Dünün Geleceği Bugün Yaşıyor: Mayakovski – Emine Gürbüz

“Bana göre sosyalistlerin gelmesi kaçınılmazdı. Beklenen günün gelmesiyle birlikte gözler gelecekçilere çevrilmişti. Üye olmalı mı, olmamalı mı? Böyle bir sorun yoktu benim için -diğer Moskova gelecekçileri için de. Bu, benim devrimim…”
V. Mayakovski

Mayakovski ailesi Gürcistan’da, Kutais kentindeki Bağdadi köyünde oturuyordu. Vladimir Mayakovski 7 (19) Temmuz 1883’te bu köyde doğmuştur. Babası, Vladimir Konstantinoviç Mayakovski orman bekçiliğiyle uğraşmaktadır. Annesinin ismiyse Aleksandra Alekseyevna’dır. Annesi, ev işleri ve çocuklarının eğitimiyle ilgilenmekteydi. Mayakovski’nin ilk öğretmeni de annesi olmuştur. Mayakovski, kız kardeşi Olga’yla birlikte yetişmiş ya da yetiştirilmiştir. Büyük ablası Ludmila o sırada Tiflis’te yatılı öğrenim görmektedir. Mayakovski’nin çocukluğu özgür bir aile ortamında geçmiştir. Okumayı erken öğrenmiş, ilk olarak da Klavdai Lukaşeviç’in ‘Tavuk Bakıcısı Agafya’ isimli eserini okumuştur. Bu öyküyü sıkıcı bulan Mayakovski ‘Don Kişot’u okumuş ve beğenmiştir. Gökbilime ilgi duyup gökbilimci olmayı düşlemiştir çocukluğunda. 1900 yılında annesi Mayakovski’yi Kutais şehrine götürmüştür. Kutais, tiyatrosu, papaz okulu, kitapçı dükkanları ve lisesi olan bir kenttir. Mayakovski liseyi bu kentte okumaya başlayacak ve iyi bir öğrenci olarak devam etmesine rağmen, bazı sebeplerden ötürü derslerini aksatacaktır…

Kitap okumayı seviyor ve çok okuyordu. Puşkin, Gogol, Lermontov, Çehov, Mayn-Read, Jules Verne, Fenimor Kuper’i bu yıllarda okumuştur. Gürcü şâirlerine de ilgi duyuyordu Mayakovski, Gürcü dilini iyice öğrenmişti, çok iyi de resmi yapıyordu. İlk şiirleri bugüne ulaşamamış olsa da, o dönemlerde de şiir yazdığı biliniyor. Rus-Japon Savaşı’nın başladığı dönemde Kutais şehri hareketlenmiş ve Rusya’da devrim başlamıştır. Devrimci duyarlık, liselerde kendini göstermektedir. 1905 yılında Kutais şehri, Bolşevik Partisi’nin yeraltı eylemlerinin merkezlerinden biri olmuştur. Mayakovski’nin kendisinden yaşça büyük arkadaşları da parti komitesiyle bağlantılıdır. Mayakovski o dönemde parti ve eylemlerle ilgili şeyler öğrenmeye, bilmeye başlamış, polisle bir çatışmanın çıktığı ‘Yazonov Mağrası’nda yapılan bir toplantıda da bulunmuştur. Üst sınıftaki öğrenciler, alt sınıftaki öğrencileri aracı olarak kullanmakta olduklarından tam anlamıyla bu hareketin içinde bulunamamaktadır. Karl Marx’ın adını ilk kez bugünlerde duymuştur Mayakovski ve Gorki’nin ‘Fırtına Habercisi’nin sözlerini:

“Varsın daha güçlü gürlesin fırtına!..”

Kutais’te gösterileri izliyordu Mayakovski. Ludmila ablası Moskova’dan üzerinde şiirler yazılı broşürler getirmiştir. Bu şiirlerden ilki şöyledir:

“Kendine gel arkadaş, kendine gel kardeş.
Yere at silahını bir an önce.”

Mayakovski şiir için şunları söyler:

“Devrimdi bu, şiirlerle. Şiir ve devrim kafamda bir ölçüde birleşmişti.”

