Deniz Feneri – Behçet Aysan

Behçet Aysan’ın Deniz Feneri şiir kitabı, 1987 yılında basılmış ve yine aynı yıl Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü almıştır.
1993 yılında Sivas Katliamında yobazlar tarafından katledilen Behçet Aysan’ın anısına kızı Eren Aysan, bir düşü gerçeğe dönüştürmek adına 2006 yılında  Uğur Mumcu Vakfı Yayınları  tarafından basılan Deniz Feneri şiir kitabı tekrar yayınlandı. Bu hüzünlü kitapta; anılarda, mektuplarda, şiirinde, şiirlerde, söyleşilerde, basında, fotoğraflarda Behçet Aysan anlatılıyor. Orhan Alkaya, Mehmet H. Doğan, Haydar Ergülen, Turgay Fişekçi, Sennur Sezer, Ahmet Erhan, Doğan Hızlan, Ahmet Telli, Ataol Behramoğlu, Özdemir İnce, Ahmet Say, Salih Bolat başta olmak üzere bir çok şair dostunu yazılarıyla anılarıyla, şiirleriyle oluşan bir Behçet Aysan kitabı.
“Babam Behçet Aysan`la ilgili bir kitap hazırlamak uzun yıllardır hayalini kurduğum bir projeydi. Hatta yıllar önce böyle bir girişim için kollarımızı sıvamıştık. Ancak hayata geçmesine yaşamın sunduğu bir dizi acı geçit vermedi. Behçet Aysan`ı yalnızca anarak değil, onun şiirlerine ve yaşamına dahi içerden bakmamıza imkan sağlayacak olan bu kitap, anılarda bölümüyle başlıyor. 1980`li yılların kültürel iklimini daha detaylı olarak gözler önüne seren bu bölümün yalnızca Behçet Aysan`a değil, aynı zamanda bu yıllarda şiirlerini yayınlamaya başlayan ya da yazın hayatına hız kazandıran kimi imzaların da yaşamına az da olsa ışık tuttuğu duygusunu taşıyorum.
Kitap, Behçet Aysan`ın yazınsal yaşamına, söyleşilerde, şiirinde, şiirlerde, sözlerde, mektuplarda, basında ve fotoğraflarda bölümleriyle yeni bir bakış sunmayı amaçlıyor; Cumhuriyet gazetesinde yazı dizisi olarak yayınlanan, Dumanı Hala Tüten Şehir: Sivas yazı dizisiyle son buluyor.” Eren Aysan

“Sivas kıyımında katledilen şair arkadaşım Behçet Aysan ile ilgili bir anı kitap hazırlamayı, bir bakıma bu toplumsal kara lekeyi ışığın altına tutmak ve daha iyi görünmesini sağlamak olarak görüyorum. Çünkü toplumsal belleğimize güvenmemek gerektiğini, yakın tarihimizdeki başka bir çok olaydan anlamak mümkün.” Salih Bolat

