Egoistlerin Unutulmuş Yazarı

Biricik ve Mülkiyeti, Jason McQuinn’in deyimiyle “ideoloji müritlerinin nefret etmeyi sevdiği anarşist” Stirner’in kitabı Selma Türkis Noyan’ın çevirisiyle sonunda Türkçe’ye kazandırıldı. Ülkemizde her ne kadar adı sanı pek bilinmese de – ki bundan Sol Yayınları’nın, aslında Stirner’e bir cevap olarak yazılan Alman İdeolojisi’nin, yalnızca Feuerbach ile ilgili kısmının çevrilip basılmasının da “katkısı” çoktur (neyseki tamamı geçen sene Evrensel Basım Yayın tarafından basılarak Türkçe’ye kazandırıldı) – düşünce tarihinde önemi büyüktür. Marx’ın kitaplarının çoğunda isim verilmeden, bitmek tükenmek bilmeyen bir şakaymış gibi, sürekli saldırdığı bir filozoftur; aynı zamanda Nietzsche üzerinde de etkisinin büyük olduğu söylenir.

Kitap Goethe’nin “Vanitas! Vanitatum Vanitas!” şiiriyle başlıyor, ki bu benim baktığım Almanca ve İngilizce basımlarda yok; sanırım Kaos Yayınları şiiri bilmeyenler için koydu. “Ben meselemi hiçe bıraktım.” dizesi, Stirner’in giriş başlığı ve kitabın can alıcı noktası olduğu için şiirin konmasının iyi olduğunu söyleyebilirim.

Alman İdeolojisi’nin yazılma nedeni olan Genç Hegelciler’den birisi olarak Stirner, on dokuzuncu yüzyılın iki uğrağının (Hegel ve Nietzsche) karşılaşma noktası olarak ele alınabilir. Hegelci kapsayarak aşma (aufhebung) düşüncesini ve negasyonu kullanarak Hegelciliğini ön plana çıkartırken, aufhebungu evrenselliğinden çıkartıp biricik olanın içine sıkıştırarak dünyayı ereksel düşünceden kurtarmaya girişir. Stirner ondokuzuncu yüzyılın halet-i ruhiyesine uyarak etkilendiği isimleri pek anmaz. Bu nedenle üzerindeki etkileri, okurlar ancak dönem hakkındaki bilgileri ışığında okuyabilecektir. 1960lara geldiğimizde Lyotard tarafından ilan edilen “büyük anlatıların sonu” düşüncesinin başlangıç noktalarındandır kitap.

Kitap ilk sayfasından itibaren bizi mevcut her şeye karşı savaşa çağırır. “Tanrısal şeyler Tanrı’nın meselesidir; insani şeyler ise insanın… Benim meselem, ne tanrısaldır ne insanî; hakikât, iyilik, adalet, özgürlük vs. de değildir, sadece ve sadece Benim olandır ve genel olmayıp, tıpkı benim biricik olduğum gibi, o da biriciktir.” diyecektir Stirner ve bizi bu biricik olanın ne olduğunu araştırmaya, meselemizi bu biricik olanın üzerine kurmaya davet edecektir.

Kitap meselesini hiçe bırakan bir Ben üzerine kurulmuştur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bir özneden bahsedilmiyor olmasıdır. Kitap basit bir özne-nesne ikiliğinin dışına taşar. Çünkü nesne gibi karşıda duran (almanca nesne anlamına gelen der Gegenstand karşıda duran anlamındadır) bir “şey” yoktur burada. “Kendi”yi hiçlikle özdeşleştiren Stirner, “Ben boşluk anlamında bir Hiç değilim, Ben yaratıcı bir Hiçim ve bir yaratıcı olarak bu Hiçten, her şeyi kendim yaratıyorum” diyecektir. Yalnızca kendisine ait kılabildiği şeyleri, kendi biricikliği ile birlikte gelen şeyleri biricik yani anlamlı kabul edecektir. Dışında duran hiçbir şey bu biriciğin meselesi olamayacaktır. Kendisi ve yaratımları tarafından sınırlanmış bir algı biçimidir bu.

Stirner’in anarşi fikri de, alışkın olduğumuz devlet-özgürlük karşıtlığının dışındadır. Stirner özgürlüğü de “Özgürler” başlığında dönemin hâkim düşünceleri çerçevesinde ele alarak mâhkum eder. Liberalizm, komünizm ve hümanizmdir burada işlenen “özgürler”; başlık olarak da politik, toplumsal ve insancıl liberalizmi kullanmıştır. Biricik olan kendini ne yasa ile ortaya çıkan liberal özgürlüğe, ne komünizmin mülksüzlerinin özgürlüğüne ne de hümanistlerin “insan”ının özgürlüğüne teslim eder. Çünkü bunların özgürlük dediklerine sahip olanlar ya devlettir, ya toplum ya da insan; “Ben”im burada bu kavramlara kölelikten başka bir gücüm olmayacaktır. Stirner kitabının başında “O hâlde tamamen Bana ait olmayan davalar defolsun gitsin başımdan!” diyerek sözünü söylemiştir aslında. İşte onun anarşi fikri de kitabı boyunca anlattığı egoistin merkezinde gelişir; yani özgücü ile eyleyen ve biricikliği ile arasına mesafe koymaya çalışan her gücü alt etmeye çalışan biriciktir o. Stirner’in anarşi fikri bizi bir ereğe taşıyacak olan birleştirici bir çatı değil, ölümlü tanrıların sahnesi olarak bir deneyim ve yaratı alanıdır. Bir erekten yoksun, yaşamın ciddiyetini bir kahkaha ile ters yüz eden, saygı gibi pasifleştirici fikirler yerine eylemi yerleştiren biricikler olacaktır burada.

Hem yayınevinin hem de çevirmenin kitaba gösterdiği özeni de tebrik etmek gerek. Kitabın 1844 Almanca baskısında hiç dipnot bulunmamaktaydı, 1910 İngilizce baskısının dipnotlarının gerekli gördüklerini koyup, kendi ekledikleriyle beraber okuyanlar için ciddi bir referans noktası oluşturmuşlar. Ayrıca önsözlerden de anlaşılacağı gibi, Stirner hem üslup olarak hem de kavramsal olarak oldukça zor bir filozoftur. Biricik ve Mülkiyeti özellikle felsefe ve siyaset bilimi ile uğraşanların hem o dönemin hem de bugünün tartışmalarını daha kapsamlı bir şekilde okuyabilmelerine olanak sağlayacak bir yapıt. Ayrıca kurumsal veya sürekli yapılara bağlanarak eylem pratiği geliştirmenin dışında; küçük, süreksiz ve geçici birliktelikler kurarak, karar mekanizmalarını kendilerinden başka hiçbir şeye dayandırmayan pratikler yaratma olanağının da kapılarını açan bir yapıttır Biricik ve Mülkiyeti.

Bulut Yavuz
BirGün Kitap Eki, 155.sayı

BİRİCİK VE MÜLKİYETİ, Max Stirner, Çeviri: Selma Türkis Noyan, Kaos Yayınları, 2013.

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe
Melih Pekdemir’in son kitabı – Zafer Köse

İnsanların refahına, yaşam biçimine, varoluşuna yönelik saldırılar kabul edilemez boyutta ve gittikçe artıyor. Ya onursuz kişilikler geliştirip kölelik ortamında yaşamayı...

Kapat