Don Kişot ve devrimci ruh

Mahmut Temizyürek. Devrimci ruhun da Don Kişot gibi başka motivasyon peşine düşmeden, hatta para, ün ve başarı gibi maddi getirilere sırtını dönerek yaşadığını gösteriyor İm Bilse Er Ölmes’de.

Geçen hafta The Guardian gazetesinde yayımlanan bir yazısında John Berger, seksen yıllık yazma serüveninden, her şeyden önce anlam bulmasına yardım eden bir unsur olarak söz etmiş. Yazmak, gerçekten de çoğu yazar için, düşünmenin bir yoludur. Özellikle inceleme, araştırma ya da deneme yazarken çok önemlidir düşüncenin gelişimi. Yazdıkça argümanların geliştirdiğini görürüz.

Bu hafta okuduğum Mahmut Temizyürek’in İm Bilse Er Ölmes adlı eseri John Berger’in sözlerini doğrular nitelikteydi. Temizyürek adeta ele aldığı konuya her açıdan bakabilmek için yazmış. Kitabın konusu da ilginç, kitabın alt başlığı bunu açıklıyor “Nâzım Hikmet ile Don Quijote’nin Arzu Serüvenleri”.

Konuya Don Kişot’la girelim, Cervantes’in bu romanı yazarken amaçlarından biri şövalye romanslarıyla alay etmekti. Bir önceki çağın etik ve estetik değerlerinin modern dünyada nasıl göründüğünü ele almak istemişti. İdeal ile gerçeği, sanal ile doğruyu, romantik ile realisti karşılaştırıyordu bir yandan da. Şövalye romansları idealize edilmiş bir dünya anlatırlar. Kahramanlar hep iyi, dürüst ve sadıktır. Şövalye onur sisteminde sadakat en önemli değerdir; şövalyenin kralına sadakati üzerine kurulu bir düzen temel alınır. Şövalye kendisinden bile şüphe ettiğinde kralına ve onun emirlerine karşı bir tereddüt duymaz.

Cervantes böylesi onur kodlarıyla donatılmış bir kahraman yaratır ama bu kahraman yaşlı ve beyni sulanmış Don Kişot’tan başkası değildir. Bir sürü şapşallık sergileyen, kendisinden haberi olmayan bir kadın için savaşan, Mahzun Yüzlü yaşlı bir bunaktır o. Hayali bir dünya içinde, romanlardan öğrendiği şövalyelik şerefini korumaya kararlıdır ayrıca. İlginç olanı ise, modern çağda artık bu eski moda şövalyelik şeref kodlarının bir anlamı kalmamıştır. Don Kişot’un “cesaret uğruna cesaret” “aşk uğruna aşk” gibi temel ilkeleri çoktan yok olmuştur. Böylece Cervantes başka bir motivasyon olmadan ya da bir karşılık beklemeden yapılan iyiliği kahramanın en önemli kişilik özelliği haline getirir.

Konuya bu noktada Nâzım Hikmet’i sokuyor Mahmut Temizyürek. Devrimci ruhun da Don Kişot gibi başka motivasyon peşine düşmeden, hatta para, ün ve başarı gibi maddi getirilere sırtını dönerek yaşadığını gösteriyor. Nâzım Hikmet’in gözünde devrimci, mutlak doğruluk inancıyla yaşayan biri. Roman kahramanı ile şairi buluşturan en belirgin nokta bu: Mahzun Yüzlü Şövalye ile Mavi Gözlü Dev’in buluşması. Nâzım Hikmet’i kendi şiirlerinde ortaya çıkan bir kahraman olarak, Don Kişot’u ise gerçek kişi olarak ele alıyor.

Sanal ve gerçek bu iki karakterin romantizm ve gerçekçilik arasında bir başka buluşması daha var, Cervantes romantik bir kahraman ile belki de o güne kadar yazılmış en gerçekçi kurguyu oluşturuyor; Nâzım Hikmet de dünyanın bütün gerçeklerine dayandırdığı dünya görüşüne romantik bir hazla sarılıyor. Romantizm ile gerçekliğin bir araya gelmesinde dünyaları buluşturan, bir araya getiren bu özellik her iki kahramanın derinliğine işaret ediyor.

Prens Mişkin
Kitap boyunca sadece Cervantes’in romanı ile Nâzım Hikmet’in şiirleri karşılaştırma öznesi olmuyorlar, yazar bunlara diğer yazarların Don Kişot karşısında duruşlarını da eklemiş. Örneğin Dostoyevski Budala romanında Prens Mişkin’i yaratırken Don Kişot’u örnek alıyor. “Romanın temel düşüncesi, mutlak iyi adamı anlatmak” diye yazıyor kardeşine bir mektubunda. Saf iyilik Don Kişot söz konusu olduğunda bunaklık ve akılsızlık (bu deyimleri Cervantes kullanır) oluyorsa, Dostoyevski için de bozulmamış iyilik timsali olan Prens Mişkin, kendi çağında bir “Budala” oluyor.

Kitaptaki savlardan biri, devrim ideallerinin, doğruların, anti-kapitalist inancın, sömürge karşıtı düşüncelerin modası geçmiş olsa da, bugün hala yaşayan devrimci ruhu temsil etmesi. Ve bu ideallerin modası geçmiyor. Bugün bu ruhla yaşayanlar aynı Don Kişot gibi kendi çağlarına yabancı kalırlar.

“Ne yapayım, lüzumundan fazla şairim”
Kitapta çok anlaşılır bulmadığım bölümler oldu, benim bilgi eksikliğimden kaynaklanıyor olabilir. Örneğin şu paragrafı anlamakta zorlandım ve konuyla bağlantısını kuramadım: “Akıl’ın, beynin yönettiği bedenin bağrında, yani göğüs kafesindeki bütün organlarda, aslında gövdenin bütününde, başka bir insanın da sahip olduğu yaşamsal varlıkların tümünün hakkı da düşünülerek, onayı alınarak, bireyin conatus’una katılmasını sağlaması, ağlayıp sızlanmaksızın, bahane arayıp oyalanmaksızın, Nazım’ın kurduğu çaq’da, karşıtlık diyalektiğinde içkindir.”

Kitap hoş bir temayı ele almış ve güzel düşünceler barındırıyor fakat sanırım bağımsız makaleler olarak düşünüldüğü için kitapta gereksiz tekrarlar var. Örneğin, Nazım’ın Piraye’ye yazdığı “ne yapayım lüzumundan fazla şairim” sözleri sık karşımızı çıkıyor. Makalelere kitap bütünlüğü verilmesi ve bu gözle yeniden değerlendirilmesi gerekirdi. Ayrıca yazar ileri sürdüğü bazı fikirleri sonuna kadar götürmüyor. Sadece benzerliklerin ya da farklılıkların ne olduğunu söyleyerek bırakıyor. Bu yüzden argüman eksikliği hissediliyor kitap boyunca. Belki yazar bu düşünceleri başka yazılarda geliştirmek üzere bırakmıştır.

Asuman Kafaoğlu-Büke
19.12.2014, http://kitap.radikal.com.tr/

İM BİLSE ER ÖLMES
Mahmut Temizyürek
İletişim Yayınları
2014, 192 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Makaleler
Çocuk kitabı Fikri Rüyakaçıran dair – Güzella Bayındır

Ben bu hafta yeni bir yazarla ve ilk kitabıyla tanıştım. Lütfen siz de tanışın. “Fikri Rüyakaçıran”; Su Özdoğu’nun ilk kitabı....

Kapat