Deniz Feneri
Sabaha böyle bir ağaç hışırtısı
saatin 03’ü vurduğu zamanlar
iki yüreği birden ayağa kaldırırdı.
Ayaklanan yüreklerden biri Olympos?a gizlenirdi
biri Anadolu bozkırında.
Tam o vakit, suların koşarak
rüzgâra aktığı
Gökyüzünün uçsuz bucaksız denizi durulurdu.
Bir durulan deniz bendim
biri karşı kıyılarda
Ve sabah onun için bir yol bulunurdu
akmaya
kibele koşar gelirdi.
Ve yine öylesi bir anda
bir salyangoz tırmanırdı aynı inciri
Bir küflü kilidin tık sesi duyulur
saksılarda aynı sardunyaların gerinmesi
Bir yaşlı kadın kalkar
suskun adımlarla yürür
Terliklerini giyer
İstavroz çıkarır veya yasin
okurdu
Kilometrelerce uzakta
ve aynı anda.
Keder bir buğu gibi yükselirdi
bir şiir başladığı dizeleri yazar
Ocaktaki ateş çıtırtılarla yanardı.
Uçmaya
hazırlanan külrengi bir kuş
Beş uzun yıl sonra sürgünden
dönen bir adamın odasına
Girebilirdi.
Hasret girebilirdi
direnme girebilirdi
yitirilmiş bir aşk girebilirdi.
Adam odadan çıkar giderdi.
Çünkü ayios pavlos cezaevinin
ve kartal Maltepe’ nin avlusunda
Düşünceli dolaşan birinin gölgesiydi.
Gölgesiydi gölgelenmiş güneşin
umudun öldürülüşünün
Postalların bütün güzellikleri
çiğnemesinin
zakkumun ve Beethoven’ in
şiirin ve aşkın
yasak edilişinin gölgesiydi.
Oydu
ter ince bir ırmak gibi akarken
spil dağı eteklerinde
ve tırhala’da tütüne koşan
yüzü aynı esmer reçber.
Başka bir yerde başka bir esmer yüz
mazgalların arasından
Gökyüzüne bakıyordu
Ürkek sarı
kaçak yıldızlara
Başının üstünde mazgallarda
nöbetçilerin ayak sesleri.
Üç gün önce getirmişlerdi
üç gün üç gece
Sadece zeytin
ekmek ve sigara.
Demir kapıda küçük bir delik
havalandırma
Yukarda ürkek
sarı kaçak yıldızlar.
Tutuklunun adı
takis petrulastı.
Belki de onun türkçesiydi.
O gece yarısı
oturdu ilk şiirini yazdı.
Behçet AYSAN

TAKİS PETRULAS’IN BARBA HRİSTOS’A ŞİİRİ
ANISINA

Onu yine gece yarısı götürmüşler
yaralı yüreği ve buzukisi masada
kuru ekmek şarap yarım şiirler
yıllardır görmediği bir çocuk resmi
eksik kalan eksik bırakılan şeyler
yazdığı son mektupta söylemişti
gurbetse eğer benim için kendi ülkem
bir yol, parlak yıldızların yolu
dikenli tellerin arasında bir yol
zeytinlerin limonların arasında.
Sürgünde izbe barakalarda birlikte
kucaklardı seslerimiz yükselir göğe
hey zor günlerin, acıların kapetanı
yine yükselecek yüreğimizin şarkıları
ne nöbetçi dinleyecek ne dar kapı
kara bulutlar ayakaltına girecek
gür beyaz kâğıtlarda barba hristos.
Behçet AYSAN

