Ecinniler’in Esin Kaynakları

dostoyevski“Saçlarını kısacık kestirip mavi gözlük takmak ve kendilerini nihilist olarak adlandırmak bazı genç kızlarımıza kendi ‘inanç’larına sahip olmak için yetermiş gibi geliyor. Bir bakıyorsunuz, yüreğinde insanlığın yararına olacak küçücük bir düşünce doğan biri, hemen kendini kimselerin hissetmediği şeyleri hisseden, genel gelişmenin önünde giden biri gibi görmeye başlıyor; ya da her nasılsa herhangi bir düşünceyi benimsemiş ya da başı sonu belli olmayan bir kitaptan bir sayfa okumuş biri, bir bakıyorsunuz bunların ‘kendi kafasından doğmuş düşünceler’ olduğuna inanıyor.” Dostoyevski

1862 yılının Mayıs ayı ortasında başlayan ve iki haftada onlarca binayı kül edip yüzlerce kişiyi evsiz bıraktıktan sonra güçlükle dizginlenebilen nedeni belirsiz yangınlar, SenPetersburg’luları korku içinde bırakmıştı. Alevlerin muhtelif mahallelerde aralıklarla yükselmesi gizemi arttırdı ve kundakçılık söylentilerini güçlendirdi. Yangınların nasıl çıktığı ciddi olarak hiçbir zaman soruşturulmadı fakat çarlık polisinin “olağan şüpheliler”i zaten belliydi: Radikal öğrenci gençlerle onları zehirleyen yazarlar. Felaketin dehşetiyle sarsılan şehir sakinleri de aynı düşüncedeydi üstelik. Turgenyev, Nevski caddesinde yürürken karşılaştığı bir ahbabının, “Şu senin nihilistlerinin yaptıklarına baksana! Petersburg’u ateşe veriyorlar!” dediğini aktarıyor.(6)

Bu sitemkâr sözle yazarın, o yıl yayımlanan ve nihilist düşünceyi kısa zamanda popüler hale getiren romanı kastediliyordu kuşkusuz. Babalar ve Oğullar, edebiyat tarihinde o güne dek emsali görülmedik bir tartışma yaratarak okurlarını iki ayrı kampa bölmüştü: Geleneği temsil eden “babalar”ın tarafını tutanlarla, inkârcı “oğullar”a arka çıkanlar. Bu bir kuşak çatışması olduğu kadar, bir yol ağzındaymış gibi duran Rusya’daki sınıfsal ve zihinsel değişim üzerine bir tartışmaydı. Turgenyev, iyi niyetli ama yüzeysel toprak sahiplerinin karşısına Batılı fikirleri savunan, Rus törelerini küçümseyen genç bir nihilisti, Bazarov’u çıkarıyordu.

Bu kapsamdaki bir tartışmanın roman üzerinden yürütülmesini yadırgayan okurlara, 19. yüzyıl Rusya’sında söz konusu sınırların hayli geniş tutulduğunu hatırlatalım. Dönemin yazarları, tarihsel ve toplumsal çözümlemelerini, felsefi ve siyasi yönelimlerini, inanç bunalımlarını ve arayışlarını, “roman”ın potasında, derece derece ve ustalıkla eritmeyi başarmışlar; okurlarla eleştirmenler de olağan saymışlardır bunu. Tolstoy, Savaş ve Barış’a eklediği sonsözde belirli bir tarih felsefesini dile getirmeye çalıştığını açıklamış; Oblomov’un uyuşuk yaşamı, kölelik sisteminin ve feodal tutuculuğun eleştirisi olarak görülmüş; “Rusya’da roman, entelektüel hayatımızın neredeyse tamamını oluşturur”B, diyen Çernişevski, Nasıl Yapmalı?’yı bir hücrede kaleme almıştı. Tarih sahnesine çıkmaya hazırlanan “yeni insan”ın yeni duygularını işleyen ve zamanında bir siyasal bildiri gibi okunan bu sonuncu roman, edebi değeri nedeniyle değilse bile, yazarının taşıdığı işkilsiz inancı okura da aktarabildiği için pırıltılı bir eser sayılmaktadır bugün.

Babalar ve Oğulların ateşli tartışmaların odağı olmasına, hatta şehirdeki yangınlardan sorumlu tutulmasına bu nedenle şaşmamak gerek. Turgenyev’in köklü bir değişimi savunan nihilist Bazarov’u, kimilerine göre bir Moğol, bir Cengiz Han iken, kimi eleştirmenler tarafından da Rus edebiyatının ilk olumlu kahramanı olarak benimsenmişti.(7) Solcu ya da muhafazakâr olsun, itiraz sahiplerinin tamamı yazarın niyetlerini kuşkulu buluyor ve bu noktada farkına varmadan birleşiyorlardı. Fakat bunlara geçmeden, Babalar ve Oğullarda önemli bir yer tutan ve Dostoyevski’nin Ecinniler romanında da karşımıza çıkacak olan “nihilizm” kavramını ve bu düşüncenin Rusya’da hangi siyasi bağlamda ele alındığını açımlamakta yarar var.

