Kül olanlara – Nejdet Evren

?İdeolojinin Yüce Nesnesi? (*) aşkın olana, insanın, kendi öz-yaşamından vazgeçmesini emreder/dayatır. Aşk ile dönenler, aşk içinde ve aşk için kül olanlardır. İdeolojinin aşk öznesi ile gerçek yaşamdaki aşk öznesi hiçbir zaman ve yer diliminde örtüşmemişlerdir, örtüşmeleri de olanaksızdır; biri soyut, diğeri ise somuttur. Yaşamdan ötelenenlerin ötelenmeyenlerden daha değersiz olduklarını kim ve hangi haklı nedenlere dayanarak söyleyebilir ki?!…

?..aşkın kavgasını veremeyenler, hiçbir şeyin kavgasını veremezler; aşkın özgürlüğünü yaşamayan ve yaşatamayanlar ise, hiçbir özgürlüğü hak edemezler?? (1) Yitik, adsız ve adressiz bir kuşağın öyküsü dile geldiğinde, öykülenen her kahramanın koskocaman bir dünyayı omuzladığı görülecektir. Bir kuşak ki, kendini yarınlar için feda etmiş, kendi aşkını, özlemini paylaşımlarını/paylaşabileceklerini sürekli ötelemiş ve sözün kısası kendi adına ve hesabına hiç yaşamamış bir kuşak!…Toz bulutları dağılıp yangının külleri savrulduğunda önceden siluetleri görünen ve daha sonra çır-çıplak ortaya çıkan bu kuşağın kendi dünyasındaki coşkusu, çocuksu sevinci ve gülüşleri, onun, hiç yaşamadıklarının ötesinde bir anlama, bir içeriğe sahiptir. O inancı, o heyecanı yakalayabilmek, uygarlaşma denilen insanlık tarihinde kaç kişinin paylaşabildiği bir olgu olmuştur ki?!…??doğrusu hepimiz, aynı oyunu birlikte oynamak üzere evden kaçmış yaramaz çocuklara benziyorduk?? (2)

???Korkmayın, ben bu ıssız yolun karanlığından daha güvenilir değil miyim??? (3) Issız yollara tek başına çıkabilen yürekli insanlar korkularını da gölge gibi yanlarında taşırlar. Ancak, her ne olursa olsun yalın çıplak karanlık, körün-göz yürünmedikçe bir diğer insanın sıcaklığı ile aydınlanmaya, çoğalmaya mahkumdur. Bir insanı ıssız ve karanlık yollara sevk eden her ne olursa olsun onun, insana dair endişeleri onu peşi sıra takip edecektir. Bir liman, bir sığınak arayışını bir diğer can yoldaşı ile paylaşmak için sürdürülen kimi zaman bunu düşünde yarattığı bir labirenti dolaşarak gerçekleştirmiş olacaktır. Ancak gerçeğin kendisi, labirentin tam çıkışında gün gibi beklemektedir. Labirentte kaybolma eğilimi bir yönü ile gerçeklikten kaçmanın/yüzleşmekten korkmanın bir yöntemi olabilir mi? Amin Maalouf?u dediği gibi ?Yolların Başlangıcı? (**) yoktur. Fakat, her labirentin ister gerçek ister hayal olsun, bir girişi ve bir de çıkışı mutlaka vardır. Gerçek olan kendini hem girişte ve hem de çıkışta gösterecek, onunla öyle ya da böyle yüz yüze gelinecektir. Labirentin çıkışına gelen kişi, geçirdiği onca süre zarfında artık girişteki kişi değildir; bu da onun, değişime uğramış gerçekliğidir.

??sevgi emek değil midir, özveri değil midir?? (4)

Sevda,
__bir çığlıktır
___uçurumlarda büyür,
____dili, dini ırkı yoktur.

Sevda,
__bir tutuşmadır
___anlıktır
____zamana sığmaz
_____ucu bucağı yoktur.

Sevda,
__Bir hançerdir
___yüreğe saplı
____atar damarı yoktur yüreğin
_____toplar hançerden sızan kanı
______yoktur çeperi.

Sevda,
__Bir yönüyle kirlenen dünyaların aklanması
___sevda,
____diğer yönüyle umutsuzluğa doğru bir yol alıştır
_____kimsenin kimseden yoktur haberi
______sevda,
_______bir trendir
________yoktur lokomotifi.

Hiçbir şey beklemeden elinde olanı koşulsuz verebilmek için, paylaşabilmek için üretmek ve yeniden üretmek gerekir. Emekle örülmeyen hiçbir oldu içten değildir; sevgi içtensiz yaşanamayacağına göre sevginin temel taşı hiç kuşkusuz emektir.