FALANGA
Çıkarın rüzgârın kelepçesini
size soracak sonra yıldızlar
dağlar koşacak denize doğru
günler ise özgürlüğe doğru
çıkarın rüzgârın kelepçesini.
Çıkarın sözün ağzından kilidi
size soracak sonra geleceğimiz
evlere giden kanlı giysilerle
baharda açan kardeşim gelincik
çıkarın sözün ağzından kilidi.
Çıkarın ışıkların peçesini
hapishanelerin taş avluları
ve mezarlarda dolaşan analar
şarkılarımızın acılı ezgileri
çıkarın ışıkların peçesini.
Birlikte yürüsün gölgeleri
birlikte yürüsün ölülerimizin.
Onu tanımıyordum hiç görmemiştim
sinemanın önünde buluşacaktık
yakasında bir kırmızı karanfil
benim elimde ikiye katlanmış
bir avgi olacak.
Buluşma saati geçti
kimse gelmedi.
Anlamıştım
sintağma alanına kaçmaya başladım.
Peşimdeler.
Geceye kadar koştum
koyu bir karanlığın içinde.
Barba hristos’un anlattıkları
hep aklımdaydı, eski kapetan.
Bir gün başkaları da bizi anlatacak
hazır olalım sözlerin
pas tutmayanı için
çamura bulanmamış çığlıklara.
Adımız buydu diyelim
yerimiz buydu, işte tarih
Ölü ellerle değil
sevgiyle yarattığımız
işte gökyüzü
Adımız buydu bir aşk adı
rüzgârımız denize doğru
Ak köpüklü denize
eşitliğin barışın kardeşliğin
yeleleri terli kanatlı atına.
Ak köpüklü denize.
poseidon’ un altın arabasıyla
dolaşmaya.
“günlerce dolaştılar ormanlarda
ve korularda ve pınar başlarında
ve bütün ırmakların kıyılarında
Onu aradılar, artemisi.
Sonunda bir denizde yıkanırken
buldular, artemis başladı kaçmaya
o kaçtı, onlar kovaladı, o kaçtı
naksos adasına vardılar.
Orada artemis ansızın yok oldu
yerini sütbeyaz bir dişi geyik aldı.
İki kardeş artemisi unutup, geyiği kovalamaya
başladı bu kez, birbirlerinden ayrıldılar
ağaçların
arasındaydılar.
Bir süre sonra otos geyiği gördü
ephialtes de görmüştü.
Tam ortalarındaydı geyik.
Birden mızraklarını savurdular.
O anda geyik kayboldu gitti.
otos’un mızrağı ephialtes’e
ephialtes’in mızrağı otos’a.
Öldüler.
poseidon’un oğullarıydılar.”
Behçet AYSAN

BARBA HRISTOS’UN ANLATTIKLARI

Hep yol boyunca düşündüm bunları
sadece kuşlardı aralanınca ölümün kapısı
şarkı söyleyen çıplak ve yalnız.
Sesleri çarkların ve dişlilerin
seslerine benzeyen kuşlardı.
Babam derdi ki,
“bütün tiranlar ölümlüdür”
“acılı günlerde daha çok konuşacaksın
ama zorda kalınca da susmasını bileceksin”
Eskiden merdiven altlarına gizlenen gölgem
o saklı bulutların izlerine yapışmış
gök köpürdüğü zaman çılgın düşlere dalan
Çocuktu.
Gümüş kararmıyordu ıslak değildi yağmur
iğdelerin ve keçi boynuzunun üzerinde
henüz gezinmemişti kanlı ellerimiz.
Ay yıkılınca
ay yıkılınca
Koca bir çınar gibi üstümüze
sislerin arasında kırmızı bir ay.
Kimi sözleri söylemeye sevda yetmemişti
aşkın bile umarsız halleri olurdu
peki şimdi kim bildirecekti ateşin vaktini
Bize.
Behçet AYSAN

GÜNEŞ ÇALDI KAPIMI

Çok yalnızdım ve güneş çaldı kapımı
sürgünden yeni dönmüştüm, makronissos
orda kurak ve ıssız bir yüreğim
vardı
(şimdi sizin yürekleriniz gibi)
Onu da getirmiştim.
Arkadaşlarım hariç
herkes beni terketmişti.
Yaşamım uzun bir deniz yolculuğuna
dönüşmüştü
Git git varılmayan
kıyısız bir deniz.
Evet, herkes terketmişti
sevgili ve hüzünlü pire
eleni bile.
Ve güneş çaldı kapımı
kapımı çaldı güneş.
Gerisini biliyorsunuz.
Behçet AYSAN