Nihilizm ve Siyaset
Nihilizm, modern çağa ait ve oldukça yeni bir kavramdır ve köken itibariyle, hiçlik anlamına gelen Latince “nihil”den gelmektedir. Kavramı ilk kez Alman filozof F.H.Jacobi, meslektaşı Fichte’ye yazdığı 1799 tarihli bir mektupta kullanmıştı.(8)

Nihilizm, her şeyin anlam ve değerden yoksun olması; Nietzsche’nin ifadesiyle amacın kaybolması ve niçin sorusunun cevapsız kalmasıdır. Bir görüşe göre, her şeyin anlam ve değerden yoksun olduğunu ileri sürmek teorik olarak mümkün olsa da bunu eyleme çevirmek istediğimizde yapılabilecek tek bir şey vardır: İntihar etmek. Cinayet ya da başka bir eylem biçimi intihar dışında nihilist düşünceyle tutarlılık göstermez.(9) Fakat başka bir görüşe göre, nihilizm hem teorik hem de pratik içerimleri olan bir kavramlaştırmadır ve tarihsel süreç içerisinde çeşitli düşünce ve eylem formlarına büründüğü de olmuştur.(10)

Turgenyev Babalar ve Oğulları yazarken genç bir taşra doktorundan esinlendiğini ve Rusya’da o sıralarda henüz canlanmaya başlayan nihilizmin bu ilginç insanda kendini nasıl ifade ettiğini gözlemleyerek Bazarov karakterini şekillendirdiğini söylüyor. Romanın Batı dillerine çevrilmesiyle birlikte kavramın sadece Rusya’da değil, Avrupa’da da popüler olduğunu görüyoruz. Bu şekilde yaygınlaştıktan sonra siyasi içeriğiyle ilgi topladığını, Rusya’da Çarlık monarşisinin, kilisenin, ailenin otoritesini reddeden, radikal fakat köksüz akımlarla özdeş tutulduğunu da.

[B)en o kelimeyi küçük düşürücü bir terim olarak kullanmamıştım hiç, diye yakınıyor Turgenyev, amacım Rusya’da ortaya çıkışına tanıklık ettiğimiz tarihi bir gerçeğe, doğru ve uygun bir isim koyabilmekti; ama nihilist lafı zamanla insanların kusurlarını ifşa etmek için kullanılan bir araca, ayıplarını, hatta alçaklıklarını göstersin diye insanların üstüne basılan bir damgaya dönüştü.”(11)

19. yüzyıl Rusya’sında görülen bu özel kavrayışla modern çağda nihilizme yüklenen içerik bir araya getirildiğinde farklı tutumların varlığı göze çarpar. Karamsar, hayata karşı kayıtsızlık şeklinde beliren ve sonunda da özkı yımla sonuçlanan pasif nihilizm yelpazenin bir ucunda yer alırken, öbür uçta, militanca, dışadönük ve tahripkâr bir pratik izleyen aktif nihilizm belirir.^ Ecinnilerde her iki eğilimin de kritik edildiğini; yaşanan toplumsal felaketlerden, fesadı tertip edenler kadar, olup biteni kayıtsızlık içinde izleyenlerin de sorumlu tutulduğunu göreceğiz ileride. Dostoyevski’nin hedefleri arasında sadece Bazarovlar değil kimilerine göre bazı kişisel nedenlerle Turgenyevler de yer alacak.

Babalar ve Oğullar
Roman, mutlu bir olayla, genç Arkadiy Kirsanov’la arkadaşı Bazarov’un Kirsanovlar’ın taşradaki çiftliğine gelmesiyle başlar. Okulunu yeni bitiren oğullarının eve dönüşünü sevinçle karşılayan amca Pavel Petroviç ile baba
Nikolay Petroviç, Bazarov’un mesafeli, tepeden bakan tavrından pek hoşlanmamışlardır. Arkadiy çok değer verdiği bu yeni arkadaşının bir nihilist olduğunu söyler:

Nihilist hiçbir makamın karşısında boyun eğmeyen, hiçbir prensibe inanmayan insandır, o prensip ne kadar saygıya değer olursa olsun.’5

Orta yaşlı, alışkanlıklarına bağlı Kirsanov kardeşler, Bazarov’u ve türedi fikirlerini anlamakta ve saygı duymakta zorlanırlar. Hele de amca Pavel Petroviç iyiden iyiye huzursuzdur:

Bazarov’un hiçbir sınır tanımayan lâubaliliği, soylu bir kişi olarak bütün varlığını rahatsız ediyordu. Bir hekim oğlu olan bu adam, yalnız Pavel Petroviç’in karşısında çekingenlik göstermemekle kalmıyor, aynı zamanda kesik kesik, isteksiz bir tavırla karşılık veriyordu. Üstelik sesinde de kaba, hemen hemen küstah bir ifade vardı.’6
Doğa bilimleri ve tıp okuyan genç adamın babası da kendi halinde bir köy hekimi olduğundan sosyal hiyerarşideki konumu mülk sahibi Kirsanovlar’a denk düşmemektedir.(12) Fakat Bazarov bu eşitsizlikten gocunarak alttan alma gereğini duymaz. Ona kalırsa, Pavel Petroviç asalet taslayan bir züppe, tarih öncesi çağlardan kalmış bir varlıktır; arkadaşı Arkadiy’e açıkça söyler bunu. Bazarov’la Pavel Petroviç arasındaki husumet romanın ilerleyen bölümlerinde neyse ki kimsenin ölmediği tuhaf bir düelloyla sonuçlanacaktır.

Bazarov sadece Rus soylularının gösteriş merakıyla değil, gök gürlediğinde İlyas peygamberin gökyüzünde arabayla dolaştığına inanan köylülerin batıl inançlarıyla da alay eder. Viyolonsel çalmak gülünç bir uğraş, kimyayla uğraşmak şiir yazmaktan yirmi kat daha faydalı, üzerinde deney yaptığı kurbağalar edebi metinlerden çok daha ilginçtir ona göre. Puşkin’i küçümser ve edebiyattan hoşlanan Nikolay Petroviç’e, Puşkin yerine materyalist filozof Ludwig Büchner’i okumasını salık verir. Doğadan topladığı su böceklerini incelemek için mikroskobunun başında saatler geçirirken “genel olarak bilim diye bir şey”e inanmadığını söylemektedir; “birtakım bilim dalları var”dır sadece.

Bazarov’a ilişkin bir yorumda, “çevresindeki herkesten daha parlak bir karakter” olduğu saptaması yapılmıştır ki aslında doğrudur bu. İlginç olan, bu değerlendirmeyi yapan yayıncının Turgenyev’i Bazarov’un etkisinde kalmakla (!) itham etmesi ve romanı bu haliyle yayımlamayı reddetmesidir:

Eğer Bazarov’u sen idealize etmediysen bile, karakterinin kaza eseri çok yüksek bir kaidenin üstüne çıkmış olduğunu görüyorum. Hakikaten de çevresindeki herkesten daha parlak bir karakter o. Bazarov’la mukayese edildiğinde her şey ya işe yaramaz kalıyor ya zayıf ya da çocukça. Almamız gereken izienim bu mu gerçekten de? Romanında yazarın pek az hoşlandığı bir ilkeyi karakterize etmeyi istediği, ancak ne tür bir edayla karakterini anlatacağı konusunda bir tedirginlik yaşadığı ve farkında olmadan karakterinin etkisi altına girdiği görülebiliyor,(13)

Bazarov’un bu kadar parlak ve ilginç görünmesinin bir nedeni, büyük bir cesaret ve açık sözlülükle savunduğu coşkulu fikirleriyse, başka bir nedeni de yazarının ona derinlik kazandırmayı başarabilen kalem ustalığı, edebi yeteneğidir. Roman ilerledikçe nihilizmin sözcüsü yavaş yavaş silinir ve onun yerine, hepimiz gibi insani zaafları olan bir insan çıkar karşımıza. Her çeşit duygusallığa ve aşka dudak büken, “Bir kadın hoşuna gitti mi, amacına ulaşmaya çalış; olmazsa, eh o zaman vazgeç, çekil yanından! Dünyada kadın kıtlığına kıran girmedi ya!” diyen Bazarov, Anna Sergeyevna adlı zeki ve güzel bir kadına vurulur:

Genç kadın için dolaşan söylentiler, düşüncelerinin serbestliği, bağımsızlığı, kendisine karşı da iyi duygular beslediğini belli etmesi, kısaca her şey onun çıkarına gibiydi; ama Bazarov kısa bir süre içinde, ‘amacına ulaşamayacağını’ anlamıştı; ondan yüz çevirmeye ise hayretle fark ettiği gibi gücü yetmiyordu. Onu aklından geçirdiği anda damarları tutuşur gibi oluyordu; damarlarının tutuşması ile de baş edebilirdi ama, içinde hiçbir zaman kabul etmediği, alay ettiği, o sarsılmaz benliğini kıran bambaşka bir şey uyanmıştı.
Anna Sergeyevna ile yaptığı konuşmalarda romantik olan her şeye karşı daha büyük bir ilgisizlik, küçümseme gösteriyordu; yalnız kaldığı zamanlarda ise öfkeyle kendisinin de romantik bir insan olduğunu anlıyordu. Böyle zamanlarda ormana gidiyor, elinin altına gelen dalları kırarak, alçak sesle, hem kendini hem de onu azarlayarak geniş adımlarla dolaşıyordu.”(14)

