Düşte Çocuk – Ezgi Gençtürk

Bu yazı, dershane borcu yüzünden canına kıyan Soner Semih Sipahi anısına yazılmıştır.

Değişim? Tahta panele paralel bedenin dik durma gayreti? Başın denk geldiği o ufak işaretin diğerlerinden ne kadar önde olduğunu beklemek heyecanla? Benliğin ilk iradi adımları? Kendi sözünün yarattığı etkiyle, hayallerin sarıp sarmalaması tüm dünyayı… Başka bir zaman aralığında arkanda tüm çocukların toplanacağı inancıyla, takımda olacak arkadaşın seçilmesi… Küçük kolun topu kavrama hâkimiyetini yitirmesi bir taraftan? Kimi zaman da ayak uydurmak? Oyunun en güzel yerinde yarı beline kadar balkondan sarkan annenin çağrısını sokakta bırakmamak?

Güzelliğin ve doğanın karşısında efsunlanmak dakikalarca… Özcesi; çocukluk… Tüm bu sıralananlar çocukluk döneminden normal kesitler gibi gözükse de deliliğe benzer ilişki vardır yaşamla çocuk arasında. Kuralları, davranış kalıpları, yerleşik yaşam biçimleriyle, yani tepeden tırnağa belirlenmişliğiyle bu dünyadan bakarsak böyle ifade edebiliriz. Ya bizimkine tamamıyla karşıt olan onların dünyasından bu tarafa bir göz atılırsa, dehşete düşülmez mi?

Renksiz, büyüsüz bir dünya? Kansız, ölümsüz geçmeyen günler? Pişkin bir şeref konuğu olarak her sofrada başköşeye tüneyen sefalet? Tüm çığlıkların içlere gömülmesi? Yüzlerde şefkatli gülüşlerin yerine soluk gri benizler? Çocuk dilinde söylersek ?çocukların hiçbirinin ama hiçbirinin kırmızı elmalar gibi gülmediği gülmemekle birlikte, istismar edildiği, ayaklarına köstek vurulduğu, parmak izlerini yitirecek kadar çalıştırıldığı bir dünya? ?Yetişkinlerin?, ?olmuşların? dünyasıysa alın sizin olsun denmez mi? Her gün değişen ifadesine, aldığı kiloya, uzayan boyuna bakıp bakıp ?büyüyecek, kocaman adam olacak? diyen anneye, babaya, teyzeye, amcaya, halaya, dayıya, yüz çevrilmez mi?

Çocuğun dünyası büyüklerin gerçeğinden ve zamanından yakasını sıyırmıştır. Gerçekle düş birbirine oldukça yakındır. Zaman saatlere, aylara, yıllara bölünmemiştir, bütünseldir. Arada annelerin belirlediği uyanma, yemek, yatma saatleri bir yana bırakılırsa? Gerisi oyunla doldurulur. Düş, oyun, doğa iç içe geçip bir şenlik olarak sunulur önlerine. Bu kamaşma ve büyülenme hali anın kıymetini tüm ?olmuşlardan? daha iyi bilmelerine neden olur. Bu sayede; yaşanagelenin hep aynı kavrayışa mahkûmiyeti ortadan kalkar ve gözden yitirilen yön ayyuka çıkar. Kimi zaman bir serçenin uçuşuna büyülenen çocuk gözlerinde ele verir kendini?

Çamaşır asılı ipte
Duran küçük serçem
Bana acıyarak mı bakıyorsun?
Hâlbuki ben güneşin
Ve ilk beyaz yaprakların altında
Senin uçuşunu seyredeceğim*

Anın kıymetini ve yaşamın değerini en iyi şekilde duyumsamalarıyla birlikte bu değeri paranın dışında yalnızca birkaç ölçütle değerlendirirler. Bu ya bir horoz şekeridir, ya da bir simit. Dünya, bundan fazlası etmez.

Kargalar, sakın anneme söylemeyin!
Bugün toplar atılırken evden kaçıp
Harbiye nezaretine gideceğim.
Söylemezseniz size macun alırım,
Simit alırım, horoz şekeri alırım;
Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar!**

Böyle bir başkalaşım, soğuk gerçekleri fark edememelerine neden olmaz. Havadaki gerilimin, yolunda gitmeyenin hissi dimağlarına yerleşiktir. Hâlihazırda hepsi birer Oidipus?ken bir de üzerine bu kimlikleri perçinleyici darbeler aldıkça çocukluğun soğuk geceleri, açık bırakılan pencereden içeri sızmaya başlar.

