Deniz Gezmiş ‘in Penfriend’i Gabriele’nin peşinde Berlin’e… – Can Dündar

Benim yaş kuşağım “Penfriend” modasını iyi bilir. Bir dönem İngilizce öğrenmenin en iyi yolu, yurtdışından mektup arkadaşı edinmekti.

Onlarla yazışarak dil geliştirilirdi. Buna aracılık eden kuruluşlar, dünya gençleri arasında adres değiş tokuş ederdi. Facebook’un öncüsüydü belki….

Deniz’in de 17 yaşındayken, dört ‘Penfriend’i vardı. Ravalpindi’den Baby Maudud… Berlin’den Gabriele Kadenbach… Belçika’dan Jeannine… Ve Buenos Aires’ten Teresita…

Deniz, Bilir Koleji’nden geliştirdiği İngilizcesiyle onlarla yazışıyor, fotoğraf istiyor, fotoğraf gönderiyor, gelen renkli kartpostalları, mektupları fotoğrafları saklıyordu.

Hamdi Gezmiş’in oğlu, Deniz Gezmiş’in yeğeni Can Gezmiş’le, hiç görmediği amcasından kalan kartpostallara, mektuplara bakarken merak perisi dürttü; o mektup arkadaşlarını bulma sevdasına düştük.

Acaba şimdi neredelerdi?

Deniz’in akıbetini biliyorlar mıydı?

Asıl önemlisi; onlar da İstanbul’daki bu yakışıklı gençten gelen mektupları, fotoğrafları saklamışlar mıydı?

Adresler zarfların arkasında yazılıydı.

Can, Almanya’daki mektup arkadaşının ismini Google’a yazınca Berlin’de aynı isimde bir kadına ulaştık. Adresleri araştırdık. İnanılmaz ama gerçek; Gabriele, hâlâ aynı adresteydi.

Almanya’daki bir dostumuz aracılığıyla randevulaştık ve Deniz’in yarım asır önceki mektup arkadaşıyla buluşmak üzere Berlin yoluna düştük.

Görülmeye değer bir sahneydi:
Şimdi 60’lı yaşlarının ortalarında olan Gabriele, buluşacağımız kafeye gayet şık bir elbiseyle ve merakla geldi.

Şansımıza, evlendiği halde soyadını değiştirmemiş, anne babasını kaybettikten sonra da onlardan kalan eve yerleşmişti. Onu bu sayede bulabilmiştik.

50 yıl önce bir zafa koyup İstanbul’a yolladığı gençlik fotoğrafını gösterdik.

İnanamadı.

Sonra 14 yaşında yazdığı mektupları aldı; mavi mektup kağıdına yeşil renk mürekkepli kalemle yazdığı satırları inceledi.

O yıllara gitti; hüzünlendi, gülümsedi.

“Kiminle yazıştığınızın farkında mısınız?” diye sorduk.

Değildi. O mektup arkadaşının kim olduğunu da bilmiyordu; ona ne olduğunu da…

Anlatınca şoke oldu.

Bizim aklımız ise, asıl peşinde olduğumuz şeydeydi:

“Peki ondan size gelen mektuplar, fotoğraflar? Onları sakladınız mı?”

“Maalesef” diye boyun büktü Gabriele… Bütün mektupları atmıştı.

Hayal kırıklığımızı tahmin edebilirsiniz.

Gabriele, “Çok mu önemliydi” diye sorunca Can, cevabı yapıştırdı.

“Che Guevara ile mektuplaşıp sonra mektupları yaktığınızı düşünün; işte öyle bir şey…”

Can Dündar
http://www.cumhuriyet.com.tr/, 07 Kasım 2014

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
100 yıllık sinemayı okumak

Her ne kadar tartışmalı olsa da sinemamızın 100. yılını kutluyoruz. Kitap Fuarı’nın bu yılki teması da Sinemamızın 100 Yılı, onur...

Kapat