Aşkı, romantizmi küçümseyen nihilist Bazarov kendi duygularını yadsıyamaz ve böylece, hiçbir değer tanımadığı tezi de yine kendisi tarafından çürütülmüş olur. Sonrasında olanlar hüzünlüdür ve bu hüznün kaynağında mağrur, dikbaşlı, hoşgörüsüz Bazarov’un yalnızlığı ve etkisizliği yatar. Turgenyev, nihilizmi savunan bu genç insanın aslında bir devrimci olduğunu, kendisinin de onu, 18. yüzyılda bir köylü ayaklanmasına önderlik eden Pugaçev olarak hayal ettiğini söylemiştir. Ancak bir eleştirmenin haklı olarak sorduğu gibi, Pugaçev’in ardından gelen köylüler Bazarov’un arkasında olmadığına göre, onlar olmaksızın Bazarov ne işe yaramaktadır?(15)

Tam tersine, köylüler onu bir beyzade, diyalog kurmak için giriştiği çabaları da gevezelik sayarlar. Bazarov’un konuştuğu bir köylü, o gittikten sonra bir başkasına, “Malum ya, beyzade; bizim derdimizden hiç anlar mı?” diyerek yakınır. Öbür köylü, “Nereden anlasın!” diye karşılık verir. Bazarov’u yücelttiği, onu bu kaidenin üstüne oturttuğu söylenen Turgenyev’in desteği romanın sonuna doğru iyice zayıflar. “ … Pavel Petroviç’le tartışırken köylülerle konuşmasını bildiğini ileri sürerek, onları küçümser gibi omuzlarını silken Bazarov, o kendine bu kadar güvenen Bazarov, köylülerin gözünde her şeye rağmen bir soytarıdan farksız olduğunu aklından bile geçirmiyordu”, diye yazar.21

Anlaşılan o ki kralı tahttan indirmenin zamanı gelmiştir. Bazarov’a, “İnsan [sizinle konuşurken] sanki bir uçurumun kenarında dolaşıyormuş gibi oluyor'”, diyen Anna Sergeyevna genç adamı reddeder ve unutur. Yakın dostu Arkadiy Kirsanov’la yolları ayrılır. Vedalaşırlarken Bazarov’un haşin tabiatı bir kez daha ortaya çıkar ve sözleriyle arkadaşının kalbini kırmaktan çekinmez:
Sen bizim acı, dikenli, serseri yaşayışımıza ayak uydurmak için yaratılmamışsın. Senin içinde ne atılganlık ne öfke var; sen deki yalnız gençlikten ileri gelen bir cesaret, yine gençlikten ileri gelen bir meydan okuyuştur. Bizim davamız için bunlar işe yaramaz.(16)

Tifodan ölen bir köylüye otopsi yaparken kazayla elini keserek mikrop kapan Bazarov hastalanır. Öleceğini bilmektedir ve hastalığı yataktan kalkamayacak kadar ilerleyince o muazzam gururunu bir yana iterek Anna’ya haber gönderir. Daha önce, “yoksul olabilirim ancak dilenci değilim”, diye geri çevirdiği veda öpücüğünü hatırlatır genç kadına: “Elveda… Dinleyin… O zaman sizi öpmemiştim… Sönmek üzere olan kandili üfleyin! Varsın sönsün…”
Anna’nın bu birkaç dakikalık ziyareti, dudaklarını hastanın ateş gibi yanan alnına dokundurması, Bazarov’un bilincini ağır ağır kaybedişi, tek çocuklarını kaybetmek üzere olan annesiyle babasının derin kederi… diyebiliriz ki Bazarov’un son saatleri romanın en etkileyici bölümüdür ve o güne dek yazılmış en dokunaklı, en şiirsel ölüm sahnelerinden biri olarak geçmiştir dünya edebiyatına. “Ben Rusya’ya lazımmışım… Hayır, anlaşılıyor ki lazım değilmişim”, diyerek sayıklamasında hafifbir sitem olduğu kadar, yetersizliği, acizliği kabulleniş de vardır.

