Diyalektiğin Şairi – Francis Wheen

Şubat 1867’de Kapital’in ilk cildini baskıya vermeden önce Karl Marx, Friedrich Engels’e Honoré de Balzac’ın Gizli Başyapıt adlı kitabını okumasını öneriyordu. Marx’a göre hikayenin kendisi çok hoş bir ironi içeren bir başyapıttı. Engels’in arkadaşının tavsiyesine uyup uymadığını bilmiyoruz, eğer okuduysa ironiyi fark ettiğine şüphe yok ama o ironiden eski arkadaşının hoşlanmasına şaşırmış olmalı.

Gizli Başyapıt 10 yıldır bir portre üzerinde çalışan büyük bir ressamın Frenhofer’in öyküsü. Amacı bu portre ile sanatta devrimci bir atılımı gerçekleştirmek ve ‘gerçekliğin en eksiksiz temsili’ne ulaşmak. Sonunda sanatçı arkadaşları Poussin ve Porbus bitmiş olan tuvali görme şansı elde ettiklerinde, karmakarışık formlar ve birbirine karışmış renkler karşısında şaşırırlar. Frenhofer onların şaşkın bakışlarını yanlış yorumlayarak “şimdiye dek böyle bir kusursuzluk görmediniz” diye haykırır. Ama sonra Poussin’in Porbus’a “Ama er ya da geç bu tuvalde hiçbir şey olmadığının farkına varacak,” dediğini duyar.

“Tuvalimde hiçbir şey yok mu” diye sordu birdenbire, önce iki ressama, sonra da sözde tablosuna bakan Frenhofer.

“Ne yaptınız!” dedi Porbus, Poussin’e.

İhtiyar genç adamı sertçe kolundan tuttu: “Hiçbir şey görmüyorsun öyle mi?” dedi ona. “Köylü! Asker bozuntusu! Aşağılık puşt! Neden çıktın öyleyse yukarı!”
Sonra Porbus’a döndü: “Porbus, dostum, siz de mi dalga geçiyorsunuz benimle? Yanıt verin! Siz benim dostumsunuz, söyleyin, bozmuş muyum tablomu?”

Kararsız Porbus bir şey diyemedi; ama ihtiyarın bembeyaz yüzündeki kaygı o denli acımasızdı ki, dayanamayıp tuvali gösterdi: “Siz bakın!”

Frenhofer bir an tablosuna baktı ve sendeledi:

“Hiçbir şey, hiçbir şey yok!..On yıl buna mı çalıştım ben!”

Oturdu, ağlamaya başladı. (Gizli Başyapıt, Honore de Balzac, s.55)

İki adamı stüdyosundan kovduktan sonra Frenhofer bütün tablolarını yakar ve intihar eder.

Marx’ın damadı Paul Lafargue’a göre Balzac’ın öyküsü “onun üzerinde büyük bir etki yapmıştı, zira kısmen kendi hissettiklerini betimliyordu”. Marx uzun yıllar boyunca kimsenin görmediği kendi başyapıtı üzerinde uğraş vermişti ve bu upuzun gebelik süreci boyunca ona bir göz atmak isteyenlere verdiği yanıt Frenhofer’inkine benziyordu: “Hayır! Eklemem gereken bazı noktalar var. Dün, akşama doğru oldu gibi gelmişti….Bu sabah, günışığında hatamı anladım.”

Daha 1846’da, kitap gecikmiş durumda iken Alman yayıncısına tekrar tekrar düzeltmeden kitabı teslim edemeyeceğini yazıyordu. Tam yirmi yıl sonra hala tamamlamaktan uzakta olduğu bir sırada ne kadar yavaş ilerleyebildiğini yazıyordu. Takıntılı bir mükemmeliyetçi olarak paleti için sürekli yeni renkler arıyor, matematik çalışıyor, gökyüzü cisimlerinin hareketlerini öğreniyor ve ülkenin toprak sistemin anlamak için kendi kendisine Rusça öğreniyordu.
Sözü tekrar Frenhofer’a bırakırsak: “Yazık! Bir an için yapıtımın tamamlandığını sandım; ama bir-iki ayrıntıda yanılmışım besbelli ve kuşkularımı dağıtmadan rahat edemeyeceğim. Yolculuğa çıkmaya karar verdim; Türkiye’ye, Yunanistan’a, Asya’ya gidip kendime bir model bulacağım ve tablomu değişik yaradılışta insanlarla karşılaştıracağım.”

