Dostoyevski – Andre Gide

?Dostoyevski… Bana ruhbilim konusunda bir şeyler öğreten tek kişidir…? (Nietzsche)

?Tolstoy?un iri cüssesi hâlâ ufku kaplamakta. Ama, aynı dağlık ülkelerde, kendisinden uzaklaşıldıkça, en yakındaki tepenin ardından, o tepenin gizlediği daha yüksek bir tepenin ortaya çıkışı gibi, bazı öncü kişiler daha şimdiden dev Tolstoy?un arkasından, Dostoyevski?nin ortaya çıkıp büyüdüğünü fark ediyorlar. Dostoyevski, işte o yüksek tepenin ardında yarısı saklı duran diğer tepedir. Dağ zincirinin sırlarla dolu düğümü, bugün Avrupa?nın susuzluğunu giderebileceği ırmakların en verimli birkaç tanesi, kaynaklarını bu tepeden alıyorlar. İbsen ve Nietzsche?nin yanında adının anılması gereken kişi Tolstoy değildir, Dostoyevski?dir. Onlar kadar büyük ve belki de üçünün en önemlisi.?

Gerçekten de Andre Gide?in 1908 yılında ortaya attığı bu tespit, zamanla doğrulanacak niteliktedir. 1900?lü yılların başında Tolstoy çevirileri hızla Avrupa?ya yayılırken, Dostoyevski zamanını kollayan, tıpkı romanlarında olduğu gibi o ölümcül darbe gibi insanı oyalayan bir bekleyiş halindedir. Dostoyevski?nin ilk Fransızca çevirileri 1884-1895 arası M.de Vogüé tarafından ?sunulmuştur?.

?M. de Vogüé sayesinde Turgenyev?e hayran olmuştuk, Puşkin ve Gogol?u candan seviyorduk. Tolstoy?a çok büyük bir güven vardı, ama Dostoyevski, o gerçekten çok fazla Rus?tu. M.de Vogüé bu tehlikeye karşı herkesi yüksek sesle uyarıyordu. Okurların merakını daha kolay anlaşılabilecek ve insan ruhunun kendisini daha kolay bulabileceği iki ya da üç eser üzerine çekmeye razı oluyordu. Ama bunu yaparak, ne yazık ki en anlamlı, kuşkusuz en tutkulu ve bugün rahatlıkla söyleyebiliriz ki, en güzel yapıtlarını bir kenara itiyordu.?

Andre Gide?e göre ortada büyük sorunlar bulunmaktadır. Dostoyevski?yi okuma fırsatını bulan Fransız okuru, tıpkı Gide gibi M.de Vogüé tarafından söylenen her satıra bağlılık göstermektedir. Oysa 1900?lü yıllarda başlayan sıkı çevirilerle birlikte ?İnsancıklar?, ?Ölü Evinden Anılar?, ?Suç ve Ceza? olarak Vogüé tarafından belirtilen listenin, aslında çok daha başka olduğu görülür. Bunu ilk fark edenlerden biri de Andre Gide?dir… 1905?ten önce ?Karamazov Kardeşler?in ?acımasızca kısaltılmış? bir çevirisi yayınlanır. 1905?teyse tam metin olarak ?Karamazov Kardeşler? yayınlanır, on on beş yıl kadar önce M.de Vogüé tarafından ?üzerinde fazlaca durulmaması? gereken bir roman olarak açıklanan o ölümsüz eser.

İşte böyle bir durumla açılıyor kitap, Rus Edebiyatı?nın en büyük ustalarından biri olan Dostoyevski?nin Fransızca?ya çevrilme süreci Andre Gide?in kaleminden şekilleniyor, daha sonra kitaplaşacak bu eserin girişi niteliğinde, bakın ne diyor Gide:

?…Günümüzde bile, Dostoyevski okurlarını ancak ağır ağır ve çok özel bir seçkinler topluluğu içinde bulmaktadır. Eğer ondan yılmayanlar, İbsen?in dramalarına asla erişemeyen, ama Anna Karaenina?yı ve hatta Savaş ve Barış?ı tatmayı bilen o yarı cahil, yarı ciddi, yarı uyanık büyük okur topluluğunun -ya da Böyle Buyurdu Zerdüşt?ün önünde hazdan bayılan o daha az ciddi topluluğun- ötesine gidemiyorsa, bundan M.de Vogüé?yi sorumlu tutmak pek ciddi bir iş olmayacaktır.?

Böyle bir dönemde kısaltılmış çeviriler, kişilerin bireysel tercihleri ve benzeri durumlarla Fransa kapılarını aralayan Dostoyevski?yi yaşamı boyunca sahiplenmiş Andre Gide?in onun üzerine yaptığı konuşmaları ve yazıları bir araya getirilmesiyle oluşan kitap, 1881?de ölen ve ilk çeviri ?İnsacıklar?la birlikte Fransa?ya 1884?te geçen yazarın ölümsüzleşeceğini 1908?de haber veriyor. Yaklaşık yüz yıl kadar önce Andre Gide?in öngördüğü gibi ilerlemekte zaman. Gerçi, Türkiye için durum 1900?lü yılların başında Fransa?dan çok farklı değil ne yazık ki. Aradan bunca zaman geçmiş olmasına rağmen halen kısaltılmış ?Suç ve Ceza?, ?Karamazov Kardeşler? ya da inanılmaz çeviri sorunlarıyla yayına hazırlanan ?Beyaz Geceler?, ?Ölü Evinden Anılar? gibi kitaplar yer alıyor piyasada. Hele ki bir de ?Bir Yazarın Günlüğü? gibi bir kitabın tam metin çevirisinin yeni yapıldığını, ?Stapançikovo Köyü? (Adsız Birinin Defteri) kitabının yıllar önce Cem Yayınevi tarafından yapılan bir baskısı dışında herhangi bir baskısının bulunmayışı, ?Mektuplar?ın düzenli bir kitap halinde basılmadığını düşünürsek durumun vahametini daha iyi anlayabiliriz. Fransa?da Andre Gide bu kitaptaki ilk metni yazdığında, yani 1908?de, Dostoyevski?nin neredeyse tüm eserleri eksiksiz olarak Fransızca yayınlanmıştı. Sanıyorum ki bu listede ?Karamazov Kardeşler?in tam metin çevirisi eksik, çünkü kitabın ilerleyen bölümlerinde, 1921?deki etkinlik konuşmalarında yani, Andre Gide ?Zosima Dede?yle ilgili ayrıntılı bilgiye ?yakında çıkacağı açıklanan Karamazov Kardeşler çevirisinden ulaşacağız? diyor.

Andre Gide ilk olarak ?Mektuplar?dan yola çıkıyor ve bu yola çıkarken çevirileri yapanlar, çevirilerde seçilen mektuplar konusunda sürekli görüş bildiriyor. Hatta seçilen mektupların yanı sıra eksik kalan ve asıl önem taşıyan mektuplar konusunda ayrıntılı bilgi vererek okuyucuyu doğru yönlenişe götürmek için elinden geleni yapıyor. Sürekli bir karşılaştırma hali, görüş bildirme, alıntı yapmak ve eser ile yazar arasında bağ kurma konusunda gerçekten de başarılı bir yol izlemiş Andre Gide. Dostoyevski?yi tanımayan biri için takip edilmesi zor yollar bunlar, bu nedenle okuyucu için zor bir kitap olabileceği izlenimi beliriyor daha ilk bölümde.

İkinci bölüm ?Karamazov Kardeşler? üzerine yazılmış bir metinden oluşuyor ve daha sonra da Vieux-Colombier?de ?Dostoyevski?nin Yüzüncü Doğum Yıl Dönümü Nedeniyle? yapılan etkinlik konuşmalarını içeren bölüm geliyor. Bu bölüm steno notlarının aslına sadık kalınarak kitaplaştırılmış. 1921?deki bu etkinlikte Dostoyevski üzerine olgunlaşmış fikirlerini ve birikmiş düşüncelerini karşılaştırmalı bir şekilde okuyucuya sunuyor Gide. Tıpkı ilk bölümlerde olduğu gibi yine takip edilmesi zor bir süreç bekliyor okuyucuyu. Tabii eğer ki adı geçen yazarlar, karakterler ve dönemle ilgili bilgi sahibiyseniz bu zorlu süreç gerçekten de etkileyici bir akıcılıkla insanın zihnine gelip yerleşiyor. Kitabın okuyucunu etkilediği, en çok vurduğu, okuyucusunun ilgisini üst düzeye çıkarttığı yer de bu konuşmaların olduğu bölümler. Konuşma metinlerinin yer aldığı bu geniş bölüm gerçekten de olaylar (yaratılan ya da yaşayan) ve kişiler (yaratılan ya da yaşayan) konusunda fikir sahibi olan okuyucu için büyük bir keyif:

?Ve daha da ilginci var: Dostoyevski?nin hayatından bir kesit. Bunu Dostoyevski?nin çok yakın bir Rus arkadaşından duydum. Dikkatsizlikle birkaç kişiye anlattım ve kısa sürede herkes bu olayı kendi istediği şekilde yorumladı. Oysa sonradan başkalarının ağzından dinlediğim şekliyle tanınmaz olmuştu, işte bu nedenle bugün burada sizlere tekrar anlatmak istiyorum.?

Burada bahsedilen olay, bugün bile insanların ağzında bambaşka şekillerde dolaşan Dostoyevski-Turgenyev karşılaşmasıyla ilgilidir. Eğer ki bu size hiçbir şey çağrıştırmıyorsa, ?Ecinniler? (Cinler) kitabında yer alan ?Stavrogin?in İtirafı?nı hatırlamalısınız. O da olmuyorsa, Andre Gide?in anlatısının devamını okumalısınız.

Kitap sadece Dostoyevski ve onun eserlerinin çevresinde dönmüyor:

?Bay Souday yakın zamanlarda beni, Dostoyevski uğruna Balzac?ı feda etmekle ve hatta sanırım, Balzac?ı kurban etmekle suçlamıştı. Bunun doğru olmadığını söylememe gerek yok sanırım. Dostoyevski?ye çok büyük bir hayranlık duyduğum doğru, ama bence bu hayranlık gözlerimi kör etmiyor…?

?Aynı sorundan yola çıka Nietzsche ile Dostoyevski bu soruna farklı zıt çözümler öneriyorlar. Nietzsche kendini doğrulamayı öneriyor, yaşamın amacını bu doğrulamada görüyor. Dostoyevski ise bir kendinden vazgeçişi öne sürüyor. Nietzsche?nin en yüce aşamayı gördüğü yer, Dostoyevski için bir yıkımdır.?

Dostoyevski?nin ölümünden sonra Fransa?ya çevirileriyle gelişi ve bu çevirilerin dönemin önemli yazarlarından, daha sonra Nobel Edebiyat Ödülü alacak olan Andre Gide üzerindeki etkisinden tutun da sosyal/kültürel yansımalara kadar uzanıyor içerik. Bir yandan Dostoyevski eserlerini Andre Gide?in kaleminden ya da sözünden şekillendiriyor, bir yandan daha önce rastlamadığınız alıntılar ve bağlantılarla Dostoyevski?yi anlamaya çalışıyorsunuz. Aynı zamanda Dostoyevski biyografisi niteliğini de taşıyor bu çalışma; genel yapı olarak standart biyografik bir çalışmadan söz etmiyoruz. Ancak, Gide?in alıntı yaptığı, değindiği ve bir düzen içinde anlattığı olaylar Dostoyevski?nin yaşamıyla örtüştürülüyor; Sibirya sürgününden, İncil?le tanışmasından, eserleri yazdığı zamanki hislerine kadar birçok şeyden söz ediyor Gide ve bu sözleri Mektuplar?dan yaptığı alıntılarla destekleyerek bilimselleştiriyor:

?Roman uzun, altı bölümden oluşuyor (Suç ve Ceza). Kasım ayının sonunda, neredeyse büyük bir bölümünü yazmıştım, hazırdı, hepsini yaktım! Artık bunu itiraf edebilirim, bundan hiç hoşlanmıyordum. Yeni bir üslup, yeni bir şekil beni kendisiyle birlikte sürüklüyordu, yeniden başladım. Gece gündüz demeden çalışıyorum, ama yine de çok az ilerliyorum.?

Büyülü bir atmosfer vaat ediyor kitap, ortalamanın üzerindeki her okuyucunun ve Rus Edebiyatı başta olmak üzere dönemin edebiyatına ilgi duyan herkesin mutlaka okuması gerekiyor.

?Ve işte şu anda, yavaş yavaş, neredeyse gizli bir şekilde, bütün Avrupa?da aynı enerji birliğini gerçekleştiriyor. Özellikle kitaplarının baskılarının günden güne arttığı Almanya?da ve son olarak da onun değerini M.de Vogüé?ninkinden daha iyi tanıyıp tadına varan bir kuşak sayesinde Fransa?da. Onun başarısını geciktiren gizli nedenler, aynı zamanda bu başarıyı daha da kalıcı hale getirecektir.?

4 Nisan 1911?de Figaro?da böyle yazmış Andre Gide… dilerim Türkiye?de ?onu daha iyi tanıyıp tadına varan bir kuşak sayesinde? Dostoyevski kalıcı hale gelecek değil (çünkü kalıcılık çoktan sağlanmıştır), bu kuşak kendini bilinçlendirecektir.

Makalenin Yazarı: C. Alper İlhan
düşLE arşivinden “61. Sayı / Ekim 2006”
http://www.dusle.com/icerik/index.php?p=61&kt=5&es=42

Kitap: Dostoyevski
Yazar: Andre Gide
Yayın: L & M Yayıncılık
Çeviri: Sema Gül
Basım: Nisan 2005
Sayfa: 218 s.

“Dostoyevski, dünyanın her yanında. Farklı dillerde çok okunan ve tartışılan bir yazar. Çarlık yönetimi tarafından ölüm cezasına çarptırılmasına karşın, devrimci aydınlar onu ‘tutucu’ bir yazar olarak görmektedir. İnsan ruhunun derinliklerini ustaca çözümlemiş, yakından tanıdığı Rus aydınlarının inanç bunalımlarını devrimci çevrelerin nihilist eğilimlerini korkusuzca yansıtmıştır. Romanlarında kahramanlarının iç dünyasını, çelişkilerini, dinsel eğilimlerini, bunalımlarını çok etkili bir dille alatan yazar. Batılı ülkelerin edebiyat ve düşün yaşamını büyük ölçüde etkilemiş, özellikle varoluşçu akımın temel kaynaklarından biri olmuştur. ‘Ruhbilim konusunda bana bir şeyler öğreten tek kişi, Dostoyevski’dir’ diyen Nietzche de ondan etkilenen, onun yazarlığını ve zorluklarla dolu yaşamını didik didik edenlerden biridir. Elimizdeki kitap André Gide’in Dostoyevki’yi ne kadar derinlemesine anladığını göstermektedir. Yaşamöyküleri dizimize Sartre’ın Baudelaire’inden sonra şimdi de Gide’in Dostoyevski’siyle devam ediyoruz. Dostoyevski’yi seven okurlar kitabın sonunda, onun Türkçe’de yayımlanmış bütün kitaplarını tarihsel bir sırayla bulacakladır.”

André Paul Guillaume Gide (22 Kasım 1869 Paris – 19 Şubat 1951 Paris) Fransız yazar.
Gide, 22 Kasım 1869 tarihinde Paris, Fransa`da dünyaya geldi. Babası Protestan ve köylü kökenli, annesi Katolikti. 8 yaşında Paris’te Alsace Okulu’na gönderildi. Sık sık hastalandığı için öğrenimi kesintiye uğradı. Gide henüz 11 yaşındayken (1880) Paris Üniversitesi`nde hukuk profesörü olan babasını kaybetti. Ailedeki kadınların etkisi ve annesinin katı otoritesi altında büyüdü.

1889’da okuldan mezun oldu. Yaşamını yazarak geçirmeye karar verdi.Yazı hayatına 1891?de 21 yaşındayken yayımladığı André Walter’in Günlükleri (Les Cahiers d’André Walter) ve Narsis Üstüne İnceleme ile başladı. Ama ikisi de başarısız bulundu.

1893’te Kuzey Afrika gezisine çıktı. Arap dünyasının tümüyle farklı değerleriyle tanıştı. Fransa’ya döndüğünde oradaki katı Victorya dönemi yaşantısının olumsuzluklarından rahatsız oldu. 1894’te tekrar Kuzey Afrika’ya gitti. Burada Oscar Wilde ve Lord Alfred Douglas’la tanıştı. Annesi hastalanınca Fransa’ya döndü.
1895’te kuzeniyle evlendi. 1896`da Normandiya`da bir komüne belediye başkanı oldu.
I. Dünya Savaşı yıllarında Kızılhaç ile gönüllü insani kuruluşlarda çalıştı. 1923’te ilk feministlerden ünlü Elizabeth van Byyselberghe ile olan ilişkisinden tek çocuğu kızı Catherine doğdu.
1925’te Fransız Ekvator Afrikası’na gitti. Burada gördüklerinden de etkilendi. Dönüşünde sömürgeciliği eleştiren yazılar yazdı. 1925 yılında yayımladığı Kalpazanlar Gide`nin en önemli eserlerinden biri olarak görülür. 1926`da otobiyografik eser olan “Si le grain ne meurt”u yayımladı. Sosyalizme ilgi duydu.

II. Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra 1942’de tekrar Kuzey Afrika’ya gitti. Savaşın sonuna kadar burada yaşadı. 1947’de Oxford Üniversitesi’nden “Edebiyat Doktoru” unvanı aldı. Aynı yıl Kasım ayında da Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi oldu. 19 Şubat 1951’de yaşamını yitirdi.

Yaşamı boyunca toplumsal ve bireysel ahlakın en önemli ölçütünün, bireyin içtenliği ve kendisini tanıması olduğunu savundu. Edebi, siyasal ve toplumsal sorunlara karşı hoşgörülü bir tutum benimsedi. Genel ahlak anlayışının karşısında bireysel özgürlüklerin savunucusu oldu. Ama aynı zamanda 19’uncu Yüzyıl Fransız edebiyatının en önemli hümanist ve ahlakçı yazarı olarak tanındı. Düşüncelerindeki bütünlük ve soyluluk, üslubundaki arılık ve uyumla Fransız edebiyatının saygın isimleri arasında yer aldı.

Eserleri
Katolik kilisesi André Gide’in eserlerini 1952 yılında Yasak kitaplar listesi’ne koymuştur.

Deneme
* Narkissos Üstüne İnceleme (1891)
* Urien’in Yolculuğu (1893)
* Aşka Teşebbüs (1893)
* Bataklıklar (1894)
* Vesileler (1903)
* Yeni Vesileler (1911)
* Ve İş Şimdi Sana Kaldı (1951, ölümünden sonra)
* Sanat Baskıdan Doğar

Roman
* Kalpazanlar (1926)
* Dar Kapı
* Pastoral Senfoni

Biyografi
* Andre Walter’in Defterleri (1892)
* Tohum Ölmezse (1926)

Şiir ve Düzyazı Şiir
* Andre Walter’in Şiirleri (1891)
* Dünya Nimetleri (1897, 1936’da Toprağın Yarattığı Nimetler)
* Hacı Ya da Sahte Peygamber Üzerine İnceleme (1899)
* Savurgan Evladın Dönüşü (1907)
* Kır Senfonisi (1919)
* Yeni Nimetler (1935)
* Thesee (1946)

Tiyatro
* Saul (1903)
* Philoktetes (1899)
* Kral Kandaules (1901)
* Bat-Şeba (1912)
* Oidipius (1931)
* Persephone (1934)
* On Üçüncü Ağaç (1935)
* Robert Ya da Genel Çıkar (1944)
* Dönüş (1946)

Anlatı
* Ayrı Yol (1902)
* Dar Kapı (1909)

Öykü
* Vatikan Zindanları (1914)
* ısabelle (1957)
* Kadınlar Mektebi (1929)
* Robert (1929)
* Genevieve (1936)

Diyalog
* Corydon-Sapık Sevgi(1924)

Gezi
* Kongo Yolculuğu (1927)
* Dindiki (1927)
* Çad Dönüşü 1928)

Anı
* Journal 1889-1939 (1939)
* Journal 1939-1949 (1945)

İnceleme/Eleştiri
* Dostoyevski (1923)
* Rastlantılar (1924)
* Kalpazanların Günlüğü (1926)
* Montaigne Üstüne Deneme (1929)
* Çeşitli (1931)
* Henri Michaux’yu Tanımak (1941)
* Düşsel Söyleşiler (1943)
* Göz Önüne Alarak (1943)
* Poussin Öğretimi (1945)
* Şiir Sanatı (1947)
* Önsözler (1948)
* Karşılaşmalar (1948)
* Övgüler (1948)
* Chopin Üzerine Notlar (1948)
* SSCB Dönüşü (1936)
* SSCB Dönüşü Üzerine Düzeltmeler (1937)

Yergi
* Zincire Gevşek Vurulmuş Prometheos (1899)

Yorum yapın

Daha fazla Biyografi Kitapları, İnceleme
Osmanlı Devletinde Gayrimüslim Nizamnameleri – Murat Bebiroğlu

Bu kitap Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşundan yıkılışına kadar geçen sürede, gayrimüslimlere verilen ahitnameyi ve nizamnameleri kapsayan, konusunda ilk ve tek kitaptır....

Kapat