Bazarov kendini bir ülkünün, bir davanın adamı saymaktadır; Arkadiy’le vedalaşırken söylediği sözlerden de kolayca anlaşılır bu. Tuhaf olan Bazarov’un kendini bir ülkünün emrine vermiş olması değil, bu adanmışlığı hak edecek bir davanın ortada olmayışıdır. Irwing Howe, Politics and the Novel (Siyaset ve Roman) başlıklı kitabında “Bazarov’un nihilizmi”ni muntazam entelektüel bir dizge sayamayacağımızı, söz konusu fikirlerin ve tutumun, Rusya ve Avrupa’yı o dönemde saran siyasi ümitsizliğin bir belirtisi olarak ortaya çıktığını ileri sürer.(17) Bazarov ya da öteki asiler fikirlerini bu denli kaba ve haşin bir biçimde ifade ediyorlarsa, kabahat biraz da derisi iyice kalınlaşmış toplumun onlara başka seçenek tanımıyor oluşundandır.

Howe, romanın sonundan tatmin olmayan, Bazarov’un ölümünü “keyfî” bularak yakınan eleştirmenlere de şu soruyu sorar:
Rusya bildiğimiz Rusya, Bazarov da bildiğimiz Bazarov olduğu sürece, roman nasıl bitebilirdi ki? Rusya’da hayatta kalmak için fazlasıyla güçlü olan Bazarov’un ölmek dışındaki seçeneği ne olabilirdi? Kaderin bir cilvesi olarak ölümüne neden olan kaza, her türlü toplumsal ve kişisel karşılaşmadan yenilgiyle çıkmasını takiben gelmiştir: bu karşılaşmaların birikimidir.(18)

Turgenyev’e Tepkiler ve Dimitri Pisarev
Edebiyat eleştirisini romanla sınırlı tutmamak ve eleştiriyi siyasetin diliyle kaleme almak 19. yüzyıl Rusya’sında neredeyse bir gelenekti. Fakat Babalar ve Oğullara gelen karmakarışık tepkilerden kantarın topuzunun bir parça kaçtığı anlaşılıyor. Öfkeli sağ, Bazarov’un şahsında bir ilah yaratarak yeni nihilistlere yaltaklanmaya çalıştığı için Turgenyev’e ateş püskürürken, yine sağdan başka bir grup, barbarlığı ve yıkıcılığı bu denli başarıyla ifşa ettiği için onu kutluyordu. Soldan da lehte ve aleyhte yazanlar oldu. Genç radikallerin kasten karikatürize edilerek küçük düşürüldüğünü ileri sürenler yazarı döneklikle suçladılar.(19) Romanda dönemin ünlü radikal eleştirmenlerinden Dobrolyubov’un hicvedildiği de rivayet edildi. Turgenyev sonradan, “Bir yazar olarak sahip olduğum yeteneğin ne kadar az olduğunu düşünürsem düşüneyim, bir hiciv yazmanın yazarlığıma yaraşmadığını düşünmüşümdür hep”, diyerek yalanlamıştır bu söylentiyi.(20)

Soldan gelen taşkın bir destek Turgenyev’in imdadına bir süreliğine yetişti: Yirmi iki yaşındaki edebiyat eleştirmeni Dimitri Pisarev, Bazarov’u genç kuşağın bir modeli olarak ele alıyor, kendini de onunla özdeş saydığım açıklıyordu. Bazarov, “ilke”leri, “norm”ları ve özveride bulunmayı reddeden bir kişilikti:

Ona yalnızca kendi kaprisleri ya da hesapları yol gösterir. İster kendi üzerinde ister dışında, isterse kendi içinde olsun, davranışlarını düzenleyecek hiç bir sesi, hiç bir ahlak kuralını, hiç bir ilkeyi dinlemez. Soylu amaçları yoktur ve tüm bunlardan dolayı çok güçlü bir kimsedir.(21)

Pisarev sonradan, yasa dışı bildiri basmak suçundan dört buçuk yıl tutuklu kaldığı kalede, Bazarov’la ilgili yorumunu ve elbette kendi dünya görüşünü göze çarpacak denli değiştirdi. Düşünen birey her şeyini topluma borçlu olduğundan, sahip olduğu onur duygusu nedeniyle topluma olan bu borcunu ödemeliydi; yani her onurlu kişi, “görmezlikten gelinemez açlık ve çıplaklık” sorununun çözümüne elinden geldiğince katkıda bulunmalıydı. Pisarev’e göre böyle bir tutum daha önce Bazarov’un şahsında savunmuş olduğu “rasyonel egoizm”le çelişmiyordu çünkü Bazarov’u harekete geçiren egoizm, bir “estet”in bencilliği değil, “düşünen gerçekçi”nin bencilliğiydi.
“[B]ireyin toplumun dayattığı bağlardan, ailenin ve dinin bağlarından kurtulmasının, doğa bilimlerinin halka indirilmesi yoluyla büyük ölçüde gerçekleştirilebileceğini” savunan Pisarev, Rusya’da Darwin’den ve evrim kuramından söz eden ilk insanlardan biriydi aynı zamanda. Bir sosyalist değildi fakat Krupskaya’nın sonradan yazdığı gibi, Lenin’in kuşağı onun makalelerini okuyarak yetişmiştir. Pisarev’in ömrü kısa sürdü: Sadece 28 yıl. Baltık’ta denize girerken boğuldu ve en az Bazarov’un tifoya yakalanması kadar erken ve “keyfî” bir ölümle hayata veda etti.

