Kapital’in Formülleri: Kapital, Kriz ve Çözüm – Suat Kamil Aksoy

Elimizdeki 80s (değişmeyen sermaye) + 10d (değişen sermaye) + 10a (artı-değer) formülünün bütün orantılarını koruduğumuz durumda sermayenin mantığı açısından 10a yeni yatırımlar için kullanılmalı ve bir birikim gerçekleştirilmelidir. Diğer olasılık ise 10a nın “üretken olmayan sınıflar tarafından tüketilmesidir. Pratikte üretken olmayan sınıfların tüketim kapasitesi pek yüksek değildir. Paraları olsa bile sayıca azdırlar ve ihtiyaçlarının bir sınırı vardır. Kitleler söz konusu olduğunda ise sayıca çok olmaları sebebiyle 10a ile ihtiyaçlarının sınırına ulaşmalarını bekleyemeyiz. Ancak bunların da ellerindeki para sınırlıdır. İşte 10a için yeni yatırım imkanlarının tıkandığı noktalarda tüketilememe sorunu doğar. Bunlar belirli kullanım değerleridir ve artık bir ihtiyaca denk düşmedikleri oranda değersiz hale gelirler. Satılamayan mallar, büyümüş stoklar şeklinde görüntüler oluşur. Olağan akışa göre ayarlanmış ödemeler zamanında gerçekleşemezler, hatta bazı ödemeler hiç gerçekleşemezler. Ödeme sorunu yaşayanların borç para bulmaya yönelmeleri faizlerde yükselişe yol açar. Böylelikle bir çok denge bozulmuş olur. Marks kriz için bu derece basit bir temel çerçeveden bahsetmiştir. Biz bir burjuva sınıf yerine bütün dünyadaki herşeyi ele geçirmiş bir spekülatörden bahsedersek konu daha anlaşılır hale gelecektir. Her yıl 30 trilyon dolar kazanan büyük sahip bunca ürünü ne yapacaktır. Burada 10a yı 30 trilyon dolara eşitlemiş olduk. Pratikte bu kadar çok şey dünyanın dört bir yanına yayılmış yüzbinler niceliğindeki burjuva sınıfın geliridir. Hepsini yemek, ya da çarçur etmek bile bir ömür ister. Bir de bu gelir mevcut yıl içinde tüketilmek durumundadır. Zor bir durum, kapitalistin yapabileceği iki şey vardır, bu ürünleri kişisel zevkleri doğrultusunda bol bol tüketmek, ya da yeni bir yatırım noktası keşfetmek. Bu çare şu şekilde de görünebilir, yatırım yapacak birisine ürünleri satmak, ya da tüketecek birisine satmak. Bunlar ek çareler değildir, başka birisi denilen kişi yine kendi sınıfındandır, ve o birisinin de iki çaresi vardır. Şimdi herkesin aklına gelen üçüncü çareyi yani ürünleri kitlelere satma çaresinin neden imkansız olduğunu düşünelim. Emekçi kitleler 10d ücretini almış ve bunu harcamıştır. Şimdi ihtiyacı olsa bile 10a dan ürün satın alamaz parası yoktur. Kapitalistlerimiz çare olarak ücretleri 10d yerine 15d yapsalar ne olur. Yani tüketimi alenen destekleseler. Piyasada yığılmış 10a nın 5a sını emekçilere satsalar ne olur. Bu hibe ediş ile ürünleri yok etmek arasında kapitalist açısından pek bir fark yoktur. Ücretlere zam yapmak yerine emekçileri borçlandırarak, yani tüketici kredileriyle aynı şeyi yapmak ise bu sefer ücretleri 10d olarak bıraktığımıza göre kredilerin batması sonucunu verecektir. Hesap açıktır ve kapitalist sınıfın bazı durumlarda ürünleri imha ettiğini gördüğümüzde şaşmamak gerekir. Nasıl olsa sonuç aynıdır.