Marx neden tam da en büyük eserini kamunun incelemesine sunacağı anda Balzac’ın öyküsünü anımsadı acaba? O da gereğinden fazla bir çaba sarf ettiği için kendi ‘gerçekliğin kusursuz temsili’nin anlaşılmaz bulunmasından mı korkuyordu? Kuşkusuz bu türden kuruntuları vardı. Marx’ın kişiliği katı bir kendine güvenle, acı verici bir kendine güvensizliğin tuhaf bileşimiydi. Nitekim önsöze yazdıkları ile eleştirileri önceden engellemeye çalışıyordu: “Ben, burada, elbette, yeni bir şey öğrenmek isteyen, dolayısıyla da kendi başına düşünme çabasında olan okuru kastediyorum.” Ancak bizi en fazla şaşırtması gereken konu kendisini özdeşleştirdiği Gizli Başyapıt’ın yaratıcısı Frenhofer’ın ne bir politik ekonomist, ne filozof ne de tarihçi ya da bir polemikçi olmayıp bir sanatçı olmasıdır.

Amerikalı yazar Marshall Berman’a göre Gizli Başyapıt’ın en ‘hoş ironi’si Balzac’ın resim konusundaki değerlendirmesinin, henüz ortada soyut resmin olmadığı bir çağda, 20. yüzyıl soyut resminin mükemmel bir tanımı olmasıdır. “Balzac’ın bunu tahmin etmesinin olanaksızlığı ise her şeyi, olsa olsa çok daha anlamlı kılar. Mesele şudur ki bir çağın kaostan ve tutarsızlıktan başka bir şey göremediği bir eserde, daha sonraki ya da daha modern bir çağ, anlamı ve güzelliği keşfedebilir. İşte bu yüzden, Marx’ın son dönem çalışmaları, tam da açık uçlu olmaları sayesinde, içinde yaşadığımız çağ ile sözümona tamamlanmış sürüyle on dokuzuncu yüzyıl eserinin asla kuramayacağı yollardan ilişki kurabilir. Kapital, Marx’ın yüzyılının sağlam eserlerinin ötesine geçerek bizim süreklilikten yoksun modernizmimize göz kırpar.” (Marksizmle Maceram, Marshall Berman, s.54)

Marx kendisini yaratıcı bir sanatçı, bir diyalektik şairi olarak görüyordu. Engels’e Haziran 1865’te şöyle yazıyordu: “Şimdi, benim çalışmalarımla ilgili sana dümdüz gerçeği söyleyeceğim. Ne tür eksiklikleri olursa olsun, yazdıklarımın avantajı artistik bir bütün oluşturmalarıdır.” Marx’a göre halkın maddi motivasyonları ve çıkarlarını kavramak konusunda şairler ve romancılar, filozof ya da politik denemecilerden daha başarılıydılar. Aralık 1868’de Balzac’ın bir diğer eseri olan Köy Papazı’ndan bir alıntı yapıyor ve Engels’e söz konusu betimlemeyi kendi pratik ekonomik bilgisi açısından teyit edip edemeyeceğini soruyordu. Geleneksel biçimde bir bilimsel ekonomik inceleme yazmak istese kuşkusuz yapabilirdi ama onun daha büyük bir tutkusu vardı. Berman Kapital’in yazarını “Beethoven, Goya, Tolstoy, Dostoyevski, İbsen, Nietzsche, Van Gogh gibi kendileri delirirken bizi de delirten, ancak ıstırapları hala içinde yaşadığımız spiritüel sermayenin çoğunluğunu üretmiş olan 19. yüzyılın eziyet çekmiş diğer devlerinden bir tanesi” olarak tanımlar.

Kaç kişi Marx’ı büyük yazarlar ve sanatçılar listesine almayı düşünür? Bizim postmodern çağımızda bile, kırık anlatısı ve radikal kesintili yapısı bir çok okuru tarafından bir forma sahip olmamak ve anlaşılmazlık olarak yanlış anlaşılmaktadır. Beethoven, Goya ya da Tolstoy’u sıkıca kavramak isteyenler Kapital’i okuyarak “yeni bir şeyler” öğrenmelidirler, sadece konusu hala hayatlarımızı yönettiği için değil. Berman’ın sorduğu gibi: sermaye yaşamaya devam ederken Kapital nasıl geçersiz olabilir? Yakışık aldığı gibi Marx hiçbir zaman başyapıtını bitirmedi. İlk cildi o hayatta iken yayınlanan tek cilt oldu. Diğer ciltler onun ölümünden sonra başkaları tarafından derlendi. Marx’ın eseri tıpkı kapitalist sistem gibi açık uçlu ve bu nedenle de dirençlidir.

Kapital’in çok katmanlı yapısı nedeni ile onu kolayca kategorileştirmek mümkün değildir. Kitap, kahramanları kendi yarattıkları canavar tarafından köleleştirilen devasa bir Gotik roman, bir Viktorya çağı melodramı ya da bir kara mizah veya bir Grek trajedisi olarak okunabilir. Ya da belki Guliver’in Seyahatleri gibi satirik bir ütopya.