Sergey Neçayev: “İlk Terörist”
Aslolan, sanatın hayatı taklit etmesiyse de hayatın da sanatı taklit ettiği görülmüştür. Genç Werther’in Acılarından etkilenen yüzlerce gencin intihara kalkışması ya da Çalıkuşu’nun genç öğretmenleri Anadolu’da çalışmaya özendirmesi gibi, Babalar ve Oğullar yayımlandıktan sonra, nihilistlerin sayısında bir artış görüldü. Bunlardan biri de lisede öğretmenlik yaparken küçük bir öğrenci grubunun lideri haline gelen Sergey Neçayev’di. Hayatıyla ilgili ilk garipliklerden biri, gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra sahte bir pasaportla İsviçre’ye giderken, geride yoldaşlarına tutuklandığını ve bilinmeyen bir yere doğru götürülmekte olduğunu bildiren esrarengiz bir not bırakmasıdır.

Burada, Rusya’da çoktan ünlenmiş olan Bakunin’i buldu ve öğrencilerden oluşan bir öğrenci hareketinin başı olduğunu, hapsedildiği yerden kaçarak İsviçre’ye geldiğini söyledi. Kendisi aynı zamanda merkezi Petersburg’da olan ve oradan ülkenin her tarafına yayılan “Rus Devrimci Komitesi”nin delegesiydi. Neçayev’in palavralarından etkilenen Bakunin de ona, “Avrupa Devrimci İttifakı” adına Rusya’da çalışmalarda bulunabileceğine dair, 2771 numaralı yetki belgesini verdi. Söylemeye bile gerek yok; ortada ne böyle bir komite ne de böyle bir ittifak bulunuyordu. Birbirlerini böyle kolayca kandırmaları akıl alır gibi değildir sahiden.(22)

Neçayev, İsviçre’de sadece Bakunin’le değil, Herzen ve Ogarev gibi önde gelen Rus muhaliflerle de tanıştı; 1869 yazında Herzen aracılığıyla temin ettiği bir miktar parayı da yanına alarak Rusya’ya döndü. Moskova’da 7080 kadar kişiyi örgütlemeyi başardığı sanılıyor. Aynı yılın Kasım’ında muhbir olduğuna hükmettiği, ziraat öğrencisi İvanov’u öldürmeye karar verdi ve İvanov’un da içinde bulunduğu hücrenin öteki elemanlarıyla birlikte cinayeti gerçekleştirdi. Ceset dört gün sonra, akademinin bahçesindeki buz tutmuş gölette bulundu. Ecinniler romanını
Dostoyevski ’ye esinleyen bu olay, Rus kamuoyunu dehşete düşürmüş ve infial uyandırmıştır. Polis tarafından ciddi bir biçimde aranan Neçayev Aralık ortalarında Rusya’dan kaçarak İsviçre’ye sığınmak zorunda kaldı. Fakat ötekiler yakalandılar ve mahkemeye çıkarıldılar.

Ocak 1870’de Cenevre’ye gelen Neçayev, Bakunin’i orada bulamadı. Arkadaşı Lucarno’da Marx’ın başyapıtı Kapital’i Rusçaya çeviriyordu. Ogarev’den aldığı adrese giden Neçayev, Marx’ın dolambaçlı sermaye devirlerinden iyice bunalmış olan Bakunin’i bu lüzumsuz uğraşı bırakmaya kolayca ikna etti. Hem onun gibi bir dâhi, yazıçizi işleriyle vakit kaybetmek yerine devrime çok daha dolaysız katkılarda bulunmalıydı. Sorun şu ki Bakunin bir Rus yayıncıyla Kapital’i çevirmek üzere 1200 rubleye anlaşmış, aldığı 300 rublelik avansı da çoktan harcamıştı. Neçayev bu işi çözmeyi üzerine aldı; yayıncıya gizli Halkın Adaleti Komitesi adına, Bakunin’i rahat bırakmasını emreden ve bu emri yerine getirmediği takdirde doğacak kötü sonuçlara hazır olmasını bildiren bir tehdit mektubu gönderildi. Bir Rus yahudisi olan yayıncıya bunun boş bir tehdit olmadığını kanıtlamak için öğrenci İvanov’un başına gelenleri anımsatmış olmaları da ihtimal dahilinde.