FESLEĞENLER

Bir gün Girit?e geri döndüm.
Tam üç uzun yıl geçti, deniz
orda her gün köpürürdü.
Ve yaşlı bir kadın her gün ağlardı
Hiç dönmeyecek olan
bir balıkçı teknesini bekler gibi
aynı kıyıda.
Çakıl taşlarıyla
rengârenk,
Kırmızı mendil ve usul sesli türküleriyle
Oğlundan,
bir tutukevinden gelecek
mektubu.
Üç uzun yıl
benim kapımı çalan güneş
onun konuk gecesiyle durmadan yer değiştirdi.
Fesleğenler kırağılarla
eski gemi artıkları
saban demirleriyle
Yer değiştirdi.
Beklediği mektup
hiç gelmeyecekti.
Biraz önce nikos’u tuvalete götürdüler
hücremin önünden geçerken
ıslık çaldı
Ve korkunç güzel
bir portakal kokusu yayıldı ortalığa
nikos’un ıslığından.
Oysa sıcak bir geceydi ve yazdı.
İşte o portakal kokusu
hatırlattı bana
Bir gün dönmüştüm diye başlayan
selaniğe, pireye, atinaya, pireye
Barba hristos’un dönüş öykülerini.
Gece yarıları başlayan
gece yarısı götürülmelerle
Dönüş öyküleri.
Behçet AYSAN

TAKİS PETRULAS’ IN SELANİKLİ YILDIZA ŞİİRİ

Ne zaman kalkacak Selanik treni
dolunay buluta girdiği zaman
acı bir siren çalacak ilk önce
yüreğim prangada burkulacak
bir daha ne zaman ve kim bilir.
Ne zaman kalkacak Selanik treni
gece mavisi göründüğü zaman
bir mendil sallayacağım uzak şehre
uzak ayrılıklara kara bir mendil
her şey burda bitmiş midir.
Ne zaman kalkacak Selanik treni
yine bir yıldız düştüğü zaman
tutuşacak orda kurumuş otlar
bir yıldız ki bizleri anlatan
gökyüzünden onun için inmiştir.
Ve günler sonra babulina sokağından
çığlıklarla yeni bir konuk daha gelir
Zayıf sarışın mavi gözlü nikos
takis petrulas’ın karşısındaki hücrededir.
Evlerde ve işyerlerinde
takvimler 25 Nisan 1972’yi göstermektedir.
Böyle anlarda
insan sesi ya da bir şarkı
ekmek gibidir
Su gibidir
üç günlük susuzluğa.
Hani şarkılar vardır
dilini bilmediğin
Bir tek sözcüğü
bütün bir hayatı anlatır sana
manos loizos’un şarkıları gibi.
O gün, öğleden
akşama doğru akarken zaman
ince bir su gibi ve manos loizos’un
şarkıları gibi
takis petrulas ikinci şiirini yazar.
Behçet AYSAN

İŞÇİ MİHALİ’ NİN ÖLÜMÜ

Kurumuş kan çamur lekeli bir fes
petrol lambasının ölgün ışığında
bir gül gibi parıldıyordu yarası.
Sakar gençlik, evli, cebinde revolver
geceleyin gizlice yasak kitaplar
doyceorientbank yün ipek şeker.
Kahvelerin derme çatma peykeleri
bira meze yongo gazinosu rıhtımda
ayak bileklerinde zil ermeni kızları.
Minareler çan kuleleri surlar
trenler cepheye asker götürüyor
1904, karanlık bir oda gibi Selanik.
serez çarşısı dokumacılar grevi
ve bütün grevlerin iki önderi
biri Rum biri Türk, kandiya’dan.
Gün ortasında esmer bir gece
veles demirkapı hattı greviydi
bir kurşun, işçi mihali yerde.
Kurumuş kan çamur lekeli bir fes
petrol lambasının ölgün ışığında
bir gül gibi parıldıyordu yarası.
hristos henüz kundaktaydı öldürüldüğünde
babası. kandiya’dan gelen arkadaşları
onun mavi taşlı mezar boncuğunu çıkartıp
mihali’nin eski ceketinin
cebine koydular ve
ağladılar.
“Giritli doğmak ağır bir şeydi.”
Kuğulardır ölüme giderken birlikte
şarkı söyleyen.
Barbadan bir daha haber alamadım.
ikş yıl sonra yaros adasında, sürgünde öldüğünü
öğrenecektim.
Aşk için şarkılar söyler dururdun
ayrılık için şarkılar
On sekiz yaşın
bir sokak ortasında
Gülüp durunca sana
ve yıllar sonra
Bilemezsin ne yapacaksın.
Rüzgârı nasıl kucaklayacaksın
denizi nasıl alıp da yüreğine
Alıp da
O hala acemi yüreğine
bir çocuğun gülüşüyle sokacaksın.
takis petrulas geceye kadar
koşarken koyu bir karanlığın içinde
Aynı tarihlerde,
Benim de ranzamın kıyısından
kız kulesinin ışıkları görünürdü
Ve lacivert deniz.
Kırık kurşunkalemim
dolaşırken sarı kâğıdın üstünde.
Behçet AYSAN

