartıyor muydum? Öyle bir vurgun; ince hesaplardan tümüyle uzak, olur mu olmaz mı kaygılarına kulak tıkayacak denli sert ve acımasız olmasıyla mı anlatılabilirdi yoksa? Bilmiyorum. Nasıl başladığını da bilmiyorum aslında.

okumak için tıklayınız

Bir Top Anahtar – Doğan Soydan

O sabah Korkunç bir sarsıntıyla uyandık. Hanım benden önce sıçrayıp kalktı yataktan. Hem, ?deprem oluyooo!? diye bağırıyor, hem merdivene doğru koşuyordu. Telaşla ben de yataktan fırladım, koşup kolundan yakaladım. ?Korkma! Bak geçti işte! Korkma!? dedim, ama o, beni de sürükleyerek kaçmaya uğraşıyordu daha. ?Yahu dışarı gömgök buz! Sabahın köründe bu incecik gecelikle nereye gideceksin! Dur

okumak için tıklayınız

Kumrucu ? Celal İlhan

Kira ödemeden oturduğu evinin derme çatma balkonunda; solunda Ankara Kalesi, karşısında ünlü ?Hacı Bayram Külliyesi?, tıkınırken her zamanki gibi kumrularıylaydı Şaban. Balkon küpeştesi yerine uzattığı kirli tahta parçasının üstüne kuşyemini avuç dolusu döküyordu. Davetine aşkla uyulduğu kanat şapırtılarıyla duyuruluyordu ona. Yer sofrasındaki kıymalı patlıcan, yeşil salata ve rakı bardağı; sert gagalardan, tepinen pençelerden sıçrayan yemle

okumak için tıklayınız

Ben Şapkamı Çıkarmam – Doğan Soydan

Sabahın bu er vaktinde karakolun bir odasında toplanmış bekleşiyorlardı. Beşkaya Köyü muhtarı Kazım Amca daha gelmemişti. O da gelirse otuz kadar köy muhtarı bir arada olacaklardı. Yeterince sandalye olmadığından hepsi ayakta ve herkesin şapkası elindeydi. Şapkalarını çıkarınca, kör makasla acemice kesilmiş saç tıraşları da açığa çıktı. İçlerinden bazıları birbirine bakıp bu tuhaf hallerine gülüyorlardı. Muhtarların

okumak için tıklayınız

Yatağın Ortasında – Celal İlhan

Girip çıktığımız her evde içimin burkulmasına, yüreğimin sızlamasına bir türlü engel olamıyorum. Her şey yanlış gibi görünüyor. Kızların umarsız, yüzsüz, çıplak halleri dokunuyor bana. Yanlış olan, buralara gelmeden önce, herkes gibi kafayı iyice çekmemiş olmam belki de. Arkadaşlarım, mutlu olduğumu görmeden otele dönmeyeceklerini, ne yapacaksam yapmamı istiyorlar. Üzümün sapı armudun çöpü diye kendilerini oyaladığımı söyleyerek

okumak için tıklayınız

Türküler? – Celal İlhan

?Burası Ankara,? dedi yorganla güreşirken, ter içindeydi. Damadının evine konuktu. Uyku, tavşan gibi ürkek, uçurumda bitmiş bir tutam menekşe gibi erişilmezdi. Köyünde olsa dışarı çıkar, dere boyunca hışırdayan söğüt-kavak dallarıyla konuşarak bir aşağı bir yukarı gidip gelir; olmadı, Aşağı Pınar?ın buz gibi suyuyla yüzünü yur, içindeki sıkıntıyı atardı. Yüreği azgın, sırnaşık bir sorunla bunalıyor, söküp

okumak için tıklayınız

“Bizim Radyo” – Doğan Soydan

Köse İsmail aylardan beri evden dışarı çıkmıyor, atölyeye gelip gidenlerden başka kimseyle ilgilenmiyordu. O sabah hanımına: ?Kara Kâhya yeni bir radyo almış diyorlar. Hem ona bakacağım hem de bir paket tütün alıp döneceğim; müşteri gelirse beklesin,? dedi. Evin on beş-yirmi adım ötesinde komşusu Şeytan Ali ile Kılıçoğlu, ağız ağza vermiş söyleşiyorlardı. Köse İsmail?i görünce konuşmayı

okumak için tıklayınız

Ankara?ya Ağlamak – Celal İlhan

Cumhuriyetimizin kuruluşunu gerçekleştiren şanlı I. TBMM binası yaklaşık beş yüz, valilik hizmet binasına yüz metre uzaklıktaki; altı mahallenin birleştirilmesiyle (İsmet Paşa, Turgutreis, İzzetin, Köprübaşı, İnkılâp, Altıntaş) Hacı Bayram adını alan mahalleyi gördünüz, sokaklarında dolaştınız mı hiç? Birçoğunuzun, ?Cenaze kaldırmak için Hacı Bayram?a çok gitmişimdir. Görmeyi istediğim halde caminin gerisinde kalan o yoksul, gizemli,

okumak için tıklayınız

Kırca’lık Hikâye – Celal İlhan

Seçimler yaklaştı ya evde, kahvede, parkta, otobüste siyasetten başka bir şey konuşulmaz oldu. Ben de öyle yaparsam kimse kusura bakmasın.  Kendi evleri Dikmen’de ama iki çocuklu kızı bizim mahallede oturuyor küçük baldızın. Eşim kendininkilerden ayırmaz kardeşinin kızını. Kızlarının evine gelmişler, biraz rahatsız mıymış neymiş. Bizi de çağırdılar oturup konuşalım, sohbet edelim diye. Benden küçüktür bacanak,

okumak için tıklayınız

Turna Görmek – Celal İlhan

Kış boyu süren, hiç birini kaçırmadığım Cem Törenleri?nde adını sıkça duyardım. Deyişlerde, sohbetlerde sevgiyle muhabbetle söz edilirdi onlardan. Dertli öter, dertleri deşerlerdi. Hazreti Pirin avazı, yalnızca onlardaydı. Gurbetteki sevgililere selam göndermek, gurbete çıkanlara yol arkadaşlığı etmek için yardım umulurdu onlardan. Bir dilekten çok yalvarma gibi gelirdi bana ?Eğlen turnam eğlen beraber gidek? seslenişi. Bizim oralarda

okumak için tıklayınız

Çukurca’nın Yolları 2 – Doğan Soydan

Dikişi sökülmüş, altı delinmiş ayakkabılarım ayağıma yük olmaktan başka işime yaramıyordu. Ayaklarım iki aydan beri yağmur, kar içinde. Birgün başım ağrıyor, birgün dişim? Burnum, boğazım tıkalı. Oysa gençliğimin en taşkın çağını yaşıyorum; taşı sıksam suyunu çıkarmam gerekirken, bir şekeri bile bölmeye gücüm yetmiyor. Arkadaşlar, hastalığımı gözümde büyüttüğümü sanıp, bana inanmıyorlar.

okumak için tıklayınız