Böylelikle devrim ve şiir kavramlarının bağlantısını Mayakovski yirmili yaşlarında algılamıştı. Bununla birlikte sosyal etkinlikleri de kaçırmamaktadır; liselilerin tiyatroya girmesi yasak olmasına rağmen, bütün oyunları izlemiştir. Kutais’te çatışmalar vardır… Fakat dersler devam eder, Mayakovski’nin dersleri aksamaya başlar. 1906 Şubatı’nda Vladimir Konstantinoviç, yani Mayakovski’nin babası ölür ve aile Moskova’ya taşınır. Mayakovski ailesinin yaşam koşulları baba Mayakovski’nin ölümüyle birlikte kötüleşmeye başlar.

“Kötü besleniyorduk. Emekli maaşı ayda 10 ruble. Ben ve iki kız kardeşim okuyoruz. Annem odaları pansiyon olarak kiraya vermek zorunda kaldı, odalar berbattı. Öğrenciler yoksulluk içinde yaşıyorlardı, sosyalisttiler.”

Bu öğrenciler sayesinde daha önce ismini duyduğu kitapları okuma fırsatı bulur Mayakovski; F. Engels ‘Anti Dühring’, K. Marx ‘Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’, V. İ. Lenin ‘Sosyal Demokrasinin Devrimdeki İki Taktiği’ broşürü ve daha fazlası…

Arkadaşları ‘Atılım’ ismiyle yasadışı bir dergi çıkarmaktadırlar. Mayakovski de yazmayı dener, fakat yazdıklarını beğenmez. Para kazanabilmek için tahta üzerine dağlama yöntemiyle resim yapar. Taşınma döneminde Mayakovski’nin birçok konuda geri kaldığı gerekçesiyle ablası, arkadaşı İ. Karahan’dan Mayakovski’ye yardım etmesini rica eder. Karahan, Mayakovski’ye ISKRA’nın (devrimci bir dergi) eski sayılarını gösterir, çarpışma yerlerini gezdirir, gizlilik sırlarını açar ve parti görevleri vermeye başlar. Mayakovski gizli yayınları dağıtıyor, gizli görüşme yerleri için uygun daireler arıyordu. O günlerde ‘Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’, Moskova komitesi üyelerinden birine giderek parti için çalışmak istediğini söyler ve ‘Lefortov Bölgesi’ propaganda çalışmasıyla görevlendirir. Mayakovski ‘Yoldaş Konstantin’ parti adını alır… 1908 yılı başlarında, Sokelnik’te ormanda gizlice düzenlenen toplantıda Mayakovski ‘Bolşevik Partisi Moskova İl Komitesi’ne alınır, ne var ki mart sonunda tutuklanır; bir yeraltı basımevinin ele geçirildiği anda pusuya düşmüştür, bu basım evinde basılmış bildiriler ve yasadışı gazeteler bulunmuştur:

“Kaçak basımevimizde tuzağa düştüm. Cebimde yüklü bir adres defteri vardı. İki hapishane gezdirdiler. Kendini uyanık zanneden sorgu yargıcı beni el ilânlarını kaleme almakla suçladı. Çok uğraşmasına rağmen her seferinde yanlış yazdım: ‘Sosyal dimokritçi’. En sonunda yutturdum. Teminat akçesiyle serbest bırakıldım.”

Mayakovski serbest bırakılmıştır, fakat izlenir. Bu takip yüzünden gerçek bir çalışma yürütemez ve parti örgütüyle ilişkisi yavaş yavaş gevşer. Durum yüzünden ya da karar değişikliğinden ötürü öğrenimini sürdürmeye çalışır. Liseden kaydı silinmiştir, öğrenim için ödeyebileceği parası da yoktur. Kendi kendine çalışır ve yaz sonunda ‘Stroganov Sanat Endüstri’ okuluna kabul edilir. Birkaç ay sonra ikinci kez tutuklanır; Tagorka Hapishanesi’nin altına lağım kazan bir devrimci gurubuyla Mayakovski ailesinin bağlantısı saptanmıştır. Suşçev polis şubesine götürülür. Hapishanede geçireceği süreyi okuyarak değerlendirmek ister. Kız kardeşine Karl Marx’ın ‘Kapital’ini, Tolstoy ile Dostoyevski’nin yapıtlarını ve lise kitaplarını getirmesini söyler. Hapishane yönetimi ‘Kapital’in içeriye sokulmasına izin vermez. İlkbaharda gözaltındayken salıverilir. ‘Stroganov Sanat Enstitüsü’ndeki dersleri izlemeye başlar…