Marx’ın metnindeki ironinin ölçüsü 140 yıldır bir çok araştırmacının gözünden kaçmıştır. Bunun az sayıdaki istisnalarından birisi de Edmund Wilson’dur. Wilson Kapital’i klasik ekonominin bir parodisi olarak değerlendirir. Wilson’a göre Marx’tan başka hiç kimse insanın bir başka insandan kendisi için alabileceği bir şey var ise ona vereceği acılara aldırmamak ve ilgisiz olmak konusundaki sonsuz kapasitesine bu kadar öldürücü bir psikolojik kavrayış getirememiştir. “Bu temayla ilgili olarak yazarken Karl Marx büyük hiciv ustalarından birisi olur. Marx kesinlikle Swift’ten bu yana gelmiş geçmiş en büyük cinasçıdır.

Marx’ın ironik edebi söylemi ile burjuva toplumunun “metafiziksel” değerlendirilmesi arasındaki bağlantı nedir? Klasik ekonomistlerin dümdüz metinlerinden birisini üretmek istese üretebilirdi, nitekim üretmiştir de. Daha sonraları Değer, Fiyat ve Kâr olarak yayınlanan Haziran 1865’te verdiği iki ders bu konudaki teorilerinin kısa ve berrak açıklamalarını içerir.

“Kendi ihtiyacı, kendi tüketimi için bir eşya üreten bir insan bir ürün üretmiş olur, bir meta değil…Metanın bir değeri vardır, zira o toplumsal emeğin kristalizasyonudur….Fiyat kendi kendine ele alındığında değerin parasal ifadesinden başka bir şey değildir…Emekçinin sattığı kendi emeği değil ama emek gücüdür…”

şeklinde devam eder.

Ekonomik analiz olarak değeri ne olursa olsun bunlar akıllı bir çocuk tarafından bile anlaşılabilir: ortada ne ince bir şekilde düzenlenmiş bir metafor ya da metafizik, ne kafa karıştırıcı bir şekilde konudan sapma, ne kısa bir felsefi yolculuk, ne de gösterişli bir edebiyat söz konusu. Peki öyleyse aynı zeminde yer alan Kapital, stil olarak neden bu kadar farklı? Marx aniden sade konuşabilme yetisini mi kaybetti? Elbette değil, üstteki dersleri verdiği sıralarda aynı zamanda Kapital’in birinci cildini tamamlıyordu. Kendisine Değer, Fiyat ve Kâr’da izin verdiği pek az analojiden birisinde bir ipucu bulunur. Bu , kâr’ın kaynağının sanıldığı gibi eklenen bir fazlalık değil metaların “gerçek” değerlerinden satılmaları sürecinde ortaya çıktığını açıkladığı kısımdır. “Bu her günkü deneyimlere ters ve bir paradoks olarak görülür ancak dünyanın güneşin etrafındaki hareketi, ve suyun hayli yüksek derecede yanıcı iki gazdan teşekkül ettiği de paradokstur. Şeylerin sadece yanıltıcı doğasını yakalayabilen günlük deneyim ile değerlendirildiğinde bilimsel doğru her zaman paradokstur.”

Metaforun işleyişi bir şeyin niteliklerini bir başka şeye dönüştürerek, tanıdığı yabancı ya da tersi yaparak, bizim sanki yeni bir şeye bakıyormuş gibi yaptırabilmesidir. Venezüella’lı Marx eleştirmeni Ludovico Silva “metafor”un etimolojik transfer anlamına dikkat çekerek kapitalizmin kendisinin bir metafor, hayatı özneden nesneye, kullanım değerinden değişim değerine, insandan canavara yer değiştirten yabancılaştırıcı bir süreç olduğunu belirtiyor. Bu okumaya göre, Kapital’de Marx’ın benimsediği edebi üslup ya da stil kaplama/cila yapılmadığı takdirde çirkin görünecek bir şeye yapılmış bir kaplama ya da ekmeğe sürülen reçel değildir; “şeylerin aldatıcı doğası”nın ifade edilebileceği tek uygun dil, politik iktisat, antropoloji ya da tarih gibi mevcut türlerin sınırları ve kuralları ile sınırlanmayacak bir ontolojik girişimdir. Kısacası Kapital sui generis’dir. Ne ondan önce ne de sonra ona uzaktan ya da yakından benzeyen bir şey olmamıştır. Bu da muhtemelen neden sürekli olarak ihmal edildiğini ya da yanlış algılandığını açıklar. Gerçekte Marx büyük eziyet çekmiş devlerden birisiydi.

Serbest çeviride kullanılan kaynak: Marx’s Das Kapital: A Biography , Francis Wheen

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Bilim ve Sanatla Ucubeler Tarih Sahnesinden Silinir – Müslüm Kabadayı

?Eskisi olmayanın yenisi olmaz.? derler; her yeni eskinin kabuğunu yırtarak doğar ve gelişir, ta ki bir başka ?yeni?nin doğuşuna kadar....

Kapat