Siyasi tarih açısından pek de önem taşımayan bu eğlenceli anekdot, Neçayev’in işleri kısa yoldan nasıl çözdüğünü göstermesi bakımından ilginçtir. Muhtemelen bunda yanlış olan bir şey görmüyordu. Aslolan amaçtı ve bu yüce amaca hizmet eden tüm araçlar hoşgörülebilirdi. Bakunin’le birlikte kaleme aldıkları “Devrimcinin El Kitabı”nda, “Devrimci yazgısıyla doğar. Kişisel çıkarları, gönül maceraları, duygu bağları, malı mülkü ve hatta kendine ait bir adı bile yoktur. Tüm varlığı tek bir amaca, düşünceye, tutkuya devrime adanmıştır”, diyordu. “Bir devrimci, polis teşkilatı da dahil olmak üzere bütün kurumlara sızmalıdır. Zengin ve etkili insanları kendine tabi kılarak istismar etmelidir. Sabırları tükensin diye sıradan insanların sefaletlerini iyice ağırlaştırmalı ve onları başkaldırıya tahrik etmelidir.”(23)

Neçayev’in üç yıl kadar süren sürgünü, İsviçre polisinin onu tutuklayarak Rusya’ya iade etmesiyle sona erdi. Rus mülteciler, cinayet suçundan aranan ve ilişki kurduğu herkese yalan söyleyen yurttaşlarına sahip çıkmadılar. Bakunin bile onunla görüşmek istemiyordu artık. Neçayev Petersburg’da çıkarıldığı mahkemeyi protesto etti ve adi bir suçlu olarak yargılanmaya karşı koydu. Öteki mahkûmlarla teması tehlikeli görüldüğünden ölene dek bir hücrede tutulmuş, kürek cezasına gönderilmemiştir. Cezaevinde kimseyle görüştürülmediği halde nöbetçilerden birini ikna ederek dışarıdaki arkadaşlarıyla haberleşmeyi başardığı rivayet edilir. Çar’ı öldürmek için var güçleriyle çalışmaları gerektiğini yazmış onlara.(24) Tutukluluğunun onuncu yılında C vitamini eksikliğine bağlı iskorbüt hastalığından öldüğünde 35 yaşındaydı.

İngiliz tarihçi E.H. Carr, tarihin gördüğü bu “ilk terörist’’in hem çağdaşlarını, hem de ardıllarını etkileyen bir insan olmasına karşın hiçbir şey başaramadığı görüşündedir:

Bir avuç izleyicisi oldu. Bu bir avuç insan da, bir disiplinden çok bir adın büyüsüne kapılmıştı… Neçayev’in varolan düzenin yıkılması gerektiğine olan inancı, ne Herzen’in demokrasiye duyduğu romantik bağlılıktan, ne de Bakunin’in insan doğasına duyduğu romantik saygıdan kaynaklanıyordu. Ona göre bizzat devrimin kendisi, doğruluğunu, haklılığını ve yeterliliğini kendi içinde taşıyan bir öğretiydi… Yalnızca önermekle kalmayıp bizzat uygulamaya geçirdiği görüşleri hiçbir ahlaki değer tanımıyor ve devrimin çıkarları için cinayetten en basit hırsızlığa kadar kendisinin tek yargıcı olduğu her suçu meşru ve övgüye değer buluyordu. Bu kadarıyla kalsa fazla şaşırtıcı olmayabilir. Ama Neçayev bunu mantıksal sonucuna kadar götürdü. İlkelerini yalnızca düşmanlarına değil, arkadaş dediği insanlara da aynı şevkle uyguladı … Kişisel cesareti çılgınlık sınırının ötesindeydi. Onda namussuzluk, palavracılık, kabadayılık ve fanatiklik şaşırtıcı ve aykırı bir tarzda iç içe geçmişti.

Yeşim Dinçer
Ecinniler’in Gölgesinde
Yordam Kitap

Notlar
(6) Turgenyev, Babalar ve Oğullar, çev. Leyla Soykut, İst., İletişim Yay., 2006, s. 279.
(7)Ö.Aydın Süer, X/X. Yüzyıl Rus Edebiyatı Üzerine Yazılar, İst., Evrensel Basım Yayın, 2006, s. 79.
(8)Babalar ve Oğulların Leyla Soykut tarafından yapılan çevirisinde, bu sözün ilk kez Turgenyev tarafından kullanıldığına dair bir not bulunmaktadır (s.32).

Kavramın ilk kez nerede ve hangi bağlamda kullanıldığına dair bilgi için bkz. Derda Küçükalp, Politik Nihilizm, Aktüel Yay., 2005, s. 21-22.

(9)H.Haluk Erdem, “Albert Camusve Nihilizm Problemi”, Özne, Bahar 2007.

