Dostoyevski; Kumarbaz’ı yazarken kumar oynuyor, kumardan kurtulmak için kumar oynuyor

Dostoyevski Batı’ya ilk kez 1862 yılının haziran başlarında gitti. Planladığı ilk uğrağı Paris’tir ama, o günlerde Alman kaplıcalarından Baden-Baden, Hombourg ye Ems gibi, Avrupanın kumar başkentlerinden biri olan Wiesbadenden geçerken, trenden iner, Rus gazetelerinde okuduğu ve kahramanının daha sonra acı acı yakınacağı, betimlemelere aldanarak rulette şansını denemeye gider. ‘

Kahramanı şöyle der ya:

«Bütün dünya gazetelerinin, özellikle de bizim Rus gazetelerinin, ve hemen hemen her yılın ilkbahar başlarında makale yazarlarımızın günlük yazılarında daima iki konuyu ele almalarındaki o köle ruhluluğa dayanamıyorum: Önce Rhin’ in kaplıca kentlerindeki oyun salonlarının görkem ve lüksü, ikinci olarak da, sözümona masaların üzerine yığılan altın kümeleri. Oysa onlara bunun için para da ödenmiyor: Onlar sadece çıkar gütmeyen bir dostluk kanıtı veriyorlar. Bu berbat salonlar her türlü ihtişamdan yoksundurlar ve altın oralarda masaların üzerine yığılmadığı gibi. ucundan kıyısından ya görünür, ya görünmez.»

Bir süre geçince, sara nöbetleri gitgide sıklaşan Dostoievski hekimin öğütleri üzerine yeniden Avrupa gezisine çıkmaya karar verir. Verem olan karısı ölmek üzeredir, yazar da Paris’ te dostu Pauline Souslova’nın yanına gitmek zorundadır. Yolculuk hep ertelendiğinden Pauline sabırsızlanır ve bir İspanyol öğrenciye âşık olur. Fena halde öfkelenen Dostoievski yola koyulur ama, VViesbaden’den geçerken, yeniden gidip rulette şansını denemekten kendini alamaz.

Parise geldiğinde onu mutlu bir sürpriz bekler: İspanyol öğrenci, Paulineden ayrılmıştır. Böylece, kazanma başarısını gösterdiği bütün parayı çok doğaldır ki yitirdiği Wiesbaden ve Baden-Baden’den geçerek, birlikte İtalya’ya gidebileceklerdir.

işte o zaman kumar konusunda bir roman yazmayı düşünür. 18 Eylül 1863’de Roma’dan arkadaşı Strakhov’a şunları yazar:

«Şimdilik elimde hazır hiçbir şey yok ama, (bana göre) oldukça mutlu bir öykü planı tasarladım. Büyük bölümünü kâğıt parçalarının üzerine not ettim. Hatta yazmaya bile başladım. Ama, önce burası çok sıcak: İkincisi de, Romada ancak sekiz gün kalabileceğim; insan Roma gibi bir kentte bir hafta geçirecekse, roman yazmayı düşünebilir mi? Bütün bu gidiş gelişler beni son derece yoruyor. Konu şu: Bir tip, gurbetteki Rus. Biliyorsunuz, geçen yaz, bizim gazetede yabancı ülkelerde yaşayan Ruslardan sık sık söz edildi. Romana bütün bunlar da alınacak. Yurt içi yaşamımızın bugünkü halinin olabildiğince oraya yansıdığını görmeleri gerek. Apaçık karakterli bir adamı çiziyorum, pek çok konuda yetenekli ama, her şeyde yarım kalmış bir adam bu. Bütün inancını yitirmiş, aynı zamanda da, imansız, inançsız olmaya cesaret edemiyor. Yetkiye karşı hem isyan ediyor, hem de onun karşısında korkuyor. Rusyada kendisi için yapacak hiçbir şey bulunmadığını düşünerek avunuyor, bu yüzden de yabancı ülkelerde yaşayan Rusları vatanlarına geri çağırmak isteyen herkesi acımasızca mahkûm ediyor. Ama, sana hepsini burada anlatamam.