Bir parantezle bu günlerde yeniden büyüyebilmek için tüketimin desteklenmesinden çokça bahsedilir olduğu için büyüme tüketim ilişkisine değinmek istiyorum. Tüketimciler toplam büyüklüğün 10d+10a=20 olduğu bir durumda genel tüketim artırılarak yani bileşim 15d+5a yapılarak büyüme sonucunun elde edilebileceğini söylemektedirler. Bu da 10+10 yerine 15+5 işleminin 20 yerine 25 sonucunu vereceğini iddia etmek gibidir. Yani tamamen zırvalık! Ancak büyüme konusunu daha sonra ele almak üzere bir yana bırakırsak, kriz kendini hissettirdiğinde tüketilemeyen birşeyler olduğu görülür, ilk akla gelen çarenin tüketimi artırmaya çalışmak olması da bu yüzdendir. Ancak kapitalizm bu açmaza en baştan beri sahiptir. Açmazın kalıcı bir çözümüne ilk işaret eden kişi yine sorunu ilk tanımlayan Karl Marks olmuştur. Çare kitlelerin yani emekçilerin tüketim standartlarının yükseltilmesi, çalışma saatlerinin azaltılması, emeklilik yaşının düşürülmesi ve merkezi planlamadır. Yani artı ürünün tüketilememe ve yatırılamama kaprisine baştan müsade edilmemesidir. Bu çare Marks açısından siyasal duruşuyla da uyumlu bir çaredir. Artı değer zaten emekçilerin yarattığı bir değerdir, hukuken de emekçi sınıfa ait olmalıdır. Özetle kapitalizmin temel açmazının çözümü kapitalizmin tanım alanından çıkılmasına yol açar. Bu sosyalizmdir. Sosyalizm ise kapitalizm açısından bir çare değildir. Geriye iki yol kalıyor, üretken olmayan sınıfın tüketimini artırmak, yatırım yapacak bir boşluk keşfetmek! Bu iki çarede tıkanmalarla karşılaşınca ise kriz uğrağına geri dönmek. Krizlerin döngüsel oluşu da böylece anlaşılır hale gelmiş olur. Döngülerin periyoduna ilişkin bir teoriye ise pek gerek yoktur. Burada rastlantısallıktan kaçınmak mümkün değildir. Kapitalist üretimin kaotik ve plansız yapısının yaratacağı sorunlar, gerçek ve sanal sermayenin devinimlerinin yaratabileceği sorunlar ve tüm bunların temel açmazla birlikte karmaşık kriz uğrakları yaratmaları olasıdır.
Sermaye formülünde içerilen ve bir kriz yönetiminin alacağı kararlarla çare bulunmasını engelleyen bir başka olgu daha vardır. 80s+10d+10a formülünde s bölmesi ile d ve a bölmeleri bağlaşıktır ve maddi bir ilişki içindedir. 10a henüz para değil maldır. Malların belirli kullanım değerleri vardır, yani nerede kullanılabilecekleri önceden belirli haldedir. İçeriğe dair bir değişiklik yapmak 80s içinde bir değişimi de gerektirir. Özetle tüketilemeyişi kriz yaratan 10a yı oturup yemek isteyen burjuvazi bunu da başaramayacaktır. Tonlarca çimento, petrol vb gibi ürünlerin olağan bir tüketimin unsurları olmayışları öyle tüketime yönelme ile krize çare bulunamaması sonucunu verir.
Sermayenin mantığının kendini büyütmek, kar elde etmek, bunu sermayeye eklemek ve daha çok kar elde etmek olduğunu biliyoruz. Formülümüzde 10d istihdam edilen nüfusu yaklaşık olarak yansıtır. Eğer istihdam konusunda sınıra yaklaşılmış ise yeni yatırım imkansız hale gelir. Nüfus artışı durmamış ise 10a yeni nüfusu istihdam edecek alanlara yatırılabilir. Ancak nüfus artışı kar oranından düşük ise büyüme mümkün olsa bile 10a nın tüketilememe sorunu tekrar başgösterecektir. Bu durumda biz nüfusu ve istihdamı hiç değişmiyormuş gibi varsayabiliriz. Hatta mevcut istihdamın emeği tam kapasite kullandığını varsaydığımızda, emek yoğunlaşması vb yoluyla yaratılacak bir büyüme imkanını da devreden çıkarmış oluruz. Böyle bir durumda krizi en yalın haliyle ele alma imkanımız olur. İktisadi hareket ve üretimin böyle bir durumda nasıl yaşanabileceğini kurgulamaya çalışalım. Kolayca anlayabileceğimiz üzere böyle bir durumda total bir büyüme mümkün değildir, kapitalistin tüm faaliyeti bir diğerinin aleyhinde büyüme ile sınırlı kalır. Bu durumda 10a bir birikim faaliyetinin değil, bir mülkiyet transferinin unsuru haline gelecektir. Spekülasyon mülkiyet transferi için hep varolagelmiş bir mekanizmadır. Mülkiyet transferinde daha da yalın mekanizma kumar ya da şans oyunlarıdır. Spekülasyonun kendisi de bir kumar olarak görülebilir. Farklılık ise üretimin spekülasyonsuz bir ortamda gerçekleşmesinin mümkün olmayışıdır. Fiyat dalgalanmaları gereğine en uygun biçimde üretim yapanlar için bile mahvedici etkilerde bulunabilir. Dolayısı ile serbest piyasa üretimin spekülasyonla bağlı bir biçimde sürmesini zorunlu kılar. Spekülasyonun genellikle daha büyük olanlara doğru bir mülkiyet akışı yarattığı varsayılmalıdır. Zeka ve yetenek ters yönlü hareketleri olanaklı kılabilir diye düşünülse bile, zeka da en nihayetinde daha büyük parayla daha büyük başarı sağlayacaktır. Bu türden mülkiyet transferleri, 10a nın kullanımına dayanmazlar. Dolayısıyla kriz dinamiklerine belirleyen olarak değil etkileyen olarak katılabilirler. Marks sermayenin merkezileşmesinde spekülasyonun önemli bir payı olduğunu söyler, hatta spekülasyonun açık şiddetin yerine geçebildiğinden de bahseder. Şimdi üretime dayalı mülkiyet transfer mekanizmalarına bakabiliriz.
