Çay yaprağının dilinden Kalk Gidelim: Rize

Esra Alkan’ın rehber kitaplarının dördüncüsü olan ?Kalk Gidelim Rize?, çay yaprağının dilinden çayın öyküsünü, Rize?nin yaylalarını, ağaçlarını, eşsiz doğasını anlatıyor.

Esra Alkan, ülkeleri, insanları tanıma merakını, çocuk ruhunu erişkinliğine taşımış bir yazar. Çocuklar onu ?Kalk Gidelim? adlı seyahat ve kültür programlarından tanıyor. Yalnızca çocuklar değil, meraklısı da dağlar tepeler aşıp yurdumuzun dört bir yanında ve yurtdışında hazırladığı ve sunduğu belgesellerle tanıyor onu.
?Kalk Gidelim? belgesellerinde tanıtılan dört ilimiz Düzce, Mardin, Sinop ve Rize, rehber kitap, kaynak kitap olarak okurlarıyla buluştu.

Rehber kitapların dördüncüsü olan ?Kalk Gidelim Rize?, çay yaprağının dilinden çayın öyküsünü, Rize?nin yaylalarını, ağaçlarını, eşsiz doğasını, tarihsel geçmişini, Karadeniz insanının mizah yönünü, elbette Karadeniz?in ünü dünyayı tutmuş ?hamsi paluğu?nu da anlatıyor. Çocuklarla, gençlerle iletişimini ve hedeflediklerini soruyorum Esra Alkan?a.

»Belgeselleri kitaplaştırma düşüncesi nasıl doğdu?
Hep vardı… Başka dünyaları merak etme duygum, yıllar içinde benimle birlikte çoğaldı, eksilmedi. Çocukken sözlü paylaşırdım gezip etkilendiğim yerleri. Hatta arkadaşlarım, “Biz de gittik ama sanki hiç görmemişiz” derlerdi. Yetişkin olmazdan önce daha çok söze dökerek anlattıklarımı ?gün gelecek yazarak paylaşacağım?ın hayaliyle süslerdim. Nitekim TRT1’de çocuklarla yaptığım ?Kalk Gidelim? seyahat programları bana tam da bu olanağı sundu. Görsel anlatımdan da çok keyif alıyorum. İzleyiciyi yakalıyor; ancak kitap geleceğe kalan en net doğum. 63 bölümlük programlar çektim Anadolu?nun çeşitli kentlerinde, köylerinde. İl il çektiğim yerlerin kitap hazırlıklarını da yapıyordum bir yandan. Hazır gitmişken araştırmalar yapıyor, bölge insanlarıyla konuşuyor, bilgi ve belge topluyor, bir televizyonun haftalık programı için gerekmediği kadar geniş tutuyordum malzemeyi. Derken, TRT Belgesel kanalına geçtim ve TRT?1’de çocuklarla birlikte yaptığımız ?Kalk Gidelim? programlarını sonlandırdık.
Söz uçar, yazı kalır! Seyahat kitaplarını kaleme alma zamanı gelmişti artık. Yazarken tekrar yaşıyorum program yaptığım yöreleri; sanki farklı geziniyorum. Doğanın dili, gözü oluyor yüreğim. Rize kitabımı yazarken, tamamen bir çay yaprağıydım. Dünyaya yaprağın gözleriyle bakıyordum, sesim derinden geliyordu. İlk günler ürkmedim desem yalan olur. Daha doğrusu yabancıladım, garipsedim halimi. Her kitabımda doğum gibi sancılar oluyor ama çabuk unutuyorum ve her bir kitaba oturduğumda her şeyi ilk kez yaşıyormuş gibi şaşırarak gözlüyorum süreci.

»Belgesel çektiğiniz yörelerde çocukların, gençlerin ilgisi, katılımı var mıydı? Nasıl bir geri bildirim aldınız?
Programın formatı, gittiğimiz ilin ilköğretim çocuklarıyla buluşarak o ilin turizminde önemli olan arkeolojik ve tarihsel değerlerini coğrafya ve insan üzerinden yörenin çocuklarıyla birlikte izleyiciye aktarmaktı. Programı gerçekleştirebilmek için çekime gitmeden okullarla ilişki kurup pek çok çocuğa bir çırpıda ulaşmış oluyorduk zaten. Çekimlere katılacak çocukların heyecanı arkadaşlarına da geçiyordu. Ortalama 5-6 gün kalıyorduk kentte. Yerel basının ilgisi hızla çocuklar ve yetişkinlerin de merakını tetikliyordu. Program, öncelikle çocukları ve gençleri içine alırken onların anne babaları ve akrabaları da sıkı takipçilerimiz oldular. Öylesine yararlı oldu ki birlikte program yapmak, çok çekingen, içe dönük çocuklara özgüven aşıladı, kendilerini rahatça ifade edebilen ?Kalk Gidelim? çocukları grupları oluşturdular Facebook’ta. İlkokul yıllarında programa katılan çocuklarım şimdi üniversite sınavlarına hazırlanıyorlar. Özel hayatları dahil, pek çoğundan bilgim var; birbirimizi ararız. Fobileri, kaygıları olan çocuklardaki değişiklikleri aylar sonra sevinçten ağlayarak anlatan anne babalar oldu.
“Kalk Gidelim”in kitaba evrilmesiyle bütün çocuklarla birlikte kitabı yazılan illere topluca seyahatlerimiz başladı. İlk uçak deneyimlerini yaşayanlar, ilk kez annesinden babasından ayrı geziye çıkanlar yanında birbirlerini televizyonda gören çocuklar bizzat tanışıp arkadaş oldular bu seyahatler sayesinde. Örneğin Mardin?i yazdığımda diğer illeri çekerken programlarımıza katılan çocuklar Mardin?e geldiler. Mardinli ?Kalk Gidelim? çocukları rehberlik etti arkadaşlarına. Ben de İstanbul?da yaşayan tiyatro, sinema oyuncusu, yönetmeni ve gazeteci-yazar arkadaşlarımla birlikte Mardin?e gittim. Hem kitabımız için toplanmış olduk hem de çocuklar televizyonlarda gördükleri sanatçı ve yazarlarla dolu dolu 3 gün geçirdiler, dostluklar kuruldu, iletişimleri devam ediyor. Kendi aralarında bir problem çıkınca, Esra Abla duysa üzülür, diye çözme yoluna gidiyorlarmış. Yaşadıklarımızı hiçbir şeye değişmem. Zorlukları vardı tabii; ama çocukların yüzünde birlikte bir iş yapmanın, bir amacı gerçekleştirmenin verdiği mutluluğu görmek var ya; ?Yaşamak budur? dedirtiyor insana.

»Kitaplarınızda tanıttığınız illerin tarih öncesine yolculuklarınız var. Sanırım arkeoloji eğitiminizden gelen bir tutku.
Arkeolojiye hep meraklıydım. Sarı levhaları hiç atlamazdım şehirlerarası yolculuklarda. 3-5 arkadaş tatile çıkmışsak, önce hep birlikte ineriz arabadan arkeolojik önemi olan yerleri görmek için… Sonra gittikçe benimle dağ tepe çıkan azalır, en nihayetinde ben yalnız dolaşırım, onlar aşağıda beni beklerlerdi. İstanbul Üniversitesi Arkeoloji bölümüne girince pek mutlu oldum. Üniversite eğitimi konusunda düşüncemi soran çocuklara da hep arkeoloji okumalarını öneririm. Mühendislik, doktorluk, eczacılık gibi bir idealleri yoksa, arkeoloji eğitiminin kazandırdığı zengin bakış açısı, görünenin arkasındakini sezinleme yetisiyle her istediğiniz işi daha farklı yapabiliyorsunuz. Ayrıca sosyal ve fiziki antropoloji okudum, insanı bütünledim böylece. İnsana ilişkin sorularımın yanıtlarını da daha kolay yakalıyorum gibi geliyor bana. Gerek kitaplarımı yazarken, gerek belgesel filmleri çekerken normal bir ekipte olması gereken 3 kişinin işini tek başıma yapmayı tercih ediyorum. Yazdığım seyahat kitapları da aslında bir araştırma işi olduğundan ekip gerektirir. İnsanları, kalabalıkları çok severim ancak fazla sayıda insanla çalışmayı hiç sevmem. Yaptığım işin ruhunu kaybedeceğimden korkarım. Her iki işimde de yani yazmak ve çekmek; o yerin arkeolojik değerleri öncülük ediyor bana. Tarihi, coğrafyası, yeme içme kültürü, florası, faunası, arkeolojisinin açtığı yoldan ilerliyor. Espri yeteneği müthiş olanlar, arkeologlara ?mezar kazıcı? derler bilirsiniz. Ancak, arkeolojinin önemini daha iyi kavramış bir toplum olaydık, bugünkü siyaset böyle mi olurdu?

***

Niyetim 41 ili yazmak

»Yolculuklarınız devam edecek mi? Başka hangi illeri tanıyacağız?
TRT?de 63 program yaptım. Çocuklarla olanları 41 ili kapsıyor. Bu sebeple niyetim 41 ili de yazmak. ?Kalk Gidelim? seyahat kitapları rehber kitaplardır. Simgeler dile gelir. Bazen Sinop’ta, Düzce’de, Mardin’de olduğu gibi birbirlerine verirler sözü, bazen de Rize’de olduğu gibi en belirgin simge alır sözü ve o anlatır insanını, coğrafyasını, arkeolojisini, tarihini ve yeme içme kültürünü. Dile gelirken doğa, ben susar kulak kesilirim. Kulak kesilirim ki hiçbir şeyi atlamayayım okuyucusuna geldiği gibi aktarabileyim.
Rize, dördüncü kitabım. Varlık Yayınları?nın seyahat kitaplarıma talip olması gönendirdi beni. Ülkemizde çocuk edebiyatına değer verenlerin başında gelen, kitap okuyan kuşaklar yetişmesine katkıları olan bir yayınevim olduğu için ayrıca mutluyum.

NEMİKA TUĞCU
3 Ağustos 2014, http://www.birgun.net/

Yorum yapın

Daha fazla Söyleşi
Karadeniz’deki klişeler imparotorluğu yıkılıyor

Uğur Biryol yeni kitabı ?Karadeniz'in Kaybolan Kimliği?nde birçok boyutuyla, Karadeniz'in yitik çehrelerinin izini sürüyor. Popüler kültürün dayattığı klişelerle boğulan ve...

Kapat