KIRIK BİR KURŞUNKALEMİN ŞİİRİ
Yollar uzak ay bedir
sırtımda gümüş hançer
yürürüm de ölemem
kan damlatır karanfil.
Usulca mavi bir kar
kara geceye düşer
tutuşur fundalıklar
gelir kalbimi yakar.
Gün olur belki öper
ay ışığı acıyı
o yaralı cerenler
yanık sulara iner.
Yollar uzak ay bedir
sırtımda gümüş hançer
yürürüm de ölemem
kan damlatır karanfil
Behçet AYSAN

ZEYBEKİKO
yıldızları say, şu yıldız aşkın kurşuna
dizilişidir
öteki ölümün çarmıha gerilişi
Ve o ilerde hiç konuşmayan
susuşun üvey yıldızı.
Solgun, yanıp sönen
düşmanlıkların
Bir gün olmayacak düşmanlıkların
olmayacak mitralyözlerin
barikatların
Tutuklu kamplarının
ve tel örgülerin parlak yıldızı.
Sana sesleniyorum, sesimi duy
beni anla.
Bir batık gemiden esen
deli rüzgârla
Geldim yanına
senin, deli rüzgârla.
Yağmurda
kararmış, adları okunmayan
Kırılmış mermerleri, yosun bağlamış
sarıkları, harçları
bilemem hangisindedir
yitirilmiş gömüt taşları
Karların altındadır.
İlkyaz gelince
sürgün açar ölülerimiz
yan yana.
Aynı topraklarda.
Kalkar
horon teperler ve sirtaki.
giritten dedem seslenir
foçadan senin deden
İlkyaz gelince
Aynı taştan evlerde
aynı at arabalarına binip
Verirlerdi aynı selamı
Aynı gelinciklere
Ve aynı suların şarkısıyla.
Hey takis petrulas
yıldızları say
Yoksa bir yıldız da
sen ekle
ben senin dostunum.
Hey Behçet aysan
yıldızları say
yoksa bir yıldız da
sen ekle
ben senin dostunum.
Solgun, yanıp sönen yıldızların.
Yıllar sonra yine sabaha karşı
yine böyle bir ağaç hışırtısı
Saat 03’ü vurduğu zamanlar
bana bu şiiri yazdırdı.
Saatin 03’ü vurduğu zamanlar
iki yüreğim birden vardı.
Ya batık bir gemi ya bir deniz feneri.
1985 Eylül, 1986 Temmuz
Ankara
Behçet AYSAN

Not:
Takis Petrulas : Şiirde geçen düşsel bir şair

Kitabın Adı: Deniz Feneri
Yazar : Behçet Aysan
Yayınevi: Uğur Mumcu Vakfı Yayınları
Basım Tarihi : Eylül 2006

Yorum yapın

Daha fazla Şiir Kitapları
Yeni Hayat – Dante Alighieri

Dante, büyük yapıtı "İlahi Komedya"yı hazırlayan kitabı "Yeni Hayat"ı 1292'de yazmaya başlamıştı. Beatrice ile tutkulu serüveninin izlerini taşıyan kitap, yazılış...

Kapat