Bilimsel-teknolojik gelişmelerle bir ürünü daha kolay ve hızlı üretmenin yollarını uygulamaya sokmak diğerinin aleyhinde büyümenin temel yöntemidir. Bu aynı zamanda mevcut işçi miktarının daha azını kullanma sonucunu vereceği için nüfus artmadığı halde ek işçi nüfusu yaratır. Bu sayede nüfus engeli kısmen aşılmış, eski model üretim yapanlar piyasadan silinmiş ve onlara ait sermaye imha edilmiş olur. Teknik ilerleme daha kolay üretim sonucunda üretilen toplam değerin (10d+10a) dağılımını da işçi sınıfı aleyhinde değiştirir. Toplam değer değişmediği halde sermaye sınıfının payı 10a yerine 15a olarak değişebilir. Bir başka açıdan bakarsak kriz yaratıcı fazlalık artar. Burada bir diğerinin aleyhinde büyümenin ikinci yöntemi devreye girer. Kitlelerin tüketimi için yeni ihtiyaç maddeleri keşfetmek! Yeni ürünlerin yaygın olarak kullanımı bunların üretiminde öncülüğü yapanlara total sermaye içerisinde alan açılması anlamına gelir. Kitlelerin tüketimine yeni maddelerin girmesi ve standart haline gelmesi 10d şeklindeki ücretlerin yükselmesi demektir. Ancak bu genellikle ilk yöntemle 5d haline gelen ücretlerin, 8d olarak yükselmesi gibi olur. Her iki yöntemin sonucu olarak karmaşıklaşan üretim araçlarının eskiye göre daha değerli hale gelmesi artı değer için akacak bir alan yaratır. Yani 80+10+10 olan bileşim nüfus hiç artmaksızın 120s+10d+10a haline gelebilir. Ancak bu birikimin kar oranını düşürücü bir etkisi olacağı açıktır. Kar oranlarının düşme eğilimi denen bu durum mutlak değildir. Marks kar oranlarının düşme eğiliminin, bu oranın sürdürülebilir faiz oranının üst limitini oluşturması nedeniyle, faiz oranlarının da düşme eğiliminde olmasına yol açacağını söyler. Böylelikle sanal değerlerin de büyüme eğiliminde olduğunu söylemiş olur. Bu adı üstünde eğilimdir, mutlak değildir ve tersi yönde dinamikler de vardır. Artı değerin realize edilememesi şeklindeki temek kriz dinamiği dışında eğilim ve karşı eğilim döngüleri de önemli sorunlar yaratma potansiyeline sahiptir. Artı değerin tüketilememe sorununu telafi edici bir başka mekanizma ise savaştır. Artı değerin kullanımını sağlayan ilk bahsettiğimiz iki mekanizmanın da bir tür savaş olduğunu düşünebiliriz. Ancak açık savaş durumu da artının emilmesini ve zoralım için kullanılmasını sağlar. Savaşlarında sonuçta bir mülkiyet transferini olanaklı kılacağını haklı olarak düşünebiliriz. Savaş genel bir yıkım yarattığında yaşanan genel küçülme mülkiyet dağılımını değiştirememiş olabilir. Yıkımın ardından üretimin yeniden kurulduğu bir büyüme sürecinde yaşanacak yarış yine mülkiyet dağılımında değişim imkanları yaratacaktır. Bu bir yönüyle eskiden yürünmüş bir yolun yeniden yürünmesidir. Ancak elbette yenilikler de vardır. Sistem açısından artık büyüyemiyoruz, savaş çıkaralım, eski yapıyı yıkalım yeniden yapalım gibi bir akıl yürütme elbette yoktur. Serbest piyasa bir çok aktörün arasında yaşanmakta olan bir tür savaştır. Açık savaş alenen istenir birşey olmasa bile, zaten hiç bitmeyen bir savaşın bir çok faktörün etkisinde biçim değiştirmesinden ibarettir ve şu veya bu düzeyde kaçınılmazdır. Biz insanlığın bir artı ürün olanaklı hale geldiği andan itibaren, bunun üretenden zoralımı anlamına gelen mekanizmaların oluştuğunu biliyoruz. Bu mekanizmaların şiddet içermediği durumlar ortada bir zoralım gerçeği olduğunu bize unutturmamalıdır. Dolayısı ile şiddetin, açık savaş zamanları dışında da kendini gösterebileceğini kabul etmek durumundayız. Örneğin üretenlerin, yani emekçilerin zoralıma hiç ses çıkarmadığı anlarda bile şiddet mümkündür. Artı değerin emekçilerden tatlılıkla sızdırılması, daha sonra tatlılıkla paylaşılabilmesini garanti altına almaz. Mikro ve makro düzeyde yaşanan tüm savaşlar, gruplar arası şiddet çok özgün içerikler taşıyabilirler, ancak çok büyük bir eğilimle paylaşıma dair yönler barındırırlar. Şimdi özetlersek, yeni teknoloji, yeni tüketim nesneleri, yeni savaş yoksa kriz vardır. Kriz yoksa bunlardan herhangi biri vardır, ya da kapitalizm yoktur. Spekülasyon ise hem krizde, hem kriz olmadında vardır. Total +- büyümeyi parantez dışına aldığımızda bahsedilen 3 çare bir diğerinin aleyhinde büyümenin maddi mekanizması ve aynı zamanda krizin karşı seçeneğidir. Spekülasyon ise maddi bir aleyhte büyüme mekanizması değildir. Spekülasyon bütün kapitalist iktisadi faaliyetin ruhunun bir özeti, bir tür soyutlamasıdır. Dolayısıyla krizin karşı seçeneği değil, krizle birlikte alanı daha da genişleyen mülkiyet transfer mekanizmasıdır . 2008 sonu itibariyle her yerde global kriz tartışıladururken, alınan önlemler ve konuşulanların şaşırtıcı derecede 150 yıl öncesinin neredeyse aynısı olduğunu görmek isteyenler Kapital 3. Cilt Banka Sermayesi bölümüne bakabilirler. Kapitalizmin sosyalizme zemin hazırlayan yönlerini gelecek yazıda ele almak üzere hoşçakalın.