(10)D. Küçükalp, Politik Nihilizm, s. 21.

(11)Turgenyev, Babalar ve Oğullar, s. 285.

(12)Taner Timur, “Bazarovlar”ın sınıfsal kökeni hakkında şu bilgiyi veriyor: “Ni­hilist aydınları yaratan sınıfsal nedenler vardır. 1850’lerde Rus toplumu önemli sonuçlara gebe bir evrime uğruyordu. O zamana kadar Rus aydınları sadece aristokrasi içinden çıkarken, lS5O’lerden itibaren burjuvaziden, küçük burju­vaziden, hatta halk sınıflarından da entelektüeller türemeye başlamıştı. ‘Raz- noçintski’ denilen bu zümre ilericilik hevesleri beslediği durumlarda bile sık sık uzlaşmacı davranışlara giren asillere göre çok daha radikaldiler (…) Önce kaba birpozitivizmle kutsal düzenin tüm değerini reddeden bu ‘nihilist’ler, daha son­ra yapıcı bir tutuma yönelmişler ve Rus popülizmini (Narodnik) yaratmışlardı.” (Bkz. Taner Timur, Osmanlı-Türk Romanında Tarih, Toplum ve Kimlik, Ank., tmge Kitabevi Yay., 2002, s. 123-129)

(13)Turgenyev, Babalar ve Oğullar, s. 284.

(14) Age, s. 126-127.

(15)I. Howe, Politics and the Novel, s. 132.

(16)Age, s, 248,

(17)Avrupa’daki siyasi akımları çok yakından izkyen ve buradan yeni bir özgür­lük dalgasının yükseleceğini uman Rus aydınları, 1848 demokratik devim­lerinin başarısızlığından sonra kıtayı saran boğucu atmosferden fazlasıyla etkilenmişlerdi. O kadar ki Avrupa’daki devrim ateşinin söndüğünü gören Herzen, yaşadığı büyük hayal kırıklığını Avrupa’nın ölümünü ilan ederek ifa­de ediyordu.
(18) I. Howe, Politics and the Novel, s. 133.

(19)Isaiah Berlin, Russian Thinkers, Penguin Books, 1994, s. 285-286.

(20)Turgenyev, Babalar ve Oğullar, s. 280.

(21)Pisarev’le ilgili alıntı ve aktarmalar için bkz. Andrzej Walicki, Rus Düşünce Tarihi, çev. Alaeddin Şenel, Ankara, V Yay., 1987, s. 186-190.

(22)Bakunin ile Neçayev’in ilişkileri hakkında bkz. E.H. Carr, Romantik Sürgün­ler, çev. Şamil Beştay, Çiviyazıla rı, 2001, s. 325-346.

(23)<http://en.wikipedia.org/wiki/Nechaev>

(24)Çar 2. Aleksandr, 13 Mart 188l’de, yani Neçayev’in ölümünden bir yıl kadar önce Narodnikler tarafından düzenlenen bombalı bir saldırıda öldürüldü. Fa­kat Narodnaya Volya (Halkın iradesi} adlı bu örgütün Neçayev’le doğrudan bağlantılı olduğunu gösteren bir işaret yoktur.

Ecinniler’in Esin Kaynakları” üzerine bir yorum

  1. Yeşim Dinçer,Ecinniler’in Gölgesinde adlı kitabında düştüğü 24 no’lu not’ta ” ‘Narodnaya Volya ‘(Halkın iradesi) adlı örgütün neçayev ile doğrudan bağlantılı olduğunu gösteren bir işaret yoktur.! ” diye yazmaktadır.Narodnaya Volya örgütünün üyesi olan ve bizzat 2. Alexander’in öldürülme eylemine katıldıktan sonra ölüme mahkum edilen Vera Finger,’Nacht Über Russland,Lebenserinnerung Einer Russischen Revolutıonaerin'( Rowohlt verlag-Yayınevi-) adlı yapıtının .110,112,113,114,115,119 sayfalarındabu ilişkiden bahsetmektedeir. Ayrıca Yine bu konuyla ilgili bazı bilgiler Benim hazırladığım ve ” Issuu,Kapitalizmin Kalesi Dostoyevski ,Yavuz Aközel ” adlı E.Kitap’ta okunabilir.Önemle Neçayev’in gizli örgüt konusundaki kaleme aldığı kitapçığın nasıl örnek alındığı,devrimci örgütlere yaptığı katkılar..!

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Tuhaf bir kadına dair – Elif Kutlu

Leyla Erbil dendiğinde akla ilk gelecek olan onun tuhaflığıdır. Bu tuhaflık onun bir kalıba konulamamasıyla ilgili hiç şüphesiz. Toplumsal cinsiyet...

Kapat