faşizmi çocuklar da anlayabilir
dayak yemektir serseri bir babadan
karanlık odaya kapatılmaktır
hakkını istemekte direttiğin zaman

üvey ana, yarı güleç öksüze
sabunlu eliyle tokadı yapıştırır
henüz yaslıdır çocuk henüz dayanıksızdır
yıldırmaktır amaç esir etmektir
çocuk faşizmi yanağında tanır.***

Yaman bir yaşam kendini hissettirmeye ve yavaş yavaş duyular acıyı tatmaya başladığında büyüklerin dünyası basıncını arttırıyor demektir. Çocuk oyunları yeğdir elbet, böyle bir dünyaya. Fakat gidilecek başka bir yol yoksa; henüz az bir zaman geçmişse de yürümeyi öğrenmenin üzerinden artık ?tay tay? duruşlar bırakılmalıdır. Üzerlerine bol gelen mağrurlukla ayaklar yeri kavramaya çalışır. Ama büyüktür işte, ağırdır bir taraftan? Kimilerine daha ağırdır bu yük, coğrafyalara ve sınırlara göre paylaştırılmıştır çünkü. Soner?e ağır geldi. Bir babanın taşıyabileceği ağırlığı çelimsiz omuzlarına nasıl yüklesindi ki? Nerden bilebilirdi, gelecek tasavvuruyla, ?biz sizi düşünüyoruz? ağzıyla karşısına çıkanların aslında hayatın en keskin, öğütücü dişleri olduğunu?

Çocuk hastanesinin
karşısındaki oyuncakçı
gün geçtikçe artan
kazancı için
şükreder Tanrı’ya?****

Ve fakat yaşanılıyor bu dünya, en çok da çocuklar tarafından. Anne babaların vaat etmeyi bıraktığı zaman aralığında çocuklar geleceklerini vaat ediyorlar. Her gün yeniden kavrıyor ve keşfediyorlar. Serçe uçuşlarını hayranlıkla seyredip, martılara sevdalanıyorlar ki kendilerini merkeze koyup dünyayı döndürüyorlar. Her ne yaşıyorlarsa; sabahları tüm kent uykuda, onlar ayakta çöpleri tasnif ediyorken, bir ekmek kokusunun peşinden yalınayak koşturuyorken, çiçekçilik yapıyorken? Aslında büyüklerden en büyük farkı sadece düşlerini satmaları?

yalova termal yolunda
çiçek satan çiçekçi kız
saçlarına papatyalar
takmış
şarkılar
söylüyor bir yandan.
kederli şarkılar

haydi
çiçeklerim var.

bunlar küpe çiçeği
boynu bükük
ülkem
gibi.

?

pembe açar
pembe düşler için

düşleriniz var mı ki.*****

Çocuklar da yitirir ellerindekini. Fakat büyüklerdekine benzer derin izler kalmaz içlerinde. Ne de olsa ?şeytan almış götürmüş satamadan getirmiştir?. Her şeylerini kaybedebilirler, mülkiyet arzusu yerleşik olmadığından oyunlarını oyuncaksız bile oynayabilirler. Ancak düşlerini yitirdiklerinde hayatları da bitiyor. Tıpkı Soner?inki gibi?
O kadar ileri vardırmadan bu kötü dünyanın basıncını, bari düşlerini bırakmalı.

Notlar
*Melih Cevdet Anday, Serçe.
**Orhan Veli, Bayram.
***Ergin Günçe, Çocuklar İçin Faşizm.
****Sunay Akın, Ticaret.
*****Behçet Aysan, Çiçekçi Kız.
Oidipus kompleksi; 0-6 yaş döneminde çocukların kendilerini karşıt cinsteki ebeveynlerine daha yakın hissetmesi ve hemcinsi olan ebeveynden uzaklaşması, Sigmund Freud tarafından Oidipus kompleksi olarak açımlanmıştır.

Yazan: Ezgi Gençtürk

Hatırlatma
04 Nisan 2010 tarihinde, Muğla?da, dershaneye olan 5 bin liralık borç nedeniyle annesi cezaevine giren 18 yaşındaki Soner Semih Sipahi evlerinin balkonundaki çardağa kendini asarak intihar etmişti.

Düşte Çocuk – Ezgi Gençtürk” üzerine bir yorum

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Le Guin?in Kadınları* – Elif Kutlu

Primatlardan bu yana ataerkilliğin hüküm sürmediği aşikâr. İlkel zamanlarda kadın erkek ilişkileri bugün olduğu gibi erkeğin iktidarıyla sonuçlanmazdı. Hatta kadın...

Kapat