Not: Yazdıklarımda Kapital ya da başka bir kitaptan özellikle alıntı yapmıyorum. Bu yüzden değinmelerin sadakat düzeyi benim şahsi tasarrufumda kalmaktadır. Kriterim ise doğruluğuna kendimde ikna olduğum şeyleri dile getirmektir. Yani en azından bir yorumdan fazlasını hedeflemekle birlikte bir yorum yazmış oluyorum. Yazdıklarımın içinde yer alan bazı kavramları ayrıca irdelemeye gerek var ve bunları ertelemiş oluyorum. Büyüme, birikim, tüketim ve üretimle ilişkileri, güncel krizin ya da kritik uğrağın değerlendirilmesi gibi konular var. Henüz şu anda şu oluyor diyebilen, ya da söylediklerinden emin olan bir yazıya rastlamadığım için bu konuda yazma fırsatım olduğunu düşünüyor ve araştırıyorum.

Makaleyi Yazan: Dr. Suat Kamil Aksoy

Yazarın Yazıları

Yazarın İletişim Adresi:
suatkamil@gmail.com

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Elias Petropoulos Nam Adem – Prof. Dr. M. Şehmus Güzel

( 26 Haziran 1928, Atina- 3 Eylül 2003, Paris) Önce soyisminden başlamalı : Uzun yıllar Fransa?da yaşadığı için soyisminin yazılışını...

Kapat