«Asıl kahraman çok canlı, onu karşımda görür gibiyim. Öyküm bittiği zaman okunmaya değecektir. Temel nokta şu ki, bütün yaşamsal özsuyunu, taşkınlığını, bütün cüretini rulet soğurmuş. Bu bir kumarbaz ama, Pouchkine’in Cimri Şövalyesi alelade bir cimri olmadığı gibi, bu da sıradan bir kumarbaz değil. Kendimi Pouchkine’le karşılaştırmak istediğimi sanma sakın, bu karşılaştırmayı sadece olayı daha iyi aydınlatmak için yaptım. Kahraman kendine göre bir ozan ama, bayalığını derinlemesine hissettiği bu şiirden utanıyor. Bununla birlikte, bir şeyleri tehlikeye atma gereksinimi onu kendi gözünde yükseltiyor. Öykü sadece rulet oynadığı üç yılı işleyecek.

«Ölüler Evi, daha önce hiç kimsenin gözüyle görüp de anlatmadığı forsaların bir resmi gibi halkın dikkatini çek-tiyse. bu öykü de hiç kuşkusuz ruletin gözle görüldükten sonra, ayrıntılı anlatılması olarak dikkati çekecektir. Bu tür öykülerin bizde her zaman iyi karşılandığını saymazsak, şu da var ki, kumar sahneleri bir yabancı ülkenin kaplıca kentinde geçiyor ve yabancı bir ülkede yaşayan bir Rus söz konusu ediliyor. Bu ayrıntının, evet doğrudur, ikinci derecede ama, gerçek bir önemi vardır.

«Kısacası, işte ilginç şeyler. Duygu ve akılla, fazla ‘uzatmadan, bunları çizmeyi başaracağımı umabilirim.

«Ola ki romanım çok iyi olur. Benim ölüler Evi gerçekten ilginçti.

«Kürek mahkûmluğu etüvü türünden bir çeşit cehennemin tarifi bu. Bütün bunlara çarpıcı bir biçim vermeye çalışacağım.»

Dostoievski bunu ancak yıllar sonra, dış ülkelere bir hayli gidip geldikten, Almanya’daki kumar masalarında bir hayli zaman geçirdikten, karısının ve erkek kardeşinin ölümünden sonra gerçekleştirebildi. Alacaklıları sıkıştırınca, yayımcısı Stellowski’yle tüm yapıtlarının yayınlanması için anlaşma imzalayarak, henüz basılmamış bir romanı l kasım 1866’dan önce vermek üzere anlaştı tersi bir durumda bu basım üzerindeki bütün haklarım yitirecekti ve aldığı paraların da hepsini geri ödeyecekti. Oysa, Suç ve Ceza için başka bir yayımcıdan avans aldığı için, her iki kitabı da en kısa sürede tamamlamak zorunda kalıyordu.

İşte o zaman 17 Haziran 1866’da Bn. Corvine-Kroukovskaia’ ya şunları yazar:

«Çok garip ve şimdiye kadar hiç görülmemiş bir şey yapacağım. Tam dört ayda, birini sabah, öbürünü akşam yazacağım iki ayrı roman için otuz baskı provası yazacağım; ancak böylelikle zamanında bitirmiş olabileceğim… Eminim ki geçmiş ve şimdiki yazarlarımızdan hiçbiri benim sürekli içinde yaşadığım koşullarda yazmamıştır; bunun sadece ‘düşüncesi bile Tourgueniev’i öldürürdü. Ama, içinizde doğan, sizi coşkuyla, heyecanla dolduran düşünceyi baştan savma yapıp berbat etmek bilseniz ne kadar üzücüdür… Onun güzel olduğunu biliyorsunuz… ve onu bile bile berbat etmek zorundasınız.»

Dostoievski, bu akıl almaz çılgınca işin altından kalkabilmek için, arkadaşlarının öğütleri üzerine, bir stenograf tutmaya karar verir: Anna Grigorievna Snitkine. Kumarbaz’ın kesin metnini ona 4-29 Ekim 1866’da yazdırır. Yayıncı Stellowski yolculuğa çıktığından, yazı polis komiserine teslim edilir, o da bu veriliş tarihini belgelerle doğrular.

8 kasımda Dostoievski, Anna Snitkine’e evlenme teklifinde bulunur, 15 Şubat 1867’de evlenirler.

Demek ki, Dostoievski öyküsünü en sonunda yazmaya koyulduğunda, son kozunu oynuyordu. Eğer bu metni yazma bahsini kazanamazsa, her şeyi yitiriyordu. Onun için ele aldığı tema yazma koşullarıyla çok iyi uyum sağlıyordu. Böylesine bir konuyu ele almayı uzun yıllardan beri tasarlıyordu, bunu da salt biraz para kazanma umuduyla değil de asıl para yitirmeye son vermek umuduyla yapıyordu: çünkü bu kitap bir beladan kurtulma yoluydu. Gerçi bu «tecimsel» bir düşünüydü. Rus halkının hoşlanacağı bir düşünü. Dostoievski bu düşünüyü anlatırken kendisini sürükleyen kumar tutkusunu felce uğratmaya, etkisiz hale getirmeye çabalıyor. Bizim için bu sayfalarda yaşamadan önce yazarı için öylesine güçlü biçimde yaşayan («onu karşımda görüyor gibiyim») kişiliği, kendisininkinden ayırmak istiyor, onu kemiren, onu mahveden bu kopyadan, tıpatıp benzerden kurtulmak istiyordu. Elbette ki konuşan kendisidir ama, kahramanını sakınanla ayırt edecektir, onu belirleyecek, kendinden ayıracak pek belirgin durumlarla çevreleyecektir, öyle ki, kitabın son satırlarında, öyküyü askıda bırakarak, bize: «Yarın, yarın, her şey bitmiş olacak!..» diyecektir, bu sözcüklerin Piodor Dostoievski için gerçek olacağını umut edebilir, yani o andan sonra, nihayet bir daha kumar oynamama akıllılığını gösterecektir, oysa, o ana kadar kurtulmak için boş yere çabaladığı ruletin bütün uğursuzluğu o zavallı vur abalıya Alexis Ivanovitch’in üzerine yıkılmıştır. Çünkü o sözcükleri yazarken kendini aldattığından emin olabilirsiniz; o her zamankinden daha bağımlıdır, daha aldanmıştır.

Demek ki, Dostoievski. Kumarbaz’ı yazarken kumar oynuyor, kumardan kurtulmak için kumar oynuyor, içindeki kumarbazı yatıştırmak için, susturmak için kumar oynuyor. O da bunu çok iyi biliyor. Değişmek için insanın kendini suçlaması yeterli değildir. İçinizdeki «öbürü» böylece daha güçlenmek, sizin nedenlerinizle alay etmek olanağını bulur. Onun hakkım teslim etmek, yakınmalarını, sitemlerini bütün güçleriyle açıklamasına izin vermek gereklidir. Doğal olarak bunun sonucunda da suçlu, suçlayıcı kimliğine bürünür ve en sonunda kaçınılmaz olarak üzerine yüklenecek olan mahkûmiyette, bizler hepimiz bir parça mahkûm olacağız, yani biraz maskeleri düşecek olan bütün namuslu kişiler, ve söz konusu edilip sarsılacak olan içinde bulunduğumuz durum mahkûm olacak. Kurtulma bizi iblisten ancak bunun açıklanmasını bulduğumuz oranda kurtaracaktır. Yıkımında yanılsamalarımızın kimi kırpıntılarını da sürükleyerek kaybolacaktır ancak.

Dostoievski için söz konusu olan, kumarbazın deneysel görünüşünü, yüksek sosyetedeki kişilerin, onun deyimiyle «centilmenlersin değer vermek istemedikleri ve varlığı kendilerine pek yüz kızartıcı göründüğünden olabildiğince küçültmek istedikleri bu kahramanın katkısını gözlerimizin önüne sermektir:

«Elbette ya, bütün bu ayak takımının içinde çırpındığı çamuru ve dekoru bilmezlikten gelmek son derece soylu bir davranıştır. Bununla birlikte, karşıt davranış da kimi zaman onun kadar kibardır: Fark etmek, yani cep dürbününün ucuyla da olsa, bütün bu haşarata bakmak ve hatta onu incelemek ama, bütün bu kalabalığı ve bütün bu çamuru bir çeşit eğlence gibi, centilmenlerin dinlenmesi için düzenlenmiş bir temsil gibi görerek. İnsan kendisi de bu kalabalığa karışabilir ama, orada bir seyirci olarak bulunduğu ve onun bileşimine zerre kadar katılmadığı kesin inancıyla çevresine bakabilir. Zaten, aşırı ısrarla incelemek de uygun düşmez: Bu da gene bir centilmene yakışmaz, çünkü her ne olursa olsun, bu gösteri sürekli bir dikkate değmez.»

Elbette ki söylemeye bile gerek yok: Alexis Ivanovitch, ya da Dostoievski, tamamiyle farklı bir kanı belirtir:

«Oysa bana öyle geliyordu ki, tam tersine, bütün bunlar son derece ısrarlı bir dikkate değerdi, özellikle de sadece incelemek için değil de, kendisi de içtenlikle ve iyi niyetle bütün bu ayak takımına katılmaya gelen bir kimse için.»

Az sonra yazarımız için onun kumarbaz yaşamını tanıtlayan şu olgudur: Bu. onun bir gün kumarbazın romanını yazmasını sağlayacaktır ama, bu geçişimi ancak, kumarda insan yaşamının ayrıcalıklı bir eğretileme bulabilecek hale geldiği, kumarbazın kumarbaz olmayanı ortaya çıkardığını fark ettiği, birini incelerken öbürünün gizlediğini ortaya çıkarmaya . başladığı andan itibaren gerçekleştirebildi.10

Centilmenler kumarbazın kendilerinden tamamiyle, dipten doruğa farklı bir kişi olduğunu ileri sürerler, o kadar apayrı, o kadar uzaktır ki bir temsil gibi onunla eğlenebilirler, hatta hiçbir bulaşma tehlikesiyle karşı karşıya kalmadan onun hareketlerine ve davranışlarına öykünebilirler. İşte Dostoievski dikkati çekecek etkin bir sahne düzenlemesiyle bu kökten ayrılığın yalanını açıkça ortaya serecektir.

Ruletin bilyesinin özelliği, onu bütün gözlerin hedefi haline getirecek olan şey, hareketinin kesinlikle önceden kestirilemez olmasıdır. Oysa, kişi bu fikre alışamaz, gerçekliğe karşı düşünmekten kendini alamaz, kaçınılmaz olarak hiçe inecek yöntemler hazırlamaktan kendini alamaz. O kadar ki, o küçücük nesne büyülediği gözlere durmadan bitmez tükenmez bir acı alay fırlatır.

Kitabın başlangıcında bu alçalmalara açıkça boyun eğenlerle, —kumarbazlarla— bu alçalmanın kendilerine ulaşamayacağım iddia edenler, —centilmenler— arasındaki ayırım son derece belirgindir. Kumar salonuna ilk kez girdiğinde Alexis Ivanovitch’i en çok etkileyen bu oldu işte., O sırada, kendi için değil, generalin üvey kızı Pauline Alexandrovna için oynuyordu. Kuramsal olarak, o anda tanımladığı ve çıkar gütmeden kumar oynayan o centilmenler durumundadır. Ne var ki, genç kızın kazanacağı paraya ne kadar önem verdiğini çok iyi bildiğinden, o da bulaşıcı kumar hastalığına yakalanır. Hizmet ettiği ve kendisini sinsice .yetkilendiren o aile içinde ona kumarbaz, dolayısıyla da kuşkulu yoldan çıkmış bir insan gözüyle bakılıyor. O aile ki aslında tıpkı onun gibi yapıyor, istencinin tamamiyle dışında bir olaydan, —bir büyükannenin ölümünden— para bekleyen, bu bekleyişte parayı tehlikeye • atan, her şeyi o iskambilin üzerine oynayan o aile tıpkı onun gibi davranıyor.

Önce general ve onun çevresindekiler hoş görünmeyi, aklı başında insanlar gibi davranmayı başarırlar. Oysa, hiç umulmadık ama, yine de ruletin kararından çok daha az önceden kestirilemeyen bir olay gelip bütün hesapları altüst eder: Büyükanne hiç haber vermeden çıkagelir ve yapacak başka işi yokmuş gibi, alelacele koşup kumar oynar. O andan sonra ve bütün orada kaldığı sürece onu o tutkusundan ayırmak olanaksız hale gelir, bütün aile bireylerinin aynı doymak bilmeyen gözlerle, masalarının çevresindeki kumarbazlarla aynı korkularla izlediği davranışlarım önceden kestirmek olanaksız hale gelir. Sehpanın üzerinde dönen küçük bilyenin bir acı alay olduğu gibi, büyükanne de bir acı alaya dönüşür. Onun gelişiyle kumar masasının insanları generalin ailesini tamamiyle ele geçirir. Kumarbazlarla kumarbaz olmayanlar arasındaki fark artık yok olmuştur.

Gazinoda yaşlı hanıma eşlik eden Alexis, sakınımlı olması için onu hâlâ inandırmaya çalışır ama, o hep aklına eseni yaptığından, Alexis’nin bütün öğütlerine karşın, bir kez daha sıfırın üzerine koyar ve hiç umulmadığı halde kazanır. Nesnede bulunan acı alay şimdi kendini duyurmak için bir ses sahibidir:

«Büyükanne utkulu ve saldırgan bir halle bana doğru dönerek:

«Bak, gördün mü!» dedi.»

O da şunu belirtir:

«Ben bir kumarbazdım: Bunu tam o anda kesinlikle hissettim.» Görüp işittiği şeyler yüzünden, koşulların oluşturduğu surat yüzünden, tutkusunun doğmasına engel olan bütün karşı çıkmalar ağırlıklarını yitirirler.

Çünkü Dostoievski, Alexis’sini hemen kumarbazlar takımına katmaktan kaçınır. Gerçekten de, generalin ailesinin bütün öbür bireylerinin sinsi sinsi yaptığını onun herkesin içinde, açıkça, kumar salonunun şiddetli ışığı altında ve kaba topluluğu altında yaptığını, gazino masasında olup bitenlerin, mirasları ve işleriyle, korkunç aynasının karşısında gözlerini kapatan bu yüksek sosyetenin dayandığı sistemin çıplak simgesi olduğunu göstermek ona yetmez, üstelik de bize falan, ya da filan kişinin, Alexis, ya da Fiodor’un rahat karanlıktan o mahvolma aydınlığına nasıl geçtiğini de göstermek ister.

Sorumluluk tamamiyle paylaşılmıştır, çünkü kumar ancak kendini ona kaptıran ihtiyaç içinde olduğu zaman, sefalet içinde, ya da sefaletin tehlikesi altında bulunduğu zaman ciddi ve korkunç bir hal alır, gerçekten kumara dönüşür ve işte kumarın yüzkarası vurguladığı bu sefaletten gelir. Kumar, saygıyla para arasındaki ilişkiyi, —bu paranın çoğu zaman çevrelendiği akla aykırı gelen karanlık— en kuvvetli ışık altında ortaya serer. Alexis’nin gerçekten kumar oynaması, mahcubiyettendir, general tarafından kovulmuş olmasındandır ve küçük bilyenin kararlaştırdığı büyük paralar sayesinde saygının kumar masası çevresinde nasıl hızla elde edildiğini gör-mesindendir. Servetle birlikte saygınlığın da yıkılmasında ve şanssız kumarbazın talihsizliğine karşı artık gene ruletten başka çare bıılamamasındandır. Kendisini mahcubiyetten kurtaracak parayı yeteri kadar çabucak elde etmek için bir tek çaresi vardı: Son meteliğine kadar şansını denemek. Kumarın kendini ona kaptırmaya başlayan bir kimse için uğursuz hale gelmesi, birkaç saat içinde toplumsal konumu değiştirdiğini göz kamaştırıcı bir gerçeklikle saptamış olmasıdır, yitirdiğine, ya da kazandığına göre onun gazinodan çıkışına bakanlar için artık gerçekten aynı insan olmamasındandır. Saygınlığın, paranın nereden geldiği sorulmadan, bu derece paraya bağlı olan bir toplumda, kumar masası çok kısa bir zamanda çok para kazanılan tek yer olduğundan, onuru kırılan, aşağılanan bir kimse için başvurulacak tek yer olduğu söylenebilir. Centilmerılerse, onlar bu şekilde oynamadıklarından (onlar ancak servetleri tehlikeye düştüğü zaman gerçekten kumar oynamaya başlarlar) durumlarını yitirenleri, sefalete doğru yuvarlanmalarının içerdiği o utancın yaklaştığını hissedenleri saygılarını yeniden kazanmaları için beğenme-yip kınadıkları ve asla dikkate almak istemedikleri bu çıkar yola sapmaya zorlarlar. Ama, bu çıkar yol bir tuzaktır, bir ılgım bataklığıdır ki bu rahatsız ediciler içine batıp gömülürler.

Dostoievski için ruletle kürek mahkûmluğu arasındaki karşılaştırma işte bunun için zorunlu hale gelir. Kumarbazlar, gerçek kumarbazlar oraya asla kendi istekleriyle gelmemişlerdir, onları oraya bütün bunlarda bir eğlenceden başka bir şey görmeyen o centilmenler getirmiştir, talihleri ters dönme suçunu işledikleri için onları o işkence çarkına zincirle bağlayan o centilmenler.

Kumar oynuyorsa, bir oyuncak olduğu için oynuyordur. Onunla oynarlar, onunla alay ederler ve orıu oynatırlar. Alexis gazinoya sadece, generalin üvey kızı Pauline’in eğer gerçekten kendisi oynarsa utanca gömüleceğinden kendi yerine oynamakla onu görevlendirdiği için gider, sonra da büyükanneye eşlik ettiği için ve böylece de o canlı ruletin karşısında generalin bütün ailesinin delegesi haline gelir. Artık kazansa bile bir türlü paçasını kurtaramayacağı o çarka herkes onu itmişti, çünkü bu haksız, para, çünkü ona onca saygınlık kazandıran o para onu eski kişiliğinden tamamiyle koparır, alçalmanın, mahcubiyetin başlattığı o.kopmayı bu para tamamlar. Böyle saygı gösterilen kişi kendisi değildir, sadece en ufak öykünün, en ufak bir ilintinin, en ufak bir gerçek sahip çıkma onu kendisine bağlamaksmn. rastlantıyla gökten, ya da cehennemden düşen o büyük paranın taşıyıcısıdır. Demek ki, kendini güçlendirmek için, kişiliğini sağlamlaştırmak için, «yüksek sosyetenin» içinde yer alabilmek için o paradan yararlanmayı başaramaz, çünkü kapısını açtığı o «yüksek sosyetes>nin hiç mi hiç önem vermediği o paranın kökeni, bütün bu «yüksek sosyete»nin gözden geçirilmesi ve mahkûm edilmesidir ona göre. istencinin bir bakıma boynu vurulmuştur, kendisi kendi için hareketi önceden kestirilemeyen bilyeye dönüşmüştür. Generalin dairesine gider. O bölmeye yerleşeceğini herkes düşünebilirdi, kendisi de bunu düşünüyor:

«Ama… o zaman başıma dünyanın en garip ve en aptal serüveni geldi.

«Acele acele generalin dairesine giderken, ansızın onların dairesinin hemen yakınında bir kapı açıldı ve birisi bana seslendi. Dul Bayan Cominges’di bu. Mile Blanche’m emri üzerine beni çağırmıştı. Genç kadının dairesine girdim.»

Bilye yandaki bölmeye yerleşti ve bunu kendisine fırlatan toplumun suratına fırlatmaktan başka bir şey yapamayacağı bir parayı gidip o Fransız kadınıyla har vurup harman savurdu.

«Yaşamım ikiye parçalanıyordu ama, bir gün önceden beri, bir kâğıt üzerine oynamaya alışmıştım.»

Çünkü kumar, Dostoievski’y e göre yalnızca parasal ilişkilerle saygınlık ilişkilerinin bir yansıması değildir; Batı Avrupa’da ise bu ilişkiler yalnızca parasal ilişkilere indirgenmiştir. Kumar aydınlatıcı gücünü genel olarak insan ilişkilerine, özel olarak da erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkilere yayar ve Dostoievski’de de son açıklamasını aşkın eğretilemesi olarak bulur. Demek ki, kumar masası bahsinin yerine bir gölgesi olduğu evlilik bahsini koyarak paçasını kurtarmayı umabilir.

Aslında, Alexis her şeyden önce Pauline kendisiyle oynadığı için kumar salonuna doğru gidiyor. Yaşamım Pauline üzerine oynamıştır; ister istemez makul bütün tahminleri aşan bir eylemdir bu.

«Geçen gün bana, Schlangenberg’de benim bir tek sözüm üzerine kendinizi tepetaklak aşağı atmaya hazır olduğunuzu söylediniz ve biz de şöyle bir bin ayak yükseklikte bulunuyorduk. Sadece söylediklerinizi gerçekleştirip gerçekleştirmediğinizi görmek için, bu sözü bir gün size söyleyeceğim ve emin olun ki yürekli davranacağım.»

işte verilen bu söz nedeniyle, oyun olsun diye, Alman barona hakaret etmesini istediği zaman ona boyun eğer, bu da onun büyük mahcubiyetine, onurunun kırılmasına neden olur. Kumar hapishanesinin kilidini onun üzerine kapatan Pauline’dir. kendisi de kumar oynadığı, küçük Fransızdan, İngiliz centilmenine geçtiğinden, kendisi de onu çirkeften kurtaracak durumda değildir. Alexis bu kumarda yitirdi, onu öbürüne mahkûm eden de budur işte.

Dostoievski’nin kızı Aimee, anılarında, babasının yaşamında kumar tutkusuyla gerçek Pauline arasında var olan yakın ilişkiyi vurgular:

«Dostoievski daha ilk Avrupa yolculuğunda ruletle tanışmıştı, hatta pek önemli bir para da kazanmıştı. Başlangıçta kumar onu pek çekmiyordu. Ancak, Pauline’le birlikte yaptığı ikinci yolculukta kumar tutkusu onu kıskıvrak yakaladı.»

Eğer Alexis kitabın sonunda kurtulmadıysa, kumar cehennemine gömüldüyse, Pauline’in kendisine hâlâ gösterdiği kaprisli ve uzak bağlılığa karşın yapayalnız olmasındandır. Dostoievski, yazıyı tamamlarken, başka bir kadın üzerine oynadı, kendisine stenograftık eden ve üç ay sonra evleneceği şu Anna üzerine oynadı. Son noktayı koyduğu, el yazmalarını polis komiserine emanet ettiği zaman, bahtsız kopyasını ona kurduğu kafes içinde hapis bıraktığını ve kendisinin kurtulacağını umarken kendini alamaz ve böylece kumarbaz yaşamı yeniden başlar. 1871 yılına kadar sürer bu. 28 Nisanda, Wiesbaden’ de, kendisine gönderdiği bütün parayı yitirdikten sonra karısına şunları yazar.

«Ania, Ania, namussuz alçağın biri olmadığımı, kumar tutkusunun kemirdiği bir adam olmadığımı iyice aklına koy; ama, bu ılgımın şimdi artık kesinlikle dağıldığını, yok olduğunu da aklından çıkarma… O dişten kurtulduğumu hissediyorum…»

Gerçekten de bir daha kumar oynamayacaktır. Beladan kurtulma yolu en sonunda etkisini göstermişti.

MICHEL BUTOR
Önsöz
KUMARBAZ–Dostoyevski
Çeviren: Nesrin ALTINOVA
Remzi Kitabevi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here