?..tabular şehrinde iflah olmaz yangın?? (5) nasıl bir olgudur? Uygarlaşma, insanın yazıyı icadı ile başlamış sayılmaktadır. Ancak, insanlaşma ise bundan daha gerilere giden bir olgudur. Toplumlar uygarlaştıkça insanlaşma tüm doğallığından koparak bir canlı türünün sosyo-ekonomik-politik kimliğini ortaya çıkarmış ve bunu yaparken de kendi yaratısını/şaheserini korumak, sonraki kuşaklara aktarmak adına olguları biçimlendirmiş, şekillendirmiş ve daha sonra da bu biçimlerden bir öz yaratmak için onu dokunulmaz yapmıştır. Tüm inanç sistemlerindeki ?dokunulmazlar- olarak tanımlanan olguların tümü, bireyin karşısına ?tabu- olarak çıkmışlardır. Değil midir ki, insan hem bu biçimler içine sokulan ve hem de yeri geldiğinde bu biçimleri parçalayan türün bir üyesidir?!..Ateş, gökten yere savrulduğunda insan denilen canlı onu meşale yaparak mağarasını aydınlatmış, avlını pişirmiş ve hepsinin bileşkesi olarak ateşi denetim altına almakla uygarlaşma yolunda devasa bir adım atmıştır. ?Yangın- tanımı gereği ateşin denetim altına alınamamasını ifade etmektedir. Toplumsal dokulara nüfuz etmiş/işlemiş ve çoğunluk tarafından işselleştirilerek kabul görmüş tabular, bireyin etrafında birer çember şeklinde denetlenemeyen birer ateş gibidirler. Tabunu panzehiri daima kendi içindedir. Yangının panzehiri de ateşin ta kendisidir.

Dil ile sözlü anlatım yazının icadından öncedir. Kuşağın kendi içinde ve kuşaklar arası iletişimin en önemli aracı hiç kuşkusuz ki dil-dir. Dilsiz insan, tabiri caiz ise kanatsız kuşa benzer. ?..ilk kezdi dilsiz kalışımız?? (6) Kanatlanmak isteyenin feryadı dilde düğümlenirken, dilsiz bırakılmasının çaresizliği ve ötesine geçilerek suskunluğun diline yapılan güçlü bir vurgu?Gerçekte, Hartal (***)/Top-yekün sessizlik tarihin tanıklığında Mahatma Gandhi tarafından başlatılmış ve toplumsal kabul ile somut sonuçlar doğurmuş bir sessizlik değil midir?

?..Soru sormadan yaşamanın sözde galibiyetini, soru sorarak yaşanabilecek yenilgilerin hakiki mağlubiyetine tercih? (7) etmek, insan denilen canlının yaptığı bir tercih değil midir? İnsanı diğer canlılardan ayıran en büyük ayrım da ?tercih- yapabiliyor olmasında değil midir? Tüm canlılarda olduğu gibi insanın da bir sonu vardır. Beden ve ruhun en ağır yorgunluk çöktüğünde yaşamsal devinimi biter ve fakat biyolojik devinim yeniden ve farklı mecralarda doğarak başlar. Birey, ne istediği yerde, ne istediği zamanda, ne de istediği bir sosyal doku içerisinde dünyaya gelmez; böyle bir lüksü de yoktur. Ancak o, her hal ve şartta kimliğini sorgulama olanağına sahiptir. Bireylerince olay ve olguların sorgulanmadığı ya da çok azınca sorgulandığı toplumsal dokular yukarıda sözü edilen tabuları yıkma şansına sahip görünmemektedirler. Tüm tabuları yıkmak adına, aşk adına ? Yaşamak Tutkusu ? (8) ile sorgulamaya başlanmalıdır; hiçbir zaman geç kalınmış değildir!…

Nejdet Evren
20/26 Mayıs 2014,
Akarca,

Soma?da yüzlerce yürek yandı, yüzlerce aşk kül oldu; onların serpintisiyle acılar her yöne dağıldı. Ölenlerin anısına saygı ile?

Esinlenen Kitap:
Kül Aşklar, Yılmaz Odabaşı, İletişim Yayınları 1. Baskı 2014, İstanbul. 208 sayfa
(1), Age, S: 53
(2), Age, S: 40
(3), Age, S: 10
(4), Age, S: 14
(5), Age, S: 41
(6), Age, S: 46
(7), Age, S: 170
(8), Age, S: 179

__
(*) ?İdeolojinin Yüce Nesnes?i, Slavoj Zizek
(**) ?Yolların Başlangıcı?, Amin Maalouf
(***) ? Hartal?, Mahatma Gandhi?nin sessizlik şeklindeki pasif direniş biçimlerinden biri

Yorum yapın

Daha fazla Edebiyat Haberleri, İnceleme, Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Sıradan bir okurla bir kitap tutkununu birbirinden ayıran on altı detay?

Sınırsız televizyon ve internet çağında, içinizi kelimelerle doldurmak büyük bir tutku ister. Bir kitap kurduysanız eğer, en sevdiğiniz yazarların sözleriyle...

Kapat