Corono Aşısına Kadar Neler Yaşanabilir? Dr. Suat Kamil Aksoy

Önce şu sürü bağışıklığı konusuna değinmek gerek. Yaşamakta olduğumuz
olayın bir çok bilinmeyeni var. Daha doğrusu kesin olarak bilinmeyeni
var.

Bu virüsün insanları ne oranda öldürdüğünü tam olarak henüz
bilmiyoruz. Bu konuda tahminlerimiz var. Örneğin yüzde dörtten az
olduğunu kesin olarak biliyoruz. Yüzde dört virüsle ilk mücadelenin
yaşandığı Çin örneğindeki pozitif olgu ve toplam ölen insan sayısı
arasındaki basit orantıya dayanıyor. Yapılan sıkı çalışmalara rağmen
virüse yakalananların tümüne erişilememiş olduğunu biliyoruz. Bu
örnekten yola çıkan istatistik düzeltme çalışmalarıyla virüsün
öldürücülüğü konusunda binde 6,6 gibi bir oran saptanıyor. Son olarak
dünya sağlık örgütünün yaptığı açıklamalara bakarsak oranın binde 10
civarında olduğu beyan ediliyor.

İtalya örneğinde bu oran çok daha yüksek görünmekle birlikte buradan
elde edilecek istatistiğin sağlık hizmetlerinde yaşanan kapasite
aşılmasının yaratacağı olumsuz etkileri içereceği dikkate alınmalıdır.
Bu nedenle biraz yanıltıcı olacaktır.

Gerçeği anlık olarak öğrenebilmek için klasik yöntemlere
başvuramıyoruz. Bunun için olayın geçmişte kalmış olmasına ihtiyaç
var. Şu an için sadece yaklaşımda bulunabilecek olağan olmayan
yöntemler kullanabiliriz. Bunlardan birisi filiasyon çalışmasında
temaslı kategorisinde yer alan pozitif bir kitleyi izlemeye almaktır.
Bu işlem geriye dönük olarak da yapılabilir. Gerçeğe yakın bir sonuç
elde edebilmek için bu temaslıların herhangi bir semptom göstermesi
şartına bağlı olarak teste tabi tutulmuşlardan olmamaları gerekir.
Temas derecesinin yakınlığı gibi bir koşulun var olması yeterli
olabilir. Bu listedekilerin başlarına ne geldiğine bakılarak gerçek
ölüm oranı ve sağlık bakımına ihtiyaç duyma oranları gerçeğe yakın bir
biçimde saptanabilir. İzlemenin yirmi otuz günü kapsaması
sonuçlanmamış olguların da sonuçlanmış olanlarla kıyaslanarak
netleştirilmesi olanaklıdır.

Rastgele alınacak bir nüfus kesitinde antikor bakılarak ve bu
nüfustaki ölüm ve pozitif olgu miktarlarına göre hem öldürücülük hem
de nüfustaki yayılma ölçülebilir. Bunlar alınacak önlemleri önemli
derecede değiştirebilecek bilgilerdir. Olay ilk başladığında virüsün
Gripten daha tehlikesiz olduğu da konuşulmuştu. Belki doğrudur. Ama
böyle gripten on kat daha az yada on kat daha fazla öldürücü olduğu
yönündeki fikirlerin varlığı net bir tutum alınmasını da
zorlaştırmaktadır. Kimi ülkelerin liderleri önemsiz bir olayı aşırı
önemseme hatasına düşmeme davranışı sergilemektedir.

Şimdilik bu konuyu geçelim. Orantının ortalama binde 10 olduğunu kabul
edelim. Zira bu konudaki en üstteki örgütlenmenin yani DSÖ’nün ortaya
koyduğu rakam Şu an için budur. Biz de bu çerçevede fikir
yürütebiliriz.

O halde virüs tüm dünyayı sardığında dünya nüfusunu 7,5 milyar var
sayarsak virüsün 75 milyon can alacağı anlamına gelir. Biz şu an
itibariyle her ölen başına ne kadar hastane yatışı olduğunu ve
bunların hastanede kalış sürelerini bildiğimiz için ne kadarlık bir
sağlık hizmeti gerekeceğini hesaplayabiliriz. Bu konuda kaygılanmak
Hükumetlerin işidir.

Biz sürü bağışıklığı konusuna dönelim. Varsayılan şey toplumun üçte
ikisinin hastalığı geçirmesi halinde geri kalan üçte birine virüsün
bulaşmasının çok sınırlanacağı yönündedir. Konuya düz bakarsak 50
milyon kişi ölecek 25 milyon kurtulacaktır. Akıllara hemen belirli
bir yaş üzerindekilerin ölümler içerisindeki ağırlının yüzde 80 olduğu
gelecektir. Yani potansiyel 60 milyon ölüm ileri yaşa aittir. Böylece
biz ileri yaştakileri koruyabilirsek geriye kalan 15 milyon kişiyi
gözden çıkararak sürü bağışıklığından faydalanabiliriz. Bunların da
sadece 10 milyonu ölecektir.

Böyle bir fikre gizlice ya da açıkça eğilim gösterenler olabilir. Bu
eğilim dünyanın tün ileri yaşlılarının diğerlerinden izole
edilebileceğini hayal etmiş olmaktadır. Dünya pek ala Çin’e
sınırlarını kapatabilirdi. Bu bile çok daha gerçekçi bir fikir olurdu.
Sınırlı sayıdaki kapıları kapatamamış olan insanın milyonlarca kapıyı
güvenli bir biçimde kapatabileceğini hayal etmesi saçma olacaktır. Bu
hayal elbetteki bedelden sakınmak üzerine kuruludur. Ancak olanaksız
olması bir yana on milyon kişiyi feda eden bir hayaldir.

Çok bellidir ki sürü bağışıklığı beklentisi kendisini çaresizliğe
mahkum hisseden bir psikolojinin ürünüdür. Bu psikoloji aynı zamanda
virüsün öldürme kapasitesinin çok düşük olduğuna inanma eğilimi
göstermektedir. Aslında sürü bağışıklığı düşüncesi aşı yapılırken
kişi onaylarına ihtiyaç duyulmasının ve kimi kişilerin de bu onayı
vermeme olasılıklarının bir telafi yolu olarak doğmuştur. Ya da tam
tersine böyle bir şey olanaklı olduğu için kişilere aşı konusunda
onaylarının sorulmasının yolu açılmıştır. Gerçekten bu yöntemle bir
çok kişi aşıyı kabul etmese bile toplumu bazı bulaşıcı hastalıklardan
aşıyı kabul edenler sayesinde koruyabileceğimizi biliyoruz. Zaten aşı
olmayarak kişi hasta olmayı kabul etmiştir sonucu ölüm bile olsa
herkes kendisinden sorumludur. Bu daha demokratik olmayı arzu eden
insanlığın politik ideallerinin Çıkarlarıyla da uyumlu bir durumdur.
Güzel bir uzlaşma.

Ülkelerde genelde otoriter yönetimlerin egemen olmasına karşın insan
sağlıkta otoriter olmayan yöntemleri kullanmakta güzel bir başarı
yakalamış durumdadır. Sürü bağışıklığı aslında sağlık bilimlerine
değil toplum bilimlerine ait bir kavram olmalıdır. Gerçekten
demokratiktir. Ne ilginç ki otoriter liderler bu çok demokratik fikre
hemen atlamıştır. İnsanlık bilimin otoritesine karşı edinilmiş olan bu
zaferi şimdi kan banyosuyla kutlamaya hazırlanıyor.

Virüsün öldürücülük ve yaygınlık oranını bilemiyoruz belki ama nüfusa
göre ülkelerin durumlarına bakarak çaba gösterildiğinde başarının
olanaklı olduğunun pratik kanıtlarıyla karşılaşıyoruz. Çin örneğiyle
karşılaştırırsak İtalya 165 ölümle kendi salgınını durdurabilirdi.
Aynı şekilde Türkiye 185 kişi kayıpla konuyu çoktan kapatmış olurdu.
Yoğun bakım yeterlilik sorunu hiç konuşulmazdı bile. Bazı bakımlardan
ciddi bir başarısızlık vardır. Almanya güya olaya çok önceden
hazırlanmış ama sayı şu an 2000 üzerinde ve bu başarısızlık dünyanın
en disiplinli davranabilecek ülkesine ait. Tüm bunlar sürü bağışıklığı
inancının eseri. Belki de Merkel inancında haklıdır. Ama bu inanç
çerçevesinde gerektiğinde şu an ölmüş olan fazladan 2000 vatandaşı
gibi ölmeyi de kabul etmiş olur.

Görüldüğü üzere aşısız sürü bağışıklığı katliam gibi bir şeydir. İnsan
elbetteki önemli bir genetik mirasa sahiptir. Ancak doğadaki en
donanımlı canlılardan sayılamaz. İnsanın karşısında hiç bir çaresinin
olmadığı mikroplar vardır. Bu mikroplarla tüm insanlığı bir doğal
seçilim ya da sürü bağışıklığı macerasına soksak geride tek bir insan
bile kalmayabilir. Her mikrop corona kadar insaflı değildir. Bu açıdan
insan kimi tehlikelerden ancak kaçınarak korunabilir.

Gelelim nüfusun üçte ikisinin bağışıklık kazanması halinde ki bu aşı
ile de olabilir, geriye kalan üçte bir insanın da sürü bağışıklığının
bir sonucu olarak virüsten korunabileceği fikrine. Çok açık ki virüs
insandan insana doğrudan ya da dolaylı temas sayesinde bulaşmaktadır.
İnsanlar arasındaki mesafe ne kadar artarsa bulaşma o kadar
azalmaktadır. Hatta belli bir mesafeden sonra bulaşma
imkansızlaşmaktadır.İşte her bağışıklık kazanmış insan diğer insanlar
arasındaki bulaşma mesafesini artırmak suretiyle bulaşmayı çok ya da
az zorlaştırmaktadır. Ancak her virüs aynı değildir. Doğal ki çok
bulaşıcı olan virüs bu bakımdan daha yüksek bir orandaki kitlenin
bağışık olmasını gerektirebilir. Bizim örneğimizde bu gerçeği
deneyerek öğrenmeye kalkışmamız yine milyonlarca kişinin ölmesine yol
açabilir. Hatta şu an tam da böyle olacak gibi görünüyor.

Acı faturadan kaçınmak için şu an yapılabilecek şeylerden birisi
yayılmayı yavaşlatıp aşı üretilene kadar zaman kazanmaktır. Ancak
burada da bir sorun var. Elimizdeki ölüm oranına göre bakarsak mevcut
ölümler bundan on beş yirmi gün önce Yaklaşık on milyon insanın virüse
yakalandığını göstermektedir. Alınan önlemlerin hızı ne kadar
yavaşlattığını bilmiyoruz. Ancak şu an yaklaşık 100 milyon insanın
virüse yakalanmış olduğunu düşünebiliriz. Önümüzdeki bir iki ay
içerisinde hızı çok düşüre bilmiş olsak ve 200 milyon kişinin virüse
yakalanmasıyla bu zor zamanları atlatsak geriye virüsle karşılaşmamış
7300 milyon insan yani neredeyse insanlığın tamamı kalacaktır. Toplam
iki milyon kişi öldükten sonra hep birlikte tekrar patlamaya hazır bir
pandemi bombasıyla burun buruna yaşamaya başlayacağız demektir.
Bu ne kadar sürdüreceğimizi bilmediğimiz bir mesafeli titiz yaşam
sürecidir. Ne kadar katlanabiliriz bilinmez.

aşı üretilip üretilemeyeceği konusuna gelelim. Varsayım odur ki bir
iki yıl içerisinde bu mümkündür. Ancak bu süre her şeyin yolunda
gitmesine bağlıdır. Burada herhangi bir engelle karşılaşırsak ne
olacak sorusu ortada durmaktadır
Aşının üretilmesi halinde ne kadar bağışıklık sağlayacağı da önemli
bir sorundur. Hatta hastalığı geçirenlerin ne kadar bağışık
kalacakları da şu an için bilinmiyor. Varsayım bir iki yıl yönündedir.
Ancak bu varsayımların tutmaması durumunda ödenecek faturanın
ağırlaşacağı da çok açıktır.

Nasıl olsa bilim çaresini bulur rahatlığına yaslananlara bilimin tıp
alanında tek bir çözüm bile üretemediği hastalıkların var olduğunu
hatırlatmak gerek.

Ancak elimizde çok geleneksel ama tam olarak uygulanabildiğinde çok
etkili bir yöntem var. Bunun için bir labaratuarda herhangi bir keşif
yapılmasına da gerek yok.

Hastalığın izini sürüp bulaştığı insanları ve onların çevrelerini
karantinaya almaktan bahsediyoruz.

Şu an yaklaşık yüz milyon insanın virüse maruz kaldığını tahmin
ediyoruz. Bunların tümünü karantinaya alabildiğimizde geriye kalan
insanların tümü normal yaşamlarını sürdürebilirler. Sıkı bir takiple
bu sayıyı çok azaltmak ve yok etmek mümkündür. Tüm ülkeler bunu
yapmayabilirler. Ancak bu konudatitizlik göstermeyen ülkelerin aşı
bulunana kadar izole olmaya katlanmaları gerekecektir.

Aslında şu an tüm ülkeler böyle bir çalışmaya yönelmek yerine kolay
bir çözüm aranışıyla zaman kaybetmektedir. Sürü bağışıklığı aşı ilaç
sokağa çıkılsın çıkılmasın filan derken kaybedilen zaman kaçınılmakta
olan işleri geometrik bir hızla büyütmektedir.

İz sürme ve karantina sadece sağlık sisteminin değil tüm toplumun
zihnine ikna edici bir biçimde kazınmalıdır. Bu yöntem hastalık
etkeninin ne olduğuna bağlı olmayan net ve kesin bir çözümdür. Aslında
insanın bağışıklık sisteminin yaptığı şey de bu davranışın mikro
versiyonudur.

Zor görünse bile bir anda distopik bir ortama dönüşen dünyada normal
yaşama geri dönmek için bu yolda kararlı bir biçimde yürünmesi
gerekiyor. Ortaya çıkabilecek bu türden başka mikrobik etkenler için
tüm insanlığın böyle bir alışkanlığı ya da kültürü edinmesi olanaksız
değildir.

Madem böyle bir yola girmek zorundayız. Sadece corona için değil
benzer yollarla pandemi yapan ama daha tehlikesiz görünen virüsler
için de aynı çalışmayı eş zamanlı olarak yürütmek mümkün olabilir.
İnsanlık kalabalık ortamlarda yaşamaktan vazgeçmek istemeyeceğine göre
böyle ortamları kullanarak yayılan ve can sıkan tüm etkenlere karşı
toplu bir savaşa girişilmesi maliyet ve kazanın bakımından çok daha
avantajlı sonuçlar üretebilir.

Şöyle düşünelim, bu günden sonra bir çalışma ortamında hafif bir ateşi
olan halsizliği vb olan birisi gerçekte ne olduğundan bağımsız olarak
şüpheli vaka olacak ve iyileşene kadar evine çekilmesi gerekecektir.
Bu grip bile olsa artık risk alınamaz. Hafif ishal olan kasları
ağrıyan birisi artık mesaiye kabul edilmeyecektir. Bu nedenlerle
oluşacak istihdam kaybı doğrudan hasıla kaybı demektir. Özetle corona
için yapılması zorunlu olan temizlik çalışmasına başka parametrelerin
eklenmesiyle elde edilecek kazanımlar böyle köklü bir mücadelenin
maliyetlerini büyük oranda karşılayacaktır. Dünyanın şu anki ekonomik
kasılmayı bir çok defa ve bir çok yıl boyunca yaşamak zorunda kaldğını
hayal ederek potansiyel maliyet anlaşılabilir. Çok bilinen bir şey
var. Koruyucu sağlık davranışı tedavi edici yaklaşımdan her zaman daha
ucuzdur.

Diyelim ki dünya bu yoldan gitmemeye karar verdi. Olacak olan çok
basittir. Ölüm sayılarının yükselmesiyle politikacılar önlemleri
artıracak. Ardından virüs geriletilecek. Duruma göre toplum üç beş ay
içerisinde normale döner gibi olacak. Ardından yeni bir salgın
başlayacak. Tekrar kontrolden çıkar gibi olacak ve Yeniden sıkı
önlemler vb.

Aşının bulunmaması halinde virüs tüm dünyada bu bakımdan yaşamın
normale dönmesini belki de onlarca defa kesintiye uğratacaktır. İkinci
dalga üçüncü dalga gibi şeyler an itibariyle konuşulmaya başlandı.
Ancak geçmiş deneyimlere benzetilerek salgının üç dalga yaptıktan
sonra sona ereceği sanılmaktadır.Bu da saçma bir fikir oluyor. Çünkü
geçmiş salgınlar ilk dalgalarını tüm nufusa ulaşarak yapıyorlardı. Bu
virüsün ilk dalgası böyle bir şey yapmadan sona ereceği için
tamamlanmamış olacaktır.

Tüm bu söylenenler DSÖ tarafından bir kaç gün önce yapılan uyarının
gerçeği yansıttığı varsayımına dayanıyor. Bu uyarı geçerliyse
insanlığın önündeki sorun ve çözümü bellidir. Uyarı bu bakımdan tam
zamanında yapılmış olmaktadır. Umursanmaması halinde fatura çok ağır
olur. Eğer DSÖ abartıyorsa bu konu sadece sürü bağışıklığına mani olan
ülkelerde mani olma dereceleri çerçevesinde uzayarak sürüp
sönümlenecektir. Bunun faturası ise daha ağır olarak ileride ödenir.
Çünkü DSÖ ikinci kez önemsiz bir olayı abartmış olacak üçüncü ama
haklı olduğu bir konuda hiç bir bağlayıcılığı kalmayacaktır.
İşte bir de bu sorunun çözümü gereklidir. Dünyada en doğru ve sağlam
bilginin tek bir alarm merkezinde sağlıklı bir biçimde üretilebilir
hale gelmesi gerekir.

Dr. Suat Kamil Aksoy

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here