1909 yılı yazında üçüncü kez tutuklanır. Annesi ve kız kardeşleriyle birlikte, kürek mahkumu on üç siyasi tutuklunun kaçırılmasını örgütlemeye katılmışlardır. Sorgulama sırasında bulunduğu tutuk evinde meydan okurcasına davranan Mayakovski’yi tek kişilik bir hücreye kapatırlar. Bu hücrede 11 ay kalır ve sürekli okur. Burada eline o günlerin dergileri ve yıllıkları geçer. Böylece çağdaş edebiyat ve şiirler tanışır. En başta Brsyov, Balmont, Andery ve Beliy… Mayakovski’de onlar gibi şiir yazmayı dener. Şiirlerine kendi düşünce ve duygularını katar. Okuduğu yazarlar ve şâirler arasında Byron, Shakespeare, Puşkin ve Lermontov da vardır… Kanıt yetersizliğinden 1910 yılı Ocak ayında serbest kalır. Şiir denemelerini yazdığı defter hapishaneden çıkarken gardiyanlar tarafından alınır.

Geleceğini düşünmesi gerekiyordur ve sanat Mayakovski’yi çekmektedir… Ressam olmaya karar verir:

“Sosyalist bir sanat yaratmak istiyorum.”

‘St. Petersburg Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmeye hazırlanmış ve ressam P. İ. Kelin’in atölyesinde çalışmıştır. Para kazanabilmek için de siparişler alıp şema ve plânlar çizip ilânlar yazar. Ne kadar hazırlandıysa da ‘Güzel Sanatlar Akademisi’ sınavına girmesine izin verilmez. Öğrenimini Moskova’da sürdürür. 1911’de ‘Resim, Heykel ve Mimari Okulu’na girer. Okulda David Brlyuk’la tanışır. Brlyuk, Mayakovski’ye yeni ufuklar açar. Yazdıklarını yayımlamak, tablolarını sergilemek ve edebiyat toplantılarında konuşma yapma olanağını Mayakovski’nin yaşamında yeni bir dönemi başlatır. Okulu bırakır… Brlyuk ve Kamenski ile birlikte Petersburg’a gider, büyük salonlarda şiirler okuyup konuşmalar yapar. Gazetelerde ‘fütüristler’ (gelecekçiler) diye adlandırılırlar ve bu ad çok geçmeden pekişir… Fütüristler “Kamu Zevkine Bir Şamar” (Yaygın Zevklere Bir Şamar , Halkın Beğenisine Bir Şamar) adında bir seçki yayınlarlar. Seçkinin başında bir bildiri vardır. Gurup alışılmış sanatsal zevklere ve tasarımlara şamar indirmek ister. Fütüristler o zamana kadar var olan dile karşı nefretlerini şâirin sözcük icat etme hakkını ilân ediyorlar. Klasiklerin, Puşkin’in, Dostoyevski’nin, Tolstoy’un çağdaşlığın gemisinden fırlatılıp atılmasını istiyorlardı. Mayakovski dünyaya bir ressamın gözleriyle bakıyordu. İlk şiirleri bir renk başkaldırısı niteliğindeydi:

“Kırmızı ve beyaz mıncıklanıp atıldı
Avuç avuç düka altını saçıldı yeşilliklere
Ve kara avuçlarına silikleşen pencerelerin
Pırıl pırıl yanan sarı kartları dağıtıldı.”

Mayakovski’nin betimlediği bu kent, bir şâirin doğuşuna tanık olur.

Mayakovski’nin üç yüz tane basılan ilk şiirleri “Ben” adını taşımaktadır. 1903 yılında yazdığı trajedisinin başlığı da “Vladimir Mayakovski”dir. Trajedinin kahramanı Vladimir Mayakovski adını taşımaktadır. Şâir trajedisini “Ben” basıldıktan sonra Petersburg’da ‘Luna-Park Tiyatrosu’nda kendisi sergiler, baş rol oyuncusu da kendisidir.

Savaşın başlamasıyla yazınsal tartışmaları ikinci plâna atmıştı. Mayakovski’ye göre “şiir yaşanan zamanın karmaşık, trajik karakterini yansıtmalı”ydı. 1905 olaylarının hemen arkasındaki savaş devrimle birleşmiştir. Şâirin işi insanların kendi güçlerini duyumsamaları ve dünyayı yeniden kurmalarına yardımcı olmaktır. Bu konuda ‘NOV’ gazetesinde yazıları yayınlanır. ‘NOV’ sıradan bir burjuva gazetesidir… Mayakovski’nin gazetenin edebiyat sayfasında yayınlanan “Yaslı Hurra” , “Lağımdaki Şâirler” , “Fırçayla Yalan Söyleyenler” başlığını taşıyan şiir ve makaleleri NOV’un genel yapısına uymamaktadır. Gazete patronları bu sebepten ötürü ürkerler. Mayakovski gazeteden ayrılmak zorunda kalır… ‘Noviy Satirikon’ dergisi yazarları arasına katılır. Bu dergide “Sağlık Marşı” , “Öğle Yemeği Marşı” “İşte Böylece Köpek Oldum” gibi birçok şiiri yayınlanır. O yıllarda Petrograd’da sefil köpek adında bir artistler meyhanesi vardır. Bu meyhanede ressamlar, aktörler, şâirler, sahneye çıkıp yazınsal tartışmalar yapmaktadırlar. 1915 yılında Petrograd’a giden Mayakovski “Size” başlıklı ünlü şiirini okur:

“Size, sefahat ardına sefahat yaşayanlar.
Bir banyosu ve temiz klozeti olanlar!
Sizler yeteneksiz kalabalık,
Nasıl da iyi tıkınırım diye düşünenler
Biliyor musunuz şu anda belki
Bir bomba kopardı teğmen Petrov’un bacağını…”

Bu şiir meyhanede olay yaratır, meyhane sahibi geceyi sessizce sona erdirir.

Fütürizm konusundan gittikçe uzaklaşır Mayakovski ve kuramsal tartışmalar daha çok ilgisini çekmeye başlar. Bir destan üzerine çalışmaktadır. Odesa’da âşık olduğu bir kızın şâir kişi yerine, hâli vakti yerinde bir kocayı tercih etmesi üzerine yazıyordu destanı. Ama anlatmak istediği, bunun sebebi olan sistemdi…

“Savaş, yarının devrimini görmeyi buyurdu” ve bu sözlerden sonra parantez içinde destanın adı yazılıdır “Pantolonlu Bulut”. Destan üstündeki çalışmalarını Petrograd’da sürdürür. Şiirin ilk dinleyicilerinden biri Maksim Gorki olur. Hemen hemen tüm zamanını Petrograd’da geçiriyor ve Gorki ile sık sık görüşüyordu Mayakovski. 1915 yılı yazını Kuokkal’da geçirip destanını tamamlar. Temmuz ayında Brik ailesiyle tanışır ve yeni destanını okur. Destana “13. Havari” ismi verilmiştir, fakat başlık sansürlenir, birçok bölüm de sansüre uğrar. Şiiri, Osip Maksimoviç Brik yayınlatır… Lili Brik’e adadığı “Omurganın Flütü” isimli destanını yazar, bu destan bir aşkın itirafı olur. 1915 yılı ekiminde askere çağrılır. Askeri otomobil okulunda desinatör olarak Petrograd’da kalır. Gorki’nin yönettiği Parus Yayınevi’nden “Böğürme Kadar Basit” adlı şiir kitabını yayınlar.

1917 Şubat Devrimi’nde şâir Petrograd’da bulunuyordu. Yeni Satirkon’un devrimden sonra çıkan ilk sayısında, “Pantolonlu Bulut”un sansürce karalanmış olan devrimci satırlarını yayınlar ve devrim olaylarının kronolojik dökümü niteliğinde “Devrim” şiirini yazar. Kadrosunda yer aldığı ‘Novaya Jizn’ gazetesinde, siyasal bir yergi niteliğinde olan “Kırmızı Şapka” masalını “Enternasyonal Fabl”ı ve “Hesap Verin” isimli şiirini yayınlar.

Mayakovski Ekim Devrimi’ni hemen kabul etmiştir ve böylece yeni bir dönem başlamıştır şâirin yaşamından. Mayakovski 1917 Devrimi’nden bir süre sonra Moskova’ya gitmiştir. Sanatsal yaşamı burada canlanmaya başlamıştır. O sırada Moskova’da şâirlerin şiirlerini okuduğu pek çok edebiyat lokali açılmıştır. Bunlardan ‘Pegasus’un Ahırı’ adlı kahvede Sergey Yesenin ve kendilerini imgeci diye adlandıran şâirler sahneye çıkmaktadırlar. ‘Şâirler Kahvesi’ ise fütüristlerindir. Mayakovski de akşamları bu kahvede şiirler okumaktadır. Aynı dönemde, dostluğunu devam ettirdiği Brlyuk ve Kamenski ile birlikte ‘Fütüristler’ gazetesinin ilk ve tek sayısını çıkartırlar. Bu gazetede yeni sanat konusunda işçilere bildiriler yer alır. Gazeteyi kentin sokaklarına, duvarlarına asarlar. Fakat, Mayakovski tekrar Petrograd’a dönme kararı alır. O sırada bu kentte ‘Halk Eğitim Komiserliği’ çalışmaları vardır; Mayakovski komiserliğin çalışmalarına etkin bir biçimde katılır. ‘Komün Sanatı’ gazetesine de birkaç bildiri ve şiir yazar, yayımlar. Bunlardan bir tanesi de etkileyiciliğiyle göz dolduran “Şâir İşçidir” başlık şiirdir. Mayakovski bu dönemde en yaygın ve en kolay anlaşılır olanın sahne sanatı, yani tiyatro olduğunu düşünür ve bu düşünce “Misteriya-Buff”ı yaratır. “Misteriya Buff”, Ekim Devrimi’nin yıldönümünde izleyiciye sunulur.

1919 yılının Moskovası’nda kâğıdın yetişmediği, basımevlerinin çalışmadığı zorlu günlerde büyük ‘ROSTA’ (Mayakovski, ‘Rusya Telgraf Ajansı’nın telgraf bölümünde çalışmaktadır.) pencereleri gazete ve gülmece dergisi yerine geçer. Pankartların çoğunu Mayakovski kendi elleriyle yapar, üç bin kadar pankart resimlediğini kendi ağzından söylenmiştir. ROSTA pencereleri yeni bir şiirsel üslup ve yeni bir pankart üslubu yaratır. Mayakovski, ROSTA’nın bugünlerindeki pankartlarını hazırlamak dışında hemen hemen hiçbir şey yapmamıştır. Tek bir şiir yazar, “Yalnızlıktaki Vladimir Mayakovski’nin Başından Geçen Olağanüstü Olay” Bu şiirde güneş imgesi dikkati çekmektedir. 1920’li yıllarda “150.000.000” eserini yazar. Bir sokak olayı sonrasında “Keşmekeş” yazılır. ROSTO pencereleri çıkmıyordur artık. Fakat şâir 1922 yılına kadar ‘Gloupolitprosuet’ için pankartlar yazmayı sürdürür. Mayakovski’nin ilk yurt dışı yolculuğu 1922 yılında Letonya’nın başkenti Riga’ya olmuştur. Burada bir şiir akşamı düzenlemek ister, ancak izin verilmez. “Seviyorum” adlı destanı toplattırılır. Mayakovski’nin yurt dışı konusunda ilk şiiri bu gezinin izlenimleri üzerinedir. “Demokratik Bir Cumhuriyet Nasıl Çalışır? Deneysel Şiir. Coşkunlukla Eleştirel!” isimli şiirinde Mayakovski Letonya’daki sözde özgürlükle alay eder. Aynı yılın sonunda Berlin’e ve Paris’e gider. “Durmadan Toplananlar” şiiri, 5 Mart 1922 tarihinde ‘İzvestiya’ gazetesinde yayınlanır. Şiir, Lenin’in de beğenisini kazanmıştır. 1923’te Lenin’de önerisiyle ‘Krasnaya Nov’ adlı bir dergi yayınlanır. Derginin amacı devrimi benimseyen yetenekleri çevresinde toplamaktır. Burada Maksim Gorki, Sergey Yesenin, V. İvanov, N. Tihanov, M. Prişvin ve Mayakovski’nin yapıtları yayınlanır. 1923 yılı ocak ayında ‘Parti Merkez Komitesi’nden bir edebiyat dergisi çıkartmak için izin ister, izin verilir. Dergi ‘Sol Cephe’ (Levıy Front) anlamında LEF adını taşımaktadır. Mayakovski’nin amacı da devrime yakınlık duyan yazarları toplamaktır. LEF çıkmaya başlar, iki yılda yedi sayı yayınlanır. N. Aseyev, V. Kamenski, S. Tretyakov, İ. Babel’in pek çok yapıtı dergide yer alır. Mayakovski’nin istediği tam olarak gerçekleşmemiştir. Yazım kurulunda görüş ayrılıkları başlar ve LEF ufak tartışmalara saplanıp kalır. 1925 yılında LEF’in yayımı sona erer. Mayakovski LEF’te “Bunun Hakkında” , “İlk Maden Cevherini Çıkaran Kurst İşçilerine” , “Jubile Şiiri” ve “Vladimir Lenin” destanın ilk bölümünü yayınladı. Tekrar yurt dışına çıkar…

İngiltere’ye kabul edilmez Mayakovski, Amerika’ya ise dolaşarak, Meksika’dan geçerek gider. Bu yurt dışı yolculuğu altı ay kadar sürer. 1925 yılı kasım ayında ülkesine döner. Sovyet Edebiyatı ve sanatında çok şey değişmiştir. Komisyon çalışmaları sonucu ‘Partinin Sanatsal Edebiyat Alanındaki Politikası Üzerine’ adlı karar 18 Haziran 1926’da kabul edilir. Mayakovski bu sırada Moskova’da değildir. Fakat kararın doğrudan bir yansıması olarak şiir konusunda bir dizi eser yazar. “Bir Mâliye Müfettişiyle Şiir Üzerine Konuşma” , “Öncünün Öncüsü”, “Dört Katlı Baştan Savma” , “Marksizm Silahının Ateşli Yöntemi” , “Bu Yöntemi Becerebilirsen Kullan” bu şiirlerden bazılarıdır. “Şiir Nasıl Yazılır?” isimli incelemesiyse Sovyet Şiiri’nin gelişmesinde büyük başarı sağlamıştır. (Bu eser, dergimizin 32. sayısı kitaplık arşivinde ayrıntılarıyla ele alınmıştır.)

Ekim Devrimi’nin 10. yıldönümü için “İşler Yolunda” adlı destanını yazar. Bu destan devrimin tarihsel dökümü gibidir. Mayakovski bu destanı baş yapıtı olarak görmektedir. 1920’li yılların ikinci yarısında tiyatro ve sinema alanında çalışma düşüncesi git gide daha çok etkisi altına almaktadır onu. 1926 ve 1927 yıllarında sinema için senaryolar yazar: “Çocuklar” , “Fil ve Kibrit” , “Sinemanın Yüreği” , “Dolap Severin Aşkı” , “Nasılsınız?” , “Bir Nagant Tabancasının Tarihi”, “Yoldaş” , “Kopitke” , “Şömineyi Aklından Çıkar” , “Aralık Göbekliler – Ekim Göbekliler” ve daha fazlası… 1928 yılında “Tahtakurusu” adlı oyun üzerine çalışmaya başlar. Ayrıca, yurtdışında karşılaşıp âşık olduğu bir genç kıza adanan şiiri yazar. “Tatyana Yakovleva’ya Mektup”:

“İstemiyorsun öyle mi?
Peki
Bu hakareti de işlerim
Genel hesap listesine
Ama bil ki er geç
Gelip alacağım seni
Tek başına
ya da Paris’le birlikte.”

Şiirdeki Paris imgesinin altında yatan anlam etkileyicidir. Paris’te tanıştığı genç kızı Rusya’ya çağırır Mayakovski, kız bunu kabul etmez. Sosyalist bir gençle, burjuva bir genç karşı karşıya gelmiştir. Şiirin ‘ama bil ki er geç / gelip alacağım seni / tek başına / ya da Paris’le birlikte’ dizeleri devrimin Paris’i de bir gün ele geçireceğini anlatmaktadır.

Mayakovski “Tahtakurusu”nda belirlediği tiyatro ilkelerini 1929’da yazdığı “Banyo”da geliştirir. Mayakovski’nin oyunları büyük eleştiriler almıştır. Fakat o yazmaya devam eder. “İntiharlı Komedi” , “Milyarderler” , “Dayan”… Ayrıca 1905 Devrimi’nin 25. yıldönümü için “Moskova Yanıyor” isimli bir sirk gösterisi de yazmıştır.

Ölümünden kısa bir süre önce Mayakovski “20 Yıllık Çalışma” sergisinin hazırlığına girişir. Sergi 1930 yılı Şubat’ında, Vorovski sokağında ‘Yazarlar Kulübü’nde açılır. Mayakovski ” Olanca Sesimle” adlı şiirini ilk kez burada okur. Aynı günlerde, Krasnaya Prensya’daki Komsomol Evi’nde düzenlenen akşamda, sergisini anlatır, soruları yanıtlar, şiirler okur, son olarak da “Olanca Sesimle”yi okur.

Mayakovski, şiirsel çalışmansın sonuçlarının bir dökümünü yapmaktadır. Ancak yaratıcılığı henüz sona ermemişken 1930 yılı 14 Nisanı’nda yaşamına kendi elleriyle son verir… Şâirin cesedinin hemen yanında son mektubu vardır:

Hepinize!..

İşte ölüyorum.
Kimseyi suçlamayın bundan ötürü.
Hele dedikodudan,
unutmayın ki, merhum nefret ederdi.
Anacığım, kardeşlerim, yoldaşlarım!
Bağışlayın beni.
İş değil bu, biliyorum
(kimseye de öğütlemem)
ama benim için
başka bir çıkar yol kalmamıştı.

Lili, beni sev.
Hükümet Yoldaş!
Ailem: Lili Brik, anam, kız kardeşlerim
ve Veronika Vitoldovna Polonkaya’dan ibarettir;
yaşamlarını sağlarsan, ne mutlu bana…

Bitmemiş şiirleri Brik’lere verin, ne lâzımsa onlar yapar.
“Bir varmış bir yokmuş”
derler hani:
Aşkın küçük sandalı
hayat ırmağının akıntısına kafa
tutabilir mi?!

Dayanamayıp parçalandı işte sonunda…
Acıları
mutsuzlukları
karşılıklı haksızlıkları
hatırlamaya bile değmez:
Ödeşmiş durumdayız kahpe felekle.

ve sizler mutlu olun

yeter.

Son Söz…
Devrim öncesi ve devrim yıllarının olanca karmaşası akışı içinde çok yönlü, dev boyutta bir şâirdir Mayakovski. Şâir olarak en büyük başarısı birçok şâirin başaramadığını başarması, devrimci dönemin çarpıntılı nabzını şiirde yansıtan bir ritmi bulabilmesidir. Rus şiirinin geleneksel ölçüsünü çok çeşitli biçimlerde kullanır. Mayakovski, uyağın ritim yaratma rolünü ve anlamını, dilin tükenmez fonetik olanakları hesabına genişleterek çok sesli bir ritim yaratır. Bu ritme başka öğeler, konuşma dilinin söylevci edasından içten bir duygululuk, ateşli bir tutku, ironi de katılınca ‘Mayakovski Şiirini’nin başlıca özellikleri ortaya çıkar. Tutkulu söyleyişi, onu en çarpıcı gözü pek ve beklenmedik imgelere götürür. Sözcük alanında da sözcüğün her katmanından gözü pekçe yararlanarak yeni sözler türetmiş, deyimler yenileştirmiştir. Lirik yaşantının kendiliğinden seçkinliğini ortaya çıkaran bu şiir basmakalıpçılığa kesinlikle karşıdır. Bireysel tutkuların, bir insana, bir kadına duyulan tutkunun, aşk duygusunun sarsıcı, içten şiirlerini devrimci bir tutkuya, devrimin büyük destanına, yığınların ekmek ve özgürlük kavgasına odaklar. Tüm bu kavramları destansı bir yönden geliştirerek büyüten Mayakovski yaratıcılığı derin, insana yakın devrimci kimliğiyle 20. yüzyıl Sovyet Şiiri’nin kurucusu ve en büyük şâiri olarak seçkinleşirken, 20. yüzyıl dünya devrimci şiiri kaynağında da yer almıştır.

Şiirlerindeki ritmik özellikleri, sessel ve anlamsal çağrışımlara dayanan sözcük oyunlarını, çok zengin çeşitli deyimleri aktarabilme açısından, başka dillere şairin gerçek değerini yansıtabilecek ölçüde çevrilmesi en güç çağdaş şairlerden biridir. Yine de başta Aragon, Pablo Neruda, Nâzım Hikmet Ran gibi şâirler olmak üzere, çağımızın kendinden sonra gelen belli başlı bütün büyük devrimci şiir ustaları için aydınlatıcı, öğretici, esinleyici, yaratıcı bir kaynak olmuştur Vladimir Mayakovski.

Mayakovski’nin Türkçe’de Basımı Olan Eserlerinden Bazıları:
Ne Olmalıyım / Babil Yayınları
Yüz Elli Milyon Destanı / İlke Kitap
Amerika’yı Keşfim / Kaynak Yayınları
Ben / Gerçek Sanat Yayınları
Ben Kimim? / Dünya Aktüel
Ne Var Ne Yok? – Beş Film Ayrıntısında Bir Günün Öyküsü / Sel Yayınları
Pantolonlu Bulut / Gendaş Kültür Yayınları
Şiir Nasıl Yazılır? / Adam Yayıncılık
Şiirler / Çekirdek Yayınları
Seçme Şiirler / Lirik Yayıncılık
Zürafadan Kanguruya Neler Neler Var Bu Kitapta / Kaynak Yayınları
Ne Olmalıyım / YGS Yayınları
Mayakovski / Gendaş Kültür
Vladimir Mayakovski Yaşamı – Sanatı Şiirleri / Berfin Yayınları
Ne Var Ne Yok? Beş Film Ayrıntısında Bir Günün Öyküsü (ve Yetişin) / Sel Yayıncılık
Şiirler Şiir Anıtları 6 / Çekirdek Yayınlar
Mayakovski Mektuplar Mayakovski – Elsa Mektuplaşmaları (1915 – 1917) / Berfin Yayınları
Mayakovski – S. Vladimirov, D. Moldavski / Alkım Yayınevi
Mayakovski Yaşamı, Şiirleri ve Felsefesi – Hugo Huppert / Çivi Yazıları

Emine Gürbüz
DüşLE Edebiyat ve Kültür Dergisi, 31. Sayı – Nisan 2004

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
Yılmaz Güney’in yayınlanmamış cezaevi mektupları

Sinemanın 'Çirkin Kralı' Yılmaz Güney'in cezaevinde yazdığı ve daha önce yayınlanmayan bazı mektupları, memleketi Adana'da Sinema Müzesi'nin açılış hazırlıkları sırasında...

Kapat