Kapital’in Formülleri: Üretken Tüketim Ya da Değer Aktarımı Üzerine – Suat Kamil Aksoy

Kapital benim yazdığım yazılarda ele aldığım konularla ilgili ayrıntılı muhakemeler içermektedir. Ben mümkün olduğunca kısa ve özet bir biçimde hem anladıklarımı hem de düşüncelerimi dile getirmeye çalışıyorum. Marks’ın tercih ettiği anlatım ve vurguları başka türlü olsa da, yazdıklarımın Kapital ile uyumsuz olmadığını düşünüyorum. Uyumsuzluk ya da yanlış anlama tespiti olan varsa fikrini açıkça söyleyebilir. Benim için de yararlı olur.

Sorumuzu hatırlarsak, 80+10+10 formülü 50 işçinin yada çalışma saatinin 10+10 değer ürettiği 80 eski değeri, yada cansız emek zamanını ürüne aktardığı ilk kurgu, ve 50 emek zamanının 40+5+5 şeklinde s+d+a üretim alanlarına dağıldığı ikinci kurgu nasıl uzlaştırılacak. Uzlaştırma girişiminden önce durumu daha da karmaşıklaştıracak bir kurgu daha yapalım. İlk kurguda 80s kumaş piyasadan alınmıştı. Sermayenin genel yapısının 8+1+1 şeklinde olduğunu varsaymıştık. Bu durumda 80s kumaş için 64+8+8 şeklinde bir bileşim sözkonusu olur. Devamla 64s iplik için de 51,2+6,4+6,4 varsayılmış olur. 51,2 pamuk için diye diziyi sonuna kadar uzatırsak s bölmesi sıfıra indirgenmiş olur. Oluşan bütün dizilerin toplamını toplam toplumsal ürün olacak şekilde toplarsak 80s+10d+10a şeklindeki bileşim yerine 50d+50a şeklinde bir bileşime ulaşmış oluruz. Yürütülen mantığın sadeliği ulaşılan sonuçları akla yakın kılmaktadır. Bu akla yakınlık bazı iktisatçıların kendilerinden emin bir şekilde hatalı şeyler söylemelerine yol açmıştır. Örneğin 50d+50a sonucuna varmışlar açısından yıllık toplamm ürünün ücretler ve artıdeğerin toplamına eşit olduğu yanlışına varmak çok kolay olmuştur. Emek zamanının 40s+5d+5a dağılıyor olduğunu görenler için, işçinin günün ilk 8 saatinde sermayeyi yerine koyduğu, 1 saatte kendisi için, kalan son 1 saatte de artıyı üretmek için çalıştığı şeklindeki Son dakikacı fikirler üretmek mümkün olmuştur. Yanılgılı sonuçların burjuva iktisatçılarının sınıfsal körlüğünden kaynaklandığı pekala iddia edilebilir. Ancak bu konularda fikir yürüten iktisatçıların değerin kaynağının emek olduğunu savunan burjuva iktisatçıları oldukları unutulmamalıdır. Ayrıca iktisat konusunda Markstan önce fikir yürütmüş sosyalistler de bulunmaktadır. Kapitalin içerdiği eleştiri zamanın sosyalistlerinin yanlış fikirlerini de kapsamına almaktadır.

Şimdi üretimin mikroskopisine bakalım. Elimizdeki 50 emek zamanını parça parça hareket ettirelim. 5 emek zamanının 1. parçasında 1d+1a üretilir. Bu sırada üretim makinasından 8s tahrip olmuştur. Kalan 4 emek zamanında verilen hasar giderilir. Dilersek ölçeğimizi küçültebiliriz. 0,5 emek zamanı vb gibi… Sonuç değişmez. Hasar ve düzeltilmesi birbirini götürürler. Geriye 5 emek zamanının 1d+1a üretmesi kalır. Emek zamanının bölünmesi gibi görünen durumu istersek eş anlı işin bölünmesi olarak, bir işçinin kollarıyla çalışırken, ayaklarıyla da pedal çeviriyor olması durumu gibi bir bölünme de düşünebiliriz. Emek gücünün 1 güç niceliği ellerle işi yaparken 4 güç niceliği sürecin her anında tükenen hareketi yeniden veriyor olabilir. Bu örneğe kadar gelmemizin nedenine gelirsek. Üretim sürecinin sürekli yok ettiği s in sürekli yerine konuyor olması ve bunun bir değer üretimi sayılamayacak olması çok açık olduğu için, pek doğal olarak bu sürecin emekçilerinin değer üretmedikleri fikrinin oluşması mümkündür. Son anlatımda da işçinin kollarıyla değer üretip, ayaklarıyla değer üretmediği gibi abes bir konuya varmış oluruz. Üretken ve üretken olmayan emek konusu bahsi geçen durumdan ibaret değildir ve ayrı bir yazıda ele almayı gerektir. Üretken emek konusu iktisatçıları epey zorlamıştır ve konu bugün de cazibesini korumaktadır. 40+5+5 emek zamanı dağılımı açısından bakarsak. 8+1+1 emekçi dağılımlı bir parçanın hareketi, İki işçi 2d+2a ürünü imal etmek için uğraşırlar. Bu uğraş 16s değerindeki üretim makina malzeme tarhibatı sonucunu vererek biter. 8 işçi oluşan tahribatı gidermek için eş anlı olarak çaba gösterirler. Burada 2 işçi çalışmadığında düzeltici 8 işçinin çalışmasına gerek olmadığı kolayca görülebilir. Yani iki süreç birbiriyle bağlıdır. Burada 1 işçinin ürettiği 2d 8+1+1 işçinin tümünün ücretleridir. Ancak bu 1 işçinin bunu yapabilmesi için bağlaşık sürecin işlemesi gerekir. Emek sürecinin bu iç bağlaşıklığını biz bir işçinin bedenindeymiş gibi düşündüğümüzde de yanılmış olmayız. Bütün emek sürecini tek bir kollektif emekçinin emek süreciymiş gibi görürsek, bu emekçi ayaklarıyla s yenilemesini sağlıyor, elleriyle kendi ihtiyacını üretiyor, beyniyle de artı değeri üretiyor diye düşünebiliriz.

Sonuçta bu kollektif işçinin 50 emek zamanında 10d+10a ürettiğini buluruz. Her emekçiyi bu kollektif emekçinin bir örnek parçası olarak kurguladığımızda kimin değer üretmiş olduğu konusu devre dışı kalır. Bir işçi için bir işgününün d+a olarak ikiye ayrılması ile işçi sınıfının d+a şeklinde iki bölme olarak kurgulanması aynı şeydir. İşçi sınıfının her x kadar faaliyetinin sonucu x kadar 8s varlığını varsayar ve bunu tüketir, yine x kadar 8s+1d+1a üretimi sonucunu verir. Kalan bakiye x kadar 1d+1a dır. 50d+50a toplam ürün açısından doğrudur. Ancak bu ürün oluşurken 80s tüketimi gerçekleşmiştir. Çıkarma işlemini 40s+10d+40s+10a şeklinde yapabiliriz. Emek zamanı 80+10+10 oranında bölünmektedir. Ancak bu toplam zamanın ürettiği net bakiye 10d+10a dır. Kollektif emekçinin toplam zamanının değer olarak cisimleşeceği yer burasıdır. Zira 80s değer olarak vardır. Bunun yok oluşu, varedilişi hem değer değişimi açısından, hemde nesne niceliğinin değişimi açısından bir yenilik içermez. Kollektif emekçi üretim sürecine girerken 80+10 şeklinde hazır değerle başlar, 80s emekçinin üretken tüketimine maruz kalır, 10d tüketilir. 80 korunarak aktarılan değere 20 yeni değer eklenir. Kollektif emekçinin gödesinin hangi kısmıyla ne yaptığı önemli değildir, o 10d ücretini alacak, işini yapacak ve süreçten ayrılacaktır. Burada bir başka soruya geçebiliriz. Değer aktarımı kavramının üretimin tüm içerimleri hakkında doğru bir mantık yürütmeye yaradığını kabul ettiğimiz andan itibaren 10d nin niçin değer aktarımı bağlamına dahil edilmediği konusu gündeme gelir. Aslında olağan muhasebede s+d toplamı döner sermaye olarak bir arada ele alınırlar, dolayısıyla kapitalist açısından her ikisi de aynı şeydir. Biz üretimi önce d nin sonra da a nın üretildiği iki evre olarak ele alalım. İlk etapta 40s tüketilmiş ve aynı miktarda üretilmiştir. Bu sırada 10d üretimi tamamlanmış ancak henüz 5 i tüketilmiştir. Bu aşamadan sonra üretime devam edilmez ise kollektif işçi hayatını kalan 5d yi tüketerek sürdürebilir. Ancak kapitalist kar elde edememiş olur. Tersine bu kalan 5 kar olarak alıkonursa kollektif emekçi yani işçi sınıfı ölecektir. Üretim sürecinin ortasında 40s harcanmış ve yeniden üretilmiştir. 5d harcanmış ancak 10d üretilmiştir. Bu iki sermaye bölmesinin tüketimlerinin sonucu farklıdır. Değer aktarımı bağlamına dahil etmenin bir başka yönden görünüşüne bakarsak. Değer üretimi d+a mıdır, yoksa sadece a mıdır. Bunu anlamak için ise yukarıda 40s+10d işlemi gerçekleştiğinde üretimi durdurmalıyız. Kollektif işçi ücretini elde ettikten sonra üretimi bırakırsa hiç artı üretilmemiş olur. Yani değişim değerinin dayanağını artı emek olarak varsaymaya kalkışırsak işçinin ücretini yarattıktan sonra ceketini alıp evine gitmeye kalkışması durumunda değişim değerine dayanak olacak kriterin ortadan kalktığını görmüş oluruz. Bu şirketlerin kar açıklayamadığı bir ortamda değerin de yok olacağını savunmak gibi abes bir şeydir.

Biz elbette bu karışıklıklara hiç düşmeden Marksın emeği kullanım değeri ve değişim değeri bakımından incelemesine başvurabilirdik. Her meta gibi emeğin de bir değişim değeri vardır ve bu onun varedilmesi için gerekli emek zamanıdır. Emeğin kullanım değeri ise iki açıdan ele alınabilir. Niteliği açısından örneğin terzilik olarak ve bu emeğin niceliği açısından yani harcanan zaman olarak ele alınabilir. Emeğin niteliği üretilen metanın kullanın değerini oluşturur, emeğin niceliği ise metanın değişim değerini oluşturur. Yani temel varsayımımız olan değer=gerekli emek zamanı formülünü elde tutmaya devam edecek isek sermayenin bileşimi içerisindeki s ve d arasında görünüşteki benzerliği bir kenara bırakıp bir ayrım gözetmek durumundayız. Marks çok yerinde bir adlandırma ile s için değişmeyen sermaye, d için ise değişen sermaye demiştir. Üretim sürecinde s değişmeden kalmaktadır, d ise tüketimi ile d+a şeklinde değişmektedir. Kendi değerini artıran değer olarak d ise aslında sermaye değil emektir. Halbuki iktisadi hayat içerisinde değerini çoğaltan değer olma misyonu çelişik bir biçinde sermaye tarafında görünmektedir. Görünmekle de kalmamakta günümüzde sarsılmaz bir gerçeklik halinde yaşanmaktadır. Elde edilen kar hukuk açısından da sermayeye aittir. Aksinin düşünülmesi bile mümkün değildir. Tüm hikayenin üzerinde geçeceği s+d+a bölümlemesinin mantıksal haklılığı konusunu burada tamamlanmış sayıyorum. Sağlama yapmak için bu kadar kafa karışıklığına gerek yoktu diyeceklere herhangi bir sözüm yok. Dileyen Marks’ın daha kolay anlaşılabilir olan anlatımına başvurabilir. Bu yazıyı Marksın iktisadi incelemeye girişirken temel derdinin ne olduğunu özetleyerek bitirmenin uygun olacağını düşünüyorum. Marks kendi öncellerinden aldığı değerin kaynağı olarak emek fikrinin bilimsel bir iddia olabilmesi için iktisadi hayatın tüm alanlarında doğrulanması gerektiğini düşünmektedir. Tüm alan dört kategoriye ayrılır. Bunlar ücretli emek ve sermaye, rekabet ve tekel (toprak rantı) olarak tespit edilir. Değerin kaynağı emek fikriyle çelişik gibi görünen tüm durumlar açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu yapıldığında değişim değeri konusunda tamamlanmış bir teorik yapı kurulmuş olacaktır. Elde boşluk bırakmayan bir teori olduktan sonra somut olguların anlaşılması artık bilimsel bir arkaplana kavuşmuş olacaktır. Marks bu görevi değer teorisinin yaratıcısı iktisatçıların bıraktığı boşluk ve yanlışlara dönük eleştirici bir faaliyet sonucunda tamamlamıştır. Marks iktisadi incelemelerinde yukarıda bahsi geçen dört başlıkta teori oluşturma görevini üzerine almıştır. Kriz teorisi oluşturma konusunda ise Marks kendini görevli hissetmemiştir. Marks’ın burjuva iktisat yazınının 1830 itibariyle krizler hakkında yazın haline dönüştüğü şeklinde bir saptaması bulunmaktadır. Marks böyle bir yazının moda olduğu bir evrede kriz konusunda birşeyler yazmakla birlikte aslen dinazorluk yaparak asıl konuyla ilgilenmiştir. Marks’ta bir kriz teorisi aramak yerine krizleri de anlamaya yardımcı olacak bir yaklaşım aramak daha yerinde bir tutum olacaktır. Örneğin sermaye teorisinin içerisinde çok çeşitli kriz olasılıkları için değinmeler bulunmaktadır. Bunların toplamının bir teori olmadığı kabul edilmelidir. Marks gayet mütevazi bir biçimde temel amacına sadık kalmıştır. Emek-değer teorisinin iktisadi yaşamın tüm olgularında kendini gösterişini açıklamaktan ibaret olan bu amacı gerçekleştirirken değinilen önemli konular vardır. Kapital de değişik bölümlerde kapitalizm içinde sosyalizme işaret eden iktisadi dayanakların oluştuğuna ilişkin göstergelere dikkat çekilmiştir. Krizlerle sermayenin mantığı arasındaki ilişkilere değinilmiştir. Ben de bundan sonraki iki yazıda kriz ve sosyalizm konusunda kapitaldeki değinmeleri ele almak üzere hoşçakalın diyorum.

Makalenin Yazarı: Suat Kamil Aksoy

Yazarın Yazıları

Yazarın İletişim Adresi:
suatkamil@gmail.com

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Öldürmeyen ?Ölüm? Öldürmüyor ? Canan Koçak

Bir eski Acem şairi: «Ölüm âdildir» ? diyor. ? Biliyorum, ölümün âdil olması için hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